mutlak - Türkisch Englisch Wörterbuch

mutlak

Bedeutungen von dem Begriff "mutlak" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 77 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
General
mutlak utter adj.
It is precisely in this global village that this complete and utter imbalance concerns us all.
İşte tam da bu küresel köyde bu tam ve mutlak dengesizlik hepimizi ilgilendiriyor.

More Sentences
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
mutlak invincible adj.
His trust in his friend was invincible.
Arkadaşına mutlak güveni vardı.

More Sentences
mutlak implicit adj.
Henry had the implicit trust of his family.
Henry ailesinin mutlak güvenini kazanmıştı.

More Sentences
Law
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
Technical
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
Construction
mutlak absolute n.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
Chemistry
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
Meteorology
mutlak absolute adj.
She had absolute confidence and trust in her doctor.
Doktoruna mutlak bir güveni ve inancı vardı.

More Sentences
General
mutlak essential n.
mutlak infallible adj.
mutlak peremptory adj.
mutlak extreme adj.
mutlak unqualified adj.
mutlak unconditional adj.
mutlak very adj.
mutlak positive adj.
mutlak certain adj.
mutlak plenipotentiary adj.
mutlak unconditioned adj.
mutlak strict adj.
mutlak infinite adj.
mutlak sovereign adj.
mutlak plenary adj.
mutlak sov'ran adj.
mutlak unmistakeable adj.
mutlak mere adj.
mutlak unmistakable adj.
mutlak categorical adj.
mutlak categoric adj.
mutlak teetotal adj.
mutlak unmitigated adj.
mutlak uttermore [obsolete] adj.
mutlak black adj.
mutlak blank adj.
mutlak wis [obsolete] adj.
mutlak hardcore adj.
mutlak hardened adj.
mutlak hard-core adj.
mutlak grand adj.
mutlak gross adj.
mutlak imperious adj.
mutlak imprescriptible adj.
mutlak ingrained adj.
mutlak inconditionate [obsolete] adj.
mutlak irredeemable adj.
mutlak clear adj.
mutlak constant [obsolete] adj.
mutlak dead adj.
mutlak deadly adj.
mutlak dead-on adj.
mutlak finative [obsolete] adj.
mutlak plene adj.
mutlak plenipotent adj.
mutlak shunless adj.
mutlak simple adj.
mutlak indispensible adj.
mutlak stone adj.
mutlak positively adv.
mutlak absolutely adv.
mutlak sure adv.
Colloquial
mutlak goddam adj.
mutlak precious adj.
mutlak stone-cold [us] adj.
Idioms
mutlak cut and dried adj.
Law
mutlak arbitrary adj.
mutlak unqualified adj.
mutlak unerring adj.
Politics
mutlak autocratorical adj.
Technical
mutlak sure adj.
Computer
mutlak abs abrev.
Math
mutlak numeric adj.
mutlak numerical adj.
mutlak mathematic adj.
Religious
mutlak infallible adj.
Philosophy
mutlak real adj.

