birlikte - Turc Anglais Dictionnaire
Historique

birlikte



Sens de "birlikte" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 40 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
birlikte together adv.
General
birlikte conjunction n.
birlikte shoulder n.
birlikte simultaneous adj.
birlikte joint adj.
birlikte unison adj.
birlikte common adj.
birlikte shared adj.
birlikte jointly adv.
birlikte along with adv.
birlikte in company adv.
birlikte in common adv.
birlikte in a body adv.
birlikte ideally adv.
birlikte in unison adv.
birlikte along adv.
birlikte as one man adv.
birlikte in tandem adv.
birlikte together adv.
birlikte as well as adv.
birlikte as a man adv.
birlikte thegither [scottish] adv.
birlikte togider [obsolete] adv.
birlikte with prep.
birlikte in collaboration with prep.
birlikte in company with prep.
birlikte cum prep.
birlikte in tandem with prep.
birlikte in concurrence with prep.
birlikte co pref.
Phrasals
birlikte in company with
Phrases
birlikte between
Idioms
birlikte be hand in hand
birlikte go hand in hand
Trade/Economic
birlikte combination
Politics
birlikte concomitantly
Technical
birlikte collective
birlikte together
Computer
birlikte associate
Abbreviation
birlikte togr adv.

Sens de "birlikte" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 500 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
bununla birlikte however adv.
General
bir uğurda birisiyle birlikte hareket etmek make common cause with v.
ile birlikte yaşamak live with v.
birlikte anılmak come with v.
birlikte takılmak keep company with v.
birlikte kalmak keep together v.
birlikte çalışmak team up with v.
birlikte sigortalı olmak family insurance v.
geceyi birlikte geçirmek sleep together v.
birlikte hareket etmek concert v.
birlikte planlamak conspire v.
ile birlikte olmak go around with v.
birlikte dokumak interweave v.
birlikte ele almak be paired with v.
birlikte hareket etmek act in unison v.
birlikte olmak accompany v.
çanların birlikte çalması peal v.
hep birlikte inmek pile out v.
birlikte içeriye dolmak crowd together v.
birlikte yaşamak live together v.
birlikte takılmak hang together v.
hep birlikte inmek pile off v.
biriyle birlikte hareket etmek (kaçmak) move off with v.
birlikte hareket etmek liaise v.
birlikte çalışmak work together v.
birlikte vakit geçirmek consort v.
birlikte yaşamak cohabit v.
birlikte yaşamak shack up v.
birlikte çalışmak interoperate v.
birkaç çanın birlikte çalınması peal v.
birlikte takılmak hobnob v.
birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için birlikte çalışmak be strange bedfellows v.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele almak contextualize v.
birlikte yaşamak shack up with someone together v.
birlikte yaşamak shack up with together v.
birlikte hoş vakit geçirmek spend quality time together v.
birlikte iyi vakit geçirmek spend quality time together v.
birlikte gitmek accompany v.
birlikte çalışmak cooperate v.
birlikte görünmek be seen together v.
birlikte dikmek interplant v.
(bitki) birlikte büyümek accrete v.
birlikte oturmak stay with v.
birlikte yatmak sleep together v.
birlikte uyumak sleep together v.
birlikte hoş vakit geçirmek spend good time together v.
birlikte hoş vakit geçirmek have good time together v.
çalıntıyla birlikte kaçmak get away with v.
birlikte çalışmak collaborate v.
birlikte çalışmak concur v.
birlikte gitmek convoy v.
birlikte çalışmak coordinate v.
birlikte çalışmak muck in v.
birlikte çalışmak team up v.
ile birlikte çalışmak team up with v.
birlikte anılmak associate with v.
başkalarıyla birlikte hareket etmek join v.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele almak contextualise v.
birlikte yer almak muck in v.
birlikte dönmek corotate v.
birlikte hareket etmek act in concert v.
birlikte yürütmek run together v.
ile birlikte çalışmak work with v.
ile birlikte çalışmak work together with v.
birlikte imzalamak co-sign v.
birlikte imzalamak cosign v.
birlikte yaşamak cohabit with someone v.
birlikte büyümek/yetişmek grow together v.
