yeterli - Turco Inglés Diccionario

yeterli

Significados de "yeterli" en diccionario inglés turco : 79 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
yeterli sufficient adj.
They can only press charges if the police find sufficient evidence.
Yalnızca polisin yeterli kanıt bulması halinde suç duyurusu yapabileceklerdir.

More Sentences
yeterli adequate adj.
His performance was barely adequate to meet our demands.
Performansı bizim taleplerimizi karşılamaya zar zor yetiyordu.

More Sentences
yeterli enough adj.
The van Hulten report is a step in the right direction, but it is not enough.
Van Hulten raporu doğru yönde atılmış bir adımdır, ancak yeterli değildir.

More Sentences
General
yeterli equal adj.
I am not equal to the task.
Bu görev için yeterli değilim.

More Sentences
yeterli ample adj.
I do not want to say anything about that now, as there will be ample opportunity this afternoon.
Öğleden sonra bu konuda yeterli fırsat olacağı için şimdi bu konuda bir şey söylemek istemiyorum.

More Sentences
yeterli decent adj.
Decent standards of primary health care must be ensured for the whole of the population.
Nüfusun tamamı için yeterli temel sağlık hizmeti standartları temin edilmelidir.

More Sentences
yeterli qualified adj.
Tom isn't qualified for that job.
Tom bu iş için yeterli değil.

More Sentences
yeterli proficient adj.
If he is proficient in English, I'll employ him.
İngilizcesi yeterliyse onu işe alırım.

More Sentences
yeterli adequate adj.
His performance was barely adequate to meet our demands.
Performansı bizim taleplerimizi karşılamaya zar zor yetiyordu.

More Sentences
yeterli enough adj.
The van Hulten report is a step in the right direction, but it is not enough.
Van Hulten raporu doğru yönde atılmış bir adımdır, ancak yeterli değildir.

More Sentences
yeterli sufficient adj.
They can only press charges if the police find sufficient evidence.
Yalnızca polisin yeterli kanıt bulması halinde suç duyurusu yapabileceklerdir.

More Sentences
yeterli satisfactory adj.
He is, on the whole, a satisfactory student.
Genel olarak yeterli düzeyde bir öğrencidir.

More Sentences
yeterli equal adj.
I am not equal to the task.
Bu görev için yeterli değilim.

More Sentences
yeterli decent adj.
Decent standards of primary health care must be ensured for the whole of the population.
Nüfusun tamamı için yeterli temel sağlık hizmeti standartları temin edilmelidir.

More Sentences
yeterli adequately adv.
After all, what can sensible programmes achieve if they are not adequately funded?
Sonuçta, yeterli finansman sağlanmadığı takdirde mantıklı programlar neyi başarabilir ki?

More Sentences
yeterli sufficiently adv.
I recognise that the text has been improved in the parliamentary debate, but not sufficiently so.
Parlamentodaki tartışmalar sırasında metnin geliştirildiğini kabul ediyorum ancak bu yeterli değil.

More Sentences
Idioms
yeterli that will do expr.
That will do.
Yeterli.

More Sentences
Trade/Economic
yeterli adequate adj.
His performance was barely adequate to meet our demands.
Performansı bizim taleplerimizi karşılamaya zar zor yetiyordu.

More Sentences
Law
yeterli relevant [scottish] adj.
Just having a good and relevant directive will not be enough.
Sadece iyi ve ilgili bir yönergeye sahip olmak yeterli olmayacaktır.

More Sentences
yeterli qualified adj.
Tom isn't qualified for that job.
Tom bu iş için yeterli değil.

More Sentences
Technical
yeterli sufficient adj.
They can only press charges if the police find sufficient evidence.
Yalnızca polisin yeterli kanıt bulması halinde suç duyurusu yapabileceklerdir.

More Sentences
yeterli satisfactory adj.
He is, on the whole, a satisfactory student.
Genel olarak yeterli düzeyde bir öğrencidir.

More Sentences
yeterli enough adj.
The van Hulten report is a step in the right direction, but it is not enough.
Van Hulten raporu doğru yönde atılmış bir adımdır, ancak yeterli değildir.

More Sentences
Computer
yeterli adequate adj.
His performance was barely adequate to meet our demands.
Performansı bizim taleplerimizi karşılamaya zar zor yetiyordu.

