direct - Türkçe İngilizce Sözlük

direct

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

direct — Definition

Anlamı ve Tanımı:
doğrudan, dolaysız, yönetmek, yönlendirmek
Okunuş (IPA):
(AmE /dəˈrekt/ – BrE /daɪˈrekt/)
Terim Türü:
Sıfat: direct; Fiil: direct (directs – directed – directing)
Sıfat olarak dolambaçsız ve açık olmayı; fiil olarak da bir işi veya insanları yönetip yönlendirmeyi tanımlayan sözcüktür. Latince dirigere (“doğrultmak, yön vermek”) kökünden gelmektedir; kökteki “düz çizgiye sokma” fikri hem “direct route” gibi mekânsal düzlüğe, hem de “direct a team” gibi organizasyonel yön vermeye taşınmıştır.
Eş Anlamlılar:
straightforward, guide
Zıt Anlamlılar:
indirect, mislead

"direct" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 120 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
direct f. yönlendirmek
Could you please direct me to the nearest gas station?
Beni en yakın benzin istasyonuna yönlendirebilir misiniz?

More Sentences
direct f. yöneltmek
She directed the arrow at the apple on his head.
Oku adamın başındaki elmaya yöneltti.

More Sentences
direct f. yönetmek
All these movies were directed by Steven Spielberg.
Tüm bu filmler Steven Spielberg tarafından yönetilmiştir.

More Sentences
direct s. direkt
He is on a direct flight to Berlin.
Berlin'e direkt uçuşu var.

More Sentences
direct s. doğrudan
This policy has a direct effect on employees.
Bu politikanın çalışanlar üzerinde doğrudan bir etkisi vardır.

More Sentences
Genel
direct f. emretmek
Mr Yoshida directed me to come at once.
Bay Yoshida hemen gelmemi emretti.

More Sentences
direct f. yönetmek
All these movies were directed by Steven Spielberg.
Tüm bu filmler Steven Spielberg tarafından yönetilmiştir.

More Sentences
direct f. yöneltmek
She directed the arrow at the apple on his head.
Oku adamın başındaki elmaya yöneltti.

More Sentences
direct f. yönetmenlik yapmak
When did you first decide to pursue directing?
Yönetmenlik yapmaya ilk ne zaman karar verdiniz?

More Sentences
direct f. emir yayınlamak
City hall directed that the shops be closed until further notice.
Belediye bir sonraki duyuruya kadar dükkanların kapatılması emrini yayınladı.

More Sentences
direct f. yürütmek
The investigation is directed by the Metropolitan Police.
Soruşturma Metropolitan Polisi tarafından yürütülmektedir.

More Sentences
direct s. dürüst
As my lawyer, I expect you to give me a direct answer.
Avukatım olarak, bana dürüst bir yanıt vermenizi bekliyorum.

More Sentences
direct s. doğru
In most cases, a direct current having a reverse polarity is applied.
Çoğu durumda, ters polariteye sahip bir doğru akım uygulanır.

More Sentences
direct s. açık
The Quran is very direct in its teachings.
Kuran'ın öğretisi çok açıktır.

More Sentences
direct s. aktarmasız
Which airlines fly direct to San Jose Juan Santamaria?
Hangi havayolları San Jose Juan Santamaria yönüne aktarmasız uçmaktadır?

More Sentences
direct s. doğrudan doğruya
Her speech was in direct contradiction to her beliefs.
Konuşması inançlarıyla doğrudan doğruya çelişiyordu.

More Sentences
direct s. doğrudan
This policy has a direct effect on employees.
Bu politikanın çalışanlar üzerinde doğrudan bir etkisi vardır.

More Sentences
direct s. açık sözlü
You're direct.
Sen açık sözlüsün.

More Sentences
direct s. ilk elden
We buy fruit and veggies direct from the producers.
Meyve ve sebzeleri ilk elden üreticilerden alıyoruz.

More Sentences
direct zf. aktarmasız
This train goes direct to Leeds.
Bu tren Leeds'e aktarmasız gidiyor.

More Sentences
direct zf. ilk elden
We buy fruit and veggies direct from the producers.
Meyve ve sebzeleri ilk elden üreticilerden alıyoruz.

More Sentences
direct zf. doğrudan
This policy has a direct effect on employees.
Bu politikanın çalışanlar üzerinde doğrudan bir etkisi vardır.

