belli - Turc Anglais Dictionnaire

belli

Sens de "belli" dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 80 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
belli apparent adj.
It was apparent even from the first questions that this is a far from easy task.
Bunun hiç de kolay bir iş olmadığı daha ilk sorulardan belliydi.

More Sentences
belli certain adj.
The convenience store is only open at certain times of the day.
Market sadece günün belli saatlerinde açık.

More Sentences
belli evident adj.
It was evident from where I sit that it was the same majority.
Oturduğum yerden aynı çoğunluk olduğu belliydi.

More Sentences
belli obvious adj.
I know you are bored here, but try not to be so obvious about it.
Burada sıkıldığınızı biliyorum ama bu kadar belli etmemeye çalışın.

More Sentences
belli express adj.
belli definite adj.
General
belli known adj.
The results will be known tomorrow in the morning.
Sonuçlar yarın sabah belli olacak.

More Sentences
belli clear adj.
It is already clear, however, that even short term needs will run into hundreds of millions of dollars.
Ancak kısa vadeli ihtiyaçların bile yüz milyonlarca doları bulacağı şimdiden bellidir.

More Sentences
belli apparent adj.
It was apparent even from the first questions that this is a far from easy task.
Bunun hiç de kolay bir iş olmadığı daha ilk sorulardan belliydi.

More Sentences
belli certain adj.
The convenience store is only open at certain times of the day.
Market sadece günün belli saatlerinde açık.

More Sentences
belli decided adj.
Everything will be decided on Monday.
Her şey pazartesi günü belli olacak.

More Sentences
belli evident adj.
It was evident from where I sit that it was the same majority.
Oturduğum yerden aynı çoğunluk olduğu belliydi.

More Sentences
belli obvious adj.
I know you are bored here, but try not to be so obvious about it.
Burada sıkıldığınızı biliyorum ama bu kadar belli etmemeye çalışın.

More Sentences
belli unmistakeable adj.
The anger in her face was unmistakeable.
Yüzündeki öfke açıkça belli oluyordu.

More Sentences
Technical
belli evident adj.
It was evident from where I sit that it was the same majority.
Oturduğum yerden aynı çoğunluk olduğu belliydi.

More Sentences
belli specific adj.
There are clearly specific problems and they clearly concern the arrest warrant, which merits close reflection.
Açıkça belli başlı sorunlar vardır ve bunlar, üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken tutuklama emriyle ilgilidir.

More Sentences
belli obvious adj.
I know you are bored here, but try not to be so obvious about it.
Burada sıkıldığınızı biliyorum ama bu kadar belli etmemeye çalışın.

More Sentences
General
belli self evident adj.
belli shadowless adj.
belli stated adj.
belli conspicuous adj.
belli visible adj.
belli broad adj.
belli palpable adj.
belli as clear as light adj.
belli definite adj.
belli distinct adj.
belli patent adj.
belli positive adj.
belli unmistakable adj.
belli notable adj.
belli translucent adj.
belli signal adj.
belli perspicuous adj.
belli determinate adj.
belli upfront adj.
belli given adj.
belli precise adj.
belli transparent adj.
belli avowed adj.
belli waisted adj.
belli ostensive adj.
belli selfevident adj.
belli noticeable adj.
belli pronounced adj.
belli prominent adj.
belli apodictic adj.
belli particular adj.
belli slipt adj.
belli truistic adj.
belli plain adj.
belli explicit adj.
belli manifest adj.
belli self-evident adj.
belli up-front adj.
belli famous adj.
belli outright adj.
belli sightful adj.
belli specifical adj.
belli straightforward adj.
belli unabashed adj.
belli unambivalent adj.
belli undisguisable adj.
belli undoubtful adj.
belli up-front adj.
belli wis [obsolete] adj.
belli low-backed adj.
belli run [scotland] adj.
belli diffinitive adj.
belli superficial adj.
belli out–front adj.
belli resounding adj.
belli broadly adv.
belli precisely adv.
belli preciso adv.
Idioms
belli a given n.
Chemistry
belli translucid adj.
Geology
belli phanerite adj.
Slang
belli ns (no shit) exclam.
belli nss (no shit, sherlock) exclam.

