birlikte - Turco Inglés Diccionario

birlikte

Significados de "birlikte" en diccionario inglés turco : 51 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
birlikte together adv.
They only have 22% of the shares together.
Birlikte sadece %22 hisseye sahipler.

More Sentences
General
birlikte along adv.
Transhipment and, along with this, transhipment terminals are what are needed.
İhtiyaç duyulan şey aktarma ve bununla birlikte aktarma terminalleridir.

More Sentences
birlikte along with adv.
This morning, I was at a big event in Frankfurt, along with several hundred others.
Bu sabah yüzlerce kişiyle birlikte Frankfurt'ta büyük bir etkinlikteydim.

More Sentences
birlikte in tandem adv.
The psychologist and psychiatrist work in tandem to treat patient symptoms from both a behavioral and clinical standpoint.
Psikolog ve psikiyatrist, hasta semptomlarını hem davranışsal hem de klinik açıdan tedavi etmek için birlikte çalışır.

More Sentences
birlikte in company adv.
Someone who doesn't drink in company is either a thief or a spy.
Birlikte içmeyen biri ya hırsızdır ya da casus.

More Sentences
birlikte in unison adv.
I hope we can adopt this line in unison.
Umarım bu çizgiyi hep birlikte benimseyebiliriz.

More Sentences
birlikte jointly adv.
In this way, we shall be able jointly to meet the challenges of the next few years.
Bu şekilde önümüzdeki birkaç yılın zorluklarının üstesinden birlikte gelebileceğiz.

More Sentences
birlikte together adv.
They only have 22% of the shares together.
Birlikte sadece %22 hisseye sahipler.

More Sentences
birlikte alongside adv.
We spent a month working alongside the volunteers.
Gönüllülerle birlikte çalışarak bir ay geçirdik.

More Sentences
birlikte in company with prep.
He came in company with his mother.
Annesiyle birlikte geldi.

More Sentences
birlikte with prep.
Mr. Forks has been with us since day one.
Bay Forks ilk günden beri bizimle birlikte.

More Sentences
birlikte in collaboration with prep.
In collaboration with Sophus Lie, he discovered the fundamental properties of the asymptotic lines on the Kummer surface.
Sophus Lie ile birlikte Kummer yüzeyindeki asimptotik çizgilerin temel özelliklerini keşfetti.

More Sentences
birlikte in tandem with prep.
We immediately stressed that the new Parliament must work in tandem with the new Commission right from the start.
Yeni Parlamento'nun en başından itibaren yeni Komisyon ile birlikte çalışması gerektiğini hemen vurguladık.

More Sentences
birlikte co pref.
I finished the job with my co-workers.
Birlikte çalıştığım insanlarla işi hallettim.

More Sentences
Phrases
birlikte between adv.
I hope that, between us all, we can reach this agreement.
Umarım hep birlikte bu anlaşmaya varabiliriz.

More Sentences
Technical
birlikte together adv.
They only have 22% of the shares together.
Birlikte sadece %22 hisseye sahipler.

More Sentences
General
birlikte shoulder n.
birlikte common adj.
birlikte simultaneous adj.
birlikte joint adj.
birlikte shared adj.
birlikte tandem adj.
birlikte in a body adv.
birlikte ideally adv.
birlikte in common adv.
birlikte as one man adv.
birlikte as well as adv.
birlikte as a man adv.
birlikte thegither [scottish] adv.
birlikte togider [obsolete] adv.
birlikte at unity adv.
birlikte attonce adv.
birlikte unitedly adv.
birlikte ysame [obsolete] adv.
birlikte at a clap adv.
birlikte ifere adv.
birlikte conjunctly adv.
birlikte in one adv.
birlikte infere adv.
birlikte double adv.
birlikte combinedly adv.
birlikte concurrently adv.
birlikte in fere adv.
birlikte solidly adv.
birlikte synergically adv.
birlikte cum prep.
birlikte in concurrence with prep.
Politics
birlikte concomitantly adv.
Technical
birlikte collective adj.
Music
birlikte with one voice adv.
Abbreviation
birlikte togr adv.

