| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | matter n. | madde | ||
|
Water is an example of a liquid matter. Su, sıvı maddeye bir örnektir. More Sentences |
||||
| Common Usage | matter n. | konu | ||
|
It will involve matters that have to do with the EU's regional and environmental policy. AB'nin bölgesel ve çevre politikasıyla ilgili konuları içerecektir. More Sentences |
||||
| Common Usage | matter n. | mesele | ||
|
We need to discuss this critical matter. Bu kritik meseleyi tartışmamız gerekiyor. More Sentences |
||||
| Common Usage | matter v. | önemli olmak | ||
|
What mattered was at last to get a foot in the door, which can then be opened a bit wider by the next blast of wind. Önemli olan nihayet kapıdan içeri bir adım atabilmekti; bu kapı bir sonraki rüzgarla biraz daha açılabilir. More Sentences |
||||
| Common Usage | matter n. | cisim | ||
| General | ||||
| General | matter n. | iş | ||
|
This makes matters impossible for new movements and parties, and difficult for others. Bu da yeni hareketler ve partiler için işleri imkânsız hale getirirken diğerleri için zorlaştırıyor. More Sentences |
||||
| General | matter n. | önem | ||
|
What does it matter who is speaking? Kimin konuştuğunun ne önemi var? More Sentences |
||||
| General | matter n. | şey | ||
|
It's no laughing matter. Bu gülünecek bir şey değil. More Sentences |
||||
| General | matter n. | husus | ||
|
I believe it would be desirable to discuss some of the matters relating to the reform of the Council in detail. Konsey reformuna ilişkin bazı hususların ayrıntılı olarak ele alınmasının faydalı olacağına inanıyorum. More Sentences |
||||
| General | matter n. | durum | ||
|
This is accepted as a matter of course in our own countries. Bu durum kendi ülkelerimizde de doğal olarak kabul edilmektedir. More Sentences |
||||
| General | matter n. | dava | ||
|
The issue of the recognition of judgments in criminal matters is highly sensitive, and raises delicate issues. Ceza davalarında kararların tanınması konusu son derece hassas bir konudur ve hassas meseleleri gündeme getirmektedir. More Sentences |
||||
| General | matter n. | sorun | ||
|
We must also have joint travel advice because there certainly is something the matter. Ortak seyahat tavsiyelerinde de bulunmalıyız çünkü kesinlikle bir sorun var. More Sentences |
||||
| General | matter n. | mesele | ||
|
We need to discuss this critical matter. Bu kritik meseleyi tartışmamız gerekiyor. More Sentences |
||||
| General | matter n. | dert | ||
|
What's the matter with you? Derdin ne senin? More Sentences |
||||
| General | matter n. | mevzu | ||
|
This is serious matter. Bu ciddî bir mevzu. More Sentences |
||||
| General | matter v. | fark etmek | ||
|
It does not matter whether it is ICES, or the STECF or any of the regional bodies such as NAFO. Bunun ICES, STECF ya da NAFO gibi bölgesel kuruluşlardan herhangi biri olması fark etmez. More Sentences |
||||
| General | matter v. | önem taşımak | ||
|
It is of the absolute essence that this matter be looked into and raised for discussion. Bu konunun incelenmesi ve tartışmaya açılması mutlak önem taşımaktadır. More Sentences |
||||
| General | matter v. | önemi olmak | ||
|
This might well not matter to us in Parliament if our influence and supervisory powers were enhanced accordingly. Etki ve denetim yetkilerimiz bu doğrultuda arttırılmış olsaydı, Parlamento'da bunun bizim için bir önemi olmayabilirdi. More Sentences |
||||
| General | matter v. | sorun olmak | ||
|
Will it matter if I don't come? Gelmezsem sorun olur mu? More Sentences |
||||
| Technical | ||||
| Technical | matter n. | mesele | ||
|
We need to discuss this critical matter. Bu kritik meseleyi tartışmamız gerekiyor. More Sentences |
||||
| Technical | matter n. | sorun | ||
|
We must also have joint travel advice because there certainly is something the matter. Ortak seyahat tavsiyelerinde de bulunmalıyız çünkü kesinlikle bir sorun var. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | matter n. | öz | ||
| General | matter n. | fark | ||
| General | matter n. | irin | ||
| General | matter n. | müsvedde | ||
| General | matter n. | vesile | ||
| General | matter n. | cevher | ||
| General | matter n. | cerahat | ||
