önceden - Turco Inglés Diccionario
Historia

önceden



Significados de "önceden" en diccionario inglés turco : 21 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
önceden prior adj.
önceden beforehand adv.
önceden previously adv.
önceden in advance adv.
General
önceden erstwhile adv.
önceden aforetime adv.
önceden afore adv.
önceden ere now adv.
önceden heretofore adv.
önceden ahead of time adv.
önceden ahead adv.
önceden before now adv.
önceden beforetime adv.
önceden in anticipation adv.
önceden formerly adv.
önceden forward adv.
önceden already adv.
önceden priorly adv.
önceden aforehand adv.
Trade/Economic
önceden in advance
Technical
önceden initially

Significados de "önceden" con otros términos en diccionario inglés turco: 500 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
önceden yapılmış prior adj.
General
önceden hazırlamak predispose v.
önceden canlandırmak prefigure v.
önceden var olmak preexist v.
parçalarını önceden hazırlamak prefabricate v.
önceden görmek foresee v.
önceden hazırlamak prefabricate v.
önceden gördüğünü sanmak deja vu v.
önceden kısmet etmek foreordain v.
önceden ayarlamak prearrange v.
önceden verilen bir kararla ilgili tereddüt etmeye başlamak have second thoughts about v.
önceden ima etmek foreshadow v.
önceden tahmin etmek forecast v.
önceden gitmek forego v.
önceden yapmak forestall v.
önceden saptamak predetermine v.
önceden ödemek prepay v.
önceden anlamak foretaste v.
önceden nasip etmek predestinate v.
önceden hazırlamak precondition v.
önceden göstermek foreshow v.
yazgısını önceden belirlemek predestine for v.
önceden söylemek predict v.
yazgısını önceden tayin etmek seal one's fate v.
önceden kurmak preset v.
önceden fikir vermek prefigure v.
önceden ayırmak preempt v.
önceden ikaz etmek forewarn v.
önceden ısıtmak preheat v.
önceden yapmak anticipate v.
önceden tayin etmek predetermine v.
önceden uyarmak forewarn v.
önceden nasip etmek preordain v.
önceden hazırlamak preset v.
önceden silahlamak forearm v.
önceden tayin etmek (cennete/cehenneme gideceğini) predestine for v.
önceden yaşamış gibi hissetmek dejavu v.
önceden düşünmek envisage v.
geleceğini önceden belirlemek destine v.
önceden bildirmek augur v.
önceden takdir etmek foreordain v.
önceden açıklamak premise v.
önceden hazırlamak prearrange v.
önceden haber vermek previse v.
önceden haber vermek portend v.
önceden varsaymak presuppose v.
önceden izole etmek pre isolate v.
önceden görmek presage v.
önceden imal etmek prefabricate v.
önceden haber vermek give notice v.
önceden tayin etmek (yaşarken başına gelecekleri) predestine v.
önceden sezmek foresee v.
nasıl cevap vermesi gerektiğini önceden söylemek (birine) prime v.
önceden düşünmek discount v.
önceden haber vermek (bir olayın gerçekleşeceğini) prophesy v.
önceden bilmek foreknow v.
önceden karıştırmak premix v.
önceden belirtmek predetermine v.
önceden haber vermek prognosticate v.
parasını önceden vermek prepay v.
önceden haber vermek foretell v.
önceden pişirmek precook v.
önceden göndermek send forward v.
önceden planlamak preplan v.
önceden hüküm vermek prejudge v.
önceden uyarmak previse v.
önceden kararlaştırmak predetermine v.
önceden görmek anticipate v.
önceden hazırlamak predispose to v.
önceden kestirmek dope out v.
önceden düşünmek premeditate v.
önceden haber vermek prophesy v.
önceden bilmek foreknew v.
önceden söylemek augur v.
önceden haber vermek predict v.
önceden tasarlamak premeditate v.
gelecek olayları önceden tahmin etmek previse v.
önceden hazmetmek predigest v.
önceden soğutmak precool v.
önceden tahmin edip ona göre davranmak anticipate v.
önceden kestirmek dope v.
önceden ayarlamak put up v.
önceden göstermek foreshadow v.
önceden haber vermek presage v.
