fixes - Turco Inglés Diccionario

fixes

fixes — Definition

Pronunciación (IPA):
(AmE /fɪks/ – BrE /fɪks/)
Categoría gramatical:
Fiil: fix (fixes – fixed – fixing); İsim: fix (fixes)
Sinónimo:
repair, secure
Antónimos:
break, loosen

Significados de "fixes" en diccionario turco inglés : 107 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
fix v. düzeltmek
She went to the ladies room to fix her hair.
Saçını düzeltmek için kadınlar tuvaletine gitti.

More Sentences
fix v. onarmak
Tom knows how to fix this, I think.
Sanırım Tom bunu nasıl onaracağını biliyor.

More Sentences
fix v. tamir etmek
He was able to fix the leaking faucet.
Sızdıran musluğu tamir etmeyi başardı.

More Sentences
General
fix n. çıkmaz
Tom found himself in a terrible fix.
Tom kendini berbat bir çıkmazda buldu.

More Sentences
fix n. zor durum
I'm in a fix.
Zor durumdayım.

More Sentences
fix n. çözüm
They needed a quick fix for plummeting sales.
Düşen satışlar konusunda hızlı bir çözüme ihtiyaçları vardı.

More Sentences
fix n. şike
Everyone thinks his promotion was a fix.
Herkes onun terfiinin şike olduğunu düşünüyor.

More Sentences
fix v. belirlemek
My rent was fixed at 780 pounds a month.
Kiram aylık 780 pound olarak belirlenmişti.

More Sentences
fix v. takmak
She tried again to fix the earring into her ear.
O tekrar küpeyi kulağına takmaya çalıştı.

More Sentences
fix v. onarmak
Tom knows how to fix this, I think.
Sanırım Tom bunu nasıl onaracağını biliyor.

More Sentences
fix v. sağlamak
We fixed for the journalists to visit our manufacturing facilities.
Gazetecilerin üretim tesislerimizi ziyaret etmelerini sağladık.

More Sentences
fix v. hazırlamak
Let me fix us a couple of drinks first.
Önce kendimize birkaç içki hazırlayayım.

More Sentences
fix v. hile karıştırmak
They were paid to fix the election.
Seçimlere hile karıştırmak için para almışlar.

More Sentences
fix v. hazırlamak (kahvaltı/öğle yemeği/akşam yemeği)
I put on some music while he fixed us drinks.
O bize içkileri hazırlarken ben de müzik açtım.

More Sentences
fix v. ayar çekmek
Don't worry; I'll fix him so that he never upsets you again.
Endişelenme; seni bir daha üzmesin diye ben ona bir ayar çekerim.

More Sentences
fix v. tamir etmek
He was able to fix the leaking faucet.
Sızdıran musluğu tamir etmeyi başardı.

More Sentences
fix v. tespit etmek
Fix a date for the meeting.
Toplantı için bir tarih tespit et.

More Sentences
fix v. (birkaç üretici) ortak fiyat belirlemek
These companies are accused of fixing service prices.
Bu şirketler hizmet fiyatlarını ortak belirlemekle suçlanıyor.

More Sentences
fix v. sabitlemek
Nor should the candidate countries fix the measuring rod so high up that it is no longer possible to jump over it.
Aday ülkeler ölçüm çubuğunu üzerinden atlanamayacak kadar yükseğe de sabitlememelidir.

More Sentences
Colloquial
fix v. (hayvan) kısırlaştırmak
Cute dog. Is he fixed?
Sevimli köpekmiş. Kısırlaştırıldı mı?

More Sentences
Technical
fix v. tamir etmek
He was able to fix the leaking faucet.
Sızdıran musluğu tamir etmeyi başardı.

More Sentences
fix v. tespit etmek
Fix a date for the meeting.
Toplantı için bir tarih tespit et.

More Sentences
Photography
fix v. (fotoğrafı) sabitlemek
He used a solution of table salt to fix the image permanently.
Görüntüyü kalıcı olarak sabitlemek için bir sofra tuzu çözeltisi kullandı.

