avantaj - Turco Inglés Diccionario

avantaj

Significados de "avantaj" en diccionario inglés turco : 46 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
avantaj advantage n.
Knowing a second language is always an advantage in job applications.
İkinci bir dil bilmek iş başvurularında her zaman bir avantajdır.

More Sentences
General
avantaj advance n.
Writers such as novelists and poets don't seem to benefit much from the advance of science.
Romancılar ve şairler gibi yazarlar bilimin avantajından çok fazla yararlanıyor gibi görünmüyorlar.

More Sentences
avantaj perk n.
Free VPNs can offer you all of the perks in the world.
Ücretsiz VPN'ler size dünyadaki tüm avantajları sunabilir.

More Sentences
avantaj odds n.
The odds are in his favor.
Avantajlar ondan yana.

More Sentences
avantaj benefit n.
Tax benefits are in any case not a very good incentive.
Vergi avantajları her halükarda çok iyi bir teşvik değildir.

More Sentences
avantaj advantage n.
Knowing a second language is always an advantage in job applications.
İkinci bir dil bilmek iş başvurularında her zaman bir avantajdır.

More Sentences
avantaj head start n.
Tom gave me a head start.
Tom bana avantaj sağladı.

More Sentences
avantaj edge n.
Knowing a third language will give your an edge over other candidates.
Üçüncü bir dil bilmek size diğer adaylar karşısında avantaj sağlayacaktır.

More Sentences
avantaj upside n.
What's the upside to that?
Bunun avantajı nedir?

More Sentences
avantaj plus n.
According to her doctor, her strong personality is a big plus.
Doktoruna göre, sağlam karakteri onun için bir avantaj.

More Sentences
Trade/Economic
avantaj advantage n.
Knowing a second language is always an advantage in job applications.
İkinci bir dil bilmek iş başvurularında her zaman bir avantajdır.

More Sentences
Sport
avantaj head start n.
Tom gave me a head start.
Tom bana avantaj sağladı.

More Sentences
avantaj advantage n.
Knowing a second language is always an advantage in job applications.
İkinci bir dil bilmek iş başvurularında her zaman bir avantajdır.

More Sentences
General
avantaj start n.
avantaj whip hand n.
avantaj avail n.
avantaj vantage n.
avantaj virtue n.
avantaj account n.
avantaj account n.
avantaj availment n.
avantaj sake n.
avantaj better n.
avantaj weather gauge n.
avantaj hank [dialect] n.
avantaj milage n.
avantaj mileage n.
avantaj overhand [dialect] n.
avantaj overhand n.
avantaj running start n.
avantaj favor n.
avantaj favour n.
avantaj pull n.
avantaj cutting-edge n.
avantaj asset N.
Colloquial
avantaj jump n.
avantaj percentage n.
avantaj leg up n.
Idioms
avantaj a cutting edge n.
avantaj winning edge n.
Trade/Economic
avantaj competitive edge n.
Archaic
avantaj behoof n.
avantaj emolument n.
avantaj boot n.
avantaj commodity n.
avantaj forehand n.