More Sentences
General
yeterli spitting n.
yeterli working n.
yeterli par adj.
yeterli effectual adj.
yeterli efficacious adj.
yeterli commensurate adj.
yeterli snug adj.
yeterli efficient adj.
yeterli up to par adj.
yeterli suited adj.
yeterli roundabout adj.
yeterli pat adj.
yeterli due adj.
yeterli satisfying adj.
yeterli fit adj.
yeterli enow adj.
yeterli bonny adj.
yeterli qualifiable adj.
yeterli adequative adj.
yeterli anough [obsolete] adj.
yeterli anow adj.
yeterli enuf [dialect] adj.
yeterli mighty adj.
yeterli ynough adj.
yeterli clean adj.
yeterli ok adj.
yeterli comfortable adj.
yeterli digne adj.
yeterli clever [dialect] adj.
yeterli cleverly [dialect] adj.
yeterli satisfactive adj.
yeterli suffisant adj.
yeterli fairly adv.
yeterli middling adv.
yeterli up to prep.
Phrases
yeterli enough to be going on with [uk] expr.
yeterli enough/something to be going on with [uk] expr.
Colloquial
yeterli tidy adj.
yeterli jake adj.
yeterli middlin expr.
Idioms
yeterli (all) well and good adj.
yeterli that will do it expr.
yeterli that should do it expr.
yeterli that should do expr.
yeterli enough to go on with expr.
yeterli up to the knocker expr.
yeterli at home expr.
Trade/Economic
yeterli adequative adj.
Politics
yeterli adequative adj.
Technical
yeterli competent adj.
Archaic
yeterli enow adj.
yeterli enow adv.
Slang
yeterli oaks exclam.
yeterli oak exclam.
Modern Slang
yeterli adequate tittage adj.

