hüküm - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

hüküm



Bedeutungen von dem Begriff "hüküm" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 81 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
hüküm provision n.
General
hüküm decree n.
hüküm influence n.
hüküm dominion n.
hüküm judgment n.
hüküm fiat n.
hüküm force n.
hüküm ruling n.
hüküm predication n.
hüküm arbitrament n.
hüküm doom n.
hüküm edict n.
hüküm deliverance n.
hüküm verdict n.
hüküm command n.
hüküm operation n.
hüküm mastery n.
hüküm dictum n.
hüküm precept n.
hüküm government n.
hüküm condition n.
hüküm hold n.
hüküm effect n.
hüküm determination n.
hüküm sway n.
hüküm authority n.
hüküm validity n.
hüküm domination n.
hüküm statute n.
hüküm prescript n.
hüküm power n.
hüküm ascendancy n.
hüküm sentencing n.
hüküm ordinance n.
hüküm sentence n.
hüküm provision n.
hüküm award n.
hüküm judgement n.
hüküm provisions n.
hüküm advice n.
hüküm assize n.
hüküm dicta n.
hüküm account n.
hüküm sentential adj.
Trade/Economic
hüküm adjudgment n.
hüküm adjudicature n.
hüküm adjudication
hüküm judgement
hüküm sentence
hüküm proviso
hüküm clause
hüküm possession
hüküm rule
hüküm provision
hüküm award
hüküm operation
Law
hüküm adjudgement n.
hüküm adjudgment n.
hüküm adjudicature n.
hüküm judicial sentence
hüküm award
hüküm decision
hüküm verdict
hüküm adjudication
hüküm conclusion
hüküm clause
hüküm judgement
hüküm judgment
hüküm sentence
hüküm adjugment
hüküm doom
hüküm attainture
hüküm attaintment
hüküm rule
hüküm precept
Politics
hüküm provision
hüküm decree
Latin
hüküm clausula
hüküm dictum
hüküm sententia
hüküm arbitrium

Bedeutungen, die der Begriff "hüküm" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 336 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
hüküm sürmek rule v.
hüküm sürmek reign v.
General
hüküm sürmek prevail v.
haksız hüküm verdirmek prejudice v.
hüküm vermek doom v.
hüküm vermeyi uzatmak reserve judgment v.
hüküm sürmek sway v.
hüküm vermek rule v.
hüküm giydirmek pass sentence on v.
hüküm vermek sentence v.
hüküm vermek adjudicate v.
hüküm vermek adjudge v.
acele hüküm vermek jump at a conclusion v.
hüküm giydirmek pass sentence v.
hüküm vermek return v.
hüküm giymek be found guilty of v.
peşin hüküm vermek preconceive v.
hüküm vermek pass judgment v.
hüküm vermek decree v.
hüküm vermek condemn v.
hüküm giydirmek sentence v.
hüküm giymek be sentenced v.
hüküm giymek be condemned v.
hüküm giymek receive a sentence v.
peşin hüküm vermek give a bias to v.
peşin hüküm vermek prejudge v.
önceden hüküm vermek prejudge v.
vermek (hüküm) deliver v.
hüküm vermek judge v.
hüküm vermek decide v.
hüküm giydirmek convict v.
yanlış hüküm vermek misjudge v.
yanlış hüküm vermek misdeem v.
hüküm giydirmek adjudge v.
hüküm sürmek govern v.
hüküm altına almak ensure v.
hüküm almak make a judgement v.
hüküm almak take a decision v.
hüküm giymek condemn v.
hüküm vermek pass v.
hüküm vermek hand down a decision v.
birine karşı haksız hüküm vermek to prejudice against v.
önceden hüküm vermek forejudge v.
peşin hüküm vermek judge beforehand v.
peşin hüküm vermek form a premature judgement on v.
peşin hüküm vermek prejudicate v.
lehine hüküm ifade etmek inure to the benefit of v.
hüküm vermek estimate v.
kesin hüküm vermek (biri hakkında) place a final judgement on someone v.
hüküm doğurmak be effective v.