öğleden sonrayı birlikte geçirmek spend the afternoon together v.
birlikte izlemek/seyretmek watch together v.
(birlikte) çalıştığı herkesle/bütün insanlara arkadaş olmak istemek make friends with all the people he/she work with v.
birlikte/beraber uyum içinde yaşamak live together in harmony v.
birlikte değişmek covary v.
birlikte hoş vakit geçirmek spend pleasant/nice time together v.
birlikte hoş vakit geçirmek have a good/nice time together v.
biriyle birlikte bir şeyler ayarlamak/planlamak set something up with someone v.
biriyle para karşılığı birlikte olmak have sex with someone for money v.
birlikte yazmak co-write v.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele almak contextualize v.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele almak contextualise v.
birlikte kurmak cofound v.
birlikte avlanmak hunt together v.
birlikte gelmek come together v.
birlikte hareket etmek take joint action v.
...ile birlikte hareket etmek move in concert with v.
birlikte çalış(tır)mak interwork v.
birlikte gezmek travel v.
birlikte gezmek walk around together v.
birlikte gezmek hang out together v.
birlikte takılmak hang out together v.
törene birlikte katılmak concelebrate v.
(birkaç rahibin) kilise ayinini birlikte yönetmek concelebrate v.
birlikte dokumak raddle v.
birlikte bastırmak adpress v.
birlikte basınç uygulamak adpress v.
birlikte sıkıştırmak adpress v.
birlikte yuva yapmak nuzzle v.
birisi ile birlikte olmaktan hoşlanmak enjoy being with someone v.
birlikte vakit geçirmek troop v.
birlikte oturan kimse inmate n.
nikahsız olarak birlikte yaşama free love n.
birlikte hareket etme durumu concertedness n.
birlikte çalışan kimse collaborator n.
birlikte planlama collaborative planning n.
karşıt duyguların birlikte yaşanması ambivalence n.
birlikte yapılmış olma durumu concertedness n.
birlikte yaşama concubinage n.
birlikte yaşama cohabitation n.
birlikte yaşama cohabiting n.
birlikte akma conflux n.
birlikte yaşama living together n.
birlikte çalışma collaboration n.
topluluk yapısal fonlarının ulusal fonlarla birlikte kullanılması additionality n.
birlikte koşulan birkaç hayvan team n.
birlikte haşlanmış fasulye ve mısır taneleri succotash n.
birlikte çalışma cooperation n.
birlikte hareket etme çağrısı eirenicon n.
frakla birlikte takılan beyaz papyon white tie n.
çim parçası (bir alandan toprağıyla birlikte alınan) sod n.
nefesli çalgıların hep birlikte çaldığı parça fanfare n.
kuşların birlikte uçuş düzeni skein n.
birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri spouse n.
ölüyle birlikte yakılma suttee n.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele alma contextualization n.
birlikte yaşayan cohabiting n.
birlikte hareket etme önerisi eirenicon n.
birlikte yaşama common marriage n.
birlikte çalışabilirlik interoperability n.
birlikte işlerlik interoperability n.
birlikte akma confluence n.
birlikte işleme coprocessing n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte tekrar ele alma recontextualization n.
balıklarla birlikte yakalananlar by-catch of the fishing n.
olumlu özellikleriyle birlikte olumsuz özellikleri de olan şey mixed blessing n.
birlikte çalışma coactivation n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele alma contextualisation n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele alma contextualization n.
muhalif olmalarına rağmen birlikte çalışmak zorunda olan kişiler frenemy n.
birlikte yaşama kültürü culture of living together n.
koro halinde/hep birlikte şarkı/marş söyleme sing-along n.
birlikte uyum mutual adaptation n.
birlikte uyum coaptation n.
birlikte uyum mutual adaption n.
birlikte uyum coadaptation n.
birlikte/beraber geçirilen zaman face time n.
birlikte hareket etme liaising n.
ortak/birlikte yürütülen çalıştay joint workshop n.
karşıt duyguların birlikte yaşanması ambivalency n.
birlikte savaşan devletlerden biri cobelligerent n.