Bedeutungen, die der Begriff "mutlak" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Common Usage
mutlak surette absolutely adv.
General
mutlak sorumluluk absolute liability n.
mutlak büyüklük absolute magnitude n.
mutlak koruma bölgesi sınırı integral protection zone n.
mutlak gerçeklik absolute reality n.
mutlak butlan absolute nullity n.
mutlak fiyat absolute price n.
mutlak kesinlik absolute precision n.
kadiri mutlak the almighty n.
mutlak çoğunluk absolute majority n.
mutlak hakimiyet throttlehold n.
mutlak hakimiyet stranglehold n.
mutlak hakimiyet chokehold n.
mutlak hakimiyet choke hold n.
mutlak memnuniyet complete satisfaction n.
mutlak memnuniyet absolute satisfaction n.
mutlak bilgi absolute knowledge n.
mutlak olmama nonabsoluteness n.
mutlak otorite absolute authority n.
mutlak nem absolute humidity n.
mutlak koruma alanı sanctuary preservation area n.
mutlak koruma alanı ecological reserve n.
mutlak koruma alanı strict protected area n.
mutlak koruma alanı nature sanctuary n.
mutlak koruma alanı preservation area n.
mutlak koruma alanı strict wilderness area n.
mutlak koruma alanı strict nature reserve n.
mutlak koruma alanı strict preservation zone n.
mutlak komut immediate instruction n.
mutlak hükümdar monarch n.
mutlak bağlılık absolute dependence n.
evrenin mutlak hakimi absolute ruler of the universe n.
mutlak hakim absolute ruler n.
mutlak ihtimal definite possibility n.
mutlak tarafsızlık absolute objectivity n.
mutlak nesnellik absolute objectivity n.
mutlak dakiklik absolute punctuality n.
mutlak zafer decisive victory n.
mutlak tehlike imminent danger n.
mutlak terim absolute term n.
mutlak zaman absolute time n.
mutlak şey absolute n.
mutlak gizem utter mystery n.
mutlak mağlubiyet thraiping [dialect] n.
mutlak kudret omnipotence n.
mutlak olma utterness n.
mutlak yenilgi wipe-out n.
mutlak yenilgi wipeout n.
mutlak kontrol hold n.
mutlak güç olarak kabul edilen varlık demiurge n.
mutlak yaratıcı kudret olarak kabul edilen şey demiurge n.
mutlak mülkiyet impatronisation n.
mutlak yetki impatronisation n.
mutlak yetki impatronization n.
mutlak mülkiyet impatronization n.
kadir-i mutlak kimse omnipotent n.
mutlak şey inevitable n.
(roma katolik kilisesinde) papanın mutlak lider olduğu yönetim sistemi papacy n.
mutlak otorite the say n.
mutlak kuvvet firepower n.
mutlak yenilgi slaughter n.
tam ve mutlak hakimiyet beck n.
kraliyetin mutlak yetkisi ile atanan şerif pocket sheriff n.
mutlak yetkili sovran n.
mutlak hakimiyet strangle n.
mutlak güç sahibi kimse subjugator n.
mutlak hükümdarın makamı sultanship n.
mutlak tanrı supreme being n.
mutlak şey sure thing [us] n.
mutlak monarşi monarchy n.
mutlak gerçeklik gospel n.
mutlak şey absolute n.
mutlak kişisel çıkarım personal equation n.
(nazi almanyası'nda) devletin mutlak lideri fuhrer n.
(nazi almanyası'nda) devletin mutlak lideri fuehrer n.
(nazi almanyası'nda) devletin mutlak lideri führer n.
mutlak ve münhasır haktan daha azına sahip paydaş proprietor n.
mutlak hale getirmek absolutize v.
mutlak olarak kabul etmek absolutize v.
(spor müsabakasında) mutlak galibiyet almak rip v.
mutlak yenilgiye uğratmak shell v.
mutlak güce sahip all powerful adj.
mutlak olmayan nonabsolute adj.
mutlak ve nispi absolute and relative adj.
mutlak ve koşulsuz absolute and unconditional adj.
kadir-i mutlak omnipotent adj.
mutlak devletçi dirigiste adj.
en mutlak utterest adj.
mutlak güce sahip olan monarchical adj.
mutlak güç sahibi olan demiurgical adj.
mutlak güç sahibi olan demiurgic adj.
açık sözlü ve mutlak direct adj.
mutlak kudret sahibi olan omnipotent adj.
mutlak değeri olan good adj.
mutlak surette in an absolute manner adv.
mutlak surette definitely adv.
mutlak surette vitally adv.
mutlak takdir hakkımızla at our absolute discretion adv.
mutlak yetkimizle at our absolute discretion adv.
mutlak verilere göre in absolute terms adv.
mutlak veriler ışığında in absolute terms adv.
mutlak suretle absolutely adv.
mutlak biçimde abstractly adv.
mutlak surette agreed adv.
resmi olarak kabul edilip mutlak olmayan bir şekilde officially adv.
mutlak surette implicitly adv.
mutlak bir şekilde imprescriptibly adv.
mutlak kudretle omnipotently adv.
mutlak güçle omnipotently adv.
mutlak galibiyet kazanmış bir şekilde in adv.
mutlak güven vererek cocksure adv.
mutlak kesinlikle cocksure adv.
mutlak suretle slap adv.
mutlak biçimde absolutely adv.
mutlak gerçek gospel N.
mutlak yönetici autocrat N.
mutlak yönetici czar N.
Phrases
mutlak surette by all odds [us] adv.
mutlak gizlilik esastır absolute discretion is essential expr.
Proverb
mutlak güç muhakkak yozlaşır power corrupts absolute power corrupts absolutely
mutlak güç muhakkak yozlaşır absolute power corrupts absolutely
mutlak güç yolsuzluk getirir absolute power corrupts absolutely
mutlak güç yolsuzluk getirir power corrupts absolute power corrupts absolutely
mutlak güç mutlaka insanı bozar absolute power corrupts absolutely
mutlak güç önünde sonunda insanı bozar absolute power corrupts absolutely
mutlak güç muhakkak yozlaşır power corrupts, and absolute power corrupts absolutely
mutlak güç önünde sonunda insanı bozar power corrupts, and absolute power corrupts absolutely
mutlak güç mutlaka insanı bozar power corrupts, and absolute power corrupts absolutely
mutlak güç yolsuzluk getirir power corrupts, and absolute power corrupts absolutely
Colloquial
mutlak zafer elde etmek massacre v.
mutlak surette sure as shooting adv.
Idioms
mutlak doğru olarak kabul etmek take as gospel v.
mutlak doğru olarak kabul etmek take something as gospel v.
mutlak doğru olarak kabul etmek take something as truth v.
mutlak doğru olarak kabul etmek accept something truth v.
mutlak doğru olarak kabul etmek accept something as gospel v.
Speaking
mutlak surette uymak zorundasın you cannot fail to obey it expr.
Trade/Economic
mutlak üstünlükler teorisi theory of absolute advantage n.
mutlak üstünlükler teorisi theory of absolute advantages n.
mutlak faydanın ölçülebilirliliği cardinal utility n.
mutlak sıklık absolute frequency n.
mutlak pay absolute share n.
mutlak ürün başarısızlığı absolute product failure n.
reel ulusal gelirin mutlak olarak düştüğü veya uzun dönemli eğilimine göre yavaş arttığı dönem contraction n.
mutlak yoksulluk absolute poverty n.
mutlak sorumluluk primary liability n.
mutlak öncelik kuralı absolute priority rule n.
mutlak atıf (standartlara) exclusive reference (to standards) n.
mutlak satınalma gücü paritesi absolute purchasing power parity n.
mutlak hata absolute measuring error n.