stand - Turkish English Dictionary

stand

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

stand — Definition

Meaning:
durmak, dayanmak
Pronunciation (IPA):
(AmE /stænd/ – BrE /stænd/)
Part of speech:
Düzensiz Fiil: stand (stands – stood – stood - standing)

Meanings of "stand" in Turkish English Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
stand n. ayaklık
I purchased a laptop stand for my desk.
Masam için bir dizüstü bilgisayar ayaklığı satın aldım.

More Sentences
stand v. (teklif) geçerli olmak
If your offer still stands, I'd like to go on a date with you.
Teklifiniz hâlâ geçerliyse, sizinle çıkmak isterim.

More Sentences
stand v. katlanmak
I can't stand this pain.
Bu acıya katlanamıyorum.

More Sentences
stand v. ayakta durmak
What I want to say is that this directive stands or falls by the minimum social provision for victims.
Söylemek istediğim şey, bu direktifin mağdurlar için asgari sosyal hükümlerle ayakta durduğu veya düştüğüdür.

More Sentences
stand v. ayakta dikilmek
Any time he's at a party, he stands in a corner with his drink.
Ne zaman bir partiye gitse, elinde içkisiyle bir köşede ayakta dikilir.

More Sentences
stand v. durmak
You could see the house standing amid pine trees.
Çam ağaçlarının arasında duran evi görebiliyordunuz.

More Sentences
General
stand n. çıkmaz
Three issues stand out, and I would like to mention them.
Üç konu öne çıkmaktadır ve bunlardan bahsetmek istiyorum.

More Sentences
stand n. duruş
The government took a firm stand against xenophobia.
Hükümet yabancı düşmanlığına karşı sağlam bir duruş sergiledi.

More Sentences
stand n. kürsü (konferans, mahkeme)
Layla declined to take the stand.
Layla kürsüye çıkmayı reddetti.

More Sentences
stand n. tutum
If you want to take a stand, cast your vote.
Eğer bir tutum sergilemek istiyorsanız, oyunuzu kullanın.

More Sentences
stand n. tezgah
Tom sells vegetables at a roadside stand.
Tom yol kenarındaki bir tezgahta sebze satıyor.

More Sentences
stand n. durak
The bus stand is right around the corner.
Otobüs durağı hemen köşeyi dönünce.

More Sentences
stand n. stand
Do not compromise your prestige while fulfilling your wood and modular stand needs.
Ahşap ve modüler stand ihtiyaçlarınızı karşılarken prestijinizden ödün vermeyin.

More Sentences
stand n. stant (sergi yeri)
In only a month it is almost impossible to develop and produce an exclusive stand.
Sadece bir ay içinde özel bir stant geliştirmek ve üretmek neredeyse imkansızdır.

More Sentences
stand v. ayağa kalkmak
He stood and stretched his legs.
Ayağa kalkarak bacaklarını uzattı.

More Sentences
stand v. ayakta kalmak
The EU stands or falls according to whether or not a common, effective legal system is established.
AB, ortak ve etkin bir hukuk sisteminin kurulup kurulmamasına göre ayakta kalır ya da yıkılır.

More Sentences
stand v. kalmak
If the candidate countries move in the direction of the EU, then the EU cannot afford to stand still.
Aday ülkeler AB yönünde ilerlerse, AB'nin hareketsiz kalma lüksü yoktur.

More Sentences
stand v. doğrulmak
Tom stood up from his chair.
Tom koltuğundan doğruldu.

More Sentences
stand v. karşı koymak
The time has come for us to stand up.
Karşı koymamızın zamanı geldi.

More Sentences
stand v. bulunmak
Romania now stands at the crossroads.
Romanya şimdi bir yol ayrımında bulunuyor.

More Sentences
stand v. aday olmak
He will stand for Council this year.
Bu yıl konsey için aday olacak.

More Sentences
stand v. dikilmek
When I say, you get over there and stand and wait for that ugly mother.
Söylediğimde, oraya git ve dikilip o çirkin anayı bekle.

More Sentences
stand v. olmak (belirli bir durumda)
This particularly concerns the Structural Funds in which under-utilisation stands at EUR 10.5 billion.
Bu durum özellikle 10.5 milyar Euro'luk eksik kullanımın söz konusu olduğu Yapısal Fonlar için geçerlidir.

More Sentences
stand v. dayanmak
Some plants can't stand direct sunlight.
Bazı bitkiler doğrudan güneş ışığı almaya dayanamaz.