(hüküm) koymak/belirlemek establish v.
gıyabi hüküm judgement by default n.
hüküm günü doomsday n.
hüküm sürme ascendency n.
hüküm giydirme conviction n.
genel hüküm blanket clause n.
muvakkat hüküm provisional judgment n.
yanlış hüküm misjudgment n.
peşin hüküm preconceived opinion n.
hüküm alanı (bir yasanın) purview n.
yanlış hüküm misjudgement n.
peşin hüküm prejudgement n.
kesin hüküm res judicata n.
peşin hüküm preconception n.
dini hüküm decretal n.
basmakalıp hüküm stereotyped judgement n.
hüküm sürme prevalence n.
yasal hüküm legal provision n.
hüküm verme adjudication n.
yargılamadan verilen hüküm prejudgement n.
hüküm sürme ascendancy n.
hüküm giyme spot n.
kısmi hüküm partial verdict n.
hüküm günü judgement day n.
peşin hüküm early assumption n.
kanuni hüküm legal provision n.
sorgulama ve hüküm oyer and terminer n.
amir hüküm governing law n.
hüküm verme rendition n.
hüküm verme adjudicating n.
ticari hüküm commercial clause n.
basmakalıp hüküm trite-cliche judgement n.
ahlaki hüküm moral-ethical judgement n.
aksine bir hüküm provision to the contrary n.
hüküm süren şartlar prevailing circumstances n.
hüküm süren koşullar prevailing circumstances n.
koruyucu hüküm protective order n.
kesin hüküm final judgment order n.
geçersiz hüküm void provision n.
geçersiz hüküm null clause n.
hüküm dağı amon amarth n.
anlık karar/hüküm snap judgment n.
hüküm giymiş katil convicted killer n.
gıyabında hüküm vermek default n.
yargılamadan verilen hüküm prejudgment n.
peşin hüküm prejudgment n.
kıyamet gelmeden önce barış ve mutluluğun hüküm süreceği düşünülen bin yıllık dönemin geleceğine inanan kimse millenarian n.
kesin tespit/hüküm definitive determination n.
ğeşin hüküm affection [obsolete] n.
hüküm verme adjudgment n.
hüküm verme adjudicature n.
hüküm giyme rap n.
ispanyol kültürünün hüküm sürdüğü bölgelerde bulunan amerikan kızılderili kabile reisi cazique n.
hüküm verilebilen estimative adj.
hüküm verebilen estimative adj.
hüküm verilmiş doomed adj.
hüküm giymiş sentenced adj.
hüküm süren governing adj.
hüküm süren in the ascendent adj.
hüküm süren in the ascendant adj.
hüküm süren prevailing adj.
hüküm süren prevalent adj.
çetelerin hüküm sürdüğü mobbish adj.
çetelerin hüküm sürdüğü moblike adj.
hüküm verilmiş adjudicated adj.
hüküm veren adjudicating adj.
hüküm süren rife adj.
keyfe göre hüküm veren high-handed adj.
önceden hüküm verilmiş foreordained adj.
keyfe göre hüküm veren highhanded adj.
aksine hüküm olmadıkça unless otherwise agreed adv.
aksine hüküm olmadıkça unless otherwise implied adv.
aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde unless otherwise provided adv.
