one - Turc Anglais Dictionnaire

one

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

one — Definition

Signification:
bir
Prononciation (IPA):
(AmE /wʌn/ – BrE /wʌn/)
Partie du discours:
Sayı/Zamir

Sens de "one" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 82 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
one n. bir
She has only one suitcase.
Sadece bir bavulu var.

More Sentences
one adj. tek
Cleo's one aim is to open her bakery shop.
Cleo'nun tek amacı kendi pastanesini açmaktır.

More Sentences
one pron. biri
It was one of the best football matches I have ever attended.
Hayatımda izlediğim en iyi futbol maçlarından biriydi.

More Sentences
General
one n. kişi
One is asked in advance if one wants something.
Kişiye bir şey isteyip istemediği önceden sorulur.

More Sentences
one n. kimse
A lack of realism can thrive when there is no one to question it.
Gerçekçilik eksikliği, onu sorgulayacak kimse olmadığında gelişebilir.

More Sentences
one n. adam
Who's the one who pays all the bills?
Bütün faturaları ödeyen adam kim?

More Sentences
one n. insan
One does not vote by secret ballot in the same way as one would change one's tie.
İnsan kravat değiştirir gibi gizli oy kullanmaz.

More Sentences
one n. birisi
Nicole Kidman is one of the most beautiful women in the world.
Nicole Kidman dünyanın en güzel kadınlarından biri.

More Sentences
one n. bir
She has only one suitcase.
Sadece bir bavulu var.

More Sentences
one n. 1
I did not work for one year thereafter.
Daha sonra 1 yıl çalışmadım.

More Sentences
one n. bir dolar
The cashier didn't have any ones.
Kasiyerin elinde bir dolarlık banknot kalmamıştı.

More Sentences
one adj. bir tane
I will mention one in particular because it is relevant to Ireland, and that is Raytheon.
İrlanda ile ilgili olduğu için özellikle bir tanesinden bahsedeceğim, o da Raytheon.

More Sentences
one adj. aynı
However, we cannot put all forms of nationalism into one pigeonhole.
Bununla birlikte, milliyetçiliğin tüm biçimlerini aynı kefeye koyamayız.

More Sentences
one adj. bir
I don't know how it is possible one day it works and the other it doesn't
Bir gün çalışıp diğer gün çalışmaması nasıl mümkün oluyor bilmiyorum.

More Sentences
one adj. biri
One of the girls came and left a message.
Kızlardan biri geldi ve bir mesaj bıraktı.

More Sentences
one pron. bu
That one looks much more practical.
Bu, çok daha kullanışlı görünüyor.

More Sentences
one n. bir (sayı olarak)
one n. bir sayısı
one n. 1 dolar değerinde banknot
one n. birim
one n. belirli kimse
one n. 1 yaş
one n. 1 rakamı ile simgelenen sayılabilir nicelik
one n. üzerinde tek nokta bulunan domino taşı
one n. üst yüzeyinde tek nokta bulunan zar
one n. bir poundluk banknot
one n. fanatik
one n. hayran
one n. taraftar
one n. sıra dışı kimse
one n. emsalsiz kimse
one n. garip kimse
one n. bendeniz
one n. şahsım
one v. birleştirmek
one adj. vahit
one adj. tek üye olan
one adj. tek eleman olan
one adj. türündekilere kıyasla tek olan
one adj. belirli bir türün tek bireyi olan
one adj. önceden olan
one adj. bir zamanlar olmuş
one adj. bir ara gerçekleşmiş
one adj. bir yaşında olan
one adj. hemfikir olan
one adj. eşit
one adj. bütün oluşturacak şekilde birleşmiş
one adj. uyum ve bütünlük içinde olan
one adj. var olan
one adj. gerçekleşen
one adj. tanımsız olarak var olan
one adj. tanımsız olarak gerçekleşen
one adj. tam
one adj. bütün
one pron. belirli biri
one pron. adında biri
one pron. bahsedilen
one pron. bağlamdan anlaşılan
one pron. herhangi
one pron. bahsi henüz geçmiş olan
one pron. şaka
one pron. kahkaha
one pron. gülüş
one pron. darbe
one pron. vuruş
Colloquial
one n. beceriksiz bilgisayar kullanıcılarını taklit amacıyla ünlem işaretinden sonra konan bir sayısı
one adj. yegane
one adj. (pekiştirmek için) bir
Speaking
one expr. saat bir
Textile
one n. en küçük beden giyim eşyası
Math
one n. (soyut cebirde) halka yapısında çarpıma göre etkisiz eleman
Chemistry
one adj. iki veya daha fazla bileşenden tek bir oluşum yaratan
one suf. keton anlamında bir sonek
Linguistics
one n. i harfi
Religious
one n. en yüce varlık
one n. her şeyin özünü oluşturan prensip
one n. mutlak olan şey
one n. nihai gerçeklik
one n. tanrı
Philosophy
one n. (neoplatonizmde) varlığın ana kaynağı olarak görülen mutlak gerçeklik
Sport
one n. (krikette) topa vurup kaleler arasında koşarak elde edilen puan
Card
one n. birli

Sens de "one" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 3 résultat(s)

Turc Anglais
General
öne forward adv.
öne forrard adv.
öne to the fore adv.