More Sentences
General
fix n. önceden belirlenmiş sonuç
fix n. zorluk
fix n. tamir
fix n. güç durum
fix n. eroin dozu
fix n. uyuşturucu iğne
fix n. sabit organ
fix n. güçlük
fix n. gemi konumu
fix n. uçak konumu
fix n. net şekilde anlama
fix n. net olarak belirleme
fix n. kesin tayin
fix n. bahane
fix n. gerekçe
fix n. mücbir sebep
fix n. olağandışı durum
fix n. utanç verici durum
fix n. tatsız durum
fix n. kötü hal
fix n. doz
fix n. hileli iş
fix v. kararlaştırmak
fix v. tayin etmek
fix v. gözünü ayırmamak
fix v. oturtmak
fix v. dikkat çekmek
fix v. tasarlamak
fix v. rüşvetle elde etmek
fix v. yapmak (saçını)
fix v. üstesinden gelmek
fix v. rüşvet vermek
fix v. takmak (sabitleştirecek bir şekilde)
fix v. yerleştirmek
fix v. bağlamak
fix v. gözünü dikmek
fix v. ayar etmek
fix v. kararlaştırmak (tarih/miktar vb)
fix v. dik dik bakmak
fix v. tutmak
fix v. yapıştırmak
fix v. saptamak
fix v. düzenlemek
fix v. tutturmak
fix v. sabitleştirmek
fix v. sıkıca tutturmak
fix v. yerleşmek
fix v. ayarlamak
fix N. çıkmaz durum
Law
fix v. kararlaştırmak
Technical
fix n. sabit
fix n. onarım
fix n. kabasını alma
fix n. pürüzleri giderme
fix v. düzenlemek
fix v. sabitleştirmek
Computer
fix n. düzeltme
fix v. (veriyi) kayan noktalı gösterimden sabit noktalı gösterime dönüştürmek
fix expr. düzelt
fix expr. uydur
Textile
fix v. fikse etmek
fix v. sabitleştirmek
Automotive
fix n. onarım
Aeronautic
fix n. mevki tayini
fix n. noktalama
fix n. noktalama mevkii
Medical
fix n. fiks
Gastronomy
fix n. alkollü bir içki çeşidi
Chemistry
fix v. katı veya uçmaz yapmak
fix v. kalıcı hale getirmek
fix v. sabit bileşik oluşturtmak
fix v. birleştirmek
fix v. bütünleştirmek
fix v. kombinlemek
fix v. (gübre) çözünmez hale getirmek
fix v. (parfümü) kalıcı hale getirmek
fix v. (organizma, taze doku) öldürmek
fix v. (organizma, taze doku) sertleştirmek
fix v. (organizma, taze doku) korumak
fix v. (dokuya) tespit işlemi uygulamak
Photography
fix v. fiksajını yapmak (filmin)
fix v. (fotoğrafı) ağartmak
Slang
fix v. damardan uyuşturucu almak
British Slang
fix n. bir doz uyuşturucu

