equal - Turco Inglés Diccionario

equal

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

equal — Definition

Significado:
eşit, denk, eşdeğer
Pronunciación (IPA):
(AmE /ˈiːkwəl/ – BrE /ˈiːkwəl/)
Categoría gramatical:
Sıfat/İsim/Fiil: equal (equals – equaled – equaling)
Sinónimo:
equivalent, identical
Antónimos:
unequal, different

Significados de "equal" en diccionario turco inglés : 66 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
equal adj. denk
Nobody is equal to this young woman in the field of music.
Müzik alanında kimse bu genç kadına denk değil.

More Sentences
equal adj. eşit
These cars are equal in size.
Bu arabaların boyutları eşit.

More Sentences
General
equal n. eşit
This must take place through a dialogue between equals.
Bu, eşitler arasında bir diyalog yoluyla gerçekleşmelidir.

More Sentences
equal v. egale etmek
With his last jump, he equalled his own record.
Son atlayışıyla kendi rekorunu egale etmiş oldu.

More Sentences
equal v. eşit olmak
In your original proposal you said that spam equals unsolicited e-mails.
İlk teklifinizde spam'in istenmeyen e-postalara eşit olduğunu söylemiştiniz.

More Sentences
equal v. denk olmak
I can only point out that this amount equals 8.5% of the total damage suffered.
Bu miktarın, uğranılan toplam zararın %8.5'ine denk geldiğini belirtmekle yetiniyorum.

More Sentences
equal v. anlamına gelmek
In the freelance world, poor working quality equals low income.
Serbest çalışma dünyasında, düşük çalışma kalitesi düşük kazanç anlamına gelir.

More Sentences
equal adj. beraber
In the last minute, Marcello score an equalizing goal.
Son dakikada Marcello bir beraberlik golü attı.

More Sentences
equal adj. aynı
The involvement of European fishermen in international fisheries is of equal importance.
Avrupalı balıkçıların uluslararası balıkçılığa katılımı da aynı derecede önemlidir.

More Sentences
equal adj. yeterli
I am not equal to the task.
Bu görev için yeterli değilim.

More Sentences
equal adj. eşit
These cars are equal in size.
Bu arabaların boyutları eşit.

More Sentences
equal adj. dengeli
We are trying to create an equal space within the campus.
Kampüs içinde dengeli bir alan yaratmaya çabalıyoruz.

More Sentences
equal adj. yeterli
I am not equal to the task.
Bu görev için yeterli değilim.

More Sentences
Trade/Economic
equal v. eşit olmak
In your original proposal you said that spam equals unsolicited e-mails.
İlk teklifinizde spam'in istenmeyen e-postalara eşit olduğunu söylemiştiniz.

More Sentences
Math
equal v. (işlem sonucu) etmek
Four plus five equals nine.
Dört artı beş, dokuz eder.

More Sentences
Abbreviation
equal n. eşitlik
On certain positions in principle and an equal footing.
Prensipte ve eşitlik temelinde belirli tutumlarda.

More Sentences
General
equal n. gibisi
equal n.
equal n. akran
equal n. yaşıt
equal n. emsal
equal n. eşit kimse
equal n. eşit şey
equal v. emsali olmak
equal v. aynı düzeyde olmak
equal v. muadili olmak
equal v. yetişmek
equal v. eş değerde olmak
equal v. bir olmak
equal v. eşdeğerde olmak
equal v. karşılık gelmek
equal v. erişmek
equal v. ulaşmak
equal v. eşit hale getirmek
equal v. denk yapmak
equal v. ... demek olmak
equal adj. uygun
equal adj. hayır demez
equal adj. başabaş
equal adj. sakin
equal adj. muadil
equal adj. müsavi
equal adj. düzenli
equal adj. aynı düzeyde
equal adj. küfüv
equal adj. adil
equal adj. tarafsız
equal adj. düz
equal adj. aynı seviyede
equal adj. aynı miktarda
equal adj. tarafsız
equal adj. adaletli
equal adj. adil
equal adj. gerekli niteliklere sahip olan
equal adj. gerekli özellikleri taşıyan
equal adj. düzlük
equal adj. yetkin
equal prep. (birinin) tarzı olan
equal N. eşdeğer
equal adj. dingin
Colloquial
equal v. elde etmek
Music
equal adj. karma olmayan
Abbreviation
equal n. denklik
Archaic
equal v. eşitlemek
equal v. denkleştirmek
equal v. denklemek

