düz - Turco Inglés Diccionario

düz

Significados de "düz" en diccionario inglés turco : 99 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
düz flat adj.
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
düz straight adj.
The roads there are wide and as straight as an arrow.
Oradaki yollar geniş ve bir ok kadar düzdür.

More Sentences
düz plain adj.
I like this plain white wall.
Bu düz beyaz duvarı seviyorum.

More Sentences
düz smooth adj.
It's nice to drive on a smooth road.
Düz yolda araba kullanmak güzel.

More Sentences
düz even adj.
General
düz simple adj.
John is just a simple man who lives his own life.
John kendi hayatına bakan düz bir adam işte.

More Sentences
düz level adj.
The people with disabilities were complaining because the old pavements weren't completely level.
Engelli insanlar eski kaldırımlar tamamen düz olmadığı için şikayet ediyorlardı.

More Sentences
düz smooth adj.
It's nice to drive on a smooth road.
Düz yolda araba kullanmak güzel.

More Sentences
düz plain adj.
I like this plain white wall.
Bu düz beyaz duvarı seviyorum.

More Sentences
Technical
düz smooth adj.
It's nice to drive on a smooth road.
Düz yolda araba kullanmak güzel.

More Sentences
düz straight adj.
The roads there are wide and as straight as an arrow.
Oradaki yollar geniş ve bir ok kadar düzdür.

More Sentences
Textile
düz plain adj.
I like this plain white wall.
Bu düz beyaz duvarı seviyorum.

More Sentences
düz flat adj.
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Linguistics
düz flat adj.
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Meteorology
düz flat adj.
In ancient times, people thought the world was flat.
Kadim zamanlarda insanlar dünyanın düz olduğunu zannediyordu.

More Sentences
Archaic
düz plain adj.
I like this plain white wall.
Bu düz beyaz duvarı seviyorum.

More Sentences
General
düz running adj.
düz slick adj.
düz glare adj.
düz marble adj.
düz direct adj.
düz flattened adj.
düz flatwise adj.
düz flush adj.
düz horizontal adj.
düz levigate adj.
düz nonstriated adj.
düz right adj.
düz glabrous adj.
düz clear-cut adj.
düz austere adj.
düz raploch adj.
düz champaign adj.
düz champion [obsolete] adj.
düz jagless adj.
düz equal adj.
düz unembellished adj.
düz erugate adj.
düz unstriated adj.
düz vertilinear adj.
düz blank adj.
düz glabrate adj.
düz glabrescent adj.
düz glassyheaded adj.
düz glidder adj.
düz clean adj.
düz graith [dialect] [uk] adj.
düz gutsy adj.
düz roughhewn adj.
düz round adj.
düz rural adj.
düz inartificial adj.
düz planate adj.
düz plat [obsolete] adj.
düz shilpit [scotland] adj.
düz silly adj.
düz single adj.
düz slape [dialect] [uk] adj.
düz slight [dialect] adj.
düz smeeth adj.
düz solid adj.
düz pocket adj.
düz square adj.
düz standard-issue adj.
düz straucht adj.
düz straught adj.
düz streight [obsolete] adj.
düz straicht [scotland] adj.
düz straightway adj.
düz straight-pight adj.
düz straight up adj.
düz featureless adj.
düz prosaic adj.
düz flatways adv.
düz in plane adv.
düz levelly adv.
Colloquial
düz funky adj.
düz phunky adj.
Idioms
düz cut and dried adj.
düz face up expr.
Trade/Economic
düz right adj.
düz even adj.
Technical
düz upright adj.
düz glacé adj.
düz offset adj.
düz erect adj.
Computer
düz solid expr.
düz regular expr.
Architecture
düz surbased adj.
Construction
düz plane adj.
Medical
düz planum
Math
düz plane adj.
Zoology
düz depressed adj.
düz planulate adj.
Botanic
düz deplanate adj.
düz depressed adj.
düz strict adj.
Linguistics
düz unrounded adj.
Art
düz unarted adj.