Significados de "fixes" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
fix in advance n. önceden belirleme
quick fix n. kestirme çözüm
quick fix n. kestirme ve hızlı çözüm
fix terms n. şartları tespit
time-to-first-fix n. ilk tamire kadar geçen süre
time to first fix n. ilk düzeltme zamanı
quick fix n. geçici çözüm
quick fix n. geçici önlem
fix-up n. iyileştirme
fix-up n. geliştirme
fix-up n. restorasyon
fix-up n. onarım
fix on v. seçmek
fix eye v. dikmek
fix a place up v. bir yeri tamir etmek
fix up on v. kararlaştırmak
fix up v. kurmak
fix up v. yerleştirmek
fix up v. ayarlamak
fix somebody up v. ayarlamak
get oneself in a fix v. kendini zor bir duruma sokmak
fix one's attention on v. dikkatini çevirmek
fix on v. karar vermek
fix one's attention on v. dikkatini bir yöne çevirmek
fix oneself up v. süslenmek
fix up on v. anlaşmak
be in a fix v. ortada kalmak
fix on v. kararlaştırmak
fix the price v. fiyat koymak
be in a fix v. zor bir duruma düşmek
fix the price of v. fiyat koymak
fix on v. anlaşmak
fix oneself up v. kendini süslemek
fix up v. sağlamak
fix one's eyes on v. gözünü dikmek
fix up v. uygun biçimde düzenlemek
fix one's faults v. hatalarını gidermek
fix the fault v. hatayı gidermek
fix on the ground v. zemine sabitlemek
fix the car v. arabayı tamir etmek
fix the television v. televizyonu tamir etmek
fix up v. kalacak yer bulmak
fix upon v. karar vermek
fix with v. düzenlemek
fix over v. onarmak
fix up v. düzenlemek
fix up v. onarmak
fix over v. yenilemek
fix upon v. kararlaştırmak
fix with v. organize etmek
fix on v. üzerinde bir karara varmak
fix up v. tamir etmek
fix upon v. üzerinde bir karara varmak
fix up v. misafir edecek yer temin etmek
fix up v. vermek
fix over v. tamir etmek
fix up v. donatmak
fix up v. tertip etmek
fix up v. aranje etmek
fix up v. yerine göre giyinmek
get a fix on v. çözmeye çalışmak
get a fix on v. belirlemek
get a fix on v. hesaplamak
get a fix on v. ne olduğunu anlamaya çalışmak
fix terms v. şartları tayin etmek
fix the conditions v. şartları tespit etmek
fix a day v. gün tespit etmek
have fix v. tamir görmek
get fix v. tamir görmek
fix the computer v. bilgisayarı tamir etmek
fix the roof v. çatıyı onarmak
fix someone up with a girl v. birine kız ayarlamak
fix one's gaze on v. bir şeye gözünü dikmek
fix the bike v. bisikleti tamir etmek
fix the bicycle v. bisikleti tamir etmek
fix an issue v. sorunu düzeltmek
fix things at home v. evdeki eşyaları tamir etmek
fix one's eyes on v. gözlerini ayırmadan bakmak
in a bad fix adj. sıkıntıda
a quick fix of adj. şipşak (bir) doz
in a bad fix adv. zor durumda
Phrasals
fix someone up (with something) v. birine (bir şey) sağlamak
fix someone or something up v. birini/bir şeyi eski haline döndürmek
fix on v. (bakışlarını, gözlerini)-e sabitlemek
fix on (someone or something) v. (biriyle/bir şeyle) kafayı bozmak
fix on (something) v. (bir şeye) iliştirmek
fix up v. düzeltmek
fix (something) with (someone) v. (biriyle) arasını düzeltmek
fix something on something v. bir şeyi bir şeye yapıştırmak
fix something over v. bir şeyi yenilemek
fix upon someone or something v. birini/bir şeyi saplantı haline getirmek
fix something over v. bir şeyi yeniden dekore etmek
fix someone up (with something) v. birine (bir şey) vermek
fix up v. düzenlemek
fix something onto something v. bir şeyi bir şeye yapıştırmak
fix up v. kurmak
fix (on someone or something v. birine/bir şeye kafayı takmak
fix something over v. bir şeyi yeniden yapmak/düzenlemek
fix on v. (bakışlarını, gözlerini) -e dikmek
fix up v. kararlaştırmak
fix on (someone or something) v. (birine/bir şeye) odaklamak
fix up v. ayarlamak
fix on v. '-e yöneltmek
fix someone or something up v. birini/bir şeyi sağlığına kavuşturmak
fix upon someone or something v. kafası biriyle/bir şeyle meşgul olmak
fix up v. tamir etmek
fix on (something) v. (bir şeyin) üstüne takmak
fix up v. saptamak
fix (something) with (someone) v. (biriyle) ilişkisini düzeltmek
fix on (something) v. (bir şeyi) kararlaştırmak
fix something onto something v. bir şeyi bir şeye iliştirmek
fix someone up (with something) v. birine (bir şey) temin etmek
fix someone or something up v. birini/bir şeyi iyileştirmek
fix upon someone or something v. biriyle/bir şeyle kafayı bozmak
fix (something) with (someone) v. (birinin bir şey) için onayını/iznini almak
fix someone up (with something) v. birine (bir şey) ayarlamak
fix something over v. bir şeyi onarmak
fix someone or something up v. birini/bir şeyi rehabilite etmek
fix upon someone or something v. birine/bir şeye kafayı takmak
fix on (something) v. (bir şeye) yapıştırmak
fix (someone or something) with (something) v. (birine bir şekilde) bakmak
fix something over v. bir şeyin şeklini değiştirmek
fix on (someone or something) v. (birinden/bir şeyden) dikkatini alamamak
fix up v. sağlamak
fix on (someone or something) v. (birini/bir şeyi) saplantı haline getirmek
fix up v. onarmak
fix (on someone or something v. birini/bir şeyi saplantı haline getirmek
fix up v. vermek
fix something on something v. bir şeyi bir şeye takmak
fix something onto something v. bir şeyi bir şeye takmak
fix on (someone or something) v. (birine/bir şeye) kafayı takmak
fix on (someone or something) v. kafası (biriyle/bir şeyle) meşgul olmak
fix someone up (with something) v. birine (bir şey) tedarik etmek
fix something over v. bir şeyi tamir etmek
fix (on someone or something v. biriyle/bir şeyle kafayı bozmak
fix on (something) v. (bir şeyi) karara bağlamak
fix something on something v. bir şeyi bir şeye iliştirmek
fix up v. donatmak
fix (on someone or something v. kafası biriyle/bir şeyle meşgul olmak
fix (something) with (someone) v. (birinden bir şey) için onay/izin almak
fix together v. bir araya getirmek
fix together v. iliştirmek
fix together v. iç içe geçirmek
fix together v. birbirine geçirmek
fix together v. (ip ile) bağlamak
fix together v. birleştirmek
Phrases
fix it right first time v. ilk seferde doğru biçimde onarmak
Colloquial
fix on (something) n. (bir şeyi) idrak etme
fix on (something) n. (bir şeyi) anlama
fix on (something) n. (bir şeyin) tam konumu/yeri