stilled - Turco Inglés Diccionario

stilled

stilled — Definition

Significado:
hâlâ, durgun
Pronunciación (IPA):
(AmE /stɪl/ – BrE /stɪl/)
Categoría gramatical:
Zarf/Sıfat: still

Significados de "stilled" en diccionario turco inglés : 129 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
still adj. durgun
The forest was very still.
Orman çok durgundu.

More Sentences
still adj. hareketsiz
If the candidate countries move in the direction of the EU, then the EU cannot afford to stand still.
Aday ülkeler AB yönünde ilerlerse, AB'nin hareketsiz kalma lüksü yoktur.

More Sentences
still adv. yine de
This has already been illegal in the past but this discrimination must still be absolutely prevented.
Bu durum geçmişte zaten yasa dışı idi ancak yine de bu ayrımcılığın mutlaka önlenmesi gerekmektedir.

More Sentences
still adv. hala
Our prayers are with those who are still alive but remain in peril.
Dualarımız hala hayatta olan ancak tehlikede olanlarla.

More Sentences
General
still n. fotoğraf
We printed most of the stills from the movie set.
Film setindeki fotoğrafların çoğunu bastık.

More Sentences
still n. imbik
I bought a still so I can make my own vodka.
Kendi votkamı yapabilmek için bir imbik aldım.

More Sentences
still n. sakinlik
I kept still and said nothing.
Hiçbir şey söylemeyip sakinliğimi korudum.

More Sentences
still v. yatışmak
Her doubt was stilled after we showed her the video.
Biz ona videoyu gösterdikten sonra şüpheleri yatıştı.

More Sentences
still v. (rüzgâr) kesilmek
The wind stilled, and the sun came out.
Rüzgar kesildi ve güneş çıktı.

More Sentences
still v. susmak
The children stilled when the principal walked in.
Müdür içeri girdiğinde çocuklar sustu.

More Sentences
still adj. sabit
Keep your hands still.
Ellerini sabit tut.

More Sentences
still adj. sessiz
The forest seemed completely still.
Orman bütünüyle sessiz görünüyordu.

More Sentences
still adj. ölü
Tom lay perfectly still.
Tom ölü gibi yatıyordu.

More Sentences
still adj. durgun
The forest was very still.
Orman çok durgundu.

More Sentences
still adj. sakin
The evening before the wedding, Mary was still calm as a cucumber.
Düğünden önceki akşam Mary hâlâ bir salatalık kadar sakindi.

More Sentences
still adj. durgun
The forest was very still.
Orman çok durgundu.

More Sentences
still adj. kıpırdamadan
Keep still while I braid your hair.
Ben saçını örerken kıpırdamadan dur.

More Sentences
still adj. rüzgârsız
It was a hot, still day without a cloud in sight.
Görünürde tek bir bulutun bile olmadığı sıcak ve rüzgârsız bir gündü.

More Sentences
still adj. normal su
Would you like your water to be still or sparkling, Sir?
Normal su mu yoksa maden suyu mu istersiniz, efendim?

More Sentences
still adv. yine de
This has already been illegal in the past but this discrimination must still be absolutely prevented.
Bu durum geçmişte zaten yasa dışı idi ancak yine de bu ayrımcılığın mutlaka önlenmesi gerekmektedir.

More Sentences
still adv. henüz
Amendment 5 which refers to the draft Constitution is premature since it may still be modified.
Anayasa taslağına atıfta bulunan 5. değişiklik, halen değiştirilebileceğinden henüz erkendir.

More Sentences
still adv. daha da
Allow me to point out that I am conscious of the fact that the Council wishes to see a still greater margin.
Konsey'in daha da büyük bir marj görmek istediğinin bilincinde olduğumu belirtmeme izin verin.

More Sentences
still adv. ama
You got about five minutes on the job, you still smell green to me.
İşi yaparak beş dakika geçirdin ama bana hâlâ acemi gibi geliyorsun.