Significados de "equal" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
equal footing n. eşit muamele
an equal amount n. misil
equal shares n. kardeş payı
equal right n. eşit hak
equal sign n. eşit imi
law of equal areas n. eşit alanlar kanunu
equal sign n. eşit işareti =
equal pay for equal work n. eşit işe eşit ücret
a group sharing equal belief n. aynı inancı paylaşanlar grubu
equal falling n. eşdüşer
equal treatment n. eşit muamele
equal remuneration n. eşit ücret
equal mind n. soğukkanlılık
equal rights n. eşit haklar
equal pressure n. eşbasınç
equal sign n. eşittir işareti
equal sign n. eşittir imi
candidacy on equal footing n. eşit temelde adaylık
being equal n. eşit olma
equal distribution n. eşit dağıtım
equal conditions n. denk koşullar
equal weight n. eşit ağırlık
two equal pieces n. iki eşit parça
two equal parts n. iki eşit parça
equal tee n. eş ağızlı te
equal-area n. eşit yüzölçümü
proportional equal sacrifice n. orantılı eşit fedakarlık
equal distances n. eşit mesafeler
equal distance n. eşit mesafe
equal distance n. eşit uzaklık
equal status n. eşit statü
equal respect n. eşit saygı
equal scores n. eşit skorlar
equal scores n. eşit puanlar
be equal to v. bir işin üstesinden gelmek
make equal v. denklemek
be equal to v. uygun olmak
consider equal v. bir tutmak
be equal v. eşit olmak
become equal v. denkleşmek
become equal v. eşitleşmek
be equal v. yenişememek
be equal v. denk olmak
make equal v. denkleştirmek
be equal to v. bir olmak
consider equal v. eşit saymak
be equal to v. denk olmak
make equal v. eşitlemek
be equal to v. denk gelmek
equal to v. denk gelmek
equal to v. denk düşmek
be equal to the occasion v. güçlüğün üstesinden gelmek
be equal to sample v. örneğe uygun olmak
divide something into two equal parts v. iki eşit parçaya bölmek
divide something into two equal parts v. yarı yarıya bölmek
be equal someone in something v. (bir konuda/alanda) birsiyle eşit olmak
be equal someone in something v. (bir şeyde) birisiyle eşit olmak
feel equal to someone v. kendini birisine eşit hissetmek
feel equal to someone v. kendini birisiyle eşit hissetmek
equal to v. eş tutmak
consider equal v. eş tutmak
equal to zero v. sıfıra eşitlemek
equal [obsolete] v. zararın tamamını karşılamak
equal [obsolete] v. tamamını ödemek
equal to adj. eşit
equal to the task adj. işin ehli
of equal strength adj. aynı güçte
of equal strength adj. eşit güçte
equal to the occasion adj. her ihtimale karşı hazır
of equal area adj. eşit yüzölçümünde
equal to adj.
equal to adj. emsal
equal to adj. akran
equal to adj. -nin üstesinden gelebilen
better-than-equal adj. ortalamanın üzerinde
better-than-equal adj. ortalamadan daha iyi
without equal adj. benzersiz
without equal adj. eşsiz
equal in (something) adj. (bir şeyde) aynı
equal in (something) adj. (bir şeyde) aynı seviyede
equal to (something) adj. işin ehli
equal to (something) adj. (bir şeyin) üstesinden gelebilen
equal to (something) adj. (gerekli yeteneğe, özelliğe) sahip
equal to (something) adj. (bir şeyi) karşılayan
equal to (something) adj. (bir şeye) uygun
equal in (something) adj. (bir şeyde) eşit
on equal terms adv. başabaş
on equal footing adv. aynı seviyede
on equal basis adv. seyyanen
under equal conditions adv. denk koşullar altında
under equal conditions adv. eşit şartlar altında
under equal circumstances adv. eşit şartlar altında
