in time - Türkisch Englisch Wörterbuch
Verlauf

in time

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


Bedeutungen von dem Begriff "in time" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 15 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
in time adv. zamanla
General
in time adv. uygun tempoda
in time adv. vaktinde
in time adv. vakitli
in time adv. zamanında
in time adv. nihayet
in time adv. uygun zamanda
in time adv. bir süre sonra
in time adv. zaman içerisinde
in time adv. erken
in time adv. zamanında (yetişmek)
in time adv. zamanla
in time adv. zaman içinde
Colloquial
in time zamanı gelince
in time vaktinde/zamanında

Bedeutungen, die der Begriff "in time" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 343 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
put in time on v. bir iş için belirli bir zaman harcamak
spend time in the society of one's friends v. arkadaşlarıyla vakit geçirmek
establish in time v. zamanla yerleşmek
return in time v. zaman içinde geri dönmek
perform five time salaat in a day v. günde beş vakit namaz kılmak
take precautions in time v. zamanında önlem almak
take measures in time v. zamanında önlem almak
deliver in due time v. zamanında teslim etmek
get to (a place) in time v. bir yere yetişmek
learn in time v. zamanla öğrenmek
occur in the course of time v. zamanla oluşmak
settle in time v. zamanla oturmak
go back in time v. geçmişe gitmek
go back in time v. zamanda geriye gitmek
march forward in time v. zamanla gelişmek
waste time in vain v. boşa zaman harcamak
respond in time v. zamanında cevap vermek
waste time in vain v. gereksiz yere zaman harcamak
spend too much time in front of the tv v. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
get a place in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
reach in time v. zamanında varmak
reach in time v. zamanında yetişmek
arrive in time v. zamanında yetişmek
discover in time v. zamanında farkına varmak
discover in time v. zamanında keşfetmek
move forward or backward in time v. zamanda ileri geri gitmek
get to the top of one's field in a very short time v. çok kısa zamanda alanında en üste/tepeye çıkmak/ulaşmak
arrive in time v. zamanında ulaşmak
arrive in time v. zamanında varmak
(for a teacher) give a student hard time in school v. bir öğrenciye takmak
get (somewhere) in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
complete/finish the job in time/before the deadline v. işi vaktinde yetiştirmek
get back in time v. zamanında dönmek
an immortal person believed to come in time of need n. hızır
coldest time in winter n. zemheri
in the nick of time n. saniyesi saniyesine
point in time n. çok kısa bir süre
just-in-time-systems n. tam zamanlı sistemler
just-in-time systems n. tam zamanlı sistemler
point-in time n. geçmişteki her hangi bir ana geri dönüş
travel in time n. zaman yolculuğu
travel in time n. zamanda yolculuk
a time in the past n. geçmişte bir zaman
lost in the mists of time adj. tarihin derinliklerinde kaybolmuş/yok olmuş/yitmiş
just in time adv. tam zamanında
in no time adv. çok çabuk
in our time adv. zamanımızda
in our time(s) adv. bu günlerde
all in good time adv. uygun bir zamanda
in good time adv. erken
in the process of time adv. zaman geçtikçe
in the same time adv. aynı zamanda
in good time adv. süresi gelince
in the course of time adv. vaktin geçmesiyle
in process of time adv. zamanla
in a short time adv. ha bugün ha yarın
in record time adv. çok kısa bir zamanda
in good time adv. önceden belirlenen zamanda
in no time adv. hemen
in good time adv. biraz erken
in due time adv. vakti gelince
in a week's time adv. haftaya
in less than no time adv. pek az sonra
in a given time adv. belirli bir süre içinde
in no time adv. çabucacık
in double time adv. hızla
in less than no time adv. çok çabuk
in one's spare time adv. boş vaktinde
in good time adv. vaktinde
in our time adv. bu günlerde
in no time adv. çarçabuk
in progress of time adv. zamanla
in the time to come adv. gelecekte
in good time adv. çabuk
in due time adv. zamanı gelince
all in good time adv. müsait bir zamanda
in no time adv. derhal
in less than no time adv. bir anda
in less than no time adv. çabucak
in no time adv. bir an önce
in a short time adv. dünden bugüne
in no time adv. kaşla göz arasında
just in time adv. tam vaktinde
in the nick of time adv. tam zamanında