More Sentences
still adv. daha
However, in my opinion, there is still a long way to go.
Ancak bana göre daha gidilecek çok yol var.

More Sentences
still adv. kımıldamadan
Stand still!
Kımıldama!

More Sentences
still adv. kıpırdamadan
I kept still and said nothing.
Kıpırdamadan durdum ve hiçbir şey söylemedim.

More Sentences
still adv. hâlâ
He still drives the first car he ever bought.
Hâlâ hayatında aldığı ilk arabayı kullanıyor.

More Sentences
still adv. halen
It has been sunny for a while, but there's still some snow on top of the mountains.
Bir süredir hava güneşli ama dağların tepesinde halen biraz kar var.

More Sentences
still adv. yine
Lower prices would not alter the fact that it would still be the consumer who lost out in all this.
Daha düşük fiyatlar, tüm bunlardan kaybedenin yine tüketici olacağı gerçeğini değiştirmeyecektir.

More Sentences
still adv. gene
In other areas the Union has a coordinating role and in still other areas it contributes with complementary actions.
Diğer alanlarda Birliğin koordinasyon rolü vardır ve yine diğer alanlarda tamamlayıcı eylemlerle katkıda bulunur.

More Sentences
still conj. yine
Lower prices would not alter the fact that it would still be the consumer who lost out in all this.
Daha düşük fiyatlar, tüm bunlardan kaybedenin yine tüketici olacağı gerçeğini değiştirmeyecektir.

More Sentences
Technical
still adj. durgun
The forest was very still.
Orman çok durgundu.

More Sentences
still adj. hareketsiz
If the candidate countries move in the direction of the EU, then the EU cannot afford to stand still.
Aday ülkeler AB yönünde ilerlerse, AB'nin hareketsiz kalma lüksü yoktur.

More Sentences
still adj. sakin
The evening before the wedding, Mary was still calm as a cucumber.
Düğünden önceki akşam Mary hâlâ bir salatalık kadar sakindi.

More Sentences
Gastronomy
still n. imbik
I bought a still so I can make my own vodka.
Kendi votkamı yapabilmek için bir imbik aldım.

More Sentences
General
still n. sessizlik
still n. sükut
still n. sükunet
still n. tanıtım fotoğrafı (film)
still n. dinginlik
still n. damıtıcı
still n. hareketsizlik
still n. damıtma aygıtı
still n. (telefon üzerinden bilgi verilen) sessiz yangın alarmı
still v. durdurmak
still v. durgunlaşmak
still v. susturmak
still v. yatıştırmak
still v. sakinleşmek
still v. dindirmek (fırtına vb'ni)
still v. sakinleştirmek
still v. gidermek
still v. tatmin etmek
still v. doyurmak
still v. rahatlatmak
still v. kontrol altında tutmak
still v. üstesinden gelmek
still v. baş etmek
still v. gücü yetmek
still v. bastırmak
still v. örtbas etmek
still v. perdelemek
still v. sınırlandırmak
still v. damıtmak
still v. saflaştırmak
still v. damıtarak elde etmek
still v. damıtma yolu ile özütünü çıkarmak
still v. distilasyon yapmak
still v. damıtma yapmak
still adj. köpüksüz (şarap)
still adj. asude
still adj. hoş
still adj. dingin
still adj. akıntısız
still adj. esintisiz
still adj. rüzgarsız
still adj. durgun (su)
still adj. dalgasız
still adj. kıpırtısız
still adj. dingin
still adj. yalın
still adj. telaşsız
still adv. bununla beraber
still adv. amma
still adv. mamafih
still adv. buna rağmen
still adv. daima
still adv. bununla birlikte
still adv. bütün bunlara rağmen
still adv. daha (da)
still adv. sessizce
still adv. gürültü yapmadan
still adv. sakince
still adv. gürültü çıkarmadan
still adv. ilaveten
still adv. daha ötedeki
still adv. ileriye
still adv. daha uzağa
still conj. fakat
still conj. ancak
Technical
still adj. sakın
Photography
still n. hareketsiz obje fotoğrafı
still n. film fotoğrafı
still n. (özel olarak) bir film sahnesinden çekilmiş fotoğraf
still n. film sahnesi fotoğrafı
still n. film sahnesinden çekilmiş oyuncu fotoğrafı
still adj. hareketsiz obje fotoğrafına özgü
still adj. hareketsiz obje fotoğrafı ile ilgili
still adj. hareketsiz obje fotoğrafı için tasarlanan
still adj. (fotoğraf) hareketsiz objeleri konu alan
still adj. natürmort fotoğrafa özgü
still adj. natürmort fotoğraf ile ilgili
still adj. natürmort fotoğraf için tasarlanan
still adj. (fotoğraf) natürmort
Archaic
still adj. hadisesiz
still adj. sıradan
still adj. olağan
still adj. alışılagelmiş
still adj. dramasız
still adv. devamlı olarak
still adv. kesintisiz bir şekilde
still adv. derece derece
still adv. kademeli olarak
still adv. durmadan ilerleyerek
still adv. her zaman
still adv. durmadan
still adv. sürekli
still adv. sık sık
still adv. daima

