one - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

one

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "one" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 19 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
one n. bir
one adj. tek
one pron. biri
General
one n. bir
one n. 1
one n. bir sayısı
one n. bir (sayı olarak)
one n. kimse
one n. insan
one n. birisi
one n. adam
one n. kişi
one adj. vahit
one adj. aynı
one adj. bir tane
one pron. belirli biri
one pron. adında biri
Speaking
one saat bir
Chemistry
one keton anlamında bir sonek

Bedeutungen von dem Begriff "one" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 2 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
General
öne forward adv.
öne forrard adv.

Bedeutungen, die der Begriff "one" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 500 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
one by one adv. birer birer
one by one adv. tek tek
no one pron. hiç kimse
General
(a single) get (someone) to number one in the chart v. listede bir numaraya taşımak
(a single) get (someone) to number one in the chart v. bir numaraya çıkarmak
(a single) get (someone) to number one in the chart v. bir numara yapmak
(for any desired thing) to come to (one) by itself v. ayağına gelmek
(for one) to be worthwhile v. adamdan sayılmak
(for one) to be worthwhile v. adamdan saymak
(for one´s life) to last long enough v. ömrü yetmek
(for one´s life) to last long enough v. ömrü vefa etmek
accept/acknowledge that one is responsible for v. sorumluluğun kendisinde olduğunu kabul etmek
acquaint one with v. haberdar etmek
acquaint one with v. bilgi vermek
agree with one is saying v. dediklerine katılmak
alternate one subject with another v. konu değiştirmek
ask (one) to forgive v. affetmesini istemek
ask from where one hasn't studied v. çalışmadığı yerden sormak
back to square one v. beyaz sayfa açmak
back to square one v. beyaz bir sayfa açmak
be all of one mind about v. aynı fikirde olmak
be all of one mind about v. hemfikir olmak
be down to one number v. altılıda beşte kalmak
be down to one number v. bir numarayla kaybetmek
be down to one number v. bir sayıyla kaçırmak
be given an official/written warning (receive one) v. tutanak yemek
be guarded in what one says v. lafına dikkat etmek
be like one fist v. tek yumruk gibi olmak
be of one heart v. tek yürek olmak
be of one mind v. hemfikir olmak
be one of (the most important/largest...) among v. arasında yer almak
be one of the v. arasında yer almak
be one of the v. -den biri olmak
be one step ahead v. bir adım önde olmak
be one step ahead of v. bir adım önde olmak
be one step ahead of v. bir adım önünde yer almak
be one step ahead of v. bir adım önünde olmak
be one step ahead of technology v. teknolojinin bir adım ilerisinde olmak
be one with v. ile aynı fikirde olmak
be remembered after one is dead v. adı kalmak
be so affected by something that one can't think of anything else v. gözü başka hiçbir şeyi göremeyecek kadar bir şeyden etkilenmek
be so affected by something that one can't think of anything else v. dünyayı gözü görmemek
be so few one can count them on the fingers of one hand v. parmakla gösterilmek
be unable finish what one was saying v. laf ağzında kalmak
be upon one v. alacaklıları kapıya dayanmak
be upon one v. alacaklılar kapıya dayanmak
become one v. bütün olmak
belong to one v. kendisine ait olmak
bite one another v. dalaşmak
bring an action against one v. birisi aleyhine dava açmak
bring one to oneself v. aklını başına getirmek
can not believe what one hear v. kulaklarına inanmamak
can not believe what one hear v. kulaklarına inanamamak
carry one step further v. ileri taşımak
carry one through v. bir şey birini başarılı bir sonuca ulaştırmak
carry one through v. bir şey birini ayakta tutmak
catch one´s eye v. dikkatini çekmek
catch the abductor by day one v. (çocuğu vb) kaçıran kişiyi kaçırdığı gün yakalamak
cause to fight with one another v. dövüştürmek
choose the odd one out v. sıra dışı/aykırı olanı seçmek