in no time adv. çabucak
in the process of time adv. zamanla
in the course of time adv. zamanla
in less than no time adv. çabucacık
in due time adv. vaktinde
in a very short time adv. kaşla göz arasında
in the course of time adv. zaman içerisinde
all in good time adv. zamanı gelince
in the soonest time adv. en yakın zamanda
in the earliest time adv. en yakın zamanda
first time in years adv. yıllar sonra ilk kez
for the first time in years adv. yıllar sonra ilk kez
for the first time in years adv. yıllardan sonra ilk kez
for the first time in days adv. günler sonra ilk kez
first time in years adv. yıllardan sonra ilk defa
first time in months adv. aylar sonra ilk defa
for the first time in days adv. günlerden sonra ilk defa
for the first time in years adv. yıllar sonra ilk defa
for the first time in days adv. günler sonra ilk defa
first time in days adv. günler sonra ilk kez
first time in weeks adv. haftalar sonra ilk kez
first time in weeks adv. haftalar sonra ilk defa
first time in days adv. günlerden sonra ilk kez
for the first time in months adv. aylardan sonra ilk kez
for the first time in months adv. aylardan sonra ilk defa
first time in months adv. aylar sonra ilk kez
first time in years adv. yıllar sonra ilk defa
for the first time in months adv. aylar sonra ilk kez
for the first time in days adv. günlerden sonra ilk kez
for the first time in months adv. aylar sonra ilk defa
first time in months adv. aylardan sonra ilk kez
for the first time in years adv. yıllardan sonra ilk defa
first time in days adv. günlerden sonra ilk defa
first time in months adv. aylardan sonra ilk defa
first time in days adv. günler sonra ilk defa
for the first time in weeks adv. haftalar sonra ilk defa
for the first time in weeks adv. haftalar sonra ilk kez
first time in years adv. yıllardan sonra ilk kez
up to this point in time adv. şu ana kadar
up to this point in time adv. şimdiye kadar
in that period of time adv. o dönemlerde
just in time adv. son dakikada
at…local time in turkey adv. türkiye saatiyle
in turkey at … local time adv. türkiye saatiyle
in the recent time adv. yakın dönemde
in a short time adv. kısa sürede
in the course of time adv. geçen zaman içinde
in the time of need adv. ihtiyaç anında
for the first time in a long time adv. uzun süredir ilk defa/kez
just in time adv. son anda
just in time adv. ucu ucuna
in the course of time adv. zamanında
in good time adv. zamanında
for the first time in his life adv. hayatında ilk defa
in due time adv. zamanında
in a short span of time adv. kısa süre içinde
in a short span of time adv. kısa zamanda
in a short span of time adv. kısa sürede
in a month's time adv. bir aylık dönem içerisinde
yet in time adv. ancak zaman içinde
in no time adv. bir koşu
in turkey at … local time adv. türkiye saati ile
at…local time in turkey adv. türkiye saati ile
in my free time adv. boş zamanlarımda
in my spare time adv. boş zamanlarımda
in real time adv. gerçek zamanda
Phrasals
time someone in birinin geliş/varış saatini kaydetmek
time in birinin geliş/varış saatini kaydetmek
Phrases
in no time at all çabucak
in no time at all çabucacık
in no time at all çok çabuk
in time of trouble zor dönemlerde
in the shortest time en kısa zamanda
in the shortest possible time mümkün olan en kısa sürede
in the shortest possible time mümkün olan en kısa zamanda
in the shortest time possible mümkün olan en kısa sürede
in the shortest time possible mümkün olan en kısa zamanda
in this time interval bu tarih aralığında
in no time kaşla göz arasında
in no time at all çok geçmeden
in no time vakit kaybetmeden
taking into account the time he has already spent in prison cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak
taking into account the time he has already spent in jail cezaevinde kaldığı süre dikkate alınarak
just in time kılpayı
for the first time in forever hayatımda ilk kez
in the course of time zamanın akışı içinde
in a time of universal deceit, telling the truth is a revolutionary act sahtekarlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir
Proverb
a stitch in time saves nine bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır
a stitch in time saves nine bir mıh bir nal kurtarır bir nal bir at kurtarır
a stitch in time saves nine bugünün işini yarına bırakma
Colloquial
in the mean time bu arada
in due time sırası gelince
