bile - Türkçe İngilizce Sözlük

bile

bile — Definition

Anlamı ve Tanımı:
safra
Okunuş (IPA):
(AmE /baɪl/ – BrE /baɪl/)
Terim Türü:
İsim: bile (uncountable)
Karaciğerin ürettiği, sindirime yardımcı sıvıyı anlatan tıbbi terimdir. Latince bilis kökünden gelir ve biyoloji/tıp dilinde temel bir kavramdır

"bile" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 9 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
bile i. kin
Her words were full of loathing and bile.
Sözleri nefret ve kinle doluydu.

More Sentences
bile i. safra
Eating bananas, rice, or applesauce can help if you have vomited bile.
Safra kustuysanız muz, pirinç veya elma püresi yemenin faydası olabilir.

More Sentences
bile i. aksilik
bile i. öd
bile i. garaz
bile i. sinirlilik
bile i. huysuzluk
bile i. terslik
Eski Kullanım
bile i. iki bedensel sıvıdan biri

"bile" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 17 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
bile even zf.
It was quite difficult to see, even with the lights on.
Işıklar açık olsa bile görmek oldukça zordu.

More Sentences
Genel
bile very s.
The very title of this report is misleading in itself.
Bu raporun başlığı bile başlı başına yanıltıcıdır.

More Sentences
bile mere s.
The merest mention of marriage makes her nervous.
Evlilikten bahsetmek bile onu tedirgin ediyor.

More Sentences
bile already zf.
The first drafts are already under discussion in the context of the Advisory Committee for Fisheries and Aquaculture.
İlk taslaklar Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Danışma Komitesi bağlamında tartışılmaya başlandı bile.

More Sentences
bile itself [ireland] zf.
That itself is something of a failing in the Convention treaty.
Bu bile Konvansiyon anlaşmasında bir eksikliktir.

More Sentences
bile even if bağ.
You cannot ignore the facts, even if you think it might lose you your seat.
Koltuğunuzu kaybedebileceğinizi düşünseniz bile gerçekleri görmezden gelemezsiniz.

More Sentences
bile even though bağ.
If you run a store in Canada, then you need to pay Canadian taxes even though your bill is in US dollars.
Kanada'da bir mağaza işletiyorsanız, faturanız ABD doları cinsinden olsa bile Kanada vergilerini ödemeniz gerekir.

More Sentences
bile if bağ.
Yet the number of victims alone should concern us, if it were not concealed by the effects of poverty.
Yine de, yoksulluğun etkisiyle gizlenmemiş olsaydı, sadece kurbanların sayısı bile bizi endişelendirmeliydi.

More Sentences
İfadeler
bile so much as zf.
A polished, presentable presentation has been given, without so much as a single independent thought.
Tek bir bağımsız düşünce bile olmaksızın cilalanmış, sunulabilir bir sunum yapılmıştır.

More Sentences
Genel
bile polyhistoric s.
bile at that zf.
bile yes zf.
bile as well zf.
bile surely [us] [canada] zf.
bile yet bağ.
İfadeler
bile If not expr.
Eski Kullanım
bile if so be bağ.

