righted - Turco Inglés Diccionario

righted

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

righted — Definition

Significado:
doğru, hak, sağ
Pronunciación (IPA):
(AmE /raɪt/ – BrE /raɪt/)
Categoría gramatical:
Sıfat: right; İsim: right (rights); Zarf: right
Sinónimo:
correct, entitlement
Antónimos:
wrong

Significados de "righted" en diccionario turco inglés : 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
right n. sağ
There are onslaughts on farm income from left, right and centre.
Çiftlik gelirlerine sağdan, soldan ve merkezden saldırılar var.

More Sentences
right n. hak
He has every right to see his children.
Çocuklarıyla görüşmeye kesinlikle hakkı var.

More Sentences
right adj. doğru
The right answer is 'D: All of the above.'
Doğru cevap, "D: Yukarıdakilerin hepsi."

More Sentences
right adj. haklı
You're right, I should call her.
Haklısın, onu aramam lazım.

More Sentences
General
right n. yetki
We also oppose Parliament’s being given full right of codecision regarding the EU budget.
Ayrıca Parlamento'ya AB bütçesine ilişkin tam karar yetkisi verilmesine de karşı çıkıyoruz.

More Sentences
right n. sağ
There are onslaughts on farm income from left, right and centre.
Çiftlik gelirlerine sağdan, soldan ve merkezden saldırılar var.

More Sentences
right n. sağ taraf
You can see the sea on your right.
Sağ tarafınızda denizi görebilirsiniz.

More Sentences
right n. hak
He has every right to see his children.
Çocuklarıyla görüşmeye kesinlikle hakkı var.

More Sentences
right v. düzeltmek
He tried hard to right the wrong he had done.
Yaptığı yanlışı düzeltmek için çok uğraştı.

More Sentences
right adj. yolunda
This makes it abundantly clear that something is not right with the system.
Bu da sistemde bir şeylerin yolunda gitmediğini açıkça ortaya koymaktadır.

More Sentences
right adj. tam
Wow! Your dorm room is a right mess.
Vay canına! Yurt odan tam bir rezalet.

More Sentences
right adj. düzgün
If I have enough time, I'll do it right.
Yeterince zamanım olursa, düzgün yapacağım.

More Sentences
right adj. isabetli
Renting a van instead of a car was the right choice.
Araba yerine minibüs kiralamak isabetli bir seçimdi.

More Sentences
right adj. rast
Everything seems to go right with Tom.
Tom'un her işi rast gidiyor gibi.

More Sentences
right adj. tamam
Right, we're nearly done, our kid.
Tamam, neredeyse bitti, evladım.

More Sentences
right adj. çok
Tom is a right proper lad.
Tom çok efendi çocuktur.

More Sentences
right adj. iyi
I haven't felt right since the accident.
Kazadan beri kendimi iyi hissetmiyorum.

More Sentences
right adj. sağlıklı
This video recorder doesn't work right.
Bu video kaydedici sağlıklı çalışmıyor.

More Sentences
right adj. haklı
You're right, I should call her.
Haklısın, onu aramam lazım.

More Sentences
right adj. uygun
Now, the conditions are right for our best intentions to be realised.
Şimdi en iyi niyetlerimizin gerçekleşmesi için koşullar uygun.

More Sentences
right adj. doğru
The right answer is 'D: All of the above.'
Doğru cevap, "D: Yukarıdakilerin hepsi."

More Sentences
right adv. doğrudan doğruya
A bike path goes right past my house.
Bir bisiklet yolu doğrudan doğruya evimin önünden geçer.

More Sentences
right adv. tamamen
They asked a question that was right on the mark.
Tamamen isabetli bir soru sordular.

More Sentences
right adv. doğruca
Now, you get in a cab and get over there right away
Şimdi bir taksiye bin ve doğruca oraya git.

More Sentences
right adv. sağa doğru
In the Task List view, swipe right until you hear the task whose details you want to access.
Görev Listesi görünümünde, ayrıntılarına erişmek istediğiniz görevi duyana kadar sağa doğru çekin.