in good time zamanında
in good time sırası gelince
in good time vakti gelince
in good time zamanı gelince
in due time zamanı gelince
in due time vakti gelince
time closing in saati geliyor
time closing in zaman yaklaşıyor
in this day and time bu çağda
in this day and time günümüzde
in this day and time günümüz modern zamanlarında
in half that time bu sürenin yarısı geçince
in good time vaktinde/zamanında
in the course of time vaktinde/zamanında
in due time vaktinde/zamanında
next time i'm in town şehre bir dahaki gelişim
for the first time in my life hayatımda ilk defa
for the first time in its history tarihinde ilk kez
for the first time in one's history tarihinde ilk defa
for the first time in its history tarihinde ilk defa
for the first time in its history tarihinde ilk sefer
for the first time in one's history tarihinde ilk sefer
for the first time in one's history tarihinde ilk kez
for the first time in my life hayatımda ilk kez
for the first time in my life ömrümde ilk kez
Idioms
in his own good time ne zaman canı isterse
in the fullness of time zamanı gelince
in somebody's own good time ne zaman canı isterse
in the fullness of time vadesi gelince
a stitch in time saves nine zamanında giderilen küçük bir hata büyük felaketleri önler
in the nick of time sıcağı sıcağına (tam zamanında)
in due time zamanı gelince
in good time zamanı gelince
fill in time geçici bir işte çalışmak
fill in time zaman doldurmak için bir işte çalışmak
fill in time zaman doldurmak
fill in time zaman geçirmek
in the wrong place at the wrong time yanlış yerde ve yanlış zamanda
in the wrong place at the wrong time yanlış yerde ve zamanda
a stitch in time saves nine sorunu büyümeden halletmeli
be in the right place at the right time doğru zamanda doğru yerde olmak
in the nick of time son dakikada
in the nick of time tam zamanında
in the very nick of time son anda
in the very nick of time son dakikada
in the nick of time tam vaktinde
in the very nick of time tam zamanında
in the nick of time son anda
in the very nick of time tam vaktinde
in the nick of time ucu ucuna
in no time flat süratle
in no time flat çabucak
in no time flat hızla
arrive in the nick of time son anda gelmek
arrive in the very nick of time son anda gelmek
arrive in the very nick of time son saniyede varmak
get there in the very nick of time son saniyede varmak
get there in the very nick of time son anda gelmek
get there in the nick of time son saniyede varmak
get there in the nick of time son anda gelmek
arrive in the nick of time son saniyede varmak
have all the time in the world çok zamanı olmak
have all the time in the world istemediği kadar çok zamanı olmak
in no time at all aniden
in next to no time bir anda
in no time at all bir anda
in next to no time aniden
in no time at all hemen/anında
in next to no time hemen/anında
in the interest of saving time zamandan kazanmak/tasarruf etmek adına/için
invest someone's time in something bir işe/şeye zamanını harcamak
legend in one's own time döneminin efsanesi
in jig time çabucak
in jig time hızla
waste no time in doing something hemen/hiç vakit kaybetmeden (bir işe girişmek)
lose no time in doing something hemen/hiç vakit kaybetmeden (bir işe girişmek)
just in the nick of time son anda
just in the nick of time son dakikada
have all the time in the world dünya kadar vakti olmak
Speaking
you will learn in good time sırası gelince öğrenirsiniz
you will learn in good time sırası gelince öğrenirsin
what do you do in your spare time? boş zamanlarında ne/neler yaparsın?
what do you do in your spare time boş zamanlarında neler yaparsın
you will know me in time beni zamanla tanırsın
you will know me in time tanırsın beni zamanla
what do you do in your spare time? boş zamanlarında ne yaparsın?
what do you do in your free time? boş zamanlarında ne yaparsın?
at this point (in time) şu anda
accidents happen in surgeries all the time ameliyatlarda kazalar hep yaşanır
let's go back in time hadi geçmişe dönelim
i haven't seen you in a long time seni uzun süredir görmüyorum
in the right place at the right time doğru yerde ve doğru zamanda
in the right place at the right time doğru yerde ve zamanda
when you're in army you got a lot of time to think askerdeyken düşünecek çok vaktin oluyor
how many of you have been in jail for any length of time? kaçınız belli bir süre hapiste yattınız?