önceden planlamak forecast v.
önceden plan yapmak plan ahead v.
önceden üretmek prefabricate v.
önceden bilmek foretell v.
önceden yer ayırtmak make a booking v.
önceden satın almak buy forward v.
önceden belirlemek predetermine v.
önceden işlediği suçu tekrar işlemek fell from grace v.
önceden yetki vermek preauthorize v.
önceden izin vermek preauthorize v.
daha önceden yapılan birşeyi temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne sürmek wheel out v.
önceden tanımlamak predefine v.
önceden kabul etmek consent in advance v.
önceden kabul etmek accept in advance v.
önceden yapılan işi bozmak unwork v.
önceden kabul etmek preaccept v.
önceden kabul etmek agree beforehand v.
önceden ayarlamak preadjust v.
önceden şekillendirmek preform v.
önceden biçimlendirmek preform v.
şeklinin nasıl olacağını önceden belirlemek preform v.
kaderini önceden belirlemek destine v.
önceden düşünmek think ahead v.
önceden belirtmek foreshadow v.
önceden tutmak pre-empt v.
önceden yetki vermek pre-authorize v.
önceden satın almak pre-empt v.
önceden ayarlamak pre-engage v.
önceden izin vermek pre-authorize v.
önceden düzenlemek prearrange v.
önceden haber vermek forewarn v.
önceden bildirmek predict v.
önceden planlamak premeditate v.
önceden hüküm vermek forejudge v.
önceden bilmek foresee v.
önceden önlem almak take precautions v.
önceden önlem almak take preventive precautions v.
önceden önlem almak take preventive measures v.
önceden teşekkür etmek thank in advance v.
önceden bildirmek tell beforehand v.
önceden bildirmek declare beforehand v.
önceden bildirmek foretell v.
önceden bilmek already know v.
önceden bilmek know beforehand v.
önceden haberi olmak foreknow v.
önceden haberi olmak already know v.
önceden haberi olmak know beforehand v.
önceden haberi olmak know in advance v.
önceden bilmek know in advance v.
önceden planlanmak plan beforehand v.
çok önceden ölmek die a long time ago v.
önceden rezervasyon yapmak make a reservation beforehand v.
önceden rezervasyon yaptırmak make a reservation beforehand v.
önceden inşa etmek prebuild v.
kuru fasulyeleri bir gece önceden ıslatmak soak the beans the night before v.
kuru fasulyeleri bir gece önceden ıslatmak soak the beans overnight v.
önceden/önden aramak call ahead v.
önceden satın almak preempt v.
önceden tutmak preempt v.
önceden ayırmak pre-empt v.
önceden ayrımak pre-empt v.
önceden var olmak pre-exist v.
önceden planlamak pre-plan v.
önceden görmek/göstermek preview v.
önceden sipariş etmek preorder v.
önceden belirlemek destine v.
(önceden kararlaştırılmış bir) seyahate çıkmak make a trip v.
önceden rezervasyon yapmak book in advance v.
çok önceden yapmak preproperate v.
önceden tahmin etmek forespeak v.
önceden monte etmek preassemble v.
önceden tedbir almak forestall v.
önceden önlem almak forestall v.
önceden görmek presee v.
bir şeyi yapmak için önceden zihninde canlandırmak envisage v.
önceden sahip olmak precontain v.
önceden içermek precontain v.
önceden çözüm bulmak tackle v.
önceden göstermek adumbrate v.
önceden ima etmek adumbrate v.
önceden almak/tedarik etmek advance v.
önceden belirtmek adumbrate v.
önceden bilmek read v.
önceden bildirmek read v.
önceden görmek read v.
önceden haber etmek read v.
olacağı önceden işaret edilen olay antitype n.
önceden hazırlığa dayanmama extemporaneousness n.
önceden belli olan sonuç foregone conclusion n.
önceden tasarlamadan adam öldürme manslaughter n.
önceden belirleme predetermination n.
kötü bir şey olacağını önceden hissedebilme forebodingness n.
önceden görmüşlük foresightedness n.
önceden planlanmış görev preplanned mission n.
önceden belirlenmiş sonuç fix n.
önceden haberdar olma precognition n.
