bone - Türkçe İngilizce Sözlük

bone

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

bone — Definition

Anlamı ve Tanımı:
kemik
Okunuş (IPA):
(AmE /boʊn/ – BrE /bəʊn/)
Terim Türü:
İsim: bone (bones)
İskeletin sert dokusunu anlatan temel kelimedir; mecazen “bone-dry” gibi ifadelerde yoğunluk vurgular. Eski İngilizce bān kökünden gelmektedir; anlam çekirdeği yüzyıllardır stabildir

"bone" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 69 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
bone i. kılçık
This fish has a lot of bones.
Bu balığın bir sürü kılçığı var.

More Sentences
bone i. kemik
This specific piano has bone keys.
Bu özel piyanonun kemik tuşları var.

More Sentences
Genel
bone i. kemik
This specific piano has bone keys.
Bu özel piyanonun kemik tuşları var.

More Sentences
bone i. konu
In her solid report, Baroness Nicholson makes no bones about this.
Barones Nicholson da sağlam raporunda bu konuya hiç değinmiyor.

More Sentences
bone f. kemiklerini ayıklamak
You can also use boned duck for this recipe.
Bu tarif için kemikleri ayıklanmış ördek de kullanabilirsiniz.

More Sentences
Medikal
bone i. kemik
This specific piano has bone keys.
Bu özel piyanonun kemik tuşları var.

More Sentences
Kimya
bone i. kemik
This specific piano has bone keys.
Bu özel piyanonun kemik tuşları var.

More Sentences
Genel
bone i. balina (çubuk)
bone i. anlaşmazlık konusu
bone i. tartışma konusu
bone i. kemiğe benzeyen şey
bone i. kemik rengi
bone i. kırık beyaz
bone i. fildişi rengi
bone i. öz
bone i. temel
bone i. fıtrat
bone i. kalp
bone i. husus
bone i. balina kemiği şeridi
bone i. çelik şeridi
bone i. kümes hayvanı tüy kemiği şeridi
bone i. eğilim
bone i. meyil
bone i. kemik parçası
bone i. sus payı
bone f. hafızlamak
bone f. ayıklamak
bone f. kılçıklarını ayıklamak (balık)
bone f. kılçıklarını ayıklamak
bone f. kemiklerini ayırmak
bone f. kılçığını ayırmak
bone f. (giysi parçasını) balina kemiğinden korselerle sertleştirmek
bone f. kemik parçasıyla ovmak
bone f. düz çizgi belirlemek için bir şey boyunca bakarak hedef almak
bone s. kemikten yapılmış
bone zf. aşırı derecede
bone zf. kesinlikle
bone zf. tamamen
bone zf. son derece
bone zf. çaresizce
Konuşma Dili
bone i. trombon
Denizcilik
bone i. hızla giden geminin kafasında oluşan köpük
Medikal
bone i. bone
Mutfak
bone f. eti ayıklamak
Tarım
bone f. kemik unuyla verimlileştirmek
Jeoloji
bone i. kömür damarındaki kaya tabakası
bone i. kömürdeki şeyl, kayrak veya kaya parçacığı
bone i. karbonlu şeyl
bone i. kemik kömürü
Argo
bone i. sik
bone i. malafat
bone i. dalga
bone i. kamış
bone i. ereksiyon
bone i. yarak
bone i. alet
bone i. sigara
bone i. (dolar) yeşil
bone f. düzüşmek
bone f. becermek
bone f. sevişmek
bone f. düdüklemek
bone f. çakmak
bone f. mercimeği fırına vermek
bone f. kaymak
İngiliz Argosu
bone f. biriyle yatmak
bone f. mala vurmak
bone f. araklamak

"bone" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 15 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
bone bonnet i.
She put on her bonnet.
Bonesini taktı.

More Sentences
Otomotiv
bone bonnet i.
She put on her bonnet.
Bonesini taktı.