birbirini seven iki kişinin evlendiklerini ilan etmek için, aile ve sevdikleriyle birlikte, dış ortamda yaptıkları, genellikle yasal olmayan, evlilik töreni handfasting n.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele alma contextualisation n.
birlikte yaşama coexistence n.
birlikte yazan cowriter n.
birlikte/ortak sergi açılan kişi co-exhibitor n.
evlenmeden birlikte yaşama civil partnership n.
evlenmeden birlikte yaşayanlar cohabitors n.
bir televizyon ya da radyo sunucusuyla birlikte çalışıp o kişinin işini kolaylaştıran kişi (kanada) animator n.
bir dersin sonunda öğrendiğin ve seninle birlikte bu ders devam etmese bile gelecek şeyler take-home lessons n.
kauçuk ve sandarac ile birlikte kimyasal olarak işlenmiş kağıttan oluşan suni deri leatheroid n.
kilisenin kantoru ile birlikte çıkacak koro cantoral staff n.
birlikte sınıflandırılan kişiler ranks n.
birlikte gruplandırılan kişiler ranks n.
bir olay karşısında birlikte sessiz kalma conspiracy of silence n.
birlikte boş zaman değerlendirilen kişi time killer n.
birlikte yaşama coliving n.
ebeveynleri ile birlikte yaşayan 20-30 yaşlarındaki genç yetişkin twixter n.
birlikte yapılmış concerted adj.
birlikte planlanmış concerted adj.
ile birlikte associated with adj.
ile birlikte conjunction with adj.
birlikte görülen coexisting adj.
birlikte çalışan synergetic adj.
birlikte akan confluent adj.
birlikte çalışan co-operative adj.
birlikte olan concomitant adj.
birlikte çalışan synergic adj.
bir üretim birimine ya da toprağa bağlı olup onunla birlikte satılan köle adscript adj.
müşterek/birlikte karar alma/alan codeciding adj.
ile birlikte coupled with adj.
birlikte olan accompanying adj.
ünsüz harflerle birlikte olan consonantal adj.
birlikte kapsayıcı collectively exhaustive adj.
birlikte yaşayan symbiotic adj.
birlikte örülebilen nexible adj.
hep birlikte hazır all ready adj.
rüzgarla birlikte downwind adv.
hep birlikte bodily adv.
bu yazıyla birlikte herewith adv.
bununla birlikte after all adv.
bununla birlikte still adv.
ittifakla birlikte as one man adv.
hep birlikte in chorus adv.
hep birlikte with one accord adv.
birlikte bir ağızdan in unison adv.
bununla birlikte in addition to this adv.
birlikte birleşmiş in a body adv.
hep birlikte all together adv.
hep birlikte ve aynı anda in chorus adv.
hep birlikte her taraftan at all hands adv.
ile birlikte along with adv.
hep birlikte as one man adv.
ile birlikte hand in hand with adv.
hep birlikte nemine contradicente adv.
hep birlikte en masse adv.
bununla birlikte in the meantime adv.
bununla birlikte nevertheless adv.
bununla birlikte besides adv.
bu süre içinde bununla birlikte in the meantime adv.
bununla birlikte nonetheless adv.
hep birlikte at all hands adv.
bununla birlikte all the same adv.
bununla birlikte at the same time adv.
hep birlikte in a body adv.
bununla birlikte having said that adv.
hep birlikte holus-bolus adv.
bununla birlikte none the less adv.
bununla birlikte though adv.
bununla birlikte on the other hand adv.
bununla birlikte that said adv.
birlikte sonuna dek/kadar together till the end adv.
ekleri ile birlikte along with their annexes adv.
gün ışığıyla birlikte at daylight adv.
bütün izleriyle birlikte with every trace adv.
bununla birlikte again adv.
hep birlikte agreat adv.
ile birlikte together with prep.
ile birlikte apart from prep.
ile beraber/birlikte in conjunction with prep.
ile birlikte in conjunction with prep.
ile birlikte to prep.
bununla birlikte doch conj.
ile birlikte as soon as conj.
ile birlikte although conj.
ile birlikte no sooner ... than conj.
olmakla birlikte as well as conj.
böyle olmakla birlikte notwithstanding that conj.
böyle olmakla birlikte as well as conj.