önceden yerleşme preoccupation n.
ortaya çıkması önceden kestirilemeyen olay act of god n.
önceden tahmin etme (bir şeyin olabileceğini) anticipation n.
önceden fikir edinme prefiguration n.
önceden bilme prescience n.
önceden görme foreseeing n.
önceden haberli tesis denetimi formerly declared facility inspection n.
önceden anlama foretaste n.
önceden duyurulmamış tatbikat unannounced drill n.
daha önceden belirlenmiş olan standartları karşılama living up to n.
önceden haber verme prophesy n.
önceden düşünme forethought n.
önceden haber verme prophesying n.
önceden saptama predetermination n.
önceden tatma foretaste n.
önceden tahmin edilemeyen davranışlar, olaylar the vagaries n.
önceden haber verme predicting n.
depremi önceden belirleme earthquake prediction n.
önceden kafasında canlandırma prefiguration n.
önceden hissetme foreboding n.
önceden haber verme prediction n.
önceden ikaz etme forewarning n.
önceden bildirme prophecy n.
önceden tanımla predefine n.
önceden seziş presage n.
önceden alınan tat foretaste n.
önceden belli foretold n.
kıtlığın önceden tahminine yarayan sistem famine early warning system n.
önceden gerekli şey prerequisite n.
önceden planlanmış ürün geliştirme preplanned product improvements n.
önceden tanışılmayan biriyle eğlence yeri lokanta vb'ne gitme blind date n.
önceden ima etme foreshadowing n.
önceden yerleşme preoccupancy n.
önceden belirleme fix in advance n.
kişinin hayatıyla ilgili her şeyi önceden tayin edilmesi predestination n.
önceden var olma preexistence n.
önceden duyurulmamış tatbikat unannounced exercise n.
önceden tasarlama premeditation n.
önceden tahmin edip ona göre davranma anticipation n.
önceden görmüşlük foresightfulness n.
önceden görmüş foresaw n.
gelecek bir felaketi önceden haber veren kişi doomwatcher n.
önceden farzedilen şey presupposition n.
önceden bilme foreknowledge n.
karşı tarafın muhtemel saldırısına karşı önceden yapılan saldırı preemptive strike n.
önceden görme foresight n.
önceden yaşanmış bir olayın aniden hatırlanması automnesia n.
önceden olma anticipation n.
önceden yapma anticipation n.
önceden verilmiş söz prior engagement n.
önceden gelen foregoer n.
önceden kalmış foregoer n.
önceden ..olarak bilenen formerly known as n.
seçim sonucunu önceden hesaplayan kimse pollster n.
önceden sezme yoluyla kontrol anticipating control n.
önceden onay preapproval n.
bir mal veya hizmet için önceden yapılan ödeme pre-payment n.
önceden mevcut koşul pre-existing condition n.
önceden yer ayırtma pre-book n.
önceden yaşadım duygusu deja vu n.
önceden seslendirme playback n.
önceden belirlenmiş tarih predetermined time n.
önceden görebilme foresightedness n.
önceden görüş foresight n.
önceden görebilme foresightfulness n.
önceden ihtar anticipated advice n.
bir kişinin kendi hayatı hakkında daha önceden farkına varmadığı ya da bilinçaltına ittiği bir gerçeği öğrenmesi anagnorisis n.
yapacağını önceden yapma prevenge n.
önceden programlanmış/belirlenmiş randevu sistemi pre-scheduled appointment system n.
önceden yer ayırtma advance booking n.
önceden var olma pre-existence n.
tanrının kişinin hayatıyla ilgili her şeyi önceden tayin etmesi predestination n.
önceden tahmin veya not verme prenotation n.
önceden sevilen kıyafetler pre-loved clothes n.
önceden sevilen kıyafetler pre-loved clothing n.
her şeyi önceden yapmak isteyen kimse precrastinator n.
aynı görevi önceden yapmış kimse predecessor n.
önceden belirlenen dönemden sonra kalan tüm borçların ödenmesini gerektiren bir kredi türü balloon mortgage n.
daha önceden kayıtsız oluduğunuz birine karşı şimdi duymaya başladığınız saygı newfound respect n.