climb the steps one by one v. basamakları tek tek çıkmak
clock somebody one v. şamar atmak
clock somebody one v. şamar vurmak
clock someone at speeds of up to one hundred miles per hour v. birini saatte yüz mil hız yaparken yakalamak
collide with one another v. çakışmak (birbiri ile)
combine into one v. tek parça olarak birleştirmek
come one after another v. birbiri ardına gelmek
come to recognize that one is wrong v. yanıldığının farkına varmak
compensate for one thing by another v. bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek
compensate for one thing with another v. bir şeyi başka bir şeyle telafi etmek
comprise one part of v. bir bölümünü oluşturmak
confront one another v. yüzleşmek
confuse one thing with another v. bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
confuse one thing with another v. bir şeyi başka bir şey sanmak
cut the interest rates to one-percent v. faiz oranlarını %1'e düşürmek
do all one can do v. elinden geleni yapmak
do as one says v. denileni yapmak
do number one v. çiş yapmak
do number one v. işemek
do one better (than somebody/something) v. daha iyisini yapmak
do one's job for one v. benzetmek
do one's job for one v. öldürmek
do the best one can do v. elinden geleni yapmak
do what one feel likes doing v. kendi havasında olmak
dot somebody one v. yumruk atmak
dot somebody one v. geçirmek
dot somebody one v. koymak
eat one type of food v. tek tip beslenmek
embrace one another v. kucaklaşmak
end up being the one in the wrong v. haksız duruma düşmek
exchange ideas with one another v. karşılıklı fikir alışverişi yapmak
exchange ideas with one another v. karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak
express what one wants v. meramını anlatmak
favor one person v. ayrıcalık tanımak
fit into one another v. çakışmak
fly at one another's throat v. gırtlak gırtlağa gelmek
fly at one anothers throats v. boğaz boğaza gelmek
get a second one v. ikilemek
get one round one's back v. başına belayı satın almak
get one's wits about one v. aklını başına toplamak
get what's coming to one v. müstahakkını bulmak
get what's coming to one v. cezasını bulmak
get what's coming to one v. layığını bulmak
get what's coming to one v. hak ettiği cezayı yemek
give as good as one gets (in an argument) v. laf altında kalmamak
give one a black eye v. bir gözünü patlatmak
give one a tickle in one's throat v. gıcıklamak
give one a tickle in one's throat v. gıcık vermek
give one another written certifications v. senetleşmek
go back to square one v. sıfırdan başlamak
go cold at one point v. bir yerden sonra soğumak
go one better v. daha iyisini yapmak
go shares with one v. birisiyle paylaşmak
go someone one better v. birinin yaptığından daha iyisini yapmak
go someone one better v. birini geçmek
greet one another v. merhabalaşmak
guarded in what one says v. lafına dikkat etmek
have (something/someone) brought to one v. ayağına getirtmek
have a one-night stand v. tek gecelik heyecan yaşamak
have a one-night stand v. tek gecelik ilişki yaşamak
have a one-night stand v. tek gecelik aşk yaşamak
have a one-track mind v. bir konuyu tutturmak
have it in one v. yeteneği olmak
have money ledged with one v. birisinde parası olmak
have money owed to one v. alacağı olmak
have money owed to one (by) v. alacaklanmak
have more than one meaning v. birden çok anlamı olmak
have more than one meaning v. birden çok anlama sahip olmak
have more than one meaning v. birden çok anlama gelmek
have one's wits about one v. doğru dürüst düşünebilmek
have one's wits about one v. kafası yerinde olmak
hide the distress one suffered v. kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek
hold out on one v. birinden gizlemek
joke with one another v. şakalaşmak
jump from one thing to the other v. daldan dala konmak
keep something by one v. elinin altında bulundurmak
kill one another v. kırışmak
kill two birds with one stone v. iki işi birden görmek
knit one, purl one v. bir ters örmek