-mekle birlikte while conj.
bununla birlikte neverthelater [obsolete] conj.
Phrasals
atletik müsabakada birlikte hareket etmek pick up v.
(birisiyle) birlikte dolaşmak go about (with)
birlikte görülmek go about (with)
birlikte olmak go about (with)
ile birlikte be allied to
ile birlikte in company with
birlikte/beraber çıkmak go out together
(şarkıyı) birlikte söylemek sing together
(şarkıyı) birlikte söylemek sing along
bir kimse ile birlikte başlatılmış olmak/başlamak originate with someone
birlikte/beraber bir şey yapmak throw in with someone
biriyle birlikte eski günleri yad etmek/anmak/anımsamak reminisce with someone
birlikte/ayrılmadan durmak stand together
beraber/hep birlikte yürümek walk together
biriyle birlikte yaramazlık yapmak clown around with someone
Phrases
ayrı ayrı taraf birlikte taraflar olarak anılacaklardır may hereafter be referred to individually as a party and collectively as the parties expr.
bununla birlikte şu var ki the fact remains that
bununla birlikte that being said
birlikte ele alındığında taken together
zorunluluğu bulunmamakla birlikte/bulunmadığında when it does not have to
kesin olmamakla birlikte although not yet certain
hepsinin birlikte between
kesin olmamakla birlikte mümkün possible but not necessarily
bununla birlikte yet
bununla birlikte with that being said
gülersen bütün dünya seninle birlikte güler, ağlarsan yalnız ağlarsın laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone
Proverb
gül ki, bütün dünya seninle birlikte gülsün, ağlarsan, yalnız ağlarsın laugh and the world laughs with you, cry and you cry alone
birlikte dua eden aile birbirinden ayrılmaz family that prays together stays together
birlikte yaşayan insanların birbirleriyle iyi geçinmesi gerekir birds in their little nests agree
Colloquial
arkadaşları evde ağırlamak (birlikte vakit geçirmek için) have friends over v.
birlikte yatmak/kalmak bunk up v.
ragbide birinci ve ikinci sıra birlikte tight five n.
kedisiyle birlikte geçirilen cumartesi caturday n.
(romantik anlamda) birlikte olan a thing n.
birlikte iş görme hand in glove
hep birlikte in a body
hepsi birlikte in a lump
birlikte yaşamak (evli olmadan) live-in
tam hatırlamamakla birlikte although I don't remember exactly
ilk eş (özellikle zengin olmadan önce birlikte fedakarlıklara katlanan ve koca zengin olup gözü dışarıda olmaya başlayınca baştan savılan eş) starter wife
birlikte yaşa yalnız öl live together die alone
birlikte takıldığı insanlar people she/he hangs out with
birlikte olduğumuz sürece güvende olacağız we’ll be safe as long as we stay together
koreli müzik grubu exo'nun üyeleri olan baekhyun ve chanyeol'un birlikte olduktan sonra aldıklari isim chanbaek
Idioms
birlikte planlamak lay heads together v.
hep birlikte varmak/ulaşmak/gelmek arrive (some place) in a body v.
hep birlikte varmak/ulaşmak/gelmek reach (some place) in a body v.
hep birlikte varmak/ulaşmak/gelmek travel in a body v.
birlikte yatmak/kalmak bunk (up) together v.
birlikte yatmak/kalmak bunk (up) with (someone) v.
sadece eşiyle birlikte olmak cleave to (one) [uk] v.
