Prime - Türkçe İngilizce Sözlük

Prime

"Prime" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 116 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
prime i. hayatın baharı
prime i. ana nota
prime i. asal sayı
prime i. olgunluk çağı
prime i. en güzel dönem (bir kimsenin/bir şeyin)
prime i. en parlak dönem (bir kimsenin/bir şeyin)
prime i. mükemmel şey
prime i. gençlik
prime i. kemal devresi
prime i. en güzel zaman
prime i. ilk dönem
prime i. başlangıç
prime i. en başarılı olunan dönem
prime i. verimlilik çağı
prime i. formunun zirvesinde olunan dönem
prime i. gündüz kanonik saatlerinin ilkini oluşturan dini görev
prime i. günün ilk saati
prime i. güneşin doğuş saati
prime i. bahar
prime i. grup lideri
prime i. grubun en iyisi
prime i. en iyi kısım
prime i. tavlada altı kapalı noktadan oluşan blok
prime i. tümleyen sembolü
prime i. en üstün et kalite derecesi
prime i. fit karenin on ikide biri
prime i. en iyisi
prime f. ne söyleyeceğini öğretmek (tanığa)
prime f. ağızotu koymak (topa/tüfeğe)
prime f. içirip sarhoş etmek
prime f. hazırlamak
prime f. kurmak
prime f. astar vurmak
prime f. tulumbaya su koymak
prime f. astar çekmek
prime f. astar sürmek
prime f. nasıl cevap vermesi gerektiğini önceden söylemek (birine)
prime f. ağızotu koymak
prime f. (boya) astar vurmak
prime f. suyla doldurarak kullanıma hazırlamak
prime f. sudan atlamak
prime f. (makinenin) karbüratörüne benzin dökmek
prime f. (indüksiyon makinesinin) armatürüne statik elektrik yükü vermek
prime f. eğitmek
prime f. çalıştırmak
prime f. (tütün) hasat etmek
prime f. teşvik etmek
prime f. harekete geçirmek
prime f. (motor) buharın küçük porsiyonlarda serbest kalması için çalışmak
prime f. kısa gelgit yaşamak
prime f. öncü olmak
prime f. en iyi kalitede olmak
prime f. hazırlanmak
prime f. barut döşemek
prime s. en önemli
prime s. önemli
prime s. birinci kalite
prime s. birincil
prime s. birinci
prime s. asal
prime s. başlıca
prime s. (sayı) asal
prime s. baş
prime s. en iyi
prime s. ilk
prime s. genç
prime s. gençliğe özgü
prime s. gençliğe dair
prime s. en iyi durumdaki (kürk deri)
prime s. öncü
prime s. kredi notu en yüksek olan
prime s. en iyi ticari değerde olan
prime s. ilk (sıra, zaman)
prime s. tümleyen sembolü içeren
prime zf. başlıca
prime zf. esas olarak
prime zf. ilk olarak
prime zf. mükemmelen
prime N. en iyi dönem
Ticaret/Ekonomi
prime i. baş
prime i. en düşük faiz oranı
prime s. asıl
prime s. birinci
prime s. en iyi
prime s. ilk
Teknik
prime f. çalıştırmaya hazırlamak (pompa/makine vb)
prime f. suyla doldurarak kullanıma hazırlamak
prime s. başlıca
prime s. esas
Bilgisayar
prime s. asal
Ağaç İşleri
prime i. kalitesi yüksek sarıçam odunu
prime i. birinci kalite metal ürün
Otomotiv
prime f. astarlamak
prime f. doldurmak
Medikal
prime f. kurmak
Mutfak
prime s. en üst kalite (et)
Matematik
prime i. asal sayı
prime i. (~) işareti
prime f. tümleyen işareti koymak
prime s. asal
prime s. polinomla ilgili
prime s. ortak polinomu olmayan
prime s. çarpımı böldüğü durumda çarpanlardan birini de bölen
prime s. tümleyeni çarpmaya göre kapalı olan
Tütün
prime f. tütün bitkisinin taban yapraklarını toplamak
Dilbilim
prime i. kök
Silah/Atıcılık
prime i. dolmalı tüfeğe konulan ağız otu
prime i. tüfeğin ağız otu
Spor
prime i. eskrimde bir savunma pozisyonu
İskambil
prime i. primero oyunu
prime i. primero oyununda en yüksek el
Müzik
prime i. ilk nota
prime i. her iki notanın da aynı ölçek derecesi ile temsil edildiği bir müzik aralığı
prime i. ana akor
Eski Kullanım
prime f. makyaj yapmak
prime f. üstünlük taslamak

"Prime" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
prime minister i. başbakan
Genel
prime mover i. ana kuvvet
the prime of life i. hayatın en verimli dönemi
prime time i. başlangıç zamanı