Significados de "avantaj" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
haksız avantaj unfair advantage n.
başlangıçta elde edilen avantaj an advantage gained at the beginning n.
(konumsal) avantaj leverage n.
avantaj olarak kullanılacak bir şey an ace up your sleeve n.
avantaj elde etmek için geciktirme temporizing n.
bir yarışmada diğerlerine göre avantaj sağlayan pozisyon the inside track n.
kuralları manipüle ederek elde edilen avantaj loaded dice n.
avantaj sağlamak için manevra yapma musical chairs n.
özel avantaj by-interest n.
özel avantaj by-respect n.
tesadüfi avantaj obvention [obsolete] n.
bir yarışmacının diğerine göre sahip olduğuna karar verilen avantaj odds n.
avantaj sağlayan şey offset n.
küçük avantaj inch n.
belirli bir avantaj veya fayda good n.
uyanıklık, beceri ile elde edilen avantaj the draw n.
güç veya maddi avantaj arzusuyla gelen manevi veya entelektüel tatminsizlik faustianism n.
avantaj durumu position n.
avantaj noktası position n.
tartışmasız avantaj deadwood n.
rakibe karşı elde edilen ilk avantaj first blood n.
başta elde edilen avantaj flying start n.
birine sağlanan avantaj preference n.
algılanan göreceli avantaj perceived relative advantage n.
avantaj sağlamak (birisine karşı) get the whip hand of v.
avantaj birine geçmek gain the upper hand v.
avantaj yakalamak catch an advantage v.
büyük avantaj sağlamak have the upper hand v.
avantaj sağlamak (birisine karşı) have the whip hand of v.
avantaj kullanmak use one's advantage v.
-e karşı avantaj elde etmek gain an advantage over v.
avantaj sağlamak have the advantage v.
avantaj elde etmek take advantage v.
avantaj sağlamak provide an advantage v.
büyük avantaj sağlamak get the upper hand v.
büyük avantaj sağlamak gain the upper hand v.
avantaj birinde olmak gain the upper hand v.
avantaj sağlamak provide advantage v.
avantaj sağlamak gain advantage v.
avantaj elde etmek have the edge on v.
avantaj sağlamak have the edge on v.
avantaj elde etmek get the edge on v.
avantaj sağlamak get the edge on v.
avantaj sunmak bring somebody an advantage v.
avantaj sunmak give somebody an advantage v.
avantaj sunmak offer advantage v.
avantaj yaratmak bring advantage v.
avantaj yaratmak give advantage v.
avantaj yaratmak offer advantage v.
avantaj vermek bring advantage v.
avantaj vermek give advantage v.
avantaj vermek give a head start v.
avantaj vermek offer advantage v.
avantaj yaratmak create advantage v.
birine karşı avantaj sağlamak have an advantage over somebody v.
birine karşı avantaj sağlamak have an edge over somebody v.
avantaj getirmek bring advantage v.
avantaj elde etmek/sağlamak gain leverage v.
birisine avantaj sağlamak one-up v.
avantaj sağlamak give place v.
avantaj elde etmek entrap v.
avantaj sağlamak better v.
haksız bir şekilde avantaj elde etmek queue-jump v.
avantaj elde etmek have v.
(rakip takımın) avantaj kazanmasını engellemek hold v.
avantaj olarak tutmak hold v.
avantaj elde etmeye çalışmak overplay v.
(avantaj) üzerine inşa etmek press home v.
avantaj sağlamak spot v.
avantaj verilmiş advantaged adj.
(siyasi avantaj elde etmek için) detaylı plan ve entrikalar ile karakterize olan byzantine adj.
hamiline avantaj sunan resmi makamlara ait veya ilgili prebendary adj.
kişisel avantaj yaratacak şekilde conveniently adv.
taktiksel avantaj sağlamak için manevra yapma anlamına gelen bir son ek -manship suf.
Phrasals
handikaplı olarak yarışarak karşıdakine avantaj vermek give away v.
(bir şeyi yapmak) avantaj sağlamak pay to (do something) v.
(birine/bir şeye) karşı bir avantaj elde etmek score off (someone or something) v.
Phrases
(birine/bir şeye) avantaj sağlama the better of (someone or something) n.
(birine/bir şeye) avantaj sağlama better of someone n.
Colloquial
piyasadaki gelişmelere hızlı biçimde cevap vererek avantaj elde etme beating the gun n.
büyük avantaj fat city n.
(birine) karşı avantaj leg up on (one) n.
-e karşı avantaj leg up on n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj kazanmak have one up on (someone or something) v.
(birine/bir şeye) karşı avantaj elde etmek have one up on (someone or something) v.
(birine) karşı avantaj sahibi olmak have (something) on (one) v.
(birine) karşı bir avantaj sahibi olmak have (something) on (one) v.
birine avantaj vermek spot someone (something) v.
birine avantaj vermek spot someone  (something) v.