Sens de "belli" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Turc Anglais
Common Usage
belli olmak become clear v.
belli olmak appear v.
belli olmak be clear v.
General
belli olma perspicuity n.
belli belirsizlik nebulousness n.
belli etme revelation n.
belli bir bölgede yetişen bitki flora n.
işlevi belli olmayan alet gizmo n.
aygıtlar (belli bir amaç için kullanılan) apparatus n.
havanın belli bir yere doğru yer değiştirmesi current n.
belli bir ücretle ev işlerini yapmak için tutulan kadın servant n.
belli olma apparentness n.
belli belirsiz silüet blur n.
belli zaman dilimlerine ayrılmış program timetable n.
belli etme manifestation n.
belli başlı tehdit significant threat n.
belli belirsiz olma nebulousness n.
oyuncuların belli özellikler taşıyan strateji seçimleri nash equilibria n.
belli şartlar karşılanıncaya kadar kontrolü altında tutan escrowee n.
kompliman olup olmadığı belli olmayan söz backhanded compliment n.
belli belirsiz şey suspicion n.
suçsuzluğu belli olma exculpation n.
az çok sınırları belli olan toprak parçası region n.
önceden belli olan sonuç foregone conclusion n.
yılın belli zamanı time of year n.
belli bir şehre ait olmanın hissettirdiği gurur civic pride n.
belli belirsiz bir şey suggestion n.
kim olduğu belli olmayan shadowy figure n.
belli bir zümre galere n.
belli olma manifestation n.
belli bir alanda ustalaşmış teknisyen techie n.
belli bir süre etkili olan (moda vb) wave n.
belli aralıklarla gerçekleşme periodicity n.
önceden belli foretold n.
belli belirsiz bir şey wisp n.
müslümanların belli mevsimlerde mekke'de kabe'yi ziyaretleri hajj n.
bir şeyin belli bir bölümü party n.
duygularını belli etmeme emotionlessness n.
makineler (belli bir amaç için kullanılan) apparatus n.
belli şartlar karşılanıncaya kadar malın üçüncü bir şahsın kontrolü altında tutulması escrowing n.
belli bir hastalığın özellikleri nosology n.
duygularını belli etmeyen yüz poker face n.
belli bir temele dayanan teori grounded theory n.
iyi niyeti belli eden davranış goodwill gesture n.
belli başlı ana kalemler main items n.
belli başlı ana kalemler certain items n.
bir sanatçıyı belli bir gösteri için kiralayan kişi booker n.
belli etme express n.
hangi seçeneğin daha iyi olduğu hiç belli olmayan bir durum toss-up n.
kimin kazanacağı hiç belli olmayan bir durum toss-up n.
(belli bir kilodan) ağır overweight n.
çocuklarının belli bir yaştan sonra evi terk ettiği aile empty nester n.
belli bir yöne yöneltme orientation n.
belli bir yöne yönelme orientation n.
belli bir noktaya odaklanma attention n.
düşük belli pantolon low cut pants n.
belli bir hedefi olma sense of purpose n.
belli olmayan durum twilight zone n.
günün belli bir zamanı a time of the day n.
belli zaman periyodu a certain time of period n.
belli zaman periyodu a certain time period n.
belli bir teknolojiyi yaymaya/kabul ettirmeye çalışan kişi technology evangelist n.
belli bir objeyi/kişiyi/yeri nitelemek için kullanılır the n.
yüksek belli etek high-waisted skirt n.
iç çamaşırı hatlarının belli olması panty line n.
iç çamaşırı hatlarının belli olması visible panty line n.
belli yer certain place n.
belli şartlar certain conditions n.
belli bir yere yoğunlaşma localisation n.
belli bir yere yoğunlaşma localization n.
belli bir kaynağa erişimin herhangi bir günde nüfusun yarısına kısıtlanması şeklinde uygulanan tayınlama (trafiğe çıkışta tek/çift plaka uygulaması gibi) odd-even rationing n.
belli bir kaynağa erişimin tek çift uygulaması odd-even rationing n.
belli bir kaynağa erişimin tek çift uygulaması even odd rationing n.
belli bir kaynağa erişimin herhangi bir günde nüfusun yarısına kısıtlanması şeklinde uygulanan tayınlama (trafiğe çıkışta tek/çift plaka uygulaması gibi) even odd rationing n.