More Sentences
Siyasal
direct s. doğrudan
This policy has a direct effect on employees.
Bu politikanın çalışanlar üzerinde doğrudan bir etkisi vardır.

More Sentences
Teknik
direct f. yön vermek
We can now further direct our work on the development of the next stage on the soil strategy.
Artık toprak stratejisinin bir sonraki aşamasının geliştirilmesine yönelik çalışmalarımıza daha fazla yön verebiliriz.

More Sentences
Genel
direct i. postanın doğrudan adrese teslim edilmesi
direct f. aydınlatmak
direct f. komuta etmek
direct f. sahneye koymak
direct f. atfetmek
direct f. çevirmek
direct f. yolu tarif etmek
direct f. yol göstermek
direct f. tevcih etmek
direct f. idare etmek
direct f. göstermek
direct f. direktif vermek
direct f. doğrultmak
direct f. (teslim edilecek mesaj veya paketin) dış kısmına alıcının ismini ve adresini yazmak
direct f. üstüne yazmak
direct f. düşmanlık etmek
direct f. odaklanmak
direct f. muhtemel bir girişim veya uygulama için tesis etmek
direct f. bilgi ve danışmanlık vererek yardımcı olmak
direct f. hedef almak
direct s. doğruca
direct s. araçsız
direct s. anlaşılır
direct s. düz
direct s. kesin
direct s. vasıtasız
direct s. toksözlü
direct s. sarih
direct s. duraklamadan
direct s. müstakim
direct s. dosdoğru
direct s. dolaysız
direct s. açık sözlü ve mutlak
direct s. dolaysız şekilde iletilen
direct s. açıkça ifade edilen
direct s. net
direct s. asıl noktaya yönlendiren
direct s. etkili
direct s. etkin
direct s. birinci elden deneyimlenen
direct s. kişisel olarak tecrübe edilen
direct s. ilk ağızdan
direct s. faal, kişisel ve sorumlu
direct s. vekilsiz
direct s. vekil atanmamış
direct s. açık bir şekilde
direct zf. hemen
direct zf. sapmadan
direct zf. kısa yoldan
direct zf. kestirmeden
direct zf. orijinalini kesintiye uğratmadan
direct zf. kaynağından saptırmadan
direct zf. araya giren faktör olmaksızın
direct zf. ara kademe olmadan
direct zf. saptırıcı faktörler olmaksızın
direct zf. araya komisyoncu sokmadan
direct zf. aracısız olarak
direct zf. açık bir şekilde
direct zf. kesin surette
direct zf. harfi harfine
Hukuk
direct f. resmi talimatla emretmek
direct f. kararname ile emretmek
direct s. vicahi
Siyasal
direct s. vekillerinki yerine halkın oyları ile sonuçlanan
direct s. vekillerinki yerine seçmenin oylarıyla gerçekleşen
Teknik
direct s. boya sabitleştirici kimyasal olmadan boyanabilen
direct s. substantif
direct zf. mekanik olarak birleştirilmiş
direct zf. mekanik olarak iç içe olan
direct zf. mekanik olarak temas eden
direct zf. elektriksel olarak temas halinde olan
Havacılık
direct i. direkt uçuş
Matematik
direct s. doğru (orantı)
direct s. terimlerinden birindeki artışın diğer terimin artması ile, azalışın da diğer terimin azalması ile sonuçlanan (orantı)
direct s. birim (fonksiyonu)
direct s. özdeşlik (fonksiyonu)
direct s. her zaman tanım kümesindeki değeri veren (fonksiyon)
Mantık
direct s. önermelerden sonuca giden (ispat)
Fizik
direct s. doğru akıma ait
direct s. doğru akım ile ilişkili
direct s. yönü birincil akımla aynı olan (ikincil indüksiyon akımı)
Gökbilim
direct s. gezegenlere özgü şekilde batıdan doğuya doğru hareket eden (gök cismi)
direct s. geri hareket etmeyen (gök cismi)
direct s. retro hareketi olmayan (gök cismi)
direct s. durum açısının arttığı yönü takip eden (çift yıldız)
direct s. saat yönünün tersine hareket eden (çift yıldız)
direct s. dikey yüzeyi bulunup pusulanın dört ana yönünden herhangi birine doğrudan dönük olan (güneş saati)
Dilbilim
direct s. dolaysız
direct s. düzvarım
Müzik
direct i. bir sonraki notanın perdesini gösteren üzere konulan, nota çizgisinin veya kağıdının sonundaki sembol
direct f. (müzik parçasını veya müzisyenleri) yönetmek
direct s. aynı yönde olan (melodik perde değişimi)
direct s. kök pozisyonunda olan (perde farkı veya akor)
direct s. sırası değiştirilmemiş
Tiyatro
direct f. (oyunculara) oyun provasında yönlendirmede bulunmak
Sinema
direct f. (oyunculara, kameramanlara) film çekiminde yönlendirmede bulunmak