önceden gelenleri tamamlayan capper n.
önceden pişirilmiş precooked adj.
önceden göndermiş sent forward adj.
önceden haber veren premonitary adj.
önceden algılanan objelerin zihinde net bir şekilde canlandırılması yeteneğine ait eidetic adj.
önceden kestirilemeyen unpredictable adj.
önceden karışmış premixed adj.
önceden paketlenmiş prepacked adj.
önceden tasarlanmış premeditated adj.
önceden planlanan preplanned adj.
önceden hazırlanmış prepared adj.
önceden kararlaştırılmış preconcerted adj.
önceden tayin edilmiş set adj.
önceden pişirilen precooked adj.
önceden planlanmış preplanned adj.
önceden hazırlanmış canned adj.
daha önceden mevcut olan preexisting adj.
önceden ayarlanmış fixed adj.
önceden ısıtılmış preheated adj.
önceden kestirilebilir predictable adj.
önceden düzenlenmiş prearranged adj.
önceden planlanmamış undesigned adj.
önceden bilinen foreknown adj.
önceden görmüş foresightful adj.
önceden soğutulan precooled adj.
önceden hazırlanmış prefabricated adj.
önceden haber veren precursory adj.
önceden belli olan assured adj.
önceden gerekli olan prerequisite adj.
önceden gereken prerequisite adj.
önceden tasarlanmış with malice afore adj.
önceden hazırlanmamış unstudied adj.
önceden var olan preexisting adj.
önceden soğutulmuş precooled adj.
önceden haber verilmiş foretold adj.
önceden belirtilmiş previously stated adj.
önceden tanımlanan predefined adj.
önceden belirlenmiş predetermined adj.
önceden görmüş foresighted adj.
önceden satın alma hakkı olan preemptive adj.
önceden tasarlanmamış unpremeditated adj.
önceden görülebilir foreseeable adj.
önceden hazırlanmamış unprepared adj.
önceden anılan above adj.
önceden prova edilmiş gibi studied adj.
önceden tasarlanmış deliberate adj.
önceden ısıtılan preheated adj.
önceden yapılan anticipatory adj.
önceden soğutulmuş pre cooled adj.
önceden eğitilmiş preconditioned adj.
önceden kestirilemeyen etken imponderable adj.
önceden görülmüş foreseen adj.
önceden yüklenmiş preloaded adj.
önceden bilinmez unpredictable adj.
önceden belirtilmiş set adj.
önceden hazırlanmış preconditioned adj.
önceden algılayan eidetic adj.
önceden planlanmış prior adj.
önceden anılan aforementioned adj.
önceden belirtilmiş forestated adj.
önceden varolan preexisting adj.
önceden takdir edilen foreordained adj.
önceden oluşmuş preformed adj.
sonucu önceden haber veren prognostic adj.
önceden kaydedilmiş prerecorded adj.
önceden delinmiş prepunched adj.
önceden tahmin edilebilemeyen nonpredictable adj.
önceden tahmin etme antitypical adj.
önceden bahsedilmiş forenamed adj.
önceden varolan preexistent adj.
önceden satın alınmış hakları olan preemptive adj.
önceden satın alınmış hakları olan preemptory adj.
önceden önerilmiş presuggested adj.
önceden uyarılmış forewarned adj.
önceden ele alınmış discussed earlier adj.
önceden ödenebilir prepayable adj.
önceden beyan edilmiş proclaimed in advance adj.
önceden beyan edilmiş previously announced adj.
önceden beyan edilmiş preannounced adj.
önceden beyan edilmiş previously declared adj.
önceden beyan edilmiş predeclared adj.
önceden belirlenmiş prespecified adj.
önceden eylemli anticipatory adj.
önceden düşünülmüş aforethought adj.
önceden olan previous adj.
önceden bilinen foregone adj.
önceden belirlenmiş foregone adj.
önceden görülebilen foreseeable adj.
önceden planlanmış cut-and-dried adj.
önceden belirlenmiş cut-and-dried adj.
daha önceden beri varolan pre-existing adj.
önceden varolan pre-existing adj.
önceden tasarlanmadan imprompt adj.
önceden birleştirilmiş preassembled adj.
önceden karıştırılmış prebatched adj.