More Sentences
stand v. çekmek
Avoid standing out.
Dikkat çekmemeye çalışın.

More Sentences
stand v. dayamak
Stand the ladder against the wall.
Merdiveni duvara daya.

More Sentences
stand v. tahammül etmek
I can't stand this noise anymore.
Artık bu gürültüye tahammülüm kalmadı.

More Sentences
stand v. desteklemek
We stand ready to use all policy levers to underpin confidence and the recovery.
Güveni ve toparlanmayı desteklemek için tüm politika araçlarını kullanmaya hazırız.

More Sentences
stand v. kalkmak
She stood and walked toward the window.
O kalktı ve pencereye doğru yürüdü.

More Sentences
stand v. ayakta durmak
What I want to say is that this directive stands or falls by the minimum social provision for victims.
Söylemek istediğim şey, bu direktifin mağdurlar için asgari sosyal hükümlerle ayakta durduğu veya düştüğüdür.

More Sentences
stand v. durmak
You could see the house standing amid pine trees.
Çam ağaçlarının arasında duran evi görebiliyordunuz.

More Sentences
stand v. tereddüt etmek
We stand at their side unhesitatingly and express our admiration and our gratitude to them.
Hiç tereddüt etmeden onların yanındayız ve onlara hayranlığımızı ve minnettarlığımızı ifade ediyoruz.

More Sentences
stand v. kenarda durmak
Jack stood aside for Hitomi to enter.
Jack, Hitomi'nin girmesi için kenarda durdu.

More Sentences
stand v. yerine getirmek
For example, as they stand, the Commission's programmes will preclude us from meeting our obligations under Kyoto.
Örneğin, bu haliyle Komisyon'un programları Kyoto kapsamındaki yükümlülüklerimizi yerine getirmemizi engelleyecektir.

More Sentences
stand v. yapmak
It is, therefore, a pleasure to stand in for him today.
Bu nedenle bugün onun yerine görev yapmaktan memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
Technical
stand n. sehpa
Please don't place a vase on this stand.
Lütfen bu sehpanın üzerine vazo koymayın.

More Sentences
stand n. stand
Do not compromise your prestige while fulfilling your wood and modular stand needs.
Ahşap ve modüler stand ihtiyaçlarınızı karşılarken prestijinizden ödün vermeyin.

More Sentences
stand n. tezgah
Tom sells vegetables at a roadside stand.
Tom yol kenarındaki bir tezgahta sebze satıyor.

More Sentences
Gastronomy
stand v. ayakta durmak
What I want to say is that this directive stands or falls by the minimum social provision for victims.
Söylemek istediğim şey, bu direktifin mağdurlar için asgari sosyal hükümlerle ayakta durduğu veya düştüğüdür.

More Sentences
Sport
stand n. duruş
The government took a firm stand against xenophobia.
Hükümet yabancı düşmanlığına karşı sağlam bir duruş sergiledi.

