halde - Turco Inglés Diccionario

halde

Significados de "halde" en diccionario inglés turco : 5 resultado(s)

Turco Inglés
General
halde with prep.
She welcomed me with arms wide open.
Beni kollarını kocaman açmış halde karşıladı.

More Sentences
halde although conj.
They do not feature in the so-called uniform principles, although they should.
Bunlar, olması gerektiği halde, sözde birörnek ilkelerde yer almamaktadır.

More Sentences
halde though conj.
And you trusted me even though you knew you shouldn’t.
Ve yapmaman gerektiğini bildiğin halde bana güvendin.

More Sentences
halde in the act of prep.
halde tho' conj.

Significados de "halde" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Turco Inglés
Common Usage
aksi halde otherwise adv.
-diği halde though conj.
olduğu halde while conj.
General
çalışır halde olma operativeness n.
kötü halde olma seediness n.
acınacak halde olma pitiableness n.
yumuşak halde iken deliklerden geçirilen demir çubuklar extruded rods n.
zayıf halde meagerness n.
toplu halde yaşama gregariousness n.
insanların ve hayvanların toplu halde ve uzun mesafelerde yer değiştirmesi migration n.
rezervasyonlu olduğu halde gitmeme no show n.
iki kişinin de çok istediği halde yapamadığı bir şeyi belki karşıdaki kişi teklif eder diye birbirleriyle bakışması mamihlapinatapei n.
iki kişinin de çok istediği halde yapamadığı bir şeyi belki karşıdaki kişi teklif eder diye birbirleriyle bakışması mamihlapinatapai n.
patlamış halde bile giden lastikler run-flat tyres n.
zayıf halde meagreness n.
toplu halde yapılan büyük göç exodus n.
toplumdan dışlanmış halde yaşama reclusion n.
yasak olduğu halde yere çöp atma tipping n.
okuma yazması olduğu halde okumaya ilgi duymayan kimse aliterate n.
okuma yazması olduğu halde okumaya ilgi duymayan kimse aliterate person n.
okuma yazması olduğu halde okumaya ilgi duymama aliteracy n.
yıpranmış, kötü halde veya işe yaramaz artık fag end n.
(genellikle birleşik halde kullanılır) ince partiküllerin sürtülmesi sonucu meydana gelen aşınma blasting n.
kötü niyetli olduğu halde dıştan erdemli gibi görünen kimse whited sepulcher n.
kötü niyetli olduğu halde dıştan erdemli gibi görünen kimse whited sepulchre n.
(damada) yapabildiği halde rakibin taşını yemeyen taşı tahtadan atma huff n.
gerçekte olmadığı halde erdemli gibi görünen kimse hypocrite n.
arada fark olmadığı halde yapılan ayrım distinction without a difference n.
ayakta veya oturur halde yapılan kontrollü kayış glissade n.
(bir şeyin kullanıma hazır halde olduğunu ilan eden) açılış seremonisi christening n.
yalnızca telefonla çağırıldığında müşteri taşıma yetkisi olduğu halde yoldan da müşteri alan taksi gypsy n.
yalnızca telefonla çağırıldığında müşteri taşıma yetkisi olduğu halde yoldan da müşteri alan taksi gypsy cab n.
iki seyyar evin birbirine cıvatalanmış ve yerleşik halde kullanımı doublewide n.
yeni bir yere toplu halde giriş invasion n.
ciro edilebilir evrakın eksiksiz halde hamiline ilk teslimi issue n.
katı halde olma solidness n.
iki yana açık halde oturma span n.
veba hastalığının kişileştirilmiş hali (genellikle ata biner halde) pestilence n.
siyahi olduğu halde beyaz olarak kabul görme passing n.
zincir halde dizilmiş küçük obje dizisi pair n.
şehit olmadığı halde öyle bilinen şahıs pseudomartyr n.
sorulmadığı halde akıl vermek kibitz v.
atıl halde olmak remain inactive v.
kalabalık bir halde toplanmak throng v.
yıkık dökük bir halde olmak be in ruins v.
kalabalık bir halde gelmek throng v.
somut bir halde dışa vurmak embody in v.
koyun gibi sıkı bir halde toplanmak huddle v.
fena halde benzetmek beat somebody to a pulp v.
aktif halde tutmak maintain something active v.
kalabalık bir halde ilerlemek throng v.
bir işe fena halde bulaşmış olmak be in something up to one's eyes v.
birbirine zıt oldukları halde belirli bir amaç için birlikte çalışmak be strange bedfellows v.
fena halde azarlamak flay v.
kalabalık bir halde beklemek throng v.