önceden hazırlanmış prepacked adj.
önceden tahmin edilmeyen unforeseen adj.
önceden planlanmış premeditated adj.
önceden haber verilmiş predicted adj.
önceden belirlenmiş preestablished adj.
önceden tesis edilmiş preestablished adj.
önceden yıkanmış prewashed adj.
önceden oluşturulmuş preestablished adj.
önceden hazırlanmış pre-prepared adj.
önceden verilmiş pre-given adj.
önceden hazırlanmış/inşa edilmiş prebuilt adj.
önceden çizilmiş predelineated adj.
önceden yazılmamış unscripted adj.
önceden söylenmiş olan canned adj.
önceden hüküm verilmiş foreordained adj.
önceden kararlaştırılmış foreordained adj.
daha önceden beri varolan preexisting adj.
daha önceden mevcut olan pre-existing adj.
önceden kaydedilmiş pre-recorded adj.
önceden satın alınmış hakları olan pre-emptive adj.
önceden varolan pre-existent adj.
önceden satın alma hakkı olan pre-emptive adj.
önceden var olan pre-existing adj.
önceden satın alınmış hakları olan pre-emptory adj.
önceden yazılmış/belirlenmiş (kader) preordained adj.
önceden yapılmış/hazırlanmış premade adj.
önceden kazılmış pre-dug adj.
elemeleri önceden geçmiş prequalified adj.
önceden hesaplanmış pre-calculated adj.
önceden kabul edilmiş pre-agreed adj.
(kibarca) önceden kullanılmış (eşya/mal) previously enjoyed adj.
önceden kabul edilmiş readily accepted adj.
önceden sıralanmış pre-sorted adj.
önceden planmış calculated adj.
önceden tasarlanmış calculated adj.
önceden hazırlanmış aforehand adj.
önceden yayınlanmış advance adj.
önceden zikredilen above adj.
önceden bilinebilecek şekilde precognizantly adv.
önceden tahmin ederek anticipatingly adv.
önceden sezilebilecek şekilde prognosticatively adv.
önceden kestirilemeyen bir şekilde unpredictably adv.
önceden belirlenen zamanda in good time adv.
önceden idrak edilebilecek şekilde precognizantly adv.
önceden hissederek forebodingly adv.
nesneleri önceden algılamayla ilgili olarak eidetically adv.
önceden tasarlayarak calculatingly adv.
önceden yapılmış bir şekilde anticipatorily adv.
önceden tasarlanmış olarak calculatedly adv.
önceden kavranabilecek şekilde precognizantly adv.
önceden bahsedildiği gibi hereinbefore adv.
önceden hareket ederek proactively adv.
önceden önlemler alarak proactively adv.
önceden tasarlanmadan impromptu adv.
saat önceden hours in advance adv.
saat önceden hours beforehand adv.
önceden olduğu gibi same as before adv.
çok önceden well in advance adv.
(daha) önceden bildirerek on advance notice adv.
(daha) önceden bildirerek with advance notice adv.
(daha) önceden haber vererek on advance notice adv.
(daha) önceden haber vererek with advance notice adv.
önceden belirlenmiş/belirli bir süre sonrasında beyond a predetermined period adv.
Phrasals
birini önden/önceden göndermek send someone on (ahead) (of someone)
Phrases
önceden de olduğu gibi as it was in the past
önceden de olduğu gibi as it used to be
önceden de olduğu gibi as it was before
daha önceden bahsedildiği üzere as it is (has been) mentioned earlier/before
bir gün önceden a day ahead
bir gün önceden a day in advance
Colloquial
bir yarışmanın sonuçlarına önceden müdahale etme carve up n.