More Sentences
right adv. tam olarak
Tom is going to fit right in.
Tom tam olarak uyum sağlayacak.

More Sentences
right adv. hemen
I need to speak with you right away.
Seninle hemen konuşmam lazım.

More Sentences
right adv. tam bir (bazen alaycı şekilde)
If they all go wrong at the same time, we will end up with a right mess, and Sabena is a tragic case in point.
Eğer hepsi aynı anda ters giderse tam bir karmaşa ile karşı karşıya kalırız ve Sabena bunun trajik bir örneğidir.

More Sentences
right adv. sağa
Turn right at the grocery store.
Bakkaldan sağa dönün.

More Sentences
right interj. pekala
Right, who wants to start?
Pekala, kim başlamak ister?

More Sentences
Trade/Economic
right n. hak
He has every right to see his children.
Çocuklarıyla görüşmeye kesinlikle hakkı var.

More Sentences
right adj. haklı
You're right, I should call her.
Haklısın, onu aramam lazım.

More Sentences
right adj. uygun
Now, the conditions are right for our best intentions to be realised.
Şimdi en iyi niyetlerimizin gerçekleşmesi için koşullar uygun.

More Sentences
Law
right n. hak
He has every right to see his children.
Çocuklarıyla görüşmeye kesinlikle hakkı var.

More Sentences
Politics
right n. sağcılar
We opposed this, as did most of the right.
Sağcıların çoğu gibi biz de buna karşı çıktık.

More Sentences
Technical
right v. düzeltmek
He tried hard to right the wrong he had done.
Yaptığı yanlışı düzeltmek için çok uğraştı.

More Sentences
right adj. doğru
The right answer is 'D: All of the above.'
Doğru cevap, "D: Yukarıdakilerin hepsi."

More Sentences
Boxing
right n. sağ kroşe
He knocked his opponent down with two rights.
İki sağ kroşeyle rakibini yere serdi.

More Sentences
right n. sağ el
In silence, she placed her left hand in my right hand.
Sessizce, sol elini benim sağ elime koydu.

More Sentences
Archaic
right n. doğru yolda olma
I think we're on the right track.
Doğru yolda olduğumuzu düşünüyorum.