Significados de "birlikte" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
bununla birlikte however adv.
General
birlikte yaşama concubinage n.
nikahsız olarak birlikte yaşama free love n.
frakla birlikte takılan beyaz papyon white tie n.
birlikte yaşama cohabitation n.
birlikte hareket etme durumu concertedness n.
kuşların birlikte uçuş düzeni skein n.
birlikte koşulan birkaç hayvan team n.
birlikte hareket etme çağrısı eirenicon n.
birlikte akma conflux n.
birlikte yaşayan dişi ve erkek hayvandan her biri spouse n.
birlikte meydana gelme conjunction n.
topluluk yapısal fonlarının ulusal fonlarla birlikte kullanılması additionality n.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele alma contextualization n.
birlikte planlama collaborative planning n.
birlikte hareket etme önerisi eirenicon n.
ölüyle birlikte yakılma suttee n.
birlikte çalışma collaboration n.
nefesli çalgıların hep birlikte çaldığı parça fanfare n.
birlikte yaşama living together n.
birlikte çalışma cooperation n.
birlikte çalışan kimse collaborator n.
birlikte yaşama cohabiting n.
birlikte yaşama common marriage n.
birlikte yapılmış olma durumu concertedness n.
birlikte haşlanmış fasulye ve mısır taneleri succotash n.
çim parçası (bir alandan toprağıyla birlikte alınan) sod n.
karşıt duyguların birlikte yaşanması ambivalence n.
birlikte yaşayan cohabiting n.
birlikte oturan kimse inmate n.
birlikte çalışabilirlik interoperability n.
birlikte işlerlik interoperability n.
birlikte akma confluence n.
birlikte işleme coprocessing n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte tekrar ele alma recontextualization n.
balıklarla birlikte yakalananlar by-catch of the fishing n.
olumlu özellikleriyle birlikte olumsuz özellikleri de olan şey mixed blessing n.
birlikte çalışma coactivation n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele alma contextualisation n.
herhangi bir konuyu çevresindeki öğeleriyle birlikte ele alma contextualization n.
muhalif olmalarına rağmen birlikte çalışmak zorunda olan kişiler frenemy n.
birlikte yaşama kültürü culture of living together n.
koro halinde/hep birlikte şarkı/marş söyleme sing-along n.
birlikte uyum coaptation n.
birlikte uyum mutual adaptation n.
birlikte uyum mutual adaption n.
birlikte uyum coadaptation n.
birlikte hareket etme liaising n.
karşıt duyguların birlikte yaşanması ambivalency n.
birlikte savaşan devletlerden biri cobelligerent n.
birbirini seven iki kişinin evlendiklerini ilan etmek için, aile ve sevdikleriyle birlikte, dış ortamda yaptıkları, genellikle yasal olmayan, evlilik töreni handfasting n.
herhangi bir konuyu çevresindeki ögeleriyle birlikte ele alma contextualisation n.
birlikte yaşama coexistence n.
birlikte yazan cowriter n.
evlenmeden birlikte yaşama civil partnership n.
evlenmeden birlikte yaşayanlar cohabitors n.
bir televizyon ya da radyo sunucusuyla birlikte çalışıp o kişinin işini kolaylaştıran kişi (kanada) animator n.
bir dersin sonunda öğrendiğin ve seninle birlikte bu ders devam etmese bile gelecek şeyler take-home lessons n.
kauçuk ve sandarac ile birlikte kimyasal olarak işlenmiş kağıttan oluşan suni deri leatheroid n.
kilisenin kantoru ile birlikte çıkacak koro cantoral staff n.
birlikte sınıflandırılan kişiler ranks n.
birlikte gruplandırılan kişiler ranks n.
bir olay karşısında birlikte sessiz kalma conspiracy of silence n.
birlikte boş zaman değerlendirilen kişi time killer n.
birlikte yaşama coliving n.
ebeveynleri ile birlikte yaşayan 20-30 yaşlarındaki genç yetişkin twixter n.
evlilik dışı birlikte yaşam cohabitation n.
bir kişiyi tanımlamak için tek başına veya diğer bilgilerle birlikte kullanılabilecek isim veya numara a means of identification n.
birlikte olmayan şey untogether n.
(ortak bir amaç için) birlikte hareket eden kimselerin oluşturduğu yapı machine n.
selamet ordusu üyelerinin birlikte söylediği kısa karşılık (amin) volley n.
şarapla birlikte servis edilen bir tür tatlı bisküvi wine biscuit n.
yemeklerini hep birlikte yiyen personel grubu mess n.
birlikte pişirilen veya yenen malzemelerden oluşan karışım mess n.
kuruluş üyelerinin bir amaç uğruna birlikte çalıştığı gönüllülük projesi work camp n.