| General | matter n. | ufunet | ||
| General | matter n. | iltihap | ||
| General | matter n. | özdek | ||
| General | matter n. | aksilik | ||
| General | matter n. | içerik | ||
| General | matter n. | vücuttan atılan madde | ||
| General | matter n. | evrak | ||
| General | matter n. | basılı madde | ||
| General | matter n. | taslak | ||
| General | matter n. | canlı bir organizmadan dışarı atılmış veya atılan dışkı, idrar gibi madde | ||
| General | matter n. | süpürasyonla dışarı atılan madde | ||
| General | matter n. | iltihap | ||
| General | matter n. | cerahat | ||
| General | matter n. | bir taraftan manevi vasıflardan ve diğer taraftan biçimlenmiş cisimlerden ayrışan fiziksel madde | ||
| General | matter n. | aşağı yukarı belirli olan miktar, sayı, pay veya yer | ||
| General | matter n. | yazılı veya basılı olan şey | ||
| General | matter n. | basılacak şey | ||
| General | matter n. | baskıda kullanılan matbaa harfi, linotip gibi araç gereç | ||
| General | matter n. | başlıklardan, çizimlerden, notlardan veya ilanlardan farklı olarak kullanılan metin özelliği | ||
| General | matter n. | posta ile gönderilen veya gönderilecek olan materyal | ||
| General | matter n. | posta | ||
| General | matter n. | hasır ören kimse | ||
| General | matter n. | gravürcülerin bir gravür tabanının yüzeyini pürüzlü hale getirmek veya çıplak bakır üzerinde baskı sonrası noktalı desene benzer bir etki yaratmak için kullandığı kaba bir baskı kalıbı | ||
| General | matter v. | iltihaplanmak | ||
| General | matter v. | farketmek | ||
| Colloquial | ||||
| Colloquial | matter n. | akıl | ||
| Colloquial | matter n. | zihin | ||
| Colloquial | matter n. | idrak | ||
| Law | ||||
| Law | matter n. | kanıtlanması gereken iddia | ||
| Law | matter n. | mahkeme tarafından dikkate alınacak beyan veya iddialar | ||
| Technical | ||||
| Technical | matter n. | cisim | ||
| Anatomy | ||||
| Anatomy | matter n. | beyin ve omurilikte bulunan, sinir hücresi gövdeleri, dendritler ve miyelinsiz aksonlar içeren grimsi bir doku | ||
| Logic | ||||
| Logic | matter n. | form karşılaştırması yapılırken kullanılan kıyas önermeleri | ||
| Logic | matter n. | kıyasın terimleri | ||
| Logic | matter n. | form ve madde | ||
| Logic | matter n. | belirtilen gerçek | ||
| Literature | ||||
| Literature | matter n. | bir kültürün veya edebiyatın özünü yansıttığı düşünülen, halk destanlarında yer alan kahramanlık hikayelerinin ve efsanelerin tümü | ||
| Religious | ||||
| Religious | matter n. | (hristiyan bilimde) fiziksel duyularla algılanan nesnelerin maddenin gerçekliğini yansıttığı yanılsaması | ||
| Philosophy | ||||
| Philosophy | matter n. | gerçekliğin belirsiz nesnesi | ||
| Philosophy | matter n. | evrenin tümüyle veya neredeyse pasif olan elementi | ||
| Philosophy | matter n. | (iyonyalı doğa filozoflarına göre) başlangıçtan beri var olan maddenin özel bir çeşidi | ||
| Philosophy | matter n. | (iyonyalı doğa filozoflarına göre) dört elementten biri veya daha çoğu | ||
| Philosophy | matter n. | (anaksimandros'a göre) aperion veya sonsuzluk | ||
| Philosophy | matter n. | (atomculukta) atomların toplamı | ||
| Philosophy | matter n. | (plato'ya göre) sınırsız, şekilsiz, hissedilemez, nispeten var olmayan fakat şekillendirilebilir şey | ||
| Philosophy | matter n. | (aristoteles'e göre) her şeyin soyutlanmış olarak var olduğu tamamen şekilsiz dayanak | ||
| Philosophy | matter n. | (aristoteles'e göre) gerçekliği meydana getiren eylemleri şekillendiren potansiyel töz | ||
| Philosophy | matter n. | (aristoteles'e göre) değişimin ve gelişimin öznesi | ||
| Philosophy | matter n. | (aristoteles'e göre) sadece kısmi olarak ram olunan şekil verici element sebebiyle dayanma ve şekillenme gücüne sahip, kavrayışlı dişil ilke | ||
| Philosophy | matter n. | (plotinus'a göre) yüce olanın sonuncu, güçsüz, nispeten niteliksiz ve belirsiz tabanı ve değersiz ürünü | ||
| Philosophy | matter n. | (descartes'a göre) iki bağıl tözden biri | ||
| Philosophy | matter n. | (kant'a göre) sezilebilir madde, duyumsal içerik veya deneyimin dağıtıcısı | ||
| Philosophy | matter n. | ancak ihtimalin hakikatle olan ilişkisi ölçüsünde biçimle bağdaşan şey | ||
| Archaic | ||||
| Archaic | matter n. | belirli bir kimseye ait mesele | ||