know when one is not wanted v. istenmediğini bilmek
know where one is standing v. çizgiyi korumak
lay about one v. sağına soluna vurmak
lean (one thing) against (another) v. dayandırmak
learn from one another v. birbirinden (bir şeyler) öğrenmek
let one have v. ulaştırmak
like one another v. hoşlaşmak
look at one another v. bakışmak
lose one´s life v. yaşamını yitirmek
make a decision one way or the other v. öyle ya da böyle bir karara varmak
make one v. birlemek
make one v. ortak olmak
make one feel better v. yüreğine su serpmek
make one suspicious v. zihnini bulandırmak
make signs to one another v. işaretleşmek
make the new one v. yenisini yapmak
miss one tiny detail v. küçük bir ayrıntıyı kaçırmak
move to one side v. kaymak
never occur to (one) v. aklının ucundan geçmemek
not as young as one used to be v. eskisi gibi genç olmamak
not end up as one had hoped v. fos çıkmak
not get the attention that one deserves v. hak ettiği ilgiyi görmemek
not know what one is saying v. ne dediğini bilmemek
not to exchange (one thing) for (another) v. değiştirememek
not to show one' true colors v. rengini belli etmemek
not to show one' true colors v. renk vermemek
notify to one v. birisine haber vermek
occur one v. hatırına gelmek
occur to one v. aklına gelmek
odd-one-out v. farklı olanı elemek
one-up v. birisine avantaj sağlamak
parlay one thing into another v. bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
paste somebody one v. yumruk atmak
pay as one goes v. peşin parayla alışveriş etmek
pay one to account v. hesap sormak
pile one trouble on another v. derde dert katmak
pit one against another v. boy ölçüşmek (iki şey)
pit one against another v. birbiriyle yarışmak (iki şey)
pit one person against another v. birbiriyle yarışmak
pit one person against another v. birbiriyle boy ölçüşmek
pit one person against another v. boy ölçüşmek
pit one thing against another v. birbiriyle yarışmak
pit one thing against another v. boy ölçüşmek
play with one another v. oynaşmak
pull a fast one v. oyuna getirmek
pull a fast one v. kazık atmak
pull a fast one on somebody v. kazık atmak
push one another v. itişmek
put on one side v. sonraya bırakmak
put one´s foot in it v. baltayı taşa vurmak
put something to one side v. bir kenara bırakmak
put something to one side v. bir şeyi bir kenara bırakmak
quit while one is ahead v. iyi giderken bırakmak
raise two kids on one salary v. bir maaşla iki çocuk büyütmek
raise two kids on one salary v. tek maaşla iki çocuğa bakmak
raise two kids on one salary v. bir maaşla iki çocuğa bakmak
rank number one v. birinci sırada olmak
receive one by one v. tek tek almak
remain one of the most v. arasında yer almak
remembered after one is dead v. adı kalmak
replace something with a newer one v. bir şeyi daha yenisiyle değiştirmek
replace with the new one v. yenisi ile değiştirmek
replace with the new one v. yenisiyle değiştirmek
rue the day one was born v. doğduğuna pişman olmak
run through a series of one-night stands v. bir dizi tek gecelik aşk yaşamak
sacrifice one´s fortune v. servetini feda etmek
sap one´s strength v. kuvvetini azaltmak
see (someone) before one dies v. dünya gözü ile görmek
see before one dies v. dünya gözüyle görmek
see one through v. idare etmek
see one through v. yetmek
see someone in one´s dream v. rüyasında birini görmek
see someone in one´s dream v. rüyasında birisini görmek
see something before one dies v. dünya gözüyle görmek
sell all one has v. satıp savmak
set one person against another v. fitne sokmak
settle accounts with one another v. ödeşmek
shoot one by one v. teker teker vurmak
shoot one by one v. birer birer vurmak
show one to one's seat v. birine koltuğunu göstermek
show one to one's seat v. birine oturacağı yeri göstermek
sleep with one eye open v. bir gözü açık uyumak
sleep with one eye open v. tek gözü açık uyumak
snatch from one another v. kapışmak
snatch something from one another v. kapışmak
stake all one's money on one gamble v. rest çekmek
stand on one foot v. tek ayak üzerinde durmak