"direct" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
in direct proportion to ed. ile doğru orantılı olarak
Genel
direct connection i. direkt bağlantı
direct elections i. doğrudan seçimler
direct fire i. açık ateş
direct sunlight i. doğrudan güneş ışığı
direct distance dialling i. otomatik arama
locally convex direct sum i. yerel dışbükey dolaysız toplam
direct inward dialing i. doğrudan dahili çevirme
direct tax i. dolaysız vergi
direct digital control i. doğrudan sayısal denetim
direct sale i. doğrudan satış
direct effect i. doğrudan etki
direct address i. doğrudan adres
direct democracy i. doğrudan demokrasi
direct popular vote i. doğrudan halk oylaması
direct dialing i. direkt arama
direct marketing i. doğrudan pazarlama
direct search method i. dolaysız arama yöntemi
direct action i. doğrudan doğruya yöneltilmiş hareket
direct heating i. doğrudan ısıtma
the direct opposite i. tam aksi
direct recording i. direkt kayıt
direct train i. direkt tren
direct lighting i. direkt aydınlatma
direct object i. düz tümleç
direct intervention i. doğrudan müdahale
direct broadcast satellite television i. uydu televizyon yayıncılığı
direct economic loss i. doğrudan ekonomik kayıp
direct debit i. otomatik fatura ödemesi (kredi kartı ile)
direct discrimination i. doğrudan ayrımcılık
direct sales i. direkt satış
direct employment i. doğrudan istihdam
direct speech i. dolaysız anlatım
direct flight i. direkt uçuş
direct debit mandate i. otomatik ödeme talimatı
direct conversation i. yüz yüze konuşma
direct telephone i. direkt telefon
direct contact i. doğrudan temas
direct line i. direkt hat
direct translation i. birebir tercüme
direct translation i. birebir çeviri
direct salary i. doğrudan maaş
direct conflict i. doğrudan çatışma
direct solution i. direkt çözüm
direct solution i. doğrudan çözüm
a direct part i. bir şeyin doğrudan bir parçası
direct report i. ast
direct influence i. doğrudan etki
direct-entry midwife i. alaylı ebe/ebelik
direct speech interpreting i. birinci ağızdan çeviri
direct speech interpreting i. birinci tekil şahıs çeviri
direct speech interpreting i. ilk ağızdan tercüme
direct finger i. işaret parmağı
direct tide i. dünya'nın birbirinin tam zıttı olan yüzlerinde yaşanan iki deniz kabarması olayından herhangi biri
direct flight i. aktarmasız uçuş
direct quotation i. doğrudan alıntı
direct quotation i. söylemdeki cümlelerin olduğu gibi aktarılması
direct contrast i. karşılaştırılan şeyler arasındaki zıtlık
direct labour i. taşeron olmayıp işverenin kendi işgücünün bir parçası olan britanyalı işçiler
direct contrast i. karşılaştırılan şeyler arasındaki benzeşmezlik
dial direct to f. direkt aramak
direct one's steps to f. doğrulmak
direct incorrectly f. yanlış yönlendirmek
direct criticism at someone f. eleştiriler yöneltmek
direct one's attention f. dikkatini yöneltmek
direct the matters f. ipleri almak
direct attention to f. dikkatini vermek
direct attention to f. dikkatini bir yöne vermek
direct attention to f. dikkatini bir şeye vermek
direct criticism f. eleştiri yöneltmek
direct one's attention f. dikkatini toplamak
direct attention f. dikkatini çekmek
have direct influence on the decision f. kararı doğrudan etkilemek
direct the picture f. filmi yönetmek
direct [obsolete] f. biriyle yazılı iletişim kurmak
direct [obsolete] f. (mektup) birine yazmak
stage direct f. sahneye çıkarmak
stage direct f. sahneye yönlendirmek
direct [obsolete] s. yüzeye dik açıyla hareket eden
direct [obsolete] s. yüzeye dik olarak uzanan
by the most direct route zf. en direkt yoldan
in direct line zf. babadan oğula
in direct proportion to ed. doğrudan ilişkili olarak
in direct proportion to ed. ile paralel biçimde
Öbek Fiiller
direct something at someone or something f. bir şeyi birine veya bir şeye yöneltmek
direct something against someone or something f. bir şeyi birine ya da bir şeye yönelmek
direct (something) against (someone or something) f. (bir şeyi birine ya da bir şeye) yönelmek