Significados de "stilled" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
still lemon drink n. limonata
still air n. durgun hava
worse still n. işin daha kötüsü
betrothed while still an infant n. beşik kertiği
worse still n. daha kötüsü
criminal still at large n. hapishane kaçkını
still drink n. gazsız içecek
still-life painting n. natürmort resim
still room n. çay odası
still room n. kiler gibi küçük oda
still water n. durgun su
still waters n. sakin sular
still ocean waters n. dingin okyanus suları
pot still n. imbik
pot still n. damıtma imbiği
still life n. natürmort gibi durağan eser
still room n. distilasyon alanı
still room n. damıtma odası
still alarm n. (telefon üzerinden bilgi verilen) sessiz yangın alarmı
still point n. durağan nokta
still point n. an'da olunan nokta
stand still v. hareket etmemek
hold still v. hareket etmemek
hold still v. kıpırdamamak
stand as still as a statue v. put gibi durmak
the flavour (taste) of it still lingers v. tadı damağında kalmak
stand still v. hareketsiz durmak
sit still v. doğru durmak
become still v. sessizleşmek
stand still v. kıpırdamamak
sit still v. uslu oturmak
sit still v. uslu durmak
be still in a critical condition v. hayati riski atlatamamak
be still awake v. hala uyanık olmak
be still awake v. daha yatmamış olmak
be still hungry for success v. başarıya doymamak
be still in memories v. hafızalardaki yerini korumak
be still critical v. durumu ciddiyetini korumak
(one's condition) to be still critical v. (durumu) ciddiyetini korumak
be (still) friends after break up v. ayrıldıktan sonra arkadaş olarak kalmak
be (still) friends after break up v. ayrıldıktan sonra arkadaş kalmak
be still discussed v. halen daha tartışılmak
be still discussed v. hala tartışılmak
still linger strongly in one's memory v. hafızasında önemli bir yer tutmak
be still on the loose v. kayıp olmak
be still on the loose v. kayıplara karışmak
be still on the loose v. hala/henüz yakalanmamış olmak
be still on the loose v. sırra kadem basmak
lie still v. kımıldamadan uzanmak
lie still v. hareketsiz yatmak
be still on the decline v. düşüşünü sürdürmek
still [obsolete] v. damlamak
still [obsolete] v. damla damla düşmek
still [obsolete] v. damlatmak
still [obsolete] v. damla damla sızdırmak
still-burn v. distilasyon sürecinde yakmak
still-burn v. damıtım sırasında yakmak
stand still v. sabit durmak
stay still v. kıpırdamamak
as still as a statue adj. put gibi
stock still adj. hareketsiz
as still as adj. kadar sessiz
as still as adj. gibi sessiz
stock-still adj. hareketsiz
stock-still adj. durgun
stock-still adj. hiç kımıldamadan
still-continuing adj. halen devam eden
still-habitable adj. halen oturulan (ev vb)
still-closing adj. giderek kapanan
still-closing adj. daralan
still [obsolete] adj. sebatlı
still [obsolete] adj. direşken
still [obsolete] adj. gayretli
still-closing adj. sürekli kapanan
still [obsolete] adj. pes etmeyen
still [obsolete] adj. azimli
still-closing adj. kapanmayı sürdüren
stone-still adj. taş gibi hareketsiz
stone-still adj. donuk
stone-still adj. cansız
stone-still adj. ruhsuz
still more adv. bir kat daha
in still another experiment adv. yine bir başka deneyde