prime meridian i. baş meridyen
prime mover i. römork
prime of life i. hayatın en güzel devresi
prime factor i. asal çarpan
prime time i. televizyonun en çok izlendiği saatler
prime ministry building i. başbakanlık binası
prime numbers i. asal sayılar
prime ministers i. başbakanlar
the prime minister's office i. başbakanlık
prime minister i. başvekil
deputy prime minister i. başbakan yardımcısı
the prime of life i. hayatın en dinç ve güzel devresi
prime cost i. üretim maliyeti
prime meridian i. başlangıç meridyeni
prime beef i. en iyi sığır eti
former prime minister i. eski başbakan
prime purpose i. ana amaç
prime purpose i. öncelikli amaç
prime suspect i. birinci derece şüpheli
prime quality i. birinci kalite
prime ministry i. başbakanlık
prime target i. asıl hedef
prime ministers' wives i. başbakan eşleri
prime ministers' wives i. başbakanların eşleri
prime ministers' spouses i. başbakanların eşleri
prime ministers' spouses i. başbakan eşleri
prime caretaker i. asıl bakım veren/bakıcı
prime mover i. tırın öndeki çekici kamyonu
prime minister's disaster relief agency i. başbakanlık afet ve acil durum yönetimi başkanlığı
prime evil i. baş iblis
the then prime minister i. zamanın başbakanı
prime minister at the time/during that time i. zamanın başbakanı
prime example i. tam bir örneği
prime example i. tam örnek
pack and prime road i. gezi yolu
pack and prime road i. at binme yolu
prime mover i. agonist
prime mover i. çekme aracı
prime mover i. tanrı
prime mover i. ana muharrik
prime of the moon i. yeniayın ilk ortaya çıkışı
prime-vertical dial i. gölgenin birinci düşey düzlem üzerine yansıtıldığı güneş saati
prime vertical dial i. gölgenin birinci düşey düzlem üzerine yansıtıldığı güneş saati
prime someone about f. birini bir konuda aydınlatmak
prime a pump f. çalıştırmadan önce pompanın içine su akıtmak
prime the pump f. devlet çeşitli yatırımlarla ekonomiyi canlandırmaya çalışmak
prime someone about f. birine bir şey hakkında bilgi vermek
be of prime importance f. çok önemli olmak
take something as a prime concern f. öncelikli tutmak
prime a pump f. pompanın havasını almak
prime a pump f. pompanın havasını almak
of prime importance s. birinci derecede önemli
prime mover originator s. fikir öncüsü
prime-age s. erişkin/çalışabilecek yaşta
non-prime s. alt kalite
non-prime s. önemli olmayan
prime [obsolete] s. şehvetli
prime [obsolete] s. çapkın
prime-number s. asal sayı ile ilgili
prime [obsolete] s. zampara
prime-time s. tele
in the prime of life zf. hayatın en olgun döneminde
in the early prime of one's life zf. gençliğin ateşli çağında
Öbek Fiiller
prime something with something f. -ile çalıştırmak
prime (someone or something) with (something) f. (birini/bir şeyi bir şeyle) hazırlamak
prime with f. ile çalıştırmak
prime with f. ile hazırlamak
Konuşma Dili
prime of life i. hayatın doruğu
prime of life i. hayatın en güzel dönemi
prime of life i. hayatın altın çağı
prime of life i. yaşamın en güzel devresi
prime of life i. hayatın en güzel devresi
Deyim
a prime mover i. ana/asıl/esas/başlıca neden/başlangıç nedeni
prime mover i. itici güç
a prime mover i. itici güç
prime the pump f. teşvik etmek
prime the pump f. canlandırmaya çalışmak
prime the pump f. önayak olmak
past someone's prime f. eski şaşaalı/heybetli/parlak günlerinden uzakta olmak
past someone's prime f. zirvede olduğu günleri aratır (vaziyette) olmak
past someone's prime f. eski gücünü/dinçliğini yitirmiş olmak
past someone's prime f. gençliği/dinamizmi/hayatının başarılı/güçlü dönemi geride kalmış olmak
cut (one) off in (one's) prime f. kariyerinin zirvesindeyken ölmek
cut (one) off in (one's) prime f. hayatının en parlak evresinde ölmek
cut (one) off in (one's) prime f. hayatının baharında ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. kariyerinin zirvesindeyken ölmek