Phrasals
hüküm sürmek reign over
hüküm sürmek rule over
Phrases
hüküm gününde in the last day
aksine hüküm olmadıkça unless otherwise concluded
aksine açıkça hüküm bulunduğu takdirde where expressly provided otherwise
aksi yönde açıkça hüküm bulunduğu halde where expressly provided otherwise
aksine herhangi bir hüküm bulunsa bile notwithstanding any provision to the contrary
tüm hüküm ve tasarruf devlette olan fully owned by the state
devletin hüküm ve tasarrufu dahilinde olan fully owned by the state
devletin hüküm ve tasarrufunda olan fully owned by the state
Colloquial
kötü talihin hüküm sürdüğü bir dünya a world of bad luck
Idioms
iki kanuni hüküm arasında çıkmaza düşülen durum catch-22 n.
belirli bir özelliğe göre hüküm vermek judge by
(hüküm vermek için) henüz erken it's early days
(hüküm vermek için) henüz erken it's early days yet
anlamadan hüküm vermek leap to conclusions
anlamadan hüküm vermek jump to conclusions
hüküm vermek sit in judgment on/over
biri hakkında hüküm vermek sit in judgment upon someone
biri hakkında hüküm vermek sit in judgment on someone
(mahkeme vb) biri hakkında hüküm/karar vermek pass sentence on someone
biri hakkında hüküm vermek sit in judgment of somebody
hüküm veren on the bench
Speaking
(hüküm vermek için) henüz erken it's early days yet
çabuk hüküm verme! don't judge too quickly
peşin hüküm verme! don't judge too quickly
Trade/Economic
mahkemenin hüküm vermesi adjudgment n.
mahkemenin hüküm vermesi adjudicature n.
Şirket alımında alıcının bir miktarı peşin ödeyip gerisini belli şartlar oluştuğunda ödeyeceğine hüküm veren sözleşme tipi earn out agreement
hüküm ve sonuç doğur have effect and bear consequence
mahkemenin hüküm vermesi adjudication
yararına hüküm ifade etmek enure to the benefit of
gıyapta verilen hüküm decision given ex parte
peşin hüküm bias
ipotekte veya taksitli satışlarda taksitlerden birisi zamanında ödenmezse tüm borcun hemen ödenmesini öngören hüküm acceleration clause
peşin hüküm prejudice
normatif hüküm normative statement
hüküm süren prevalent
normatif (hüküm ifade eden) dokümanların yapısı structure of normative documents
normatif (hüküm ifade eden) dokümanların uygulanması implementation of normative documents
normatif (hüküm ifade eden) doküman normative document
normatif (hüküm ifade eden) dokümanların hazırlanması preparation of normative documents
normatif (hüküm ifade eden) dokümanın uygulanması application of a normative document
esas metin (normatif/hüküm ifade eden dokümanın) body (of a normative document)
açıklayıcı hüküm descriptive provision
hüküm ifade eden dokümanların hazırlanması preparation of normative documents
normatif (hüküm ifade eden) dokümanların içeriği content of normative documents
genel hüküm blanket clause
hüküm vermek award
kesin hüküm prejudice
kesin hüküm legal force
kesin hüküm definitive judgment
önemli hüküm red-ink entry
ölüm cezası hakkındaki hüküm capital sentence
sari peşin hüküm contagious bias
kanuni hüküm provision
bağlayıcı hüküm binding clause
bağlayıcı hüküm binding provision
temel hüküm key provision
hüküm ve koşullar terms and conditions
Law
tekrar hüküm giydirmek reconvict v.
hüküm verme adjudgment n.
hüküm verme adjudicature n.
tecavüz suçundan hüküm giyme rape conviction n.
tekrar hüküm giydirme reconviction n.