stand on one foot v. tek ayak üstünde durmak
stay one step ahead v. bir adım önde olmak
straighten up and do as one is supposed to do v. yola gelmek
sue one another v. mahkemeye düşmek
surprise one v. garibine gitmek
sweep before one v. önüne katmak
sweep before one v. sürüklemek
take one by one v. tek tek almak
take someone to one side v. birini bir yana çekmek
tell one to one's face v. birinin yüzüne karşı söylemek
trust no one v. kimseye güvenmemek
turn against (for one person to another) v. aleyhine dönmek
turn one v. bir (1) yaşına girmek
turn out be somebody one knows before v. tanış çıkmak
turn out be somebody one knows before v. tanışık çıkmak
unite under one flag v. bir bayrak altında toplamak
unite/gather under one flag v. bir/tek bayrak altında toplamak
value the vase at one million dollars v. vazoya bir milyon dolar değer biçmek
walk up the stairs one at a time v. basamakları tek tek çıkmak
want no one v. hiç kimseyi istememek
wear more than one hat v. bir koltukta iki karpuz taşımak
weigh one thing against another v. karar vermeye çalışırken bir şeyi başka bir şeyle karşılaştırmak
zipper one thing into another v. bir şeyi başka bir şeye fermuarla takmak
a new one on me n. şaşırtıcı bir şey
a one-off n. bir seferliğine
a one-off n. bir defalığına
a one-room schoolhouse n. tek sınıflık okul binası
a similar one n. misil
a thousand and one nights n. binbir gece masalları
a thousand and one nights n. 1001 gece masalları
advantages over one thing to another n. bir şeyin diğerine karşı avantajları
any one of the five senses n. beş duyudan herhangi biri
being content with what one has n. kanaatkarlık
beloved one n. sevilen
beloved one n. sevgili
debt owed to one n. alacak
double one n. hepyek
eighty one n. seksen bir
eighty one n. 81
eighty-one n. seksen bir
family with more than one kid n. çok çocuklu aile
fifty one n. 51
fifty one n. elli bir
first one n. birincisi
five ws and one h n. 5n1k
forty one n. 41
forty one n. kırk bir
fourth one n. dördüncüsü
getting along with one another n. geçim
lack of a devotion to one´s country or family n. hamiyetsizlik
last but one n. sondan bir önceki
little one n. yavru
little one n. ufaklık
million-to-one chance n. milyonda bir şans
minimum warranty of one year n. en az bir yıllık garanti
money owed to one n. alacak
ninety one n. doksan bir
ninety one n. 91
not one tittle n. en ufak hiçbir şey
number one n. çıkar
number one n. bir numara
number one priority n. bir numaralı öncelik
number one problem n. bir numaralı sorun
odd-one-out n. tuhaf tip
odd-one-out n. gruptan dışlanan tip
odd-one-out n. garip tip
one act plays n. tek perdelik oyunlar
one and a half n. bir buçuk
one and a half year n. bir buçuk yıl
one and half hour n. bir buçuk saat
one and the same n. aynı
one carat n. bir karat
one color n. tek renk
one course n. tek ders
one day option n. bir günlük prim
one digit adder n. tek sayamaklı toplayıcı
one digit operation n. tek sayamaklı işlem
one dollar n. bir dolar
one dollar and eighty-seven cents n. bir dolar seksen yedi sent
one example n. bir örnek
one fifth n. beşte bir
one fifth of n. beşte biri
one foot in the grave n. bir ayağı çukurda
one fourth n. dörtte bir
one fourth of n. dörtte biri
one half n. yarısı
one horse n. tek atlı
one hundred add n. takriben yüz
one in every week inspection n. haftalık denetim
one in number n. bir adet
one last goodbye n. son bir veda
one last goodbye n. son bir elveda
one liner n. tek cümlelik kısa fıkra
one living away from home n. gurbetçi
one man n. adamın biri
one man army n. tek kişilik ordu
one minute n. bir dakika
one month production n. bir aylık üretim
one more cup of coffee n. bir fincan kahve daha
one more reason to celebrate n. kutlama için bir neden daha
one more step n. bir adım daha
one more step n. bir basamak daha
one more year n. bir sene daha
one more year n. bir yıl daha
one obvious similarity n. tek belirgin benzerlik
one of a kind n. türünün tek örneği
one of a kind n. kendine özgü
one of a pair n.