in less than no time çok geçmeden
i haven't seen you in a long time seni uzun zamandır görmüyorum
i haven't seen you in a long time sizi uzun zamandır görmüyorum
if i could go back in time zamanda geriye gidebilseydim
what do you do in your spare time? boş zamanında ne yaparsın?
what do you do in your spare time? boş zamanını nasıl değerlendirirsin?
this is my first time in istanbul bu istanbul'a ilk gelişim
you're just in time tam zamanında geldin
in time, we'll get to know each other better zamanla birbirimizi daha iyi tanıyacağız
we had a great time in paris didn't we? paris'te güzel zaman geçirdik değil mi?
what do you enjoy doing in your spare time? boş zamanlarınızda ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
what do you enjoy doing in your spare time? boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanıyorsun?
what do you enjoy doing in your free time? boş zamanlarınızda ne yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
what do you enjoy doing in your free time? boş zamanlarınızda ne yapmaktan hoşlanırsınız?
what do you enjoy doing in your free time? boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanıyorsun?
what do you enjoy doing in your spare time? boş zamanlarınızda ne yapmaktan hoşlanırsınız?
what do you enjoy doing in your spare time? boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanırsın?
what do you enjoy doing in your free time? boş zamanlarında ne yapmaktan hoşlanırsın?
are you having a good time in ankara? ankara'da iyi vakit geçiyor musun?
are you having a good time in ankara? ankara'da iyi vakit geçiyor musunuz?
what does she do in her free time? boş zamanlarında ne yapar?
what does she do in spare free time? boş zamanlarında ne yapar?
what does he do in spare free time? boş zamanlarında ne yapar?
what does he do in her free time? boş zamanlarında ne yapar?
in your own time hazır olduğunuzda
in your own time kendinizi hazır hissetiğinizde
what time do you get up in the morning? sabah kaçta kalkıyorsun?
they spend most of their time in forests zamanlarının çoğunu ormanlarda geçiriyorlar
I read books in my spare time boş zamanımda kitap okurum
I read books in my spare time boş zamanlarımda kitap okurum
I read books in my free time boş zamanımda kitap okurum
I read books in my free time boş zamanlarımda kitap okurum
in time we will know each other better zamanla birbirimizi daha iyi tanıyacağız
Trade/Economic
in due of time süresi içinde
just-in-time production sıfır stok
just-in time inventory system malzemenin tam zamanında teminine dayalı stoklama sistemi
just-in-time production anında üretim
just-in-time production sıfır stoklu üretim
in a short time kısa mühlette
in due course of time vaktinde
in due course of time zamanında
just in time manufacturing tam zamanında üretim
just in time production tam zamanında üretim
delivery just in time message teslimat zamanında ulaştı mesajı
in time of crisis kriz zamanında
in a time of crisis kriz zamanında
in time of crisis kriz anında
in a time of crisis kriz anında
just in time purchasing tam zamanında satınalma
just in time production system tam zamanında üretim sistemi
time-in-lieu leave fazla mesai izni
on time in full (otif) zamanında ve eksiksiz
definite letter of guarantee unlimited in time kat’i ve süresiz banka teminat mektubu
definite letter of guarantee unlimited in time kati ve süresiz banka teminat mektubu
definite letter of guarantee unlimited in time kesin ve süresiz banka teminat mektubu
Technical
just in time production sıfır stoklu üretim
time lag in compression konsolidasyon gecikme süresi
just-in-time manufacturing tam zamanında imalat
just-in-time tam zamanında
transmission line reflections in the time domain zaman bölgesindeki iletim hattı yansımaları
response time in a resistance temperature detector direnç sıcaklık dedektöründeki tepki süresi
time and relative dimension in space (tardis) uzay ve zamanda göreceli boyut
Computer
point in time recovery otomatik ve sürekli devam eden arşivlenmiş işlem kayıt dosyalarından tam veri kurtarmaya olanak tanıyan sql özelliği
check in time teslim etme saati
Automotive
just in time tam zamanında üretim düzeni
Aeronautic
check-in time check-in zamanı
check-in time kişinin uçak veya otele check-in yaptırmış olması gereken son saat
Marine
analysis in time domain zaman bazında analiz
Military
message control in time of receipt mesaj kontrol giriş tarih-saat grubu
time in service hizmet süresi
Football
score in extra-time uzatma dakikalarında gol atmak
Abbreviation
jit (just in time) tam zamanında