Significados de "yeterli" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
General
yeterli miktar sufficiency n.
yeterli bilgiye sahip olma literateness n.
yeterli kalite sufficient n.
yeterli çoğunluk quorum n.
yeterli miktar enough n.
yeterli olmayan tedbirler half measures n.
yeterli bir miktar sufficiency n.
yeterli çoğunluk working majority n.
yeterli olma sufficiency n.
yeterli olma güdüsü competence motivation n.
yeterli oranda kullanılmamış underuse n.
yeterli zaman plenty of time n.
yeterli kanıt satisfactory evidence n.
yeterli miktar sufficient amount n.
-den yeterli sayıda enough of n.
yeterli şey sufficiency n.
yeterli istatistik sufficient statistic n.
yeterli aydınlatma sufficient lighting n.
yeterli güvenlik önlemleri sufficient safety means n.
yeterli oranda düşünme adequate consideration n.
yeterli derecede düşünme adequate consideration n.
yeterli şart sufficient condition n.
yeterli koşul sufficient condition n.
yeterli miktarda para sufficient amount of money n.
yeterli para enough money n.
yeterli miktarda para enough money n.
yeterli seviye sufficient level n.
yeterli düzey sufficient level n.
yeterli miktar adequate amount n.
yeterli açıklama adequate explanation n.
yeterli maaş decent salary n.
iki dilde de yeterli olup gönüllü tercumanlık yapan alaylı kimse lay interpreter n.
iki dilde de yeterli olup gönüllü tercumanlık yapan alaylı kimse chance interpreter n.
iki dilde de yeterli olup gönüllü tercumanlık yapan alaylı kimse ad hoc interpreter n.
yeterli bilgi adequate information n.
yeterli yiyecek enough food n.
yeterli görünüş çizimi adequate image drawing n.
bir şeyi yeterli seviyede yaptığını içsel olarak bilme/hissetme yedasentience n.
yeterli hale getirme adequation n.
yeterli derecede tanıtılmama underexposure n.
yeterli çalışanı olmama undermanning n.
belirsiz ancak yeterli miktar bait n.
yeterli olmama unproficiency n.
yeterli zaman enough time n.
bir fıçıyı doldurmaya yeterli miktar vatful n.
yeterli olduğu düşünülen düzenleme whizz n.
yeterli olduğu düşünülen düzenleme whiz n.
yeterli veya uygun miktar measure n.
yeterli veya uygun derece measure n.
bir tabak veya öğün için yeterli sayıda veya miktarda (belirli bir yiyecek) mess n.
nefes almak için yeterli süre breathing while n.
aklen yeterli kimse compos-mentis n.
geçinmek için yeterli imkanı olma independence n.
bir plan için gerekli kaynakların yeterli olup olmadığını belirleyen faaliyet planı değerlendirme kriteri feasibility test n.
iskoçya reformist kilisesinde bağışlardan yeterli pay almayı sağlayan bir plan plat [obsolete] n.
iskoçya reformist kilisesinde bağışlardan yeterli pay almayı sağlayan plandan sorumlu komisyon plat [obsolete] n.
yeterli kanıt satisfaction [obsolete] n.
yeterli yardımı sağlayamayan şey straw n.
yeterli miktarda alkol mayası stoor [dialect] [uk] n.
yeterli alkol mayası ölçüsü stoor [dialect] [uk] n.
yeterli gelmemek run short v.
yeterli olmak be sufficient v.
yeterli olmak pass muster v.
yeterli olmak suffice v.
yeterli hale getirmek qualify v.
yeterli olmamak fall short v.
birine yeterli miktarda bir şey olmamak go short of v.
yanında yeterli miktarda olmamak be caught short of v.
yeterli olmamak fall short of v.
yeterli gelmek stretch v.
birine yeterli miktarda bir şey olmamak go short v.
yeterli olmak qualify v.
yeterli kılmak qualify v.
yeterli hale getirmek habilitate v.
için yeterli nitelikte olmak measure up v.
yeterli görmek find enough v.
yeterli bulmak find it sufficient v.
yeterli görmek find it sufficient v.
yeterli bulmak find adequate v.
yeterli bulmak find enough v.
yeterli görmek find adequate v.
yeterli miktarda bulunmak have sufficient amount available v.
yeterli miktarda bulunmak have sufficient amount v.
yeterli miktarda bulunmak be available in sufficient amount v.
yeterli miktarda bulunmak have enough amount v.
yeterli kanıt olmaksızın görüş /fikir oluşturmak form opinions without sufficient evidence v.
yeterli olmak do v.
yeterli beslememek undernourish v.
-e yeterli olmak measure up v.
yeterli beslenmemek undernourish v.
yeterli zamanı ayırmamak not to have enough time for v.
yeterli zaman ayıramamak not to spare enough time v.
yeterli zaman ayıramamak not to have enough time for v.
yeterli zamanı ayırmamak not to spare enough time v.
yeterli zamana sahip olmamak not have enough time v.
yeterli beslememek malnourish v.
yeterli gelmek suffice v.
yeterli gelmek be sufficient v.
yeterli bilgiye sahip olmak have enough knowledge v.
birisini bir iş için yeterli bulmak think someone is qualified v.
çocukken yeterli sevgiyi almamak/görmemek not get enough love as a child v.
(bir şeyi yapmak için) kendinde yeterli cesareti bulmak find enough courage (to do something) v.
....i yeterli olmamak be poor at something v.
yeterli gelmek answer v.
içeriği yeterli olamamak be poor at something v.
yeterli olmak answer v.
meydana çıkarmak için yeterli olmak make v.
yeterli başarıyı gösterememek underachieve v.
ihtiyacını yeterli derecede karşılamamak underfurnish v.
yeterli gelmemek beggar v.
yeterli tatmin sağlamak hold v.
yeterli tatmini oluşturmak hold v.
yeterli olmak gain v.
taşınacak yük için yeterli sayıda vagonu bir araya getirmek bunch v.
yeterli olmak go round v.
yeterli gelmek satisfy v.
yeterli değil inadequate adj.
yeterli olan jake adj.
yeterli derecede çalıştırılmayan underemployed adj.
yeterli değil insufficient adj.
yeterli derecede yapılmamış underdone adj.
yeterli oranda kullanılmamış underutilised adj.
yeterli oranda kullanılmamış underutilized adj.
bir görev için yeterli nitelikleri olmayan uneligible adj.
yeterli kadar sufficient number of adj.
yeterli sayıda sufficient number of adj.
yeterli çoğunluk mevcut olan quorate adj.
-de yeterli proficient in adj.
-e yeterli sufficient for adj.
yeterli personeli olmayan short-staffed adj.
yeterli miktarda temin edilen well-supplied adj.
yeterli oranda tedarik edilmiş well-supplied adj.
yeterli oranda finanse edilmiş well-funded adj.
yeterli personeli olmayan understaffed adj.
yeterli seviyede olmayan unequal adj.
yeterli bilgi sahibi olmayan ill-informed adj.
yeterli miktarda tedarik edilmemiş undersupplied adj.
ingilizcede yeterli proficient in english adj.
işten atılmaya yeterli sackable adj.
umumiyetle yeterli common enough adj.
genellikle yeterli common enough adj.
ön yeterli prequalified adj.
yeterli sayıda enough adj.
yeterli boş yere olanak sağlayan uncrowded adj.
yeterli boş yeri olan uncrowded adj.
yeterli olmayan undiluted adj.
yeterli derecede olan enough adj.
bir kazanı doldurmaya yeterli vesselful adj.
yeterli veya tarafsız dayanağa sahip fair adj.
yeterli bir şekilde çalışır halde okay adj.