sore - Türkisch Englisch Wörterbuch

sore

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

sore — Definition

Bedeutung:
ağrılı, hassas
Aussprache (IPA):
(AmE /sɔːr/ – BrE /sɔː/)
Wortart:
Sıfat: sore

Bedeutungen von dem Begriff "sore" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 59 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
sore n. yara
His feet were covered in sores.
Ayakları yara içindeydi.

More Sentences
sore adj. hassas
Everyone knew this was a sore point for Troy and the board.
Herkes bunun Troy ve yönetim kurulu için hassas bir nokta olduğunu biliyordu.

More Sentences
sore adj. ağrıyan
Herbal tea should soothe your sore throat.
Bitki çayı ağrıyan boğazınızı yatıştıracaktır.

More Sentences
sore adj. yaralı
Tom has a sore knee.
Tom'un yaralı bir dizi var.

More Sentences
sore adj. ağrılı
Rest and protect the injured or sore area.
Yaralı veya ağrılı bölgeyi dinlendirin ve koruyun.

More Sentences
sore adj. kızgın
She's still a bit sore because you forgot her birthday.
Doğum gününü unuttuğun için hâlâ biraz kızgın.

More Sentences
sore adj. vahim
Losing the race was a sore disappointment.
Yarışı kaybetmek vahim bir hayal kırıklığı oldu.

More Sentences
Trade/Economic
sore n. yara
His feet were covered in sores.
Ayakları yara içindeydi.

More Sentences
General
sore n. hastalık
sore n. zarar
sore n. rahatsızlık
sore n. ızdırap kaynağı
sore n. ağrı sebebi
sore n. dert
sore n. bela
sore n. keder
sore adj. kederli
sore adj. hassas (konu)
sore adj. müteessir
sore adj. acıyan
sore adj. sinirli
sore adj. küskün
sore adj. öfkeli
sore adj. mustarip
sore adj. iltihaplı
sore adj. şiddetli
sore adj. kırgın
sore adj. feci şekilde
sore adj. aşırı
sore adj. ıstıraplı
sore adj. alıngan
sore adj. can sıkan
sore adj. zihni yoran
sore adj. üzüntü veren
sore adj. baş ağrıtan
sore adj. zor
sore adj. çaba gerektiren
sore adj. güç
sore adj. yorucu
sore adj. sinirlendiren
sore adj. irrite eden
sore adj. sıkıntı veren
sore adj. kızdıran
sore adv. şiddetle
sore adv. fena halde
sore adv. çok
Medical
sore n. sore
sore n. enfekte yara
sore n. enfekte sıyrık
sore n. iltihaplı ülser
sore n. lezyon
Veterinary
sore v. (belirli bir yürüyüş yaptırmak için) atın ayağını sakatlamak
Zoology
sore n. (hayvan vücudunda) yırtık bölüm
sore n. (hayvan vücudunda) ülserli bölüm
sore n. dört yaşındaki yavru geyik
Ornithology
sore n. ördek sürüsü
sore n. bir yaşındaki yavru atmaca
sore n. bir yaşındaki yavru şahin
sore n. bir yaşındaki yavru doğan

Bedeutungen von dem Begriff "sore" im Englisch Türkisch Wörterbuch : 1 Ergebniss(e)

Türkisch Englisch
Medical
sore sore n.