More Sentences
Mutfak
bone bonnet i.
She put on her bonnet.
Bonesini taktı.

More Sentences
Genel
bone lady's hat i.
bone coif i.
bone bathing cap i.
bone swimming hat i.
bone bannet [scotland] i.
bone quoif i.
bone cap i.
Teknik
bone bathing cap i.
Medikal
bone bone i.
Spor
bone swimming cap i.
bone swim cap i.
bone bathing cap i.

"bone" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
fish bone i. kılçık
Genel
flesh and bone i. et ve kemik
bone marrow i. ilik
a bone of contention i. anlaşmazlık nedeni
frontal bone i. alın kemiği
long bone i. uzun kemik
bone china i. içine kemik külü katılarak yapılan porselen tabak
nasal bone i. burun kemiği
bone folder i. isteka
ethmoid bone i. kalbur kemiği
leg bone i. bacak kemiği
tail bone i. kuyruk kemiği
innominate bone i. kalça kemiği
haunch bone i. kalça kemiği
malar bone i. yanak kemiği
bone of contention i. anlaşmazlık sebebi
bone meal i. kemik tozu
bone tissue i. kemikdoku
wedge bone i. takoz kemiği
mature bone i. olgunlaşmış kemik
heel bone i. topuk kemiği
a bone to pick i. çözülmesi gereken sorun
a bone to pick i. kafasını kurcalayan
a bone to pick i. kafasını meşgul eden şey
a bone to pick i. sıkıntı yaratan konu
bone china i. ince porselen
crazy bone i. dirsekte bir şeye çarpınca kolun karıncalanmasına sebep olan sinirin geçtiği yer
bone density i. kemik yoğunluğu
bone color i. kemik rengi
bone-idle i. sultani tembel
cannon-bone i. incik kemiği
burly and bone-idle i. haymana mandası
rag-and-bone man i. eskici
t-bone steak i. t şeklinde kemiği olan biftek
hand bone i. el kemiği
occipital bone i. artkafa kemiği
bone collector i. kemik koleksiyoncusu
dog bone i. köpek kemiği
bone wax i. kemik mumu
fleshy bone i. etli kemik
meat on the bone i. kemikli et
bone-in meat i. kemikli et
jugal bone i. elmacık kemiği
malar bone i. elmacık kemiği
zygomatic bone i. elmacık kemiği
hip bone i. kalça kemği
rust and bone i. pas ve kemik
nose bone i. burun kemiği
bone file i. kemik eğesi
bone file i. kemik törpüsü
dragon bone i. ejderha kemiği
t-bone i. t şeklinde kemiği olan biftek
natch bone i. bifteğin kenarındaki but kemiği
bare bone i. eti sıyrılmış kemik
whale's bone i. fil dişi
bone setter i. kırık çıkıkçı
bone lace i. kemik dantel
bone fat i. kemik yağı
rowel bone i. cilalı kemik
rowel bone i. pürüzsüz kemik
rewel bone i. pürüzsüz kemik
rewel bone i. cilalı kemik
cramp bone i. (eskiden kramp muskası olarak kullanılan) koyun patellası
flat bone i. bonfilenin takoz kemiğine bitişik kısmı
funny bone i. espri anlayışı
funny bone i. gülme isteği
funny bone i. şakadan anlama
funny bone i. kahkaha atma isteği
funny bone i. neşe
bone up f. gözden geçirmek
bone about f. duraksamadan yapmak
be all skin and bone f. kemikleri sayılmak
bone up on a subject f. kısa zamanda bir konuyu çalışıp öğrenmek
bone up on f. çok çalışmak
chill somebody to the bone f. içine işlemek
bone up on f. ineklemek
bone for an exam f. sınava hazırlanmak
have a bone to pick with somebody f. görülecek bir hesabı olmak
have a bone to pick with somebody f. paylaşacak kozu olmak
have a bone to pick f. halledilecek davası olmak
have a bone to pick f. paylaşacak kozu olmak
pick a bone with f. kavga etmek
pick a bone with f. paylaşacak kozu olmak
break every bone in somebody's body f. birinin bütün kemiklerini kırmak
jar every bone in somebody's body f. iliklerine kadar işlemek