belli bir yerin yöneticisi local ruler n.
belli günlerde ve saatler arasında (müşterilere yönelik) ucuz/indirimli akşam yemeği early bird dinner n.
kaynakların belli bir ekonomik veya siyasi sisteme göre yönetilmesi planification n.
belli bir görevi yerine getirmek için gerekli beceriler skillset n.
belli bir sınıfa ait insanlar için ayrılan yerleşim bölgesi planned community n.
belli bir yol/biçim particular way n.
belli belirsiz ses faint voice n.
yüksek belli pantolon high-waisted pants n.
belli bir gelişim evresi a certain development stage n.
belli bir gelişim evresi a particular development stage n.
belli bir hastalığın bulaşıcı olduğuna inanan kimse infectionist n.
belli şekilleri, yeni bir alana, eski görünümlerini bozmayacak şekilde, yeniden yerleştirme işlemi layout n.
belli bir kesim için incitici, kaba veya olumsuz bulunacak söz a taboo word n.
belli bölüm veya dizelerin alfabede birbirini takip eden harflerle başladığı yazılar abecedarian psalms n.
belli olsun diye konulan işaret tab n.
belli bir durumda ya da zamanda giyilen kıyafet raiment n.
(bir şeyin) belli bir versiyonu reading n.
belli değerdeki plaklar için ödeme olarak kullanılabilecek hediye çeki record token n.
miktar veya oranı belli bir standarda getirmeyi amaçlayan artış catch-up n.
belli bir faaliyet veya hizmette uzmanlaşmış yer centre n.
belli bir faaliyet veya hizmette uzmanlaşmış yer center n.
belli bir grupta kırmızı başlığı ile ayırt edilen kimse redhead n.
belli bir sınıf veya tür oluşturan grup (köpekler, kuşlar, vb.) regiment [obsolete] n.
belli bir zaman aralığında kaydolmuş kişiler registration n.
belli bir oyunu oynayan kimse laiker n.
belli bir sporu yapan kimse laiker n.
(belli bir sayı üzerinden) geriye kalan kişiler remainder [obsolete] n.
belli belirsiz ilgi ifadesi nibble n.
belli belirsiz hastalık tout [scottish] n.
belli başlı sıralama train n.
belli belirsiz görünüp kaybolma twinkle n.
vücudun belli bir bölgesine yapılan estetik ameliyat job n.
ne yapacağı pek belli olmayan kimse unknown quantity n.
belli bir konuda yazılmış yazılar literature n.
bilincin şimdiki zamandaki belli belirsiz hissedilen geçici kısmı margin n.
belli belirsiz iz whisper n.
belli belirsiz ipucu whisper n.
soluk, ince ve belli belirsiz şey wraith n.
belli belirsiz şey wraith n.
önceden belli sonuç foregone conclusion n.
belli belirsiz miktar hint n.
belli belirsiz değişiklikle yeniden oluşturulan şey retread n.
belli belirsiz görünüm glimmer n.
(krikette) oyuncunun kaleye ulaşacağı belli olan bir topu durdururken sopasının durdurma noktasında aldığı dik pozisyon guard n.
yay gövdesindeki belli belirsiz yatay çizgiler pinch n.
belli belirsiz koku pouff n.
belli belirsiz koku pouf n.
belli belirsiz koku pouffe n.
belli belirsiz ışıltı scad [scotland] n.
ederi belli olan kimse selling-plater n.
kapasitesi belli olan kimse selling-plater n.
belli belirsiz ilerleme sidle n.
tarafını belli etmeyen kimse crypto n.
belli edici işaret telltale signal n.
belli edici sinyal telltale signal n.
maden yatağı içerdiğini belli eden yer prospect n.
belli belirsiz şey subtlety n.
belli etmeden elle taciz frottage n.
ince belli bardak tulip-shaped glass n.
bir şeyi belli etmeden (bir yere) koymak slide into v.
belli etmek reveal v.
getirmek (belli bir duruma) reduce to v.
belli etmek vent v.
belli belirsiz görünmek loom v.
belli etmek telegraph v.
belli etmemek pocket v.
belli olmak be understood v.
belli olmak shine out v.
belli etmek show v.
belli etmek register v.
bir şeyi belli etmek make something clear v.
belli etmek shadow out v.
belli etmemek swallow v.
rengini belli etmemek be noncommittal v.
belli olmak seem obvious v.
belli olmak become perceptible v.