Bedeutungen, die der Begriff "sore" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
cold sore n. uçuk
sore of anthrax n. aslanpençesi
sore issue n. hassas durum
eye sore n. çirkin
sore point n. hassas nokta
pressure sore n. dekübitus ülseri
an open sore n. açık yara
sore spot n. bamteli
sore spot n. bam teli
canker sore n. ağızda çıkan küçük yara
saddle-sore n. at sürmekten gerilmiş ve hassaslaşmış olan
festering sore n. kapanmayan yara
sore loser n. kaybetmeyi hazmedemeyen kimse
sore loser n. kaybedince kızan kimse
sore tooth n. diş ağrısı
sore jaw n. çene ağrısı
have a sore throat v. boğazı yanmak
have a sore throat v. anjin olmak
get sore v. sinirlenmek
touch a sore spot v. hassas bir konuya temas etmek
touch a sore spot v. bamteline basmak
feel sore about something v. kuyruk acısı olmak
have a sore throat v. boğazı şişmek
be sore v. et kesmek (hamlamak vb)
touch a sore spot v. bam teline basmak
touch a sore point v. bam teline basmak
have a sore back v. beli tutulmak
have a sore throat v. boğazı ağrımak
have a sore neck v. boynu tutulmak
have a sore shoulder v. omzu tutulmak
have a cold sore on one's lip v. dudağında uçuk çıkmak
travel-sore adj. yol yorgunu
Proverb
store is no sore fazla mal göz çıkarmaz
a word of praise is equal to ointment on a sore övgünün iyileştirici/yatıştırıcı bir etkisi vardır
a word of praise is equal to ointment on a sore bir övgü sözcüğü yaraya sürülmüş bir merhem gibidir
a word of praise is equal to ointment on a sore tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır
Colloquial
a sore point n. hassas nokta
a sore point n. zayıf nokta
a sore point n. zaaf noktası
a sore point n. duyarlı nokta
festering sore n. kapanmayan yara
a sight for sore eyes n. görülmesinden hoşlanılan yer
sore loser n. mızıkçı
sore loser n. oyunbozan
like a bear with a sore head expr. aksi
like a bear with a sore head expr. sinirli
like a bear with a sore head expr. huysuz
like a bear with a sore head expr. huzursuz
like a bear with a sore head expr. sol tarafından kalkmış
Idioms
sight for sore eyes n. bir içim su
a sore point/spot n. zayıf nokta
a sore point/spot n. hassas nokta
a sore head n. (özellikle akşamdan kalmalık yüzünden hissedilen) baş ağrısı
sight for sore eyes n. yüzünü gören cennetlik
a sight for sore eyes n. yüzünü gören cennetlik
a sight for sore eyes n. göz banyosu yaptıran kişi/şey
a sore head n. kafası nal gibi olma
sight for sore eyes n. gözleri bayram ettiren şey
a sight for sore eyes n. gözleri bayram ettiren şey
a sight for sore eyes n. gözlerin alınamadığı şey
sight for sore eyes n. gözlerine ziyafet çektiren şey
a sight for sore eyes n. gözleri bayram ettiren şey
a sore head n. başının içinde fillerin tepişmesi
sight for sore eyes n. gözünü gönlünü doyuran şey
a sore head n. humar
a sore point (with somebody) n. (birinin) hassas noktası
a sore loser n. kaybetmeyi/yenilmeyi hazmedemeyen kimse
a sore point (with somebody) n. (birinin) duyarlı noktası
a sore point (with somebody) n. (birinin) zaafı
a sore point (with somebody) n. (birinin) bam teli
a sore loser n. mızıkçı
a sore loser n. oyunbozan
a sore loser n. kaybedince/yenilince sinirlenen kimse
touch one's sore spot v. damarına basmak
touch someone on his sore spot v. bam teline basmak
touch someone on his sore spot v. zülfü yare dokunmak
stick out like a sore thumb v. yama gibi durmak
stick out like a sore thumb v. yırtık dondan çıkmış gibi durmak
stick out like a sore thumb v. bariz/belirgin olmak
stick out like a sore thumb v. apaçık olmak
be like a bear with a sore head v. küplere binmek
be like a bear with a sore head v. sinirlenmek
touch a sore point v. hassas bir noktaya temas etmek
touch a sore spot v. hassas bir noktaya temas etmek
touch a sore spot v. kanayan yaraya parmak basmak
be sore at someone v. birine kızmak/sinirlenmek
get sore at someone v. birine kızmak/sinirlenmek
stand out like a sore thumb v. yırtık dondan çıkmış gibi durmak
stand/stick out like a sore thumb v. yırtık dondan çıkmış gibi durmak
stick out like a sore thumb v. göze batmak
stand out like a sore thumb v. rahatsız edecek kadar dikkat çekmek
stand out like a sore thumb v. göze batmak
stick out like a sore thumb v. rahatsız edecek kadar dikkat çekmek
stand/stick out like a sore thumb v. kabak gibi ortada olmak
stand/stick out like a sore thumb v. ayan beyan ortada olmak
be a sight for sore eyes v. görmek için heyecan duyulan/heyecanlanılan kimse/şey olmak
be a sight for sore eyes v. gözleri bayram ettiren kimse/şey olmak
be a sight for sore eyes v. görmekten mutlu olunan kimse/şey olmak
be a sight for sore eyes v. gözü gönlü açan kimse/şey olmak
be a sight for sore eyes v. memnuniyetle karşılanan kimse/şey olmak
be a sight for sore eyes v. yüzünü gören cennetlik olmak
touch (on) a sore point v. damarına basmak
touch (on) a sore spot v. bam teline basmak
touch (on) a sore spot v. hassas bir noktaya temas etmek
touch (on) a sore point v. bam teline basmak
touch (on) a sore spot v. damarına basmak
touch (on) a sore point v. hassas bir noktaya temas etmek
stick out like a sore thumb expr. üstü kalay altı kaval
cross as a bear with a sore head expr. aşırı huysuz
as cross as a bear with a sore head expr. aşırı somurtkan
as cross as a bear with a sore head expr. aşırı ters/huysuz
as cross as a bear with a sore head expr. aşırı huysuz
cross as a bear with a sore head expr. aşırı ters/huysuz
cross as a bear with a sore head expr. aşırı somurtkan
Speaking
you're a sight for sore eyes expr. yüzünü gören cennetlik
I've got a sore throat expr. boğazım ağrıyor
I've got a sore throat expr. boğazım acıyor
my neck is sore expr. boynum tutulmuş
my neck is sore expr. boynum tutuldu
Medical
cold sore n. uçuklama
nil sore n. nil çıbanı
oriental sore n. doğu delhi butonu
sore throat n. boğaz ağrısı
gafsa sore n. gafsa çıbanı
oriental sore n. şark çıbanı
delhi sore n. delhi çıbanı
alep sore n. alep çıbanı
halep sore n. halep çıbanı
decubitus sore n. dekübitus ülseri
biskran sore n. biskra çıbanı
bed sore n. dekübitus ülseri
a kind of eye sore n. kuşkanadı
tropical sore n. şark çıbanı
streptococcal sore throat n. streptokok boğaz ağrısı
streptococcal sore throat n. streptokokal boğaz ağrısı
canker sore n. aftöz ülser
inflamed sore n. çıban
inflamed sore n. kan çıbanı
sore throat n. farenjit
sore throat n. gırtlak iltihabı
pressure sore n. yatak yarası
pressure sore n. basınç yarası
postoperative sore throat n. postoperatif boğaz ağrısı
postoperative sore throat due to intubation n. entübasyona bağlı postoperatif boğaz ağrısı
sore throat and hoarseness n. boğaz ağrısı ve ses kısıklığı
mouth sore n. ağız yarası
pressure sore n. bası yarası
sore tongue n. hastanın hiç bir dental veya tıbbi neden olmamaksızın ağzında yanma hissetmesi
sore mouth n. hastanın hiç bir dental veya tıbbi neden olmamaksızın ağzında yanma hissetmesi
diabetic sore n. diyabetik yara