direct something to someone f. bir şeyi birine yöneltmek
direct something to someone f. bir şeyi birine göndermek
direct against f. -e doğrultmak
direct at f. -e doğrultmak
direct (something) to (someone or something) f. (bir şeyi birine/bir şeye) yönlendirmek
direct (something) to (someone) f. (bir şeyi birine) düzenlemek
direct against f. -e yöneltmek
direct (something) to (someone or something) f. (bir şeyi birine/bir şeye) yöneltmek
direct at f. -i hedef almak
direct something to someone f. bir şeyi birine yönlendirmek
direct at f. -e yöneltmek
Konuşma Dili
direct message i. sosyal medya veya internet forumlarında özel mesajla iletişim kurma
direct message i. direkt mesaj
direct message i. doğrudan mesaj
direct message i. özel mesaj
dm (direct message) i. direkt mesaj
dm (direct message) i. doğrudan mesaj
dm (direct message) i. özel mesaj
dm (direct message) i. sosyal medya veya internet forumlarında özel mesajlaşma şekli
dm (direct message) i. dm
dm (direct message) f. özel mesaj atmak
dm (direct message) f. doğrudan mesaj atmak
dm (direct message) f. dm atmak
dm (direct message) f. direkt mesaj atmak
keep away from direct sunlight expr. güneş ışığından uzak tutunuz
Deyim
direct advise at someone f. birine tavsiyede bulunmak
direct something to(ward) someone or something f. birine/bir şeye doğru bir şey göndermek
direct something to(ward) someone or something f. birine/bir şeye bir şey yöneltmek
direct something to(ward) someone or something f. birine/bir şeye doğru bir şey itmek
direct something at someone or something f. birine/bir şeye bir şey yöneltmek
direct something to(ward) someone or something f. birine/bir şeye doğru bir şey atmak
direct something to(ward) someone or something f. birini hedef almak
direct something at someone or something f. birini/bir şeyi hedef almak
direct (one's) attention to (someone or something) f. dikkatini (birine/bir şeye) yöneltmek
direct something against someone or something f. birine/bir şeye karşı bir şey doğrultmak
direct something at someone or something f. birine/bir şeye olumsuz bir şey yöneltmek
direct something against someone or something f. birine/bir şeye karşı silah doğrultmak
direct something at someone or something f. birine/bir şeye bir şey doğrultmak
direct (one's) attention to (someone or something) f. (birine/bir şeye) odaklanmak
direct (one's) attention to (someone or something) f. dikkatini (birine/bir şeye) vermek
direct something against someone or something f. birine/bir şeye karşı olumsuz bir şey yöneltmek
direct something to(ward) someone or something f. birine/bir şeye bir şey yönlendirmek
direct something against someone or something f. birine/bir şeye karşı bir şey yöneltmek
direct something against someone or something f. birine/bir şeye karşı eleştiri yöneltmek
direct anger at someone f. birine kızmak/öfkelenmek
direct someone's attention to someone or something f. birinin dikkatini (birine/bir şeye) yöneltmek
direct someone's attention to someone or something f. birinin dikkatini (birine/bir şeye) çekmek
Konuşma
how may I direct your call? expr. kimi aramıştınız?
Ticaret/Ekonomi
direct expense i. doğrudan masraflar
reflection account for direct labour expenses i. direkt işçilik giderleri yansıtma hesabı
price differences of direct raw materials and supplies i. direkt ilk madde ve malzeme fiyat farkı
direct debiting i. doğrudan borçlandırma
direct tax i. direkt vergi
direct costs i. dolaysız masraflar
direct competitor i. direkt rakip
direct insurance contract i. reasürans sözleşmesi olmayan sigorta poliçesi
direct material i. bir malın üretimi için gerekli olan malzeme
direct shipping i. direkt yükleme
quantity differences of direct raw materials and supplies i. direkt ilk madde ve maleme fiyat farkı
individual direct sales i. bireysel direkt satış
direct premium i. doğrudan prim
direct mailing i. direkt postalama
direct operating expenses i. direkt işletme giderleri