önceden haber vermeden on a moment's notice
önceden haber vermeden at a moment's notice
çok önceden bitmiş long gone
önceden tanıdığım biri somebody that i used to know
önceden tanıdığım birisi somebody that i used to know
Idioms
kaderini önceden belirlemek seal someone's fate
yazgısını önceden belirlemek seal someone's fate
önceden bilgilendirmek/haber vermek/uyarmak give somebody a heads up
önceden tasarlamadan by guess and by gosh
önceden tasarlamadan by guess and by golly
önceden tahmin edilemeyen durum wild card
bir şeyin olacağını önceden tahmin etmek/hissetmek see it coming
bir şeyin olacağını önceden tahmin etmek/ hissetmek see it coming
Speaking
önceden daha iyi durumdaydık we have seen better days
önceden söyleseydin if you told (me) (that) before
önceden anlattığımda duymuşsun herhalde you might have heard me tell this one before
önceden hiç cenazeye gitmedim i've never been to a funeral before
bunu önceden de yaşadık we've been through this before
önceden bir sorun yoktu there was no trouble before
önceden dediğim gibi like i said before
sadece önceden tanıdığım biri just somebody that i used to know
önceden biliyordum I knew early on
önceden rezervasyon esastır it is essential to book in advance
Slang
hepiniz bu boku daha önceden gördüğünüzü biliyorum i know you've seen this shit before
sorulan soruya ait bir bilgiyi o anda google'dan aratıp ancak daha önceden biliyormuş gibi davranan tip google smart
Trade/Economic
piyasa fiyatı önceden belirlenmiş bir düzeye ulaştığında piyasaya yavaş yavaş sunulan devlet tahvili tap n.
önceden ödenen ölüm yardımı advance death benefit n.
önceden karıştırılmış hazır durumda satılan (ürün) ready-mixed adj.
hisselerin yükseleceğini önceden tahmin edip hisse satın alan kişi bull
bir malın gelecekte teslimi için müşterilerce önceden ödenen avans production payment
önceden ödenen maaş advance of wages
önceden alman izin prior permission
önceden ödenmiş prepaid
önceden ödenen nakdi teminatlar prior deposits
önceden ödenen ücret advance on wages
önceden saptanmış işletme faaliyeti hacmi denominator level
önceden ödenen prepaid
önceden alınan önlem precaution
vadesinden önce bir varlığın önceden belirlenmiş bir fiyattan satılması put option
önceden bildirme advance notice
önceden belirli olmayan biçimde değişebilen random
önceden belirlenmiş fiyattan hisse alma hakkı share call options
önceden tahmin edilen ex ante
daha önceden hiçbir firma tarafından satılmayan malın icadı major innovation
önceden tahsil edilmiş kira rent received in advance
önceden ödenmiş sigorta unexpired insurance
bir hisse senedini komisyon karşılığı önceden tespit edilen tarihte ve fiyattan satınalma hakkı call option
önceden ödeme advance payment
bir istatistiğin değerinin önceden belirlenen bir değere eşit olduğu önerisinin test edilmesi null hypothesis
hisselerin düşeceğini önceden tahmin edip hisseleri elinden çıkaran kişi bear
önceden tahmin edilemeyen casual
önceden hesaplanan kar anticipated profit
önceden belirlenmiş maliyet predetermined cost
franko vagon teslimi tüm masrafları önceden ödenmiş olarak franco delivery
önceden sözleşmeye bağlanmış precontractual
önceden ödeme in advance payment
önceden saptanmış maliyet scheduled cost
önceden ödenen ücret advance wages
önceden belirlenmiş fiyattan satınalma hakkı call options
önceden saptanmış işletme faaliyeti seviyesi denominator volume
önceden saptanmış işletme faaliyeti seviyesi denominator level
hata olasılığı önceden tam olarak bilinen örnekleme precision sampling
önceden tahsil edilmiş gelir deferred revenue
herhangi bir faaliyetin önceden belirlenen kalitede ve zamanda en az maliyetle başarılması için alınan önlemler cost control
önceden saptanmış işletme faaliyeti hacmi denominator volume
önceden kazanılmış hak antecedent right
malın fiyatını belirlemek için önce ortalama üretim maliyetlerini hesaplayıp sonra buna önceden kararlaştırılan bir pay ekleme yöntemi cost-markup pricing
önceden finanse etme pre-financing
önceden tahsil edilen gelir prepaid income
önceden ödeme hakkı prepayment privilege
önceden paketlemek prepack
önceden ödenen masraflar charges prepaid
önceden tespit edilmiş maliyet scheduled cost
(posta vb) ücreti önceden ödenmiş postpaid
ücreti önceden ödenmiş prepaid