one of his finest work n. onun en iyi işinden biri
one of his redeeming features n. iyi taraflarından biri
one of my favorite n. favorilerimden biri
one of my favorite n. favorilerimden bir tanesi
one of my favourite n. favorilerimden biri
one of my favourite n. favorilerimden bir tanesi
one of our students n. öğrencilerimizden biri
one of seven regions n. yedi bölgeden biri
one of the girls n. kızlardan birisi
one of the most famous carnivals n. en ünlü karnavallardan biri
one of the products n. ürünlerden biri
one of the wonders of the world n. dünyanın harikalarından biri
one of the worst days ever n. gelmiş geçmiş en kötü günlerden biri
one of these people n. bu insanlardan biri
one of three n. üçte biri
one out of every three n. her üç kişiden biri
one out of three of the patients n. hastaların üçünden bir tanesi
one party system n. tek parti sistemi
one party systems n. tek parti sistemleri
one point lessons and swiss army instruction n. bir konuya yönelik dersler ve çok yönlü eğitim
one quarter n. dörtte bir
one quarter n. dörtte biri
one second n. bir saniye
one seventh n. yedide bir
one shoe of a pair n. ayakkabının teki
one shot n. el
one shot n. tek sefer
one sided love n. tek taraflı aşk
one sidedness n. tek taraflılık
one sixth n. altıda bir
one skilled in the art of marking and protection of security documents n. güvenlik dokümanlarının işaretlenmesi ve korunması konusunda uzman biri
one solution n. tek çözüm
one step n. tek adım dansı
one sunday afternoon n. bir pazar öğleden sonrası
one that become clear n. belirginleşen
one that become evident n. belirginleşen
one third n. üçte bir
one third of countries n. ülkelerin üçte biri
one third of the patients n. hastaların üçte biri
one thousand n. bin (sayı)
one time n. tek sefer
one time profit n. tek seferlik kazanç
one to one contact n. birebir temas
one touch control n. tek tuş kontrol
one touch control n. tek dokunma ile kontrol
one under the other n. alt alta
one upmanship n. daha avantajlı olma durumu
one upmanship n. üstünlük sağlama çabası
one who claims succession to the crown n. tahta talip olan
one who commits armed robbery n. silahlı soygun yapan kimse
one who conducts a poll n. anketör
one who conducts surveys n. anketör
one who loves to show off n. kovalak
one who loves to show off n. gösteriş düşkünü
one who speaks through his nose n. hımhım
one who uses forced labor n. angaryacı
one with limited finances n. maddi olanağı kısıtlı
one with limited financial means n. maddi olanağı kısıtlı
one-act plays n. tek perdelik oyunlar
one-armed bandit n. kollu kumar makinesi
one-armed bandit n. slot makinesi
one-armed person n. çolak
one-down position n. bir alt pozisyon
one-down position n. bir alt konum
one-family dwelling n. tek ailelik konut
one-half cash n. yarısı peşin
one-liner n. özlü esprili cümle veya şaka
one-man show n. tek kişilik gösteri
one-man show n. tek kişilik sergi
one-nil n. bir sıfır
one-nil n. 1-0
one-nil n. bire karşı hiçbir şey
one-off n. özel
one-off n. özel olarak yapılan
one-off n. bir kez olan ve bir daha tekrarlanmayan olay
one-parent family n. tek ebeveynli aile
one-person companies n. özel şirketler