More Sentences
General
right n. hukuk
right n. hakikat
right n. düzen
right n. doğruluk
right n. dürüstlük
right n. ahlakça doğru olan şey
right n. istihkak
right n. gayet
right n. yanlış olmama
right n. adalet
right n. yardımcı
right n. sağ kol
right n. doğru izah
right n. doğru yorumlama
right n. çiftin sağ tarafta bulunan üyesi
right n. sağ ayağa giyilen ayakkabı
right n. sağ ayağa giyilen çorap
right n. sağ ele giyilen eldiven
right n. sağ ele giyilenler
right v. doğrultmak
right v. haklı çıkarmak
right v. çeki düzen vermek
right v. doğrulmak
right v. derleyip toplamak
right v. telafi etmek
right v. dik konuma getirmek
right v. düzelmek
right v. öcünü almak
right v. intikamını almak
right v. öç almak
right v. (kendini) dengelemek
right v. dengesini kazanmak
right v. tanzim etmek
right v. öcünü almak
right v. hakkı olan şeyi almak
right v. kendini savunmak
right v. haklı olduğunu ispatlamak
right adj. yanlış olmayan
right adj. istenildiği gibi olan
right adj. sağlam
right adj. pek
right adj. dik açılı
right adj. gerçek
right adj. ahlakça doğru
right adj. düzenli
right adj. dik (açı)
right adj. en uygun
right adj. elverişli
right adj. düz
right adj. adil
right adj. adalete uygun
right adj. gerçeğe uygun
right adj. dürüst
right adj. münasip
right adj. yeğ
right adv. tamamıyla
right adv. uygun bir şekilde
right adv. büsbütün
right adv. dosdoğru
right adv. doğru olarak
right adv. tam bir (alaylı bir ifadeyle söylenir)
right adv. sağdan
right adv. sağda
right adv. bildiğin (pekiştirme)
right adv. başlıklarda kullanılan bir ifade
right interj. öyle olsun
Trade/Economic
right n. dürüst
right n. şirketin yeni hisselerine hissedarların avantajlı şekilde sahip olma ayrıcalığı
right n. şirketin yeni hisselerine hissedarların avantajlı şekilde sahip olma ayrıcalığını belirten devredilebilir sertifika
right n. bir kimseye ait mülk
right n. bir kimseye ait arazi
right n. bir kimseye ait bölge
right n. sömürge new england kasabasının bir yerleşimciye tahsis ettiği arazi parçası
right adj. düz
right adj. gerçeğe uygun
right adj. gereken
Law
right n. araziye girme hakkı
right n. meskene girme hakkı
right n. önceden satılan/haczedilen mülkü masraflarını ödeyerek geri alma hakkı
right n. başkasının mülkünü devretme hakkı
right n. su yollarına bitişik bir arazi malikinin suyu ve arazi parçalarını kullanma hakkı
right adv. hukuka göre
right adv. ahlaka göre
right adv. adalete göre
Politics
right n. (hükümet ve siyasette) muhafazakar veya gerici tedbirleri savunanlar
right n. (hükümet ve siyasette) sağcılık
right n. sağcı parti
right n. muhafazakarlar
right n. tutucular
right adj. sağ siyasetle ilgili
right adj. sağ siyasete ait
right adj. sağ görüşe ait
right adj. sağ görüşle ilgili
right adj. sağcı
right adj. tutucu
right adj. muhafazakar
Traffic
right n. bir aracın diğerinin önüne geçme hakkı
Railway
right n. üzerine ray inşa edilebilecek arazi parçası
Marine
right v. uygun konuma geri getirmek
right v. normal konuma geri getirmek
Math
right adj. dik
Geometry
right adj. dik
Religious
right adv. (dini unvanlarda) pek muhterem
Baseball
right n. dış sahanın ana kaleden bakıldığında sağda kalan kısmı
Boxing
right n. boksörün sağ eliyle attığı yumruk
Wagering
right n. kazanmak için zar atma
right n. kazanmak için vurma
Archaic
right n. doğru rotada olma
right v. ayin yapmak
right v. dini tören düzenlemek

