| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | small s. | az | ||
|
On the other hand, the amount of undeclared work is comparatively small. Öte yandan beyan edilmemiş iş miktarı nispeten azdır. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | small s. | küçük | ||
|
Just double-tap the shift key to use the small letter. Küçük harfi kullanmak için shift tuşuna iki kez dokunmanız yeterlidir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | small s. | ufak | ||
|
He took his small dog to walk. Ufak köpeğini yürüyüşe çıkarmış. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | small i. | az olanlar | ||
|
I shall keep my comments brief, for small groups have little speaking time. Küçük grupların konuşma süresi az olduğu için yorumlarımı kısa tutacağım. More Sentences |
||||
| Genel | small i. | iç çamaşırı | ||
|
He wore wool smalls to take care of his health. Sağlığını korumak için yün iç çamaşıları giyerdi. More Sentences |
||||
| Genel | small f. | küçülmek | ||
|
The more you travel, the smaller the world becomes. Ne kadar çok seyahat ederseniz, dünya o kadar küçülür. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | küçücük | ||
|
Just a small piece, I already ate at the hospital. Küçücük bir parça, zaten hastanede yedim. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | minik | ||
|
If my memory serves me right, she has a small car. Hafızam beni yanıltmıyorsa, minik bir arabası var. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | ince | ||
|
The coating ensures the tablet disintegrates in the small intestine instead. Kaplama, tabletin bunun yerine ince bağırsakta parçalanmasını sağlar. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | minyon | ||
|
They described the girl as being small. Kızı minyon tipli olarak tanımladılar. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | ufak tefek | ||
|
Tom is small but tough. Tom ufak tefek ama güçlüdür. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | önemsiz | ||
|
The issue was a result of a small misunderstanding. Sorun önemsiz bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandı. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | ufacık | ||
|
For example, the smallest disruption in the balance of heat or cold could eliminate everything. Mesela, sıcaklık ve soğukluk dengesindeki ufacık bir aksama her şeyi yok edebilir. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | ufak | ||
|
He took his small dog to walk. Ufak köpeğini yürüyüşe çıkarmış. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | küçük | ||
|
Just double-tap the shift key to use the small letter. Küçük harfi kullanmak için shift tuşuna iki kez dokunmanız yeterlidir. More Sentences |
||||
| Genel | small s. | kısık | ||
|
She was complaining about her husband in a small voice. Kısık bir sesle kocasından dert yanıyordu. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | small s. | küçük | ||
|
Just double-tap the shift key to use the small letter. Küçük harfi kullanmak için shift tuşuna iki kez dokunmanız yeterlidir. More Sentences |
||||
| Teknik | small s. | ufak | ||
|
He took his small dog to walk. Ufak köpeğini yürüyüşe çıkarmış. More Sentences |
||||
| Tekstil | ||||
| Tekstil | small i. | küçük beden | ||
|
Do you have any race shirts in extra small? Ekstra küçük beden yarış tişörtünüz var mı? More Sentences |
||||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | small s. | dar | ||
|
The margin for manoeuvre is, nevertheless, very small. Yine de manevra alanı çok dardır. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | small i. | balinanın kuyruğu ile hava deliği arasındaki bölümü | ||
| Genel | small i. | küçükler | ||
| Genel | small i. | küçük olanlar | ||
| Genel | small i. | iç giyim | ||
| Genel | small f. | azalmak | ||
| Genel | small f. | eksilmek | ||
| Genel | small s. | afaki | ||
| Genel | small s. | mini | ||
| Genel | small s. | arka | ||
| Genel | small s. | alçak | ||
| Genel | small s. | soysuz | ||
| Genel | small s. | fakir | ||
| Genel | small s. | zayıf | ||
| Genel | small s. | basit | ||
| Genel | small s. | sıradan | ||
| Genel | small s. | hafif | ||
| Genel | small s. | çok bencil | ||
| Genel | small s. | yalnızca kendi çıkarlarını düşünen | ||
| Genel | small s. | ufak parça | ||
| Genel | small s. | cömertlikten yoksun | ||
| Genel | small s. | parmak kadar | ||
| Genel | small s. | kuvvetsiz | ||
| Genel | small s. | mütevazı | ||
| Genel | small s. | küçük parça veya birimlerden oluşan | ||
| Genel | small s. | küçük (harf) | ||
| Genel | small s. | büyük versiyonuna oranla daha ufak boyutlu ve yumuşak çizgilerden oluşan (harf) | ||
| Genel | small s. | az nüfuzlu | ||
| Genel | small s. | rütbece düşük | ||
| Genel | small s. | düşük statülü | ||
| Genel | small s. | sermayesi veya kaynakları az olan | ||
| Genel | small s. | küçük ölçekte işleyen | ||
| Genel | small s. | müşteri kitlesi küçük olan | ||
| Genel | small s. | nazik (ses) | ||
| Genel | small s. | yumuşak (ses) | ||
| Genel | small s. | çok sulu | ||
| Genel | small s. | çok seyreltik | ||
| Genel | small s. | alkol oranı yetersiz | ||
| Genel | small s. | alkolsüz | ||
| Genel | small s. | gönlü bol olmayan | ||
| Genel | small s. | geniş fikirli olmayan | ||
| Genel | small s. | cimri | ||
| Genel | small s. | aşağılanmış | ||
| Genel | small s. | küçük görülmüş | ||
| Genel | small zf. | küçük parçalar halinde | ||
| Genel | small zf. | küçük parçalara | ||
| Genel | small zf. | ince ince | ||
| Genel | small zf. | güçsüz veya sessiz olarak | ||
| Genel | small zf. | hafifçe | ||
| Genel | small zf. | belli belirsiz | ||
| Genel | small zf. | çekinerek | ||
| Genel | small zf. | küçük düşünerek | ||
| Genel | small zf. | küçük boyutta | ||
| Genel | small zf. | minyatür olarak | ||
| Genel | small zf. | ufak çapta | ||
| Genel | small zf. | aşağılayarak | ||
| Genel | small zf. | kibirlice | ||
| Genel | small zf. | küçültücü bir biçimde | ||
| Genel | small zf. | hor görerek | ||
| Tekstil | ||||
| Tekstil | small i. | küçük beden elbise | ||
| Zooloji | ||||
| Zooloji | small s. | (yerel hayvan isimlerinde) ilgili türlere göre nispeten küçük olan | ||
| Tütün | ||||
| Tütün | small s. | ufak küçük kıtalı | ||
| Dilbilim | ||||
| Dilbilim | small s. | açık (dil) | ||
| Dilbilim | small s. | sade (dil) | ||
| Dilbilim | small s. | basit (dil) | ||
| Jeoloji | ||||
| Jeoloji | small i. | belirli boyuttaki küçük elek gözlerinden geçen kömür, maden veya maden içeren kayaç | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | small s. | eni boyundan küçük olan | ||