işbu sözleşmenin hüküm ve şartları çerçevesinde subject to the terms and conditions of this agreement
gıyabi hüküm default judgement
hüküm verilebilir judicable
hüküm vermek give a ruling
önceki hüküm initial decree
gıyabi hüküm judgment by default
gıyabi hüküm default judgment
yasaya hüküm koymak insert a provision into a law
kaziyede hüküm ve isnad etmek predicate
cezai hüküm penal provision
kanuni hüküm provision
düzenleyici hüküm regulatory provision
hüküm vermek adjudge
hüküm uyuşmazlığı conflict of judgment
müşterek hüküm common clause
peşin hüküm bias
kesin hüküm definite judgment
kati hüküm final judgment
hüküm vermek judge
emredici hüküm imperative provision
verilecek hüküm judgment to be given
hüküm sürmek reign
hilafına hüküm bulunmadığında in the absence of a contrary provision
gerekçesiz hüküm judgment without justification
temyizi kabil hüküm judgment which can be appealed
temyizi gayrı kabil hüküm judgment which cannot be appealed
akitte yer alan hüküm proviso
hüküm vermek bring in a verdict
hüküm vermek hold the balance
mahkemeye hüküm verme yetkisi veren karar special verdict
kesin hüküm judgment
hüküm altına alınmış borç judgment debt
hüküm altına alınmış bir borcun alacaklısı judgment creditor
hüküm altına alınmış bir borcun sahibi judgment debtor
gıyabi hüküm judgment on default
hüküm vermek hold
emsal hüküm leading case
üstün hüküm koşulu paramount clause
cezai şart veya hüküm penal clause
kesin hüküm final judgment
işlemleri kayda geçirilen ve para ve hapis cezasına hüküm verebilme yetkisi bulunan bağımsız mahkeme court of record
ek hüküm cumulative sentence
karara hüküm veren yorum customary interpretation
taksirli suç yüzünden hüküm giyme conviction for negligence
amir hüküm mandatory provision
sorgulama ve hüküm oyer and terminer
davanın kati olarak düşmesine hüküm vermek order a peremptory nonsuit
hüküm giymek be sentenced
peşin hüküm prejudice
ara hüküm interlocutory decision
infaz edilebilir hüküm enforceable judgment
infazı mümkün hüküm enforceable judgment
bir vasiyetnamede malın dağıtılmasından sonra geriye kalan bölümün tahsisi hakkındaki hüküm residuary clause
önemsiz olup hüküm ifade eden haklar minor interests
imzalanır imzalanmaz hüküm ifade eden sözleşme executed contract
üstün hüküm paramount clause
hüküm talebi motion for judgement
gıyabi hüküm judgement by default
özel hüküm special provision
ilk kez hüküm giyen kimse first offender
hüküm vermek render a verdict
hüküm vermek render judgment
hüküm vermek deliver a judgment
kesin hüküm definitive judgment
hüküm vermek award
müspet hüküm içeren kanun affirmative statute
hüküm verme adjudication
hüküm vermek adjudicate
cezai hüküm penalty provision
hüküm ifade etmek enure
uyulması zorunlu olmayan hüküm permissive provision
İhlal edilmiş hüküm violated provision
hüküm giymiş mahpus sentenced prisoner
ileride hüküm ifade etmek üzere bağışlanan mallardan yararlanma hakkı executory interest
emsal mahkeme kararlarına göre hüküm verme öğretisi stare decisis
sahte hüküm simulated judgment
duruşma olmaksızın hüküm summary judgement
duruşma olmaksızın hüküm judgement on the pleadings
duruşma olmaksızın hüküm summary judgment
duruşma olmaksızın hüküm judgment on the pleadings
müşterek hüküm joint stipulation
kesin dampinge karşı vergi ve fiyat taahhütleri uygulamaya konuldukları tarihten itibaren söz konusu vergi için bir gözden geçirme prosedürü başlatılmadığı takdirde belli bir süre sonra yürürlükten kaldırılacağını ifade eden hüküm sunset provision
kesin dampinge karşı vergi ve fiyat taahhütleri uygulamaya konuldukları tarihten itibaren söz konusu vergi için bir gözden geçirme prosedürü başlatılmadığı takdirde belli bir süre sonra yürürlükten kaldırılacağını ifade eden hüküm sunset clause