(birine veya bir şeye) karşı birlikte mücadele etmek/savaşmak make common cause against (someone or something) v.
birlikte olmak be in with
birlikte çalışmak join forces
birlikte takılmak keep company with
birlikte hareket etmek keep company with
birlikte yaşamak keep company with
tüm eşyası ile birlikte bag and baggage
ile birlikte in common with
diğerleriyle birlikte in common with
kendinden çok küçük biriyle birlikte olan ya da evlenen kimse a daddy-type
kendinden çok küçük biriyle birlikte olan ya da evlenen kimse a baby-snatcher
kendinden çok küçük biriyle birlikte olan ya da evlenen kimse a baby-porker
kendinden çok küçük biriyle birlikte olan ya da evlenen kimse a cradle-snatcher
kendinden çok küçük biriyle birlikte olan ya da evlenen kimse a cradle-robber
tüm eşyası ile birlikte part and parcel
birisiyle birlikte hareket etmek make common cause with someone
birlikte/beraber/çıkıyor olmak be an item
kendinden çok küçük biriyle birlikte olma ya da evlenme cradle snatching
-ile birlikte uyum içinde çalışmak work in tandem with
ekstralarıyla/garnitürleriyle birlikte with all the trimmings
Speaking
annemle birlikte yaşıyorum I live with my mom expr.
artık birlikte değiliz we're no longer together expr.
benimle birlikte with me
bizimle birlikte with us
seninle birlikte with you
sizinle birlikte with you
onlarla birlikte with them
bunu birlikte tartışmalıyız we should discuss this together
birlikte değiliz we are not together
bu anı birlikte yaşayalım let's live this moment together
bu anı birlikte yaşayalım let's share this moment together
birlikte iş yapıyorduk we ran a business together
hayatının sonuna kadar seninle birlikte olacak she/he will be with you for the rest of your life
hiç bir kızla birlikte oldun mu? have you ever been with a girl?
yalnızca birlikte olalım istiyorum i just want us to be together
daha önce hiç böyle biriyle birlikte olmadım i've never been with someone like this before
birlikte okula gitmiştik we went to school together
birlikte bir sürü para kazanacağız we're going to make a lot of money together
birlikte çok para kazanacağız we're going to make a lot of money together
sadece paran için seninle birlikte oluyor she's only with you for your money
neden birlikte izlemiyoruz? why don't we watch it together?
birlikte zaman geçirmeliyiz we should spend time together
birlikte çok eğleniyoruz we have so much fun together
kaç kadınla birlikte oldun? how many women have you been with?
içeride kaldığı süre ile birlikte with the time that he's already served
hapis yattığı süre ile birlikte with the time that he's already served
birlikte büyüdük we grew up together
evde seninle birlikte kimler var? who's at home with you?
birlikte yaşamak güzel it's nice to live together
geçen yıl ailemle birlikte yaşıyordum I lived with my parents last year
birlikte yaptığımız her şeyi hatırlıyorum I remember everything we did together
kiminle birlikte yaşıyorsun? who do you live with?
yağ ile birlikte kavurun fry with oil
kiminle birlikte gittin? who did you go with?
hep birlikte lütfen all together, please
Slang
bir bakireyle birlikte olmak burst (one's) cherry v.
bir bakireyle birlikte olmak take (one's) cherry v.
birlikte olması kaçınılmaz olmak (someone) is endgame expr.
birlikte yaşamak shack up with
birlikte yaşamak (evli olmadan) shack
birlikte yaşama (evli olmadan) shacking
evli olmadan birlikte yaşayan shacked
(cinsel yönden) birlikte olmaya değer bedworthy
(cinsel yönden) birlikte olmaya değer beddable
kendinden yaşça çok büyük bir kadınla birlikte olan genç erkek a toy boy
kendinden yaşça çok büyük bir kadınla birlikte olan genç erkek a boy toy
eşcinsel hayat tarzı sürdürmekle birlikte gizli gizli kadınlarla da birlikte olan erkek yestergay
eşcinsel hayat tarzından vazgeçip yeniden karşı cinsle birlikte olmaya başlayan kimse yestergay
hapiste beraber/birlikte olmak/yatmak do time with someone
birlikte yaşamak play house with someone
biriyle para karşılığı birlikte olmak turn a trick
yanında garnitürleriyle (soslarıyla) birlikte with all the fixin's
ekstralarıyla birlikte with all the fixings
yanında garnitürleriyle (soslarıyla) birlikte with all the fixings
ekstralarıyla birlikte with all the fixin's
(eşi/sevgilisi uzakta iken) kadının birlikte olduğu tip sport coat
(eşi/sevgilisi uzakta iken) kadının birlikte olduğu tip sport's coat
şişman kadınlarla birlikte olan kimse heavy hitter
Trade/Economic
ancak bir başka proje ile birlikte gerçekleştirilebilen proje contingent projects n.