Significados de "righted" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
right to manage n. yönetme hakkı
right to govern n. yönetme hakkı
General
right of way n. mürur hakkı
patent right n. patent hakkı
legal right n. yasal hak
water right n. su kullanım hakkı
right to be educated n. eğitim hakkı
right winger n. sağaçık
right hand direction n. sağ el yönü
writ of right n. haklar listesi
holder of a right n. hak sahibi
the right way n. doğru yol
right of translation n. çeviri hakkı
right ascension n. yükselim
special right n. özel hak
real right n. ayni hak
right of assembly n. toplanma hakkı
right of organization n. örgütlenme hürriyeti
right lane n. sağ şerit
right to talk n. konuşma hakkı
right moment n. kolpo
right of establishment n. yerleşme hakkı
european court of human right n. avrupa insan hakları mahkemesi
divine right n. kralın yönetme hakkı
equal right n. eşit hak
right of choice n. seçme hakkı
right handedness n. sağ eliyle iş görme
right holder n. hak sahibi
right of sanctuary n. sığınma hakkı
right time n. tav
right atrium n. sağ atriyum
right back n. sağbek
right in rem n. ayni hak
right of pasture n. meraların korunması
limit on the right n. sağdan limit
shift to the right n. sağa kayma
right of way n. geçiş üstünlüğü
outside right n. sağaçık
lower right n. alt sağ
right to labor n. çalışma hakkı
right of access n. erişim hakkı
the right n. sağ taraf
right of privacy n. özel hayatın gizliliği
the right way n. hak yolu
right to speak n. konuşma hakkı
right of escheat n. mahluliyet hakkı
right of sanctuary n. iltica hakkı
development right n. imar hakkı
the right time n. vakit
right centre n. sağiç
right of assembly n. toplantı hakkı
exclusive right n. özel hak
right to vote n. oy hakkı
right versus left n. sağsol karşıtlığı
demand for right n. hak talebi
sociology of right n. hukuk sosyolojisi
philosophy of right n. hukuk felsefesi
right of access n. katılma hakkı
right of way n. trafik geçiş hakkı
right halfback n. sağhaf
a bit of all right n. mükemmel bir şey
right to speak n. söz hakkı
right time n. sıra
visit with special right of access n. özel giriş yetkisiyle ziyaret
divine right n. kutsal hak
monopoly of trade right in ottoman empire n. gedik
shop right n. işveren ruhsatı
right of way n. geçiş hakkı
right to life n. yaşam hakkı
right to preference n. rüçhan hakkı
right of way n. otoyol hakkı
right ascension n. açılım
right to education n. eğitim hakkı
right of organization n. örgütlenme hakkı
the right decision n. isabetli karar
right of way n. yol geçen arazi parçası
right of objection n. itiraz hakkı
imprescriptible right n. zamanaşımına uğramayan hak
preferential right n. tercih hakkı
veto right n. veto hakkı
voting right n. oy verme hakkı
preferential right n. öncelik hakkı
enjoyment of a right n. haktan faydalanma
enjoyment of a right n. haktan yararlanma
right to quote n. alıntı hakkı
right of consent n. onay hakkı
the right way do (something) n. yol yöntem
the right way do (something) n. yol yordam
right of way n. geçit hakkı
right of way n. irtifak hakkı
right of reply n. cevap hakkı
left and right n. sol ve sağ
right of asylum n. iltica hakkı
right of first refusal n. rüçhan hakkı
right-of-way fight n. yol verme kavgası
the right to life n. yaşama hakkı
legal right n. kanuni hak
right to stand for election n. seçilme hakkı
prerogative (right) of coining money n. para basma yetkisi
usage right n. kullanım hakkı
the right way to do (something) n. yol erkan
right direction n. doğru yön
searching for the right way n. hidayet
social right n. sosyal hak
consumer right n. tüketici hakkı
given right n. verilen hak
the right given n. tanınan hak
the right granted n. tanınan hak
the right granted n. verilen hak
the right given n. verilen hak
given right n. tanınan hak
protective right n. koruyucu hak
right angle parking n. dikine park yeri
inside right n. sağiç
center-right cabinet n. orta-sağ kabine
center-right coalition n. orta sağ koalisyon
right-wing n. sağ
right-handedness n. sağlaklık
right-about n. sağdan geri
right-hand n. sağ
right-hand man n. sağ kol
right-handedness n. özsaygı
right-hand man n. en çok güvenilen kimse
right-wingers n. sağcılar
right of election n. seçim hakkı
right of voting n. oy verme hakkı
right of search n. muayene hakkı
right angle n. dik açı
right combination n. doğru bileşim
right combination n. doğru birliktelik
right combination n. doğru kombinasyon
divine right n. ilahi hak
most distinct right n. en belirgin hak
right to exist n. var olma hakkı
right hand man n. en güvenilir adam
sense of right and wrong n. ahlak ve namus anlayışı
sense of right and wrong n. doğru ve yanlış anlayışı
lower right-hand corner n. sağ alt köşe
bottom-right corner n. sağ alt köşe
upper right-hand corner n. sağ üst köşe
bottom right-hand corner n. sağ alt köşe
lower-right corner n. sağ alt köşe
top right-hand corner n. sağ üst köşe
proprietary right n. mülkiyet hakkı
right time n. doğru zaman
subjective public right n. sübjektif kamu hakkı
right timing n. doğru zamanlama
second from right n. sağdan ikinci
water use right agreements n. su kullanım hakkı anlaşmaları
right-brain dominant people n. sağ beyni baskın insanlar