in equal adv. eşit bölümlerle
on an equal basis adv. eşit oranda
on an equal basis adv. eşit şartlarda
under equal terms adv. eşit şartlar altında
under equal terms adv. eşit şartlarda
on an equal with prep. ile eşit olarak
equal to prep. aynı miktar
equal to prep. -e eşit
Phrasals
equal in v. -de aynı
equal to (someone or something) v. (biriyle/bir şeyle) aynı seviyede
equal in v. -de eşit
equal someone or something in something v. bir şeyde biriyle/bir şeyle aynı seviyede olmak
equal to (someone or something) v. (biriyle/bir şeyle) aynı
equal someone or something in something v. bir şeyde biriyle/bir şeyle aynı olmak
equal someone or something in something v. bir şeyde birine/bir şeye eşit olmak
equal to (someone or something) v. (birine/bir şeye) eşit
Phrases
in equal installments expr. eşit taksitlerde
we are all equal in the sight of god expr. tanrının nazarında hepimiz eşitiz
all are equal before the law expr. kanun karşısında herkes eşittir
everybody is equal before the law expr. kanun karşısında herkes eşittir
none shall be your equal! expr. kimse senin dengin olmayacak!
in equal measure(s) expr. aynı miktarda
in equal measure(s) expr. aynı boyutlarda
in equal measure(s) expr. aynı ölçüde
in equal measure(s) expr. aynı derecede
on equal terms (with somebody/something) expr. eşit olarak
on equal terms (with somebody/something) expr. aynı şartlarda
on equal terms (with somebody/something) expr. eşit şartlarda
on equal terms (with somebody/something) expr. başa baş
on equal terms (with somebody/something) expr. eşit bir şekilde
all men are created equal expr. herkes eşit haklara sahiptir
all men are created equal expr. herkes eşit yaratılmıştır
all other things (else) being equal expr. başka bir aksilik çıkmazsa
all other things (else) being equal expr. aynı koşullar altında
all other things (else) being equal expr. böyle giderse
all other things (else) being equal expr. aksilik çıkmazsa
all other things (else) being equal expr. diğer koşullar sabitken
all other things (else) being equal expr. aksilik çıkmazsa
all men are created equal expr. herkes eşit haklara sahiptir
all other things (else) being equal expr. aynı koşullar altında
all other things (else) being equal expr. böyle giderse
all men are created equal expr. herkes eşit yaratılmıştır
all other things (else) being equal expr. diğer koşullar sabitken
all other things (else) being equal expr. başka bir aksilik çıkmazsa
separate but equal expr. ayrı ama eşit
Proverb
some are more equal than others herkes eşittir ama bazıları daha eşittir
some are more equal than others eşit gibi görünseler de bazı insanlara daha ayrıcalıklı davranılır
some are more equal than others eşit gibi görünseler de bazı insanlar daha çok tercih edilir
a word of praise is equal to ointment on a sore övgünün iyileştirici/yatıştırıcı bir etkisi vardır
a word of praise is equal to ointment on a sore bir övgü sözcüğü yaraya sürülmüş bir merhem gibidir
a word of praise is equal to ointment on a sore tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
Colloquial
all people are equal in the eyes of the law expr. kanunun önünde/gözünde tüm insanlar eşittir
Idioms
be without equal v. benzersiz olmak
have no equal v. eşi benzeri olmamak
have no equal v. türünün tek örneği olmak
be without equal v. üstün olmak
have no equal v. üstün olmak
be without equal v. en iyisi olmak