ağır suçlardan hüküm giymiş olanların oy kullanma haklarını elinden alma felony disenfranchisement
ağır suçlardan hüküm giymiş olanların oy kullanma haklarını elinden alınması felony disenfranchisement
hüküm veya karar sentence or decision
hüküm giymiş con
cezai hüküm criminal conviction
adli hüküm criminal conviction
hüküm giyme criminal conviction
kesinleşmiş hüküm definitive judgement
kesinleşmiş hüküm final judgement
idari hüküm administrative provision
yönetsel hüküm administrative provision
hüküm vermek give a verdict
yanlış hüküm mischarge
hüküm giymiş suçlu convicted felon
kanunda aksine bir hüküm olsa bile any law to the contrary notwithstanding
hapis cezası veya yakın gözetim içermeyen (taşımayan) hüküm/mahkumiyet kararı noncustodial sentence
kesin hüküm sayılma koşulu/maddesi zipper clause
kesin hüküm şartı zipper clause
yasanın hüküm alanı purview of law
hüküm istihsali issuance of a court order
yasal hüküm rule of law
kanuni hüküm rule of law
belirli bir süre sonra otomatikman yürürlükten kalkan hüküm sunset provision
hüküm bulunmayan haller legal clauses
hüküm bulunmayan haller situations for which there are no provisions
lehine hüküm verilen prevailing
lehine hüküm verilen taraf prevailing party
çerçeve hüküm framework provision
tamamlayıcı hüküm default rule
emredici hüküm mandatory rule
sözleşmenin sadece imzalandığı taraflar arasında hüküm ifade etmesi prensibi privity of contract
suçlu olduğuna dair hakkında verilmiş hüküm conviction
uluslararası hukukta imzalanan antlaşmaların sadece antlaşmayı imzalayan taraflar için hüküm doğurması, üçüncü kişilere bir hak ya da yükümlülük yüklememesi pacta tertiis nec nocent nec prosunt
hüküm ifade etmek take effect
hüküm fıkraları operative provisions
hüküm devleti sentencing state
hüküm verme adjudication
kesin hüküm definitive judgement
gerekçeli hüküm reasoned judgement
kararın hüküm bölümü operative part of judgement
zaman aşımına uğrayan hüküm spent conviction
temyizi gayrı kabil hüküm non-appealable judgment
nihai hüküm concluding provision
Politics
müşterek hüküm joint provision
ayrımcı hüküm discriminatory provision
ihtiyati hüküm precautionary disposition
uyulması zorunlu hüküm mandatory provision
ınfisahi hüküm resolutive clause
amir hüküm mandatory provision
geçici hüküm transitional provision
açık hüküm explicit provision
Insurance
varış limanının buzlanma nedeniyle malın boşaltılmasına elverişli olmaması dolayısıyla geminin en yakın bir diğer limanda malı boşaltabilmesi için yön değiştirmesine izin veren hüküm ice deviation clause
sigortalının yürürlüğe girecek riziko ile ilgili hüküm ve şartları onaylaması zorunluğu subject approval no risk
sigortacıyı küçük zararlardan sorumsuz kılan hüküm memorandum clause
Technical
hüküm ve şartlar terms and conditions
Telecom
cezai hüküm penal provision
Forestry
devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahalar state-owned lands
Literature
hüküm dağı mount doom
History
mö 3500 ile mö 1700 arasında güney mezopotamya'da hüküm süren eski medeniyet sumerian
avrupa'da 900 ile 1200 yıllarında hüküm sürmüş ve ağır tonozlarla yuvarlak kemerleri benimseyen mimari üslup romanesque
mö 2500 ile ms 1550 arasında meksika ve guatemala'da hüküm süren medeniyet mayan
1685-1688 yılları arasında hüküm süren 2. james yanlısı kimse jacobite
1526-1858 yılları arasında hindistan'da hüküm sürmüş bir hanedanlık mughal
mö 100 ila ms 1783 arasında eski peru'da hüküm sürmüş aztek medeniyeti andean
m.ö. 1700-m.ö. 1550 yılları arasınde mısır'da hüküm sürmüş hyksos hanedanlığı hyksos