aktif halde tutmak keep something active v.
fena halde bir şey kokmak stink of v.
fena halde yanılmak be way out in left field v.
halde olmak stand v.
kalabalık bir halde gitmek throng v.
öfkeli bir halde gitmek storm v.
bir yeri darmadağınık bir halde bırakmak leave a place in a shambles v.
kullanılır halde olmak be usable v.
kullanılır halde olmak remain usable v.
iyi halde tutmak maintain v.
fena halde pataklamak beat up v.
birini sokakta yerde yatar halde bulmak find someone laying in the street v.
omzunda bir kurşun deliğiyle yarı ölü bir halde olmak be half dead with a bullet hole in one's shoulder v.
alkollü halde trafiğe çıkmakla suçlanmak be charged with drunk driving v.
konuşurken son heceyi incelterek soru sorulmadığı halde cümleye soru havası vermek uptalk v.
işlemez halde olmak be at a stand v.
kombine halde sahip olmak unite v.
birim halde yönetmek unitize v.
fena halde yakmak bescorch v.
cansız halde hareket etmek mouch [uk] v.
ölü halde yatmak repose v.
toplu halde yaşamak hive v.
(zamanı geçmiş bir fikri, kurumu) işlevsiz olduğu halde muhafaza etmek mummify v.
fena halde bezdirmek overcloy v.
toplu halde iğneler batırmak pincushion v.
(papazı) halk istemediği halde göreve getirmek introvertive v.
üstüne vazife olmadığı halde sorgulamak intrude v.
(haber, bilgi) basitleştirilmiş halde sunmak predigest v.
(vida, çivi) çıkarılamaz halde çakılıp kalmak freeze v.
uyuşuk bir halde olmak slumber v.
pasaklı bir halde yaşamak poke v.
(kalabalık) dağınık halde akıp geçmek spill v.
bilgiyi sadeleştirilmiş halde sunmak spoon-feed v.
atıl halde durmak stand v.
somut halde var olmak stand v.
(gözaltında, tutuklu halde) tutmak remand v.
(toplu halde) erzak tedarik etmek victual v.
toplu halde üretmek mass-produce v.
(belli bir halde) bırakmak leave v.
perçinli halde tutmak suspend v.
acınacak halde wretched adj.
berbat bir halde olan wretched adj.
doğal halde in the raw adj.
soluğu kesilmiş bir halde out of breath adj.
acınacak halde miserable adj.
çok kötü halde at a low ebb adj.
toplu halde yaşayan social adj.
acınacak halde sorry adj.
pasaklı bir halde slatternly adj.
acınacak halde pitiable adj.
acınacak halde pitiful adj.
toplu halde indiscrete adj.
acınacak halde piteous adj.
kötü bir halde shot adj.
ne yapacağını bilmez halde at a loss adj.
acınacak halde olan pitiable adj.
kötü halde seedy adj.
açlıktan ölecek halde olan starveling adj.
toplu halde yaşayan gregarious adj.
acınacak halde deplorable adj.
acınacak halde olan pitiful adj.
imkanı olduğu halde okumayan aliterate adj.
gaz halde olmayan nongaseous adj.
tanınmaz halde incognizable adj.
acınacak halde poor soul adj.
bitkin bir halde dead-beat adj.
hayretten konuşamaz halde dumbfound adj.
kusacak halde nauseated adj.
kusacak halde queasy adj.
kusacak halde sickish adj.
kusacak halde sick adj.
şaşırmış halde at a loss adj.
ne yapacağını bilemez halde nonplused adj.
ne yapacağını bilemez halde puzzled adj.
çalışır halde, çalıştırılmış switched on adj.
yaygın halde kullanılan commonly used adj.
ne yapacağını bilemez halde nonplussed adj.
bütün halde olan unitive adj.
içinden çıkılmaz bir halde intricate adj.
eşyalı halde satılan ya da kiralanan (yer) ready-furnished adj.
hobi olarak yapıldığı halde kazanç getiren (iş) nonrecreational adj.
saçma sapan bir halde nonsensically adj.
kullanılamaz halde olan nonusable adj.
okuma yazması olduğu halde okumaya ilgi duymayan aliterate adj.
toplu halde yaşayan amadelphous adj.
(yerel otorite tarafından) iyi halde tutulmayan unadopted [brit] adj.
genişletilmiş halde duran uncontracted adj.
berbat bir halde olan elenge adj.
berbat bir halde olan ellenge [obsolete] adj.
katı halde kalan undissolving adj.
iyi halde tutulmayan unkept adj.
donmuş halde olan unthawed adj.
bittiği ya da sona erdiği açıklandığı halde farklı bir versiyonuyla geri dönen zombie adj.
bittiği ya da sona erdiği açıklandığı halde aktif olmaya devam eden zombie adj.
bütün halde maiden adj.