work one's fingers to the bone f. canla başla çalışmak
work one's fingers to the bone f. eşek gibi çalışmak
work one's fingers to the bone f. işten başını kaldıramamak
be bone-tired f. yorgunluk çökmek
be bone-tired f. kolunu kaldıracak hali olmamak
be bone-tired f. hali olmamak
get bone-tired f. yorgunluk çökmek
cut something to the bone f. kemiğe kadar kesmek
jerk the bone away from the dog f. köpekten kemiği kapmak
break a bone f. kemik kırmak
bone a fish f. balığın kılçıklarını ayıklamak
bone [obsolete] [australia] f. (aborjin kültüründe) bir kimseyi hasta edip öldürmek amacıyla ritüel yapmak
as hard as a bone s. kemik gibi
as dry as a bone s. kupkuru
mere skin and bone s. bir deri bir kemik
bone dry s. kupkuru
as dry as a bone s. kemik gibi
skin and bone s. bir deri bir kemik
bone-idle s. tembel
bone-idle s. külkedisi
bone-idle s. uyuşuk
bone-dry s. tümüyle kuru
bone-idle s. köşe kadısı
bone-headed s. mankafa
bone-lazy s. miskin
bone-dry s. kupkuru
bone-headed s. dangalak
bone-headed s. kalın kafalı
bone-chilling s. tüyler ürpertici
bone-jarring s. çalkantılı
bone-jarring s. sarsan
bone-weary s. çok yorgun
bone-weary s. bitkin
bone-dry s. alkol karşıtı
bone-covered s. (hayvan) kemik kaplı
bone-dry s. alkolsüz
bone-tired s. yorgunluktan bitap düşmüş
bone-dry s. susuzluktan ölmek üzere olan
Öbek Fiiller
bone up f. ineklemek
bone up f. çok çalışmak
bone up f. sınava çalışmak
bone up (on something) f. (bir şeyi) iyice öğrenmek
bone up (on something) f. (bir şeye) çalışmak
bone up (on something) f. (bir şeye) çalışarak hazırlanmak
Atasözü
the nearer the bone, the sweeter the meat her şey sonuna doğru daha güzeldir
a dog who brings a bone, will carry a bone sana söz getiren senden de söz götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana laf taşıyan senden de laf götürür
a dog who brings a bone, will carry a bone sana laf taşıyan senden de laf götürür
the nearer the bone, the sweeter the meat kemik ne kadar yakınsa et o kadar tatlıdır
a dog who brings a bone, will carry a bone birisi hakkında sana dedikodu yapan senin hakkında da başkasına dedikodu yapar
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana söz getiren senden de söz götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone birisi hakkında sana dedikodu yapan senin hakkında da başkasına dedikodu yapar
a dog who brings a bone, will carry a bone sana laf getiren senden laf götürür
a dog who brings a bone, will carry a bone başkasından sana laf getiren senden de başkasına laf götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone başkasından sana laf getiren senden de başkasına laf götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana laf getiren senden laf götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana başkalarının dedikodusunu yapan bir gün senin de dedikodunu yapar
a dog that'll bring a bone will carry a bone laf getiren laf götürür
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana laf taşıyan senden de laf taşır
a dog that'll bring a bone will carry a bone sana başkasını çekiştiren seni de başkasına çekiştirir
while two dogs are fighting for bone, a third one runs away with it iki kişi bir şey için kavga ederken/çekişirken üçüncü kişi o şeyi alır gider
Konuşma Dili
a bone of contention i. ihtilaf nedeni
a bone of contention i. anlaşmazlık nedeni
bone-idle i. tembel insan
bone-idle i. tembel teneke