one-person corporations n. tek kişilik şirketler
one-piece n. tek parça
one-piece n. tekparça
one-reeler n. kısa metrajlı film
one-roomed flat n. tek odalı daire
one-sixth of the world's population n. dünya nüfusunun altıda biri
one-story house n. tek katlı ev
one-tenth of a hectare n. dekar
one-time payment n. kesenek iadesi
one-time study n. bir defalık çalışma
one-time study n. tek seferlik çalışma
one-to-one combat before a battle n. mübareze
one-two n. verkaç
one-way rental n. tek yönlü kiralama
one-way slope n. tek yönlü eğim
one-way street n. tekyönlü yol
one-way ticket n. dönüş bileti
one-way ticket n. gidiş bileti
one-way ticket n. tek gidiş bileti
one-way traffic n. tek yönlü trafik
one-week vacation n. bir haftalık tatil
one-word answer n. tek kelimelik cevap
one-world n. bütün dünyanın birbirine bağlı ve bağımlı olması ve insanların buna uygun davranması
one-year period n. bir senelik dönem
one-year period n. bir yıllık dönem
parents with more than one kid n. çok çocuklu aile
place where one earns his living n. ekmek kapısı
place where one earns one's living n. geçim kapısı
rank number one n. birinci sıra
section one n. birinci bölüm
seven thousand one hundred and twelve n. yedi bin yüz on iki
seventy one n. yetmiş bir
seventy one n. 71
sixty one n. altmış bir
sixty one n. 61
special ottoman foundation for helping one another n. avarız vakıfları
the evil one n. iblis
the evil one n. şeytan
the father of one child n. bir çocuk babası
the only one n. tek olan
the only one of its kind n. nevi şahsına münhasır
the place where one earns one's bread n. ekmek teknesi
the place where one earns one's livelihood n. ekmek teknesi
the position where one belongs to n. ait olduğu makam
thirty one n. otuz bir
thirty one n. 31
twenty one n. 21
twenty one n. yirmi bir
twenty-one n. yirmi bir oyunu
two-for-one deal n. bir alana bir bedava
verbal one-upmanship n. laf ebeliği
a one adj. birinci kalite
all in one package adj. hepsi tek pakette
any one of adj. herhangi birisinde
at the age of one adj. bir yaşında
bent to one side adj. yampiri
blind in one eye adj. bir gözü kör
colourblind in one eye adj. sadece tek gözü renk körü
created for one purpose adj. tek bir amaç için yaratılmış
deaf in one ear adj. tek kulağı sağır
dissatisfied with what one has adj. gözü dışarıda
for this one time only adj. bu seferlik
leaning to one side adj. yatık
leaning to one side adj. yatkın
naked as the day one was born adj. anadan doğma
naked as the day one was born adj. anadan üryan
number one adj. çıkarcı
number one adj. bir numaralı
number one adj. en önemli
one and a half adj. bir buçuk katı
one and only adj. bir tek
one and only adj. tek
one and only adj. biricik
one and only adj. bütün
one and only(a) adj. rakipsiz
one and the same adj. tek
one and the same adj. tıpkı
one and the same adj. tıpkısı
one and the same adj. bir
one and the same adj. büsbütün aynı
one by one adj. sırayla
one couple of adj. bir çift
one hundred adj. yüz
one more beautiful than the other adj. birbirinden güzel
one more than half adj. yarısından bir fazlası
one of adj. biri
one of a kind adj. eşi benzeri olmayan
one of a kind adj. eşsiz
one off adj. bir sefere mahsus