| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | lie n. | yalan | ||
|
She was sick and tired of all his lies. Onun yalanlarından bıkmıştı. More Sentences |
||||
| Common Usage | lie v. | yatmak | ||
|
What are you doing lying on the floor? Yerde yatmış ne yapıyorsun orada? More Sentences |
||||
| Common Usage | lie v. | uzanmak | ||
|
My head is spinning; I should lie down. Başım dönüyor; uzanmam gerek. More Sentences |
||||
| Common Usage | lie v. | yalan söylemek | ||
|
The camera never lies, but filters can! Kamera asla yalan söylemez, ama filtreler söyleyebilir! More Sentences |
||||
| Common Usage | lie n. | palavra | ||
| General | ||||
| General | lie n. | yalan | ||
|
She was sick and tired of all his lies. Onun yalanlarından bıkmıştı. More Sentences |
||||
| General | lie v. | durmak | ||
|
Have you seen my keys lying around somewhere? Anahtarlarımı bir yerlerde dururken gördün mü? More Sentences |
||||
| General | lie v. | yalan konuşmak | ||
|
Tom accused Mary of lying through her teeth. Tom Mary'yi külliyen yalan konuşmakla suçladı. More Sentences |
||||
| General | lie v. | olmak | ||
|
We believe that responsibility for Danish security lies first and foremost with NATO. Danimarka'nın güvenliğine ilişkin sorumluluğun her şeyden önce NATO'ya ait olduğuna inanıyoruz. More Sentences |
||||
| General | lie v. | yalan söylemek | ||
|
The camera never lies, but filters can! Kamera asla yalan söylemez, ama filtreler söyleyebilir! More Sentences |
||||
| General | lie v. | düşmek | ||
|
The island lies to the west of Japan. Ada Japonya'nın batısına düşüyor. More Sentences |
||||
| General | lie v. | kalmak | ||
|
That lies upon their conscience. Bu onların vicdanına kalmış. More Sentences |
||||
| General | lie v. | atmak | ||
|
In particular, it would make sense to set up an investment agency that could lay the financial foundations for this. Özellikle de bunun için mali temelleri atabilecek bir yatırım ajansının kurulması mantıklı olacaktır. More Sentences |
||||
| General | lie v. | bulunmak | ||
|
Before us lies now the important task to ensure that the new provisions have full effect in practice. Şimdi önümüzde yeni hükümlerin uygulamada tam olarak yürürlüğe girmesini sağlamak gibi önemli bir görev bulunmaktadır. More Sentences |
||||
| General | lie v. | uzanmak | ||
|
My head is spinning; I should lie down. Başım dönüyor; uzanmam gerek. More Sentences |
||||
| General | lie v. | durmak | ||
|
Have you seen my keys lying around somewhere? Anahtarlarımı bir yerlerde dururken gördün mü? More Sentences |
||||
| General | lie v. | bulunmak | ||
|
Before us lies now the important task to ensure that the new provisions have full effect in practice. Şimdi önümüzde yeni hükümlerin uygulamada tam olarak yürürlüğe girmesini sağlamak gibi önemli bir görev bulunmaktadır. More Sentences |
||||
| General | lie v. | olmak | ||
|
We believe that responsibility for Danish security lies first and foremost with NATO. Danimarka'nın güvenliğine ilişkin sorumluluğun her şeyden önce NATO'ya ait olduğuna inanıyoruz. More Sentences |
||||
| General | lie v. | kalmak | ||
|
That lies upon their conscience. Bu onların vicdanına kalmış. More Sentences |
||||
| General | lie v. | yer almak | ||
|
Istanbul lies between Tekirdağ and İzmit. İstanbul, Tekirdağ ile İzmit arasında yer alır. More Sentences |
||||
| General | lie v. | (açık) durmak | ||
|
The report lay open on my desk. Rapor masamın üzerinde açık duruyordu. More Sentences |
||||
| General | lie v. | de/de | ||
|
Most of the fault lies with the local authority. Kabahatin çoğu yerel yönetimde. More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | lie v. | yatmak | ||
|
What are you doing lying on the floor? Yerde yatmış ne yapıyorsun orada? More Sentences |
||||
| Technical | lie v. | uzanmak | ||
|
My head is spinning; I should lie down. Başım dönüyor; uzanmam gerek. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | lie n. | düzen | ||
| General | lie n. | maval | ||
| General | lie n. | kıtır | ||
| General | lie n. | masal | ||
| General | lie n. | mevki | ||
| General | lie n. | balon | ||
| General | lie n. | yatış | ||
| General | lie n. | ığrıp | ||
| General | lie n. | durum | ||
| General | lie n. | aldatma | ||
| General | lie n. | duruş | ||
| General | lie n. | atmasyon | ||
| General | lie n. | konum | ||
| General | lie n. | hile | ||
| General | lie n. | düzenbazlık | ||
| General | lie n. | yalancılık | ||
| General | lie n. | yalan söyleme | ||
| General | lie n. | yatma | ||
| General | lie n. | uzanma | ||
| General | lie n. | yatış | ||
| General | lie n. | uzanış | ||
| General | lie n. | in | ||
| General | lie n. | yuva | ||
| General | lie v. | kıtır atmak | ||
| General | lie v. | yalan atmak | ||
| General | lie v. | kandırmak | ||
| General | lie v. | mideye oturmak | ||
| General | lie v. | aldatmak | ||
| General | lie v. | yerleşmek | ||
| General | lie v. | yönelmek | ||
| General | lie v. | belli bir yönde olmak | ||
| General | lie v. | caiz olmak | ||
| General | lie v. | gecelemek | ||
| General | lie v. | geceyi geçirmek | ||
| General | lie v. | -den kaynaklanmak | ||
| General | lie v. | gelecekte olmak | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | lie v. | lied - lied | ||
| Irregular Verb | lie v. | lay - lain | ||
| Colloquial | ||||
| Colloquial | lie n. | kolpa | ||
| Slang | ||||
| Slang | lie v. | katakofti atmak | ||
| Slang | lie v. | pencüdü atmak | ||