Significados de "düz" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
düz (çizgi) straight adj.
düz olmayan uneven adj.
General
düz masa plane table n.
düz ayakkabı pump n.
düz ve büyük tabak charger n.
düz fonksiyonlar smoothness of functions n.
düz harfler sanserif n.
alçak, düz alt kısmı ve gri renkli bulut türü stratus n.
düz arazi lowland n.
düz tümleç direct object n.
düz çizgi beeline n.
dibi düz flat bottom n.
düz çatı flat roof n.
düz arazi level land n.
düz dipli mavna gondola n.
düz tekneli büyük yelkenli barge n.
ufak ve düz bıçak scalpel n.
geniş ve düz yer plain n.
düz cam flat glass n.
küçük altı düz kayık dory n.
düz kürsü taşı dado plane n.
düz (yüzey) plane n.
düz yol straight road n.
düz güverte flush deck n.
altı düz nehir kayığı sampan n.
çapalanmış düz sıra ridge n.
düz ve uzun kılıç rapier n.
kereste ve diğer yüzer malzemelerden yapılma düz ve yüzer su taşıtı raft n.
düz piyano upright piano n.
düz şey flat n.
düz örme straight knitting n.
düz ayna sheet mirror n.
büyük düz tabak platter n.
bir ırmağın bükülmeyen düz kısmı reach n.
düz tabanlı ırmak kayığı bateau n.
düz eklem arthrodia n.
düz çizgi straight n.
geniş düz yer flat n.
tahta düz tabak platter n.
düz alan level area n.
bir ucu düz diğer ucu konveks bumerang kylie n.
düz yüzlü golf sopası putter n.
evlerin önüne oturmak için yapılan düz yükselti ve buradaki oturma yeri terrace n.
düz arazi plain n.
düz teras level terrace n.
denizde yüzen üstü düz buz kütlesi floe n.
düz çıkıntı ledge n.
düz yer level n.
düz hat beeline n.
gemilerde kullanılan düz örülmüş kordon sennit n.
düz renk solid colour n.
düz cam plate glass n.
düz çizgili straight line n.
düz çizgi straight line n.
düz yazı biçimi prosaism n.
düz örgü plain knitting n.
düz kontak hotwiring n.
düz baraj straight dam n.
düz hat straight n.
düz arazi flat n.
düz zemin flat surface n.
düz zemin smooth surface n.
düz işçi raw hand n.
düz arazi flat country n.
düz arazi flatland n.
düz arazi flat ground n.
düz ekran flat screen n.
düz basamak flier n.
düz yüzey flat n.
düz arazi level ground n.
düz yer level area n.
düz arazi level area n.
düz vites straight gear n.
düz vites standard shift n.
düz ve büyük tabak platter n.
altı düz sandal punt n.
düz iş plain work n.
düz lise regular high school n.
düz lise high school n.
düz olmayan toprak uneven ground n.
kemiğin sert ve düz yüzeyi tabula n.
düz saç straight hair n.
düz saç plain hair n.
dünyanın düz olduğuna inanan kimse flat earther n.
dünyanın düz olduğuna inanan topluluk flat earth society n.
düz plaj straight beach n.
düz arazi flat terrain n.
düz mantık straightforward logic n.
düz mantık plain logic n.
arkası düz iskemle straight chair n.
düz mantık simple logic n.
düz-ekran televizyon flat-screen television n.
düz-ekran televizyon flat-screen tv n.
düz kesimli diş fırçası flat-trim toothbrush n.
kısa düz siyah saç short straight black hair n.
düz lise general high school n.
düz karın flat tummy n.
düz sarı saç straight blond hair n.
lousiana bataklıklarında yaşayan cajunların dizayn ettikleri düz tabanlı bir kayık türü pirogue n.
düz ayak duş wet room n.
düz görünüm plain view n.
düz ayakkabı flat shoes n.
şövalye eğitiminde kullanılan bir tarafında düz bir tahta diğer tarafında kum torbası bulunan direk quintain n.
düz burunlu sandal/ tekne pram n.
düz dünyacı flat earther n.
düz bir alana atılan çakıl taşları ile bakılan fal cleromancy n.
sırık ile yürütülen altı düz sandal punt n.
mücevherdeki düz üst yüzey table n.
düz tepe table n.
üzeri düz traşlanmış elmas table diamond n.
değerli taş kesiminde üstteki düz yüzey table n.
düz hat airline n.
düz çizgi airline n.
halıları duvara asmak için kullanılan düz başlı kısa çivi carpet tack n.
alman kolordu öğrencilerinin giydiği tepesi düz bir tür şapka cerevis n.
düz çizgi rectitude n.
düz ve geniş toprakları olan ülke champion [obsolete] n.
düz ve geniş toprakları olan ülke champaign n.
düz alan champion [obsolete] n.
düz anlam reference n.
düz ova lallan [scottish] n.
düz pozisyon flat position n.
üst tarafı düz, keçeden yapılma, püsküllü silindirik başlık chechia n.
düz masa transverser n.
nesneleri düz bir çizgi halinde hizalayan kimse aliner n.
nesnelerin düz bir çizgi halinde hizalanması alineation n.
nesnelerin düz bir çizgi halinde hizalanması allineation n.
düz bir alana atılan çakıl taşları veya ayak bileği kemikleri ile bakılan fal astragalomancy n.
düz bir alana atılan çakıl taşları veya ayak bileği kemikleri ile bakılan fal cleromancy n.
deniz ve buz üzerinde ilerleyebilen düz tabanlı bir tekne scooter n.
bir şeyin ucundaki düz, tabaka halindeki yapı endplate n.
iskoçya'ya ait düz yuvarlak bir şapka bal n.
tahta kulağı ve metal düz çubuğu olan eski bir tür döner pulluk bar-share plow n.
dört düz ve dört dalgalı ışını olan yıldız estoile of eight points n.
kömür taşımada kullanılan düz tabanlı bir mavna keel [dialect] n.
zikzak biçimli bir parkurun kısa düz bölümlerinden her biri zag n.
avustralya'ya özgü bir tarafı düz diğer tarafı oyuk bumerang kiley n.
düz yüzey level n.
elde dokumada kullanılan düz çubuk batton n.
dar ve düz bir organ eyebrow n.
burma, bangladeş ve hindistan'ın bazı kısımlarındaki mongoloid özellikler gösteren, düz siyah saçlı, buğday tenli ve kahverengi gözlü insanlardan oluşan dağlı kabilelere mensup kimse kuki n.
avustralya menşeli, bir tarafı düz diğer tarafı konveks bir bumerang kiley n.
avustralya menşeli, bir tarafı düz diğer tarafı konveks bir bumerang kyley n.
org borusunda düz levha languet n.
uzun ve düz saç lank hair n.
düz ve cansız saç lank hair n.
nesneleri diz üstüne koyabilme imkanı sağlayan yastıklı veya kısa ayaklı düz tahta lap desk n.
(kuyumculukta) genellikle düzensiz şekilde olan ince ve düz kesilmiş elmas lasque n.
düz piyano vertical n.
düz veya hafif dalgalı kalıcı saç fönü body wave n.