"bile" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
bile bile knowingly zf.
bile bile on purpose zf.
Genel
bile bile yanlış bir şekilde tanıtma misrepresentation i.
bile bile yanlış bir biçimde tanıtma misrepresentation i.
patlamış halde bile giden lastikler run-flat tyres i.
bir dersin sonunda öğrendiğin ve seninle birlikte bu ders devam etmese bile gelecek şeyler take-home lessons i.
Fikri bile mere idea i.
zerre kadar şey (bile) the first thing i.
düşüncesi bile kötü olan şey the unthinkable i.
gündüz bile sarhoş gezen kimse soaker i.
zırnık bile koklatmamak not to give even a smallest bit f.
kılını bile kıpırdatmamak not to turn a hair f.
bile bile yanlış bir şekilde tanıtmak misrepresent f.
parmağını bile kıpırdatmamak not to stir a finger f.
kılını bile kıpırdatmamak appear completely unmoved f.
parmağını bile kıpırdatmamak not to lift a finger f.
kılını bile kıpırdatmamak not to bat an eyelash f.
parmağını bile kıpırdatmamak not to raise a finger f.
bile bile çok tehlikeli bir işe girişmek knowingly undertake a risky business f.
riskli bile olsa birşeyi denemek take a chance on f.
yaratıvermek (sanki işten bile değilmiş gibi bir şeyi) toss off f.
nefes bile alacak zamanı olmamak hardly to have time to breathe f.
en kolay işi bile becerememek can't cut the mustard f.
kılını bile kıpırdatmamak not bat an eyelash f.
kılını bile oynatmamak not bat an eye f.
kılını bile oynatmamak not show any interest (in somebody/something) f.
kılını bile kıpırdatmamak not show any interest (in somebody/something) f.
kılını bile oynatmamak appear completely unmoved f.
kılını bile oynatmamak not bat an eyelash f.
kılını bile kıpırdatmamak not bat an eye f.
ruhu bile duymamak be completely unaware of f.
kılını bile kıpırdatmamak not to turn a hair not f.
kılını bile kıpırdatmamak show any interest (in) f.
bir kelimesine bile inanmamak not believe a word of something f.
tek kelimesine bile inanmamak not believe a word of something f.
burnu bile kanamadan kurtulmak escape unhurt f.
burnu bile kanamadan kurtulmak escape uninjured f.
burnu bile kanamadan kurtulmak escape unharmed f.
parmağını bile kıpırdatamamak not to be able to move a muscle (due to fatigue) f.
parmağını bile oynatamamak not to be able to move a muscle (due to fatigue) f.
yanına bile yaklaşamamak not hold a candle to someone f.
birinin kılına bile dokunmamak (not) harm a hair of somebody's head f.
rüyasında bile görememek can not even imagine f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan kurtulmak come out scot-free from an overturned car f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan kurtulmak come out unharmed from an overturned car f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan kurtulmak come out uninjured from an overturned car f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan çıkmak come out unharmed from an overturned car f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan çıkmak come out uninjured from an overturned car f.
takla atan araçtan burnu bile kanamadan çıkmak come out scot-free from an overturned car f.
ruhu bile duymamak not notice whatsoever f.
tek kelime bile etmemek not even say a single word f.
farkına bile varmamak not even notice f.
bile bile lades demek like turkeys voting for an early christmas f.
bile bile lades demek like turkeys voting for christmas f.
hayal bile edememek can not even imagine f.
büyük riskler almayı gerektirse bile başarılı olmakta kararlı olan buccaneering s.
bile bile yapılan intentional s.
bile bile intentional s.
bile bile yapılan voluntary s.
bile bile wilful s.
düşünmesi bile hoş olmayan unthinkable s.
burnu bile kanamamış unscathed s.
bile bile willful s.
bahsetmesi bile korkunç olan infandous [obsolete] s.
böyle olsa bile even so zf.
bile bile purposely zf.
öyle olsa bile even so zf.
o zaman bile ever then zf.
öyle olduğu halde, bile ever at that zf.
bile bile deliberately zf.
şu anda bile even now zf.
bile bile in cold blood zf.
en uygun durumda bile at the best of times zf.
bile bile wittingly zf.
bile artık at that zf.
bile bile consciously zf.
bile bile scienter zf.
bile bile by design zf.
bugün bile this very day zf.
gözünü bile kırpmaz bir biçimde unblinkingly zf.
bile bile intentionally zf.
öyle olduğu halde bile ever at that zf.
rüyalarda bile gerçekleşmeyecek beyond somebody's wildest dreams zf.
rüyalarda bile gerçek olmayacak beyond somebody's wildest dreams zf.
bekleme durumunda bile even at standby state zf.
bile bile apurpose zf.
bile bile purposively zf.
bile bile designedly zf.
bile bile purposedly zf.
sıyrık bile almadan in a whole skin zf.
burnu bile kanamadan in a whole skin zf.
-den sonra bile even after zf.
olmasa bile even if not zf.
daha bile fazla even more zf.
bir an bile not even a moment zf.
bir saniye bile not even a second zf.
o zaman bile even then zf.
olsa bile even zf.
lafı bile edilmez not a circumstance zf.
şu kadarcık bile tinker's curse [brit] zf.
şu kadarcık bile tinker's cuss zf.
şu kadarcık bile tinker's damn zf.
bile bile willfully zf.
bir damla bile ziyan etmeden supernaculum zf.
daha … bile barely zf.
-den önce bile even before ed.
onlardan bir tek bile not a single one of them zm.
sa bile even though bağ.
olsa bile even if bağ.
bile olsa although bağ.
bile olsa even though bağ.
öyle bile olsa even though bağ.
ise bile even if bağ.
-se bile even though bağ.
-sa bile if bağ.
iken bile even as bağ.
-se bile though bağ.
ken bile even as bağ.
olsa bile as bağ.
olsa bile though bağ.
-dığı zaman bile even when bağ.
(karıncayı bile) incitmek boo ünl.
öyleyse bile that's as may be expr.
doğru bile olsa that's as may be expr.
1980'lerin son yıllarına kadar bile even as recently as 1980s expr.
Öbek Fiiller
başkalarına bilgilerinin ya da statülerinin daha yüksek olmalarından ötürü (fikirlerine katılmasanız bile) sizinle ilgili karar almalarına ya da size bir şey yaptırmalarına müsaade etmek defer to someone f.
tiyatroda seyircinin sesi iyi duyabilmesi için doğal görünmese bile yüzünü ve vücudunu seyirciye doğru çevirmek cheat out f.
(birini/bir şeyi) düşünme bile forget about (someone or something) f.
İfadeler
söylenenler az bile the understatement of the year i.
bir an bile duraksamadan without taking a moment to pause zf.
kılı bile kıpırdamadan without a tremor expr.
benim hatırım için bile olsa if only to please me expr.
bile bile with malice aforethought expr.
bu bile yeter even that is enough expr.
o bile yeter even that is enough expr.
burnu bile kanamadan with a whole skin expr.
sıyrık bile almadan with a whole skin expr.
daha bile iyi even better expr.
olsa bile even if expr.
olsa bile even so expr.
sadece bu nedenle bile for that reason alone expr.
doğru olmadığını bile bile against one's better judgement expr.
yanlış olduğunu bile bile against one's better judgement expr.
bir kez bile no even once expr.
bir defa bile not even once expr.
bir kere bile not even once expr.
ancak bu bile but even expr.
sormaya gerek bile yok there is no need to ask expr.
bugün bile even today expr.
aksine herhangi bir hüküm bulunsa bile notwithstanding any provision to the contrary expr.