still an end [obsolete] adv. dönem dönem
still and anon [obsolete] adv. bazı bazı
still and anon [obsolete] adv. dönem dönem
still [obsolete] adv. değişmeksizin
still an end [obsolete] adv. zaman zaman
still and anon [obsolete] adv. arada sırada
still and anon [obsolete] adv. bazen
still and anon [obsolete] adv. zaman zaman
still an end [obsolete] adv. arada bir
still [obsolete] adv. daha büyük ölçüde
still and anon [obsolete] adv. arada bir
still [obsolete] adv. özelliğini koruyarak
still an end [obsolete] adv. bazı bazı
still [obsolete] adv. aynı kalarak
still an end [obsolete] adv. arada sırada
still [obsolete] adv. artarak
still an end [obsolete] adv. bazen
although still conj. her ne kadar olsa da
still less conj. daha da
still less conj. hiç
still less conj. şöyle dursun
the car is still under warranty expr. araba halen garanti kapsamı altında
Phrasals
keep someone still v. ses çıkarmasını engellemek
keep someone still v. hareket ettirmemek
keep someone still v. konuşturmamak
keep still about something v. bir konuda konuşmamak/sessiz kalmak
Phrases
better still expr. çok daha iyi
better still expr. daha iyi
better still expr. en iyisi
better still expr. daha da iyisi
the night's still young expr. gece yeni başladı
yet still expr. ama yine de
remain still expr. dur
remain still expr. olduğun yerde kal
remain still expr. kımıldama
Proverb
still waters run deep adj. yumuşak atın çiftesi pek olur
still waters run deep durgun sular derinden akar
still waters run deep çok konuşan değil çok dinleyen bilir
a fool with a tool is still a fool eşeğe altın semer taksan eşek yine eşektir
a fool with a tool is still a fool eşeğe altın semer vursan da eşek yine eşektir
a fool with a tool is still a fool eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
still tongue makes a wise head söz gümüşse sükut altındır
still tongue makes a wise head az konuş öz konuş
still waters run deep yavaş atın çiftesi pek olur
you can put lipstick on a pig, but it's still a pig eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşektir
a still tongue makes a wise head söz gümüşse sükut altındır
a still tongue makes a wise head az konuş öz konuş
Colloquial
still standing n. hala dimdik ayakta
still hunt n. gizli takip
still hunt n. pusuya yatma
hold still for (someone) v. (biri) için sabit kal
hold still for (someone) v. birinin bir şey yapabilmesi için sabit/hareketsiz kalmak
hold still for (someone or something) v. bir şeyin yapılabilmesi için sabit durmak
hold still for (someone or something) v. (biri/bir şey) için sabit durmak
hold still for (someone or something) v. bir şeyin yapılabilmesi için hareketsiz durmak
hold still for (someone) v. (biri) için hareketsiz kalmak
still as death adj. ölü gibi hareketsiz
still and all adv. olduğu halde
still and all adv. karşın
still and all adv. rağmen
but still expr. fakat yine de
be still! expr. rahat dur!
so still you could hear a pin drop expr. yaprak düşse duyulur
so still you could hear a pin drop expr. iğne atsan duyulur
but still expr. ama yine de
and are you still? expr. hala öyle misin?
still a mystery to someone expr. (biri için/birine) hala bir muamma