lie - Turco Inglés Diccionario

lie

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

lie — Definition

Significado:
yalan söylemek, uzanmak
Pronunciación (IPA):
(AmE /laɪ/ – BrE /laɪ/)
Categoría gramatical:
Düzensiz Fiil: lie (lies – lied – lying); Düzensiz Fiil: lie (lies – lay – lain)
Antónimos:
tell the truth, stand

Significados de "lie" en diccionario turco inglés : 65 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
lie n. yalan
She was sick and tired of all his lies.
Onun yalanlarından bıkmıştı.

More Sentences
lie v. yatmak
What are you doing lying on the floor?
Yerde yatmış ne yapıyorsun orada?

More Sentences
lie v. uzanmak
My head is spinning; I should lie down.
Başım dönüyor; uzanmam gerek.

More Sentences
lie v. yalan söylemek
The camera never lies, but filters can!
Kamera asla yalan söylemez, ama filtreler söyleyebilir!

More Sentences
lie n. palavra
General
lie n. yalan
She was sick and tired of all his lies.
Onun yalanlarından bıkmıştı.

More Sentences
lie v. durmak
Have you seen my keys lying around somewhere?
Anahtarlarımı bir yerlerde dururken gördün mü?

More Sentences
lie v. yalan konuşmak
Tom accused Mary of lying through her teeth.
Tom Mary'yi külliyen yalan konuşmakla suçladı.

More Sentences
lie v. olmak
We believe that responsibility for Danish security lies first and foremost with NATO.
Danimarka'nın güvenliğine ilişkin sorumluluğun her şeyden önce NATO'ya ait olduğuna inanıyoruz.

More Sentences
lie v. yalan söylemek
The camera never lies, but filters can!
Kamera asla yalan söylemez, ama filtreler söyleyebilir!

More Sentences
lie v. düşmek
The island lies to the west of Japan.
Ada Japonya'nın batısına düşüyor.

More Sentences
lie v. kalmak
That lies upon their conscience.
Bu onların vicdanına kalmış.

More Sentences
lie v. atmak
In particular, it would make sense to set up an investment agency that could lay the financial foundations for this.
Özellikle de bunun için mali temelleri atabilecek bir yatırım ajansının kurulması mantıklı olacaktır.

More Sentences
lie v. bulunmak
Before us lies now the important task to ensure that the new provisions have full effect in practice.
Şimdi önümüzde yeni hükümlerin uygulamada tam olarak yürürlüğe girmesini sağlamak gibi önemli bir görev bulunmaktadır.

More Sentences
lie v. uzanmak
My head is spinning; I should lie down.
Başım dönüyor; uzanmam gerek.

More Sentences
lie v. durmak
Have you seen my keys lying around somewhere?
Anahtarlarımı bir yerlerde dururken gördün mü?

More Sentences
lie v. bulunmak
Before us lies now the important task to ensure that the new provisions have full effect in practice.
Şimdi önümüzde yeni hükümlerin uygulamada tam olarak yürürlüğe girmesini sağlamak gibi önemli bir görev bulunmaktadır.

More Sentences
lie v. olmak
We believe that responsibility for Danish security lies first and foremost with NATO.
Danimarka'nın güvenliğine ilişkin sorumluluğun her şeyden önce NATO'ya ait olduğuna inanıyoruz.

More Sentences
lie v. kalmak
That lies upon their conscience.
Bu onların vicdanına kalmış.

More Sentences
lie v. yer almak
Istanbul lies between Tekirdağ and İzmit.
İstanbul, Tekirdağ ile İzmit arasında yer alır.

More Sentences
lie v. (açık) durmak
The report lay open on my desk.
Rapor masamın üzerinde açık duruyordu.

More Sentences
lie v. de/de
Most of the fault lies with the local authority.
Kabahatin çoğu yerel yönetimde.

More Sentences
Technical
lie v. yatmak
What are you doing lying on the floor?
Yerde yatmış ne yapıyorsun orada?

