bare - Türkisch Englisch Wörterbuch

bare

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bare — Definition

Aussprache (IPA):
(AmE /ber/ – BrE /beə/)
Wortart:
Sıfat; Fiil: bare (bares – bared – baring)
Synonyme:
naked, exposed, plain
Antonyme:
covered, clothed, concealed

Bedeutungen von dem Begriff "bare" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 65 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
bare v. açığa vurmak
The wolf bared its razor-sharp fangs.
Kurt jilet gibi keskin dişlerini açığa vurdu.

More Sentences
bare adj. çıplak
Doctors recommend walking around with bare feet to boost immunity.
Doktorlar bağışıklığı artırmak için çıplak ayakla dolaşılmasını öneriyor.

More Sentences
bare v. çıkarmak
bare adj. açık
General
bare v. açmak
Kazuko bared her breast and fed the baby.
Kazuko göğsünü açtı ve bebeği besledi.

More Sentences
bare adj. boş
The apartment was completely bare when we moved in.
Taşındığımızda daire tamamen boştu.

More Sentences
bare adj. bomboş
The room was bare.
Oda bomboştu.

More Sentences
bare adj. yapraksız
Many trees are bare in winter.
Birçok ağaç kışın yapraksızdır.

More Sentences
bare adj. tamtakır
Their living room was bare and empty.
Oturma odaları tamtakır durumdaydı.

More Sentences
bare adj. kuru
We watched the bare trees sway in the light breeze.
Kuru ağaçların hafif esintiyle salınışını izledik.

More Sentences
bare adj. çıplak
Doctors recommend walking around with bare feet to boost immunity.
Doktorlar bağışıklığı artırmak için çıplak ayakla dolaşılmasını öneriyor.

More Sentences
bare adj. asgari
Rather, it is the bare minimum in terms of future social policies.
Aksine, gelecekteki sosyal politikalar açısından asgari düzeydedir.

More Sentences
bare adj. sadece
I caught a big fish yesterday with my bare hands.
Dün sadece ellerimle büyük bir balık yakaladım.

More Sentences
bare adv. çok
He earns bare money on TikTok.
TikTok'tan çok para kazanıyor.

More Sentences
Technical
bare adj. çıplak
Doctors recommend walking around with bare feet to boost immunity.
Doktorlar bağışıklığı artırmak için çıplak ayakla dolaşılmasını öneriyor.

More Sentences
British Slang
bare expr. çok
He earns bare money on TikTok.
TikTok'tan çok para kazanıyor.

More Sentences
General
bare v. açılmak
bare v. çıkarmak
bare v. gözle görülür hale getirmek
bare v. soymak
bare v. açığa çıkarmak
bare adj. yalın
bare adj. açık
bare adj. azıcık
bare adj. sivil
bare adj. peçesiz
bare adj. tüysüz
bare adj. süssüz
bare adj. kel
bare adj. ancak yetecek kadar
bare adj. kabak
bare adj. yüzsüz
bare adj. arsız
bare adj. sade
bare adj. basit
bare adj. bezemesiz
bare adj. kaplamasız
bare adj. üssüz
bare adj. örtüsüz
bare adj. badanasız
bare adj. kıt
bare adj. tek tük
bare adj. apaçık
bare adj. gizlenmemiş
bare adj. yalnızca
bare adj. açıkta
bare adj. ıssız
bare adj. yıpranarak incelmiş
bare adj. eski püskü (kumaş)
bare adj. yıpranmış (kumaş)
bare adj. kılıfsız (kılıç)
bare adj. yelkeni ayarlanmamış (gemi direği)
bare adj. kısıtlı
bare adj. az
bare adv. prezervatifsiz
Trade/Economic
bare adj. açık
Technical
bare adj. yüzey katmanı veya koruması olmayan
Architecture
bare n. çatı kaplamasının hava koşullarına maruz kalan bölümü
Agriculture
bare adj. daz
Card
bare adj. (briçte) aynı takımdan başka kartların olmadığı
Archaic
bare v. bear - bare
Slang
bare adv. büyük ölçüde
bare adv. fazlasıyla
bare adv. aşırı derecede
British Slang
bare adj. fazla