birine avantaj tanımak spot someone (something) v.
birine avantaj tanımak spot someone  (something) v.
avantaj elde etmek/kazanmak have (one) up v.
yapmak avantaj sağlamak pay to do v.
avantaj elde etmiş one-up adj.
Idioms
avantaj ve dezavantajlar the pros and con n.
avantaj sağlayacak koz a trump card n.
avantaj yaratan/sağlayan konum/görev a bully pulpit n.
anneler için avantaj ve dezavantajları olan bir çalışma planı mommy track n.
avantaj sağlayan başarı a calling card [us] n.
avantaj sağlayacak koz a trump card n.
avantaj sağlayacak koz your trump card n.
(birinin) elindeki avantaj ace up (one's) sleeve n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj the edge on (someone or something) n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj the edge over (someone or something) n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj an edge over (someone or something) n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj an edge on (someone or something) n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj an advantage over (someone or something) n.
(birine/bir şeye) karşı avantaj the advantage over (someone or something) n.
avantaj sağlayan konum/görev bully pulpit n.
avantaj kazanmak get the edge over v.
avantaj kazanmak have the edge over v.
avantaj kazanmak get an edge over v.
avantaj kazanmak have an edge over v.
avantaj sağlayacak şekilde davranmak confer a benefit v.
rakibine avantaj sağlayacak bir şey yapmak play into someone's hands v.
erken davranarak avantaj sağlamak steal a march on v.
iki zıt grubun mücadelesinden avantaj devşirmek play both ends against the middle v.
rakibine avantaj sağlayacak bir şey yapmak play into the hands of somebody v.
rakibine avantaj sağlayacak bir şey yapmak play into somebody's hands v.
avantaj yitirmek lose ground v.
birinden önce davranıp avantaj kazanmak steal a march on somebody v.
avantaj sağlamak get the start v.
avantaj elde etmek gain ground v.
(birine/bir şeye) avantaj sağlamak have the better of (someone or something) v.
avantaj/üstünlük elde etmek get the bulge on (someone or something) v.
(başkasına karşı birine) haksız kazanç veya avantaj sağlamak stack the cards in the favor of (someone or something) v.
düzen veya avantaj (başkasına göre birinden) yana olmak stack the cards in the favor of (someone or something) v.
(avantaj sağlamak için bir şey) ayrımcılığı meselesini ortaya sürmek play the (something) card v.
(avantaj sağlamak için) cinsiyet ayrımcılığı meselesini ortaya sürmek play the gender card v.
(birine veya bir şeye karşı) avantaj sağlamak have the advantage over (someone or something) v.
(birine veya bir şeye karşı) avantaj sağlamak get the advantage over (someone or something) v.
(birine/bir şeye karşı) bir avantaj elde etmek/avantajlı duruma geçmek have the drop on (someone or something) v.
(birine/bir şeye karşı) bir avantaj elde etmek/avantajlı duruma geçmek get the drop on (someone or something) v.
avantaj sağlamak/elde etmek have the drop on v.
(birine diğerine göre) avantaj sağlamak/vermek give (one) an edge on (someone or something) v.
(birine diğerine göre) avantaj sağlamak/vermek give (one) the edge on (someone or something) v.
kuralları/düzenlemeleri çiğneyerek avantaj elde etmek play with loaded dice v.
hileyle avantaj kazanmak play with loaded dice v.
(birine) karşı avantaj kazanmak get a leg up on (someone) v.
(birine/bir şeye) karşı avantaj kazanmak get one up on (someone or something) v.
(birine/bir şeye) karşı avantaj elde etmek get one up on (someone or something) v.
(birine) (bir şeye/birine) karşı avantaj sağlamak give (one) the inside track v.
(birine başka birine karşı) avantaj/üstünlük kazandırmak give (one) the jump on (someone or something) v.
(birine başka birine karşı) avantaj/üstünlük kazandırmak give (one) a jump on (someone or something) v.
avantaj dezavantajlarını tartmak weigh (something) in the balance v.
avantaj sağlayacak bir şeyi olmak have something on your side v.
(birine/bir şeye) karşı avantaj sağlamak have the wood on (someone or something) [australia/new zealand] v.
'-e karşı avantaj sağlamak have the wood on [australia/new zealand] v.
erken davranarak (birine/bir şeye) karşı avantaj sağlamak steal the march upon (someone or something) v.
(birine/bir şeye) karşı beklenmedik bir avantaj elde etmek steal a march over (someone or something) v.