cut (one) down in (one's) prime f. hayatının baharında ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. hayatının en parlak evresinde ölmek
cut (one) down in (one's) prime f. hayatının en parlak evresinde ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. hayatının baharında ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. kariyerinin zirvesindeyken ölmek
cut (one) down in (one's) prime f. kariyerinin zirvesindeyken ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. hayatının baharında ölmek
cut someone off (or down) in their prime f. hayatının en parlak evresinde ölmek
cut someone off in their prime f. zirvede bitirmek
cut (one) down in (one's) prime f. yarıda kesilmek
cut (one) down in (one's) prime f. en güzel zamanların yarıda kalmasına neden olmak
cut someone off in their prime f. birinin en parlak/başarılı dönemini birden yarıda kesmek
cut someone off in their prime f. birinin en güzel zamanlarını birden sonlandırmak
cut someone off in their prime f. birinin en verimli olduğu anda kariyerini/yaşamını bitirmek
cut someone down in their prime f. birinin en parlak/başarılı dönemini birden yarıda kesmek
cut (one) down in (one's) prime f. zirvede bırakmak zorunda kalmak
cut someone down in their prime f. zirvede bitirmek
cut (one) down in (one's) prime f. en parlak/başarılı dönemi yarıda kalmak
cut (one) down in (one's) prime f. en parlak/başarılı döneminde bir engelle karşılaşmak
cut someone down in their prime f. birinin en güzel zamanlarını birden sonlandırmak
cut someone down in their prime f. birinin en verimli olduğu anda kariyerini/yaşamını bitirmek
cut (one) down in (one's) prime f. bir şeyin yarıda kesilmesine neden olmak
ready for prime time s. seyirci önüne çıkmaya hazır
ready for prime time s. sahnelere/sahalara çıkmaya hazır
not ready for prime time s. henüz piyasaya çıkmaya/sürülmeye hazır değil
not ready for prime time s. henüz seyirci önüne çıkmaya hazır değil
not ready for prime time s. henüz sahnelere/sahalara çıkmaya hazır değil
ready for prime time s. piyasaya çıkmaya/sürülmeye hazır
not ready for prime time s. henüz tam olarak hazır değil
ready for prime time s. tamamen hazır
past (someone's or something's) prime s. eski gücünü/dinçliğini yitirmiş
past prime s. gençliği/dinamizmi/hayatının başarılı/güçlü dönemi geride kalmış
past prime s. eski şaşaalı/heybetli/parlak günlerinden uzakta
past prime s. saçı sakalı ağarmış
past (someone's or something's) prime s. zirvede olduğu günleri aratır (vaziyette)
past prime s. eski gücünü/dinçliğini yitirmiş
past (someone's or something's) prime s. kendinden geçmiş
past (someone's or something's) prime s. gençliği/dinamizmi/hayatının başarılı/güçlü dönemi geride kalmış
past (someone's or something's) prime s. eski şaşaalı/heybetli/parlak günlerinden uzakta
past prime s. zirvede olduğu günleri aratır (vaziyette)
past (someone's or something's) prime s. eski hali kalmamış
past prime s. eski hali kalmamış
past prime s. kendinden geçmiş
in the prime of life expr. hayatının baharında
past one's prime expr. saçı sakalı ağarmış
in its prime expr. hayatının en parlak evresinde
in one's prime expr. hayatının en parlak evresinde
in its prime expr. hayatının baharında
in one's prime expr. hayatının baharında
in prime expr. en parlak/mutlu/başarılı evrede
in prime expr. baharında
in prime expr. en enerjik/canlı dönemde
Ticaret/Ekonomi
prime cost i. malın üretimi için gerekli işçilik ve ham madde maliyeti
prime location cooperating i. önemli yer işbirliği
prime bill i. güvenilir senet
prime interest rate i. temel faiz
prime borrower i. birinci sınıf borçlu
prime cost i. asıl maliyet
prime rate i. ana faiz oranı
prime cost i. temel maliyet