birlikte tanıtılan veya satılan iki veya daha fazla ürüne ilişkin tie-in adj.
ayrı ayrı ve birlikte jointly and severally adv.
iştirakler, bağlı ve birlikte kontrol edilen ortaklar affiliates, subsidiaries and joint ventures
birlikte markalama co branding
birkaç kişinin birlikte sorumlu olma durumu joint liability
işçi ve işveren temsilcilerinin ücret hadlerini birlikte belirlemesi/belirlemeleri joint rate setting
vesikalı poliçe ya da kambiyo senedi tüm sevk vesaiki ile birlikte gönderilen documentary draft
satışa birlikte arz edilen karma mal paketi sales mix
işçilerin taleplerini işverene kabul ettirebilmek için hep birlikte işi bırakmaları biçimindeki sendikal hak strike
temettüsü ile birlikte with dividend
birlikte kontrol edilen işletme jointly controlled entity
iki olayın birlikte ortaya çıkmasının olanaksızlığı ilkesi principle of mutually exclusivity
birlikte markalama cobranding
hisse senedinin temettüsü ile birlikte değeri cum dividend
birlikte finansman cofinancing
birlikte arz joint supply
üretimde birlikte ortaya çıkan malların fiyatlandırılması multiple product pricing
tek tek veya birlikte individually or in the aggregate
bir hisse senedinin temettüsü ile birlikte değeri cum dividend
konşimento ve diğer ilgili belgelerle birlikte vesikalı kambiyo senedi documentary commercial bill
sistemlerin ve hizmetlerin birlikte işlerliği systems and services
gerçekleşen kar ile birlikte cum dividend
rüçhan haklarıyla birlikte cum rights
ürünlerin, sistemlerin ve hizmetlerin birlikte işlerliği interoperability of products
birlikte markalama co-branding
hisse senedinin kar ile birlikte değeri cumdividend
birlikte borçlu co-debtor
kar kuponuyla birlikte değer cum dividend
robert merton tarafından geliştirilmiş ortak sorunları olan bireylerin kendilerini grupla birlikte açığa vurmalarını hedefleyen mülakat focused interview
birlikte gerçekleşmek co-occur
ekonomisi hızlı ekonomik gelişimin altında seyretmekle birlikte yaşam standardı artan ülkeler tiger economy
birlikte gerçekleşme co-occurrence
birlikte hareket co-movement
mali piyasaların birlikte hareketi co-movement of financial markets
birlikte hareket comovement
birlikte geliştirme/yaratma/oluşturma co-creation
birlikte satışa zorlama hakkı drag-along right
birlikte satma hakkı tag-along right
birkaç bankanın birlikte verdiği büyük meblağlı kredi participation financing
kısa zaman içinde yüksek volatilite ile birlikte fiyatlamanın çok kısa bir sürede dip seviyeye gelmesi flash crash
birlikte var olma sözleşmesi coexistence agreement
Law
tarafların karı koca olarak kalıp birlikte yaşamadığı (boşanma) a mensa et thoro adj.