Bedeutungen, die der Begriff "bare" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
a bare chance n. zayıf bir ihtimal
bare wire n. çıplak tel
bare living n. kıt kanaat geçinme
bare stock n. çotuk
bare bones n. basit ancak en hayati gerçekler ve ilkeler
bare wasteland n. kellik
bare flame n. çıplak alev
bare foot n. çıplak ayak
bare stage n. çıplak sahne
bare chance n. zayıf ihtimal
bare fact n. çıplak gerçek
bare eye n. çıplak göz
bare mountain n. çıplak dağ
bare wasteland n. çorak yer
bare fact n. olduğu gibi
bare fact n. çıplak gerçekler
bare fact n. açık olaylar
bare-knuckle boxing n. eldivensiz boks
bare-midriff n. göbeği açıkta bırakan kıyafet
(the) bare n. yüzey
bare bone n. eti sıyrılmış kemik
bare foot n. yalın ayak
bare soil n. bitkisiz çıplak toprak
lay bare v. ortaya çıkarmak
bare one's heart v. içini dökmek
bare one's soul v. içini açmak
lay bare v. açığa vurmak
lay bare v. açıkça ortaya koymak
bare one's soul v. içini dökmek
lay bare v. açığa çıkarmak
strip bare v. yolmak
bare its teeth v. hayvan dişlerini göstermek
lay bare v. açmak
bare one's heart v. içini açmak
bare teeth v. diş göstermek
lay bare v. soymak
lay bare v. üzerindekileri çıkartmak
look at the sun with bare eyes v. güneşe çıplak gözle bakmak
bare to someone v. birisine açılmak
bare to someone v. birisine içini dökmek
bare faced adj. yüzsüz
bare faced adj. arsız
bare-assed adj. dımdızlak
bare-legged adj. baldırı çıplak
bare-naked adj. anadan doğma
bare-naked adj. anadan üryan
bare of adj. -den yoksun
bare knuckle adj. arbede
bare-knuckled adj. arbede
bare-knuckled adj. itiş kakış
bare knuckle adj. itiş kakış
bare-naked adj. çırılçıplak
bare-knuckled adj. eldivensiz (boksör veya boks maçı)
bare-legged adj. çorapsız
bare of adj. -siz
bare-knuckle adj. eldivensiz (boksör veya boks maçı)
bare-legged adj. çıplak bacaklı
bare of adj. -si olmayan
bare of adj. -si eksik
bare of adj. -den boş
bare-knuckled adj. kural tanımaz
bare-knuckled adj. vicdansız
bare-knuckle adj. vicdansız
bare-breasted adj. çıplak göğüslü
bare [obsolete] adj. terk edilmiş
bare [obsolete] adj. değersiz
bare [obsolete] adj. yetersiz
bare-knuckle adj. kural tanımaz
bare-breasted adj. üstsüz
bare-knuckled adj. agresif
bare-knuckled adj. katı ve acımasız
bare-knuckle adj. agresif ve sınırları olmayan
bare [obsolete] adj. metruk
bare [obsolete] adj. tahrip edilmiş
bare-breasted adj. üst kısmı çıplak olan
bare-breasted adj. memeleri örtülü olmayan
with bare hands adv. çıplak elle
bare [obsolete] adv. kıt kanaat
bare [obsolete] adv. ucu ucuna
bare-knuckled adv. kural tanımaz bir şekilde
bare-knuckle adv. kural tanımaz bir şekilde
bare [obsolete] adv. zar zor
Phrasals
bare to v. içini dökmek
bare (something) to (someone) v. (birine bir konuda) açılmak
bare to v. açılmak
bare (something) to (someone) v. (birine bir şeyi/konuyu) açmak
bare to v. sırlarını anlatmak
bare (something) to (someone) v. (birine bir şeyi) açık etmek
bare (something) to (someone) v. (birine bir şeyi) açığa vurmak
bare (something) to (someone) v. (birine bir şeyi) açıklamak
Phrases
bare minimum n. az miktar
bare minimum expr. en azı
bare minimum expr. biraz
Colloquial
bare-faced lie n. su katılmamış yalan
bare-assed adj. çırılçıplak
bare-assed adj. çıplak
bare-assed adj. tamamen çıplak
bare-assed adj. anadan üryan
bare something adv. en düşük seviyede
bare something adv. olabilecek en az
bare something adv. en alt düzeyde
bare something adv. azıcık
bare something adv. asgari
Idioms
the bare truth n. gerçeğin ta kendisi
bare bones n. bir şeyin temelleri
bare-bones n. sade
bare-bones n. sınırlı
bare-faced lie n. kuyruklu yalan
bare necessities n. olmazsa olmaz şeyler
bare necessities n. temel/asgari gereksinimler/ihtiyaçlar
bare necessities n. mutlaka gerekli olan şeyler
bare necessities n. yalnızca en gerekli eşyalar
bare necessities n. sadece en vazgeçilmez özellikler
bare necessities n. sadece en gerekli ihtiyaçlar
bare bones n. temel hatları
bare bones n. çıplak iskeleti
bare one's teeth v. diş göstermek
lay bare v. açığa çıkartmak
lay bare v. ağzından kaçırmak
lay bare v. içini dökmek
lay bare v. açık etmek
bare one's heart v. tüm sırlarını anlatmak
bare one's heart v. en gizli şeylerini anlatmak
bare one's soul v. en gizli şeylerini anlatmak
bare one's heart v. birine açılmak
bare one's soul v. birine her şeyini söylemek
bare one's soul v. tüm sırlarını anlatmak
bare one's soul v. içini dökmek
bare one's heart v. birine her şeyini söylemek
bare one's soul v. birine açılmak
bare one's heart v. içini dökmek
bare one's soul to someone v. birisine açılmak
bare one's soul to someone v. birisine içini dökmek
bare one's teeth v. dişini göstermek
bare one's heart v. birisine açılmak
bare one's soul v. birisine açılmak
bare one's heart v. kalbini açmak
bare one's soul v. kalbini açmak
lay bare something v. gözler önüne sermek
lay something bare v. gözler önüne sermek
stand there with one's bare face hanging out v. sap gibi kalmak
stand there with one's bare face hanging out v. orta yerde kalakalmak
bare one's teeth v. dişlerini göstermek
flesh out the bare bones v. teferruta inmek ayrıntılı bilgi edinmek
lay bare v. aşikar etmek
bare (one's) breast v. karşısına dikilmek
bare (one's) breast v. sırlarını ifşa etmek/paylaşmak
bare (one's) breast v. karşısına çıkmaktan korkmamak
bare (one's) breast v. içini dökmek
bare (one's) breast v. içini/kalbini/yüreğini açmak