More Sentences
lie v. uzanmak
My head is spinning; I should lie down.
Başım dönüyor; uzanmam gerek.

More Sentences
General
lie n. düzen
lie n. maval
lie n. kıtır
lie n. masal
lie n. mevki
lie n. balon
lie n. yatış
lie n. ığrıp
lie n. durum
lie n. aldatma
lie n. duruş
lie n. atmasyon
lie n. konum
lie n. hile
lie n. düzenbazlık
lie n. yalancılık
lie n. yalan söyleme
lie n. yatma
lie n. uzanma
lie n. yatış
lie n. uzanış
lie n. in
lie n. yuva
lie v. kıtır atmak
lie v. yalan atmak
lie v. kandırmak
lie v. mideye oturmak
lie v. aldatmak
lie v. yerleşmek
lie v. yönelmek
lie v. belli bir yönde olmak
lie v. caiz olmak
lie v. gecelemek
lie v. geceyi geçirmek
lie v. -den kaynaklanmak
lie v. gelecekte olmak
Irregular Verb
lie v. lied - lied
lie v. lay - lain
Colloquial
lie n. kolpa
Slang
lie v. katakofti atmak
lie v. pencüdü atmak

Significados de "lie" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
lie down v. yatmak
lie down v. uzanmak
General
lie algebra n. lie cebiri
white lie n. zararsız yalan
lie group n. lie grubu
lie algebras n. lie cebirleri
white lie n. masum yalan
a white lie n. beyaz yalan
lie detector n. yalan makinesi
the lie of the land n. arazinin dış görünümü
the lie of the land n. arazinin engebeleri
lie groups n. lie grupları
a white lie n. zararsız yalan
white lie n. pembe yalan
lie-down n. şekerleme
lie-in n. (protesto amacıyla yapılan) yatma eylemi
lie-down n. kestirme
big lie n. büyük yalan
monstrous lie n. kuyruklu yalan
big lie n. kuyruklu yalan
great lie n. büyük yalan
great lie n. kuyruklu yalan
monstrous lie n. büyük yalan
massive lie n. kocaman yalan
half-lie n. yalan yanlış şey
half-lie n. tam olarak doğru olmayan şey
blatant lie n. bariz yalan
blatant lie n. düpedüz yalan
lie down on the job v. işi savsaklamak
lie face downwards v. yüzükoyun yatmak
live a lie v. sahte hayat geçirmek
lie behind v. ardında gizli olmak
lie off v. ara vermek
lie behind v. yol açmak
lie behind v. altında yatmak
lie fallow v. boş kalmak
lie like a trooper v. çok yalan söylemek
lie one's way out of something v. yalan söyleyerek bir işten sıyrılıvermek
give the lie to something v. birşeyin doğru olmadığını ispatlamak
lie low v. ortalıkta görünmemek
lie lateral to something v. yanında bulunmak
lie on one's back v. sırtüstü yatmak
lie in ruins v. mahvolmak
lie behind v. ardında yatmak
lie on one's back v. sırt üstü yatmak
live a lie v. hayatını yalan üzerine kurmak
lie on one's back v. arka üstü yatmak
lie up v. yatmak
lie heavy on the stomach v. mideye oturmak
give the lie to v. yalanlamak
lie in ambush v. pusuya yatmak
lie back v. dinlenmek
lie in ruins v. harap olmak
lie back v. sırt üstü yatmak
lie ahead v. başına gelmek
lie at full length v. serilmek
lie low v. saklanmak
lie under oath v. yeminliyken yalan söylemek
lie up v. saklanmak
lie low v. gizlenmek
lie over v. sarkmak
lie in wait for v. pusuya yatmak
lie back v. sırtüstü yatmak
lie on v. yatmak
lie up v. dinlenmek
lie sick v. hasta yatmak
lie low v. göze batmamaya çalışmak
tell a lie v. yalan söylemek
tell a lie v. yalan atmak