birlikte hükmetme adjudging jointly
birlikte davalılar co defendants
birlikte kefalet co guarantees
birlikte davalılar codefendants
birlikte davacılar co plaintiffs
birlikte kefalet coguarantees
birlikte irtikap etme committing jointly
birlikte mülkiyet coownership
birlikte görülen davalar joined cases
birlikte husumet joinder of parties
birlikte irtikap etmek commit jointly
birlikte evlat edinme joint adoption
birlikte mülkiyet co-ownership
birlikte kayyım joint guardian
birlikte ve ayrı ayrı sorumlu olmak be liable jointly and severally
birlikte vasi joint guardian
birlikte mirasçı joint heir
eşlerin yatak ve birlikte yeme içme eylemlerini birbirinden ayırmaları separation from bed and board
birlikte dava edilen correspondent
bir kimsenin evine girip zor kullanmak veya darp gibi başka suçlarla birlikte yapılan hırsızlık suçu mixed larceny
bir kimsenin evine girip zor kullanmak gibi başka suçlarla birlikte yapılan hırsızlık compound larceny
birlikte kefil co-guarantee
birlikte kiralayan co-lessor
birlikte davacı co-plaintiff
birlikte borçlu co-obligator
karının kocayla birlikte yaşama yükümlülüğü consortium
evli bir çift gibi birlikte yaşama cohabitation
birlikte imza eden co-signatory
birlikte kefil cosurety
birlikte dava olunan co-defendant
birlikte yaşama living together
birlikte dava olunan joint defendant
birlikte dava olunan codefendant
birlikte imzalayan co-signatory
yasal anlamda tam mülkiyet olmamakla birlikte bir mülkten mülkiyet gibi yararlanma imkanı tanıyan yasal hak equitable estate
birlikte imzalayan cosigner
birlikte dava joint lawsuit
mahkumların hapishane içinde özel olarak ayrılmış odalarda ya da bölmelerde eşleriyle birlikte olabildikleri ziyaret uygulaması conjugal visit
birlikte imza eden cosignatory
birlikte imzalayan cosignatory
birlikte imzalayan co-signer
birlikte eser sahipleri joint authors
birlikte eser joint work
Politics
rekabetçiliği teşvik etmek ve teknolojinin ekonomik büyümedeki etkisini en üst düzeye çıkarmak için sektörler ile birlikte çalışan, abd ticaret bakanlığı'na bağlı ajans technology administration n.
demokrasi ile birlikte geçmişten gelen kurumların ve geleneksel ilkelerin korunmasını savunan politik felsefe tory democracy n.
demokrasi ile birlikte geçmişten gelen kurumların ve geleneksel ilkelerin korunmasını savunan kimse tory democrat n.
birlikte hareket eden kişiler persons acting in concert
birlikte tasarlanmış concerted
birlikte yürütülen concerted
birlikte yapılan concerted
birlikte yaşamak co-exist
elektronik yol ücret toplama sistemlerinin birlikte işletilebilirliği komitesi committee for the interoperability of electronic road toll systems
Insurance
birlikte sigorta coinsurance
kusurlu bir fiilden doğmakla birlikte meydana gelen durumun doğal ve zorunlu sonucu olmayan zararlar special damages
Tourism
birlikte seyahat eden ailelere teklif edilen özel tarife family fare
bir gezide birlikte seyahat eden ve giderlerini ortak havuzdan karşılayan ziyaretçilerin oluşturduğu grup travel party
Media
birlikte haber sunmak coanchor
birlikte haber sunan coanchor
birlikte sunmak coanchor
birlikte sunan coanchor
Technical
kalay, kurşun ve çinko ile birlikte yüksek oranda bakır içeren dökme bakır alaşımı red brass n.
elektrikli bir aparat ile birlikte kullanılan bir karakalem türü charcoal point n.
(kasnaklar, dişliler, yaylar vb.) birlikte çalışan kompakt cihaz grubu nest n.
birlikte polimerleştirme copolymerization
birlikte işlem concurrent processing
rezervuarların birlikte işletilmesi integrated reservoirs operation
hizmette birlikte çalışma service interworking
birlikte çalışma collaborate
sinyalleşmede birlikte çalışma signalling interworking
taşları birlikte tutmak için kullanılan bükülmüş demir çubuk jointer
birlikte çalışma interworking
birlikte donmaya maruz kalmak regelate
birlikte akma confluence
birlikte bağlamak interlink
birlikte oluşmak concur
birlikte işlem concurrent operation
birlikte çalışmak collaborate
hava ile birlikte taşınan parçalar airborne particles
birlikte görülen coactive
birlikte işlerlik interoperability
hava ile birlikte taşman parçalar airborne particles
birlikte çalışan synergic
birlikte hareket etmek ve işlemek synchronize
birlikte çöktürme coprecipitation
birlikte çöktürme co-precipitation
birlikte kalıptan çekilmiş co-extruded
birlikte haddeden geçirilmiş co-extruded
birlikte ve ayrı öğütme intergrinding and separate grinding
birlikte çekilmiş co-extruded