More Sentences
General
stand n. ayak
stand n. işporta
stand n. ormanda yetişen ağaç
stand n. dayanma
stand n. portmanto
stand n. katlanma
stand n. ağaç topluluğu
stand n. iş yeri
stand n. kürsü
stand n. sahne (geçici açık hava sahnesi)
stand n. tribün
stand n. direnme
stand n. yer
stand n. taksi durağı
stand n. dayanak
stand n. oturak
stand n. ayaklı askılık
stand n. bir yerde durma
stand n. bir yerde kalma
stand n. sabit durma
stand n. duraklama
stand n. savunma amaçlı durma
stand n. direnme amaçlı durma
stand n. savunma yapma
stand n. bir firmanın faaliyet gösterdiği/şube açtığı kasaba
stand n. seyyar tezgah
stand n. satış tezgahı
stand n. gazete bayii
stand n. gazete büfesi
stand n. dimdik durma
stand n. dimdik ayakta durma
stand n. (kıyafet) takım
stand n. katlanmış yakanın dik kısmı
stand n. kafa karışıklığı
stand n. şaşkınlık
stand n. mahcubiyet
stand n. rahatsızlık
stand n. aşırılık
stand v. durdurmak
stand v. bir yerde kalmak (su vb)
stand v. olmak (bir yerde)
stand v. olmak
stand v. üstlenmek
stand v. göğüs germek
stand v. uymak
stand v. koymak
stand v. devam etmek
stand v. ihtiyaç duymak
stand v. direnmek
stand v. müsamaha etmek
stand v. durmak (bir yerde)
stand v. yürürlükte kalmak
stand v. dikmek
stand v. çekilmek
stand v. kanıtlamak
stand v. sineye çekmek
stand v. dikelmek
stand v. parasını ödemek (bir şeyin)
stand v. boyunda olmak (bir şeyin)
stand v. -in ağırlığında olmak
stand v. bulunmak (belirli bir durumda)
stand v. ısmarlamak
stand v. katlanmak (birisine)
stand v. şüphe duymak
stand v. çekincesi olmak
stand v. kararsız olmak
stand v. ya herrü ya merrü durumunda olmak
stand v. ya hep ya hiç durumunda olmak
stand v. kazan-kaybet konumunda olmak
stand v. atıl halde durmak
stand v. kullanılmamak
stand v. pasif durumda olmak
stand v. (sıvı) akmamak
stand v. (sıvı) yerinde durmak
stand v. yavaşça birikmek
stand v. yavaş yavaş dolmak
stand v. tutarlı olmak
stand v. mutabık kalmak
stand v. uyum sağlamak
stand v. mutabakat sağlamak
stand v. yazılı olarak var olmak
stand v. somut halde var olmak
stand v. gerçekleştirmek
stand v. (oluşuma) katılmak
Irregular Verb
stand v. stood - stood
Law
stand n. istinad
stand v. istinad etmek
Technical
stand n. aksamkrikosu
stand n. garaj
stand n. hadde ayağı
stand n. park yeri
Breeding
stand n. hara
stand n. damızlık atın ıslah edildiği yer
stand n. at yetiştirilen yer
stand v. (damızlık atı) yetiştirmek
stand v. (damızlık atı) ıslaha uygun hale getirmek
Apiculture
stand n. kovan sehpası
Forestry
stand n. meşcere
stand n. meşçere
Card
stand v. (écarté veya yirmibir oyunu) dağıtılan eli oynamak
stand v. (seven-up oyununda koz olarak) açılan kartı kabul etmek
Archaic
stand n. büyük konteyner
stand n. büyük kutu
stand n. fıçı
stand n. varil
stand n. leğen
stand n. çapçak
stand n. ağzı açık fıçı
stand v. (rüzgar) esmek
stand v. (rüzgar) belirli bir yönden esmek

Meanings of "stand" in English Turkish Dictionary : 3 result(s)

Turkish English
General
stand stand n.
Do not compromise your prestige while fulfilling your wood and modular stand needs.
Ahşap ve modüler stand ihtiyaçlarınızı karşılarken prestijinizden ödün vermeyin.

More Sentences
Technical
stand stand n.
Do not compromise your prestige while fulfilling your wood and modular stand needs.
Ahşap ve modüler stand ihtiyaçlarınızı karşılarken prestijinizden ödün vermeyin.

More Sentences
General
stand stall n.