lie in one's teeth v. korkunç yalanlar söylemek
lie through one's teeth v. külliyen yalan söylemek
give the lie to v. yanlış olduğunu göstermek
give the lie to v. yalancılıkla suçlamak
lie heavy on somebody v. yüklenmek
lie under the sod v. mezarda yatmak
(one's lie) be exposed v. yalanı ortaya çıkarılmak
(one's lie) expose v. yalanı ortaya çıkmak
lie idle v. atıl durmak
lie down under blue sky v. masmavi gökyüzünün altında uzanıp yatmak
lie down the bed v. yatağa uzanmak
lie outside the scope of something v. kapsamı dışında olmak
lie behind v. temelinde yatmak
lie back on pillow v. yastığa yaslanmak
lie back on pillow v. sırtını yastığa yaslamak
lie on the bed v. yatağa uzanmak
lie in the bed v. yatağa uzanmak
lie beyond the scope of something v. kapsamı dışında olmak
lie helpless v. aciz duruma düşmek
live a lie v. bir yalanı yaşamak
lie snug v. gizli kalmak
lie about someone v. biri hakkında yalan söylemek
lie about v. tembellik etmek
lie about v. aylaklık etmek
lie over v. ertelenmek
lie behind v. arkasında gizli olmak
lie behind v. nedeni olmak
reveal a lie v. bir yalanı ortaya çıkarmak
lie in a pool of blood v. kanlar içinde yerde yatmak
be based on a lie v. yalana dayanmak
lie on the beach v. sahile uzanmak
lie in wait v. pusu kurmak
lie on the sofa v. kanepeye uzanmak
lie on the sofa v. kanepede uzanmak
lie to oneself v. kendini kandırmak
lie to oneself v. kendine yalan söylemek
continue to lie v. yalan söylemeye devam etmek
lie in wait v. pusuda beklemek
lie in wait v. pusuya yatmak
lie fallow v. nadasa bırakılmak
tell a white lie v. beyaz yalan söylemek
invent a lie v. bir yalan uydurmak
lie still v. kımıldamadan uzanmak
lie still v. hareketsiz yatmak
lie flat v. düz yatmak
lie flat v. sırt üstü uzanmak
lie awake v. uzanmak
lie awake v. (dinlenmek amacıyla) uzanmak
lie dormant v. uykuda bekletmek
lie dormant v. kış uykusuna yatmak
lie dormant v. uykuda beklemek
disprove a lie v. yalanı çürütmek
refute a lie v. yalanı çürütmek
not tell a lie v. yalan söylememek
not lie v. yalan söylememek
lie down on the grass v. çime uzanmak
lie down on the grass v. çimene uzanmak
lie down on the grass v. çimlere uzanmak
fault lie with v. kusurun sorumlusu olmak
lie sprawled out v. iki seksen uzanmak
lie sprawled v. iki seksen uzanmak
lie on the oars v. (kürek) çekmeyi kesmek
lie on one's oars v. (kürek) çekmeyi kesmek
lie with v. (yetki/sorumluluk bir kimseye) ait olmak
lie in state v. gömülmeden önce halka açık bir yerde sergilenmek
lie right between v. tam ortasında yer almak
is that a lie? interj. yalan mı?
is that a lie? interj. yalan mı yani?
Phrasals
lie around/about n. eşyaların etrafta/orada burada dağınık biçimde olması
lie down v. boylu boyunca uzanmak
lie down v. sere serpe yatmak
lie down v. boylu boyunca yatmak
lie down v. serilip yatmak
lie with v. sevişmek
lie with v. cinsel ilişkiye girmek
lie ahead of v. kendisini beklemek
lie ahead v. kendisini beklemek
lie ahead of v. önünde uzanmak
lie ahead v. önünde uzanmak
lie before v. kendisini beklemek
lie before v. önünde uzanmak