insanların birlikte vakit geçirerek temas kurması mingling n.
birlikte yaşayıp hamile kaldığı erkekle evlenen kadın honest woman n.
tasarruf veya birlikte üretim için bir araya getirilen benzer araçlar bütünü gang n.
çocukların çember oluşturup dans ettikleri ve işaret gelince hep birlikte çömeldikleri bir oyun ring-around-the-rosy n.
çocukların çember oluşturup söyledikleri şarkının sonunda hep birlikte çömeldikleri bir oyun ring-a-ring-a-roses n.
çocukların çember oluşturup dans ettikleri ve işaret gelince hep birlikte çömeldikleri bir oyun ring-a-rosy n.
çocukların çember oluşturup dans ettikleri ve işaret gelince hep birlikte çömeldikleri bir oyun ring-around-a-rosy n.
hisse senedi fiyatlarını yükseltmek için iki piyasa yapıcının birlikte hareket etmesi ghosting n.
farklı birden fazla erkekle birlikte yaşamış bekar kadın grass widow n.
müştemilatı ile birlikte çiftlik evi onset [scotland] n.
birlikte karıştırma commixtion n.
(bir diğeri ile) birlikte doğan şey connascency n.
birlikte sayma connumeration n.
birlikte büyüme connascence n.
(bir diğeri ile) birlikte doğan şey connascence n.
birlikte büyüme connascency n.
birlikte büyüme coalescency [obsolete] n.
yerli bir kadınla birlikte yaşayan beyaz erkek combo [obsolete] [australia] n.
birlikte yemek yiyen grup commensality n.
birlikte yemek yeme commensation n.
birlikte yemek yenen kimse commensal [rare] n.
birlikte göç etmek commigration n.
birlikte katlama complication [obsolete] n.
birlikte katlanma complication [obsolete] n.
birlikte entrika çevirme complotment n.
birlikte gelişme concrement n.
birlikte akma concourse n.
birlikte var olma concomitancy n.
birlikte hareket etme concertion n.
başkasıyla birlikte acı çeken kimse co-sufferer n.
bazen doğal gazla birlikte bulunan hafif, benzin benzeri bir hidrokarbon sıvısı drip gas n.
birlikte bulunmama incoexistence [obsolete] n.
birlikte huzur içinde yaşayamama incompatibility n.
birlikte dokunma contexture n.
birlikte dokunma tarzı contexture n.
birlikte yaşanan aile evine ait bağımsız bölüm in-law apartment n.
kadınlarda menopozla birlikte vücut canlılığının azalmaya başlaması involution n.
birlikte koşup avlanan evcil hayvan grubu pack n.
birlikte var olan, aynı ya da benzer şeylerden oluşan grup platoon n.
farklı ailelerin küçük çocuklarının birlikte oynaması için ayarladıkları görüşme play date n.
farklı ailelerin küçük çocuklarının birlikte oynaması için ayarladıkları görüşme playdate n.
başkasıyla birlikte çalışan kimse colaborer n.
başkasıyla birlikte yaşayan kimse cohabiter n.
birlikte var olma coinherence n.
birlikte bulunma coinherence n.
birlikte çalışma isteği co-operation n.
(gazetede) tarih ve gazetenin ismi ile birlikte yer alan sayfa numarası folio n.
birlikte çalışan bir grup insan organisation n.
birlikte seyahat eden insan grubu outfit n.
birlikte çalışan ekip outfit n.
kooperatif dinamikte birlikte yaşayan insan grubu phalanstery n.
birlikte dokuma plexure n.
birlikte sarma plexure n.
(mormon kilisesi'nde) iki yardımcısı ile birlikte başkanlık makamında bulunan kilise lideri president n.
taksonomik adın bağlı olduğu canlıya ilişkin bilgi materyali ile birlikte teknik dergilerde basımı publication n.
birlikte tüneyen bir grup kümes hayvanı roost n.
evli olunmayan partnerle birlikte yaşama cohabitation n.
sankhya felsefesine göre prakriti ile birlikte fenomenal varoluşun birincil nedenini oluşturan ruh purusha n.
(bitkilerde) iki farklı yapının birlikte büyümesi symphysis n.
birlikte içme symposion [obsolete] n.
iki ayrı unsurun birlikte büyüme eğilimi symphytism n.
birlikte gelişen olaylar grubu syndrome n.
birlikte çalışabilirlik interoperability n.
birlikte yaşanan partner housemate n.
evlenmeden birlikte yaşayan çiftlerin ayrılığı sonrası taraflardan birine ödenen bir tür nafaka palimony n.
birlikte içeriye dolmak crowd together v.
birlikte planlamak conspire v.
çanların birlikte çalması peal v.
birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için birlikte çalışmak be strange bedfellows v.
birlikte yaşamak live together v.
birlikte hareket etmek concert v.
birlikte takılmak keep company with v.
birlikte takılmak hobnob v.
birlikte kalmak keep together v.
birlikte hareket etmek liaise v.