Meanings of "stand" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
stand up v. ayağa kalkmak
stand up v. kalkmak
General
umbrella stand n. şemsiyelik
taxi stand n. taksi durağı
long stand off n. uzaktan algılama
hat stand n. portmanto
lamp stand n. lambalık
hack stand n. taksi durağı
coat stand n. portmanto
honey stand n. ballık
stand in silence n. saygı duruşu
stand point n. görüş açısı
cart stand n. tekerlekli taşıyıcı
camera stand n. kamera ayağı
witness stand n. tanık kürsüsü
witness stand n. mahkemede tanığın ifade verdiği yer
button stand n. düğme yeri
cart stand n. tekerlekli sehpa
firm stand n. firma standı
stand fee n. stand ücreti
concession stand fee n. stand ücreti
right to stand for election n. seçilme hakkı
where we stand now n. gelinen nokta
cab stand n. taksi durağı
cycle stand n. bisiklet park yeri
flower stand n. çiçek rafı
stand-in n. vekil
stand-by n. destek
stand-by n. güvenilir kimse
stand-down n. ara
stand-by n. yardım
stand-by n. yardımcı
stand-in n. dublör
stand-by n. zemin döşeme
stand-by n. hazır
stand-by n. yedek
stand-in n. benzer
stand-in n. yedek
wash-hand stand n. lavabo
wooden hall stand n. ahşap portmanto
hall stand n. portmanto
stand-in parent n. manevi ebeveyn
stand-in parent n. manevi aile
curio stand with open shelves n. etajer
metal stand n. metal sehpa/ayak
newspaper stand n. gazete büfesi
stand blender n. ayaklı blender/mikser
corner stand n. köşe stand
phone stand n. telefonluk
bedside stand n. komodin
speech stand n. konuşma kürsüsü
bike stand n. bisiklet park yeri
bicycle stand n. bisiklet park yeri
cruet-stand n. şişe altlığı
cake stand n. kek standı
taco stand n. tako büfesi
stand-up reception n. ayaküstü resepsiyon
towel stand n. havluluk
hot dog stand n. seyyar sosisçi
microscope stand n. göz merceği, objektif ve diğer çıkarılabilir optik parçaların dışında kalan gereç
hat stand n. ayaklı askılık
hat stand n. kıyafet askısı
hat stand n. şapkalık
hat stand n. şapka askısı
garden stand n. saksı standı
one-night stand n. tek gecelik ilişki için kalınan yer
one-night stand n. tek gecelik komedi gösterilerinin sergilendiği yer (şehir, kasaba)
covered stand n. (hipodrom, stadyum) üstü kapalı seyirci bölümü
spool stand n. dikiş makinesi çardağı
spool stand n. iplik çardağı
stand [africa] n. parsel
stand [africa] n. belirli büyüklükteki arazi parçası
stand pattism n. aşırı muhafazakarlık
stand-up n. iyi bir şekilde eskime
stand-up n. dirençlilik
stand-off n. uzak durma
stand-up n. randevuya gidememe
stand-up n. metanetlilik
stand-in n. istenen makam
stand-off n. karşı dengeleyen şey
stand-up n. stand up komedyeni
stand-up n. dayanıklılık
stand-up n. kullanılabilecek şekilde eskime
stand-up n. ayak üstü toplantı
stand-off n. uzaklık
stand-off n. açılır merdivenin en üst noktasını yüzeyden uzaklaştıran dayanak
stand-off n. nötrleyen şey
stand-up n. dik duran şey
stand-up n. tek kişilik komedi gösterisi
stand-up n. stand up gösterisi
stand-up n. tek kişilik komedi sanatçısı
stand-in n. istenilen konum
stand-off n. (maçta) beraberlik
stand-up n. destek
stand-in n. yüksek makam
stand-in n. tercih edilen makam
stand-off n. mesafe koyma
stand-up n. sözünü tutamama
stand-up n. ayaklı reklam panosu
stand-off n. yalnızlık
stand-up n. stand up sanatçısı
stand-in n. yedek oyuncu
stand up v. taraftarı olmak
stand over v. sonraya bırakmak
stand bail for v. sanığa kefil olmak
stand idle v. kullanılmamak (makine)
stand on its hind legs v. tetikte beklemek
stand off v. denize açılmak
stand still v. hareket etmemek
stand around idly v. avara durmak
stand behind v. birinin arkasında durmak
stand on one's own feet v. kendi yağıyla kavrulmak
stand behind v. bütünüyle desteklemek (birini)
stand over v. uzatmak
stand by v. terketmemek
stand in v. yerini almak
stand out v. karşı koymak
stand on v. dayanmak
stand up to v. karşı gelmek (birine)
stand on one's own two feet v. kendi yağıyla kavrulmak
stand firm v. pes etmemek
stand firm v. geri çekilmemek
stand upon v. dayanmak
stand at attention v. vaziyet almak
not to be able to stand v. ayakta duramamak
make somebody's hair stand on end v. tüylerini ürpertmek
stand by v. sağlamak
stand in v. katılmak
stand down v. bulunduğu makama bir daha aday olmamak
stand aside v. açık durmak
stand at attention v. esas duruşta olmak
stand upon v. kalkmak
stand out v. ayrılaşmak
stand out v. direnmek
stand surety v. kefil olmak
stand on one's own legs v. kimseye muhtaç olmamak
stand for v. yerine geçmek
stand for v. temsil etmek
stand for v. savunucusu olmak (bir fikirin)
take a stand v. bir görüşü benimseyip savunmak
stand by one's word v. sözünden dönmemek
stand on its hind legs v. susta durmak (köpek)
stand out v. çıkıntı yapmak
stand in silent homage v. saygı duruşunda bulunmak
stand aside v. savulmak
stand by v. destek olmak
stand up for v. desteklemek
stand down v. adaylıktan çekilmek
stand someone a drink v. birisine içki ısmarlamak
stand firm v. ödün vermemek