Sens de "one" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
take off one's clothes v. soyunmak
lose one's passion v. hevesi kırılmak
one by one adv. birer birer
on one's own adv. kendi kendine
one by one adv. tek tek
no one pron. hiç kimse
General
the cut of one's jib n. yüz ifadesi
one's homeland n. sıla
one of a pair n.
twenty one n. yirmi bir
incapacity of earning one’s living n. maluliyet
one shot n. el
one's daily bread n. nafaka
one act plays n. tek perdelik oyunlar
last but one n. sondan bir önceki
the place where one earns one's bread n. ekmek teknesi
one party system n. tek parti sistemi
money owed to one n. alacak
first one n. birincisi
the evil one n. iblis
one's home n. sıla
place where one earns one's living n. geçim kapısı
one's besetting sin n. birinin en kötü huyu
one's last will n. son arzusu
one month production n. bir aylık üretim
one's feelings n. hatır
little one n. yavru
one foot in the grave n. bir ayağı çukurda
a new one on me n. şaşırtıcı bir şey
the only one n. tek olan
one sidedness n. tek taraflılık
one's daily bread n. rızk
one's bread and butter n. ekmek parası
one under the other n. alt alta
debt owed to one n. alacak
one thousand n. bin (sayı)
the bane of one's life n. başının derdi
one's native soil n. anavatan
one's name and reputation n. adı sanı
one point lessons and swiss army instruction n. bir konuya yönelik dersler ve çok yönlü eğitim
a roof over one's head n. başını sokacak bir yer
one’s daily bread n. rızık
the strength of one's fists n. bilek kuvveti
fourth one n. dördüncüsü
one horse n. tek atlı
one half n. yarısı
a similar one n. misil
one sixth n. altıda bir
taking off one's clothes n. soyunma
number one n. çıkar
one's wife n. kaşık düşmanı
the place where one earns one's livelihood n. ekmek teknesi
special ottoman foundation for helping one another n. avarız vakıfları
double one n. hepyek
being content with what one has n. kanaatkarlık
one's daily bread n. kazanç
one hundred add n. takriben yüz
one party systems n. tek parti sistemleri
the evil one n. şeytan
one who speaks through his nose n. hımhım
incapacity of earning one’s living n. malullük
one's job n. ekmek kapısı
one's better half n. kaşık düşmanı
something eaten with one's bread n. katık
one-armed person n. çolak
one fifth n. beşte bir
one fourth n. dörtte bir
one in number n. bir adet
little one n. ufaklık
one step n. tek adım dansı
the only one of its kind n. nevi şahsına münhasır
one living away from home n. gurbetçi
the bane of one's existence n. baş belası
the bane of one's existence n. başının derdi
the bane of one's life n. baş belası
a feather in one's cap n. övünülecek başarı
one second n. bir saniye
not one tittle n. en ufak hiçbir şey
place where one earns his living n. ekmek kapısı
summary of one's education n. eğitim durumu
one and the same n. aynı
one third n. üçte bir
one who uses forced labor n. angaryacı
one of his redeeming features n. iyi taraflarından biri
talking in one's sleep n. sayıklama
one day option n. bir günlük prim
one of a kind n. türünün tek örneği
conversion to one's own use n. kendi malı gibi kullanma
the father of one child n. bir çocuk babası
fulfilling one's longing n. hasret giderme
one minute n. bir dakika
one color n. tek renk
submission one's fate n. kazaya rıza
the position where one belongs to n. ait olduğu makam
lack of a devotion to one´s country or family n. hamiyetsizlik
devotion to one's nation n. vatan sevgisi
one who commits armed robbery n. silahlı soygun yapan kimse
one's outlook on life n. hayata bakışı
one's view of life n. hayata bakışı
one's attitude to life n. hayata bakışı
love of one's life n. hayatının aşkı
insertion of finger into one's nose n. burnunu karıştırma
one who conducts surveys n. anketör
one who conducts a poll n. anketör
one that become clear n. belirginleşen
one that become evident n. belirginleşen
a specialist in one's field n. alanında uzman
connoisseur in one's field n. alanında uzman
line in one's face n. yüzündeki çizgi
(one's) dream house n. rüyalarındaki ev
keeping one's word n. söz tutma
the height of one's career n. kariyerinin zirvesinde
one's true vocation n. gerçek mesleği
one's whole body n. bütün vücudu
the peak of one's career n. kariyerinin zirvesinde
insertion of finger into one's nose n. burnuyla oynama
one obvious similarity n. tek belirgin benzerlik
one time profit n. tek seferlik kazanç
one's favorite food n. en sevdiği yemek
one's own fault n. kendi suçu
one sunday afternoon n. bir pazar öğleden sonrası
family with more than one kid n. çok çocuklu aile
parents with more than one kid n. çok çocuklu aile
one's general philosophy of life n. dünya görüşü
one digit operation n. tek sayamaklı işlem
one in every week inspection n. haftalık denetim
one digit adder n. tek sayamaklı toplayıcı
rank number one n. birinci sıra
one quarter n. dörtte bir
one quarter n. dörtte biri
one example n. bir örnek
getting along with one another n. geçim
one's special thought n. derdi günü
one's obsession n. derdi günü
most of one's time n. zamanının çoğu
one's own choice n. onun tercihi
one's own preference n. kendi tercihi
one's own preference n. onun tercihi
one's own choice n. kendi tercihi
a chip on one's shoulder n. öfkesi burnunda olma
a chip on one's shoulder n. kavgaya hazır olma
zenith of one's fame n. şöhretinin zirvesi
a roof over one's head n. başını sokacak bir dam
finish one's education n. eğitimini tamamlamak
experts in one's subject n. konusunda uzman kişiler
experts in one's field n. alanında uzman kişiler
one dollar n. bir dolar
eighty-one n. seksen bir
conscious-sense of one’s guilt n. suçluluk duygusu
one-time payment n. kesenek iadesi