allow - Türkçe İngilizce Sözlük

allow

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

allow — Definition

Anlamı ve Tanımı:
izin vermek, olanak tanımak, kabul etmek
Okunuş (IPA):
(AmE /əˈlaʊ/ – BrE /əˈlaʊ/)
Terim Türü:
Fiil: allow (allows – allowed – allowing)
Bir şeye izin vermeyi veya mümkün kılmayı; bazen de belirli bir payı/indirimi “kabul etmeyi” ifade eden fiildir. Latince allocare değil, Eski Fransızca alouer sözcüğünden gelişip “izin/olanak” anlamında merkezileşmiştir.
Eş Anlamlılar:
permit, enable, let
Zıt Anlamlılar:
forbid, prevent, disallow

"allow" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 41 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
allow f. izin vermek
I'm not even allowed to leave my room when we have company over.
Bize misafir geldiğinde odamdan çıkmama bile izin verilmiyor.

More Sentences
allow f. müsaade etmek
Innovation happens when you build physical and psychological space that allows you to think creatively.
İnovasyon, yaratıcı düşünceye müsaade eden fiziksel ve psikolojik bir mekân oluşturduğunuzda gerçekleşir.

More Sentences
Genel
allow f. hesaba katmak
You have to allow for the boy's age.
Çocuğun yaşını hesaba katmalısın.

More Sentences
allow f. olanak vermek
Three alternative climate systems allow you to control the temperature.
Üç alternatif iklim sistemi sıcaklığı kontrol etmenize olanak verir.

More Sentences
allow f. ayırmak
Allow a little time to listen to yourself today.
Bugün kendinizi dinlemek için biraz zaman ayırın.

More Sentences
allow f. izin vermek
I'm not even allowed to leave my room when we have company over.
Bize misafir geldiğinde odamdan çıkmama bile izin verilmiyor.

More Sentences
allow f. olanak sağlamak
It also allows us to hold a kind of joint debate today.
Bu aynı zamanda bugün bir tür ortak tartışma yürütmemize de olanak sağlıyor.

More Sentences
allow f. bırakmak
And it is not true that the Stability and Growth Pact did not allow enough leeway for hard times.
Ve İstikrar ve Büyüme Paktı'nın zor zamanlar için yeterli hareket alanı bırakmadığı doğru değildir.

More Sentences
allow f. geçit vermek
Today a law was enacted which allows abortion.
Bugün kürtaja geçit veren bir kanun çıktı.

More Sentences
allow f. imkan vermek
The Commission sincerely hopes that conditions on the ground will allow an early implementation of this programme.
Komisyon, sahadaki koşulların bu programın erken uygulanmasına imkan vereceğini içtenlikle ümit etmektedir.

More Sentences
allow f. tahsis etmek
The Council has allowed itself 236 new posts in order to prepare for enlargement.
Konsey genişlemeye hazırlanmak amacıyla kendisine 236 yeni kadro tahsis etmiştir.

More Sentences
allow f. hesaba katmak
You have to allow for the boy's age.
Çocuğun yaşını hesaba katmalısın.

More Sentences
Hukuk
allow f. müsaade etmek
Innovation happens when you build physical and psychological space that allows you to think creatively.
İnovasyon, yaratıcı düşünceye müsaade eden fiziksel ve psikolojik bir mekân oluşturduğunuzda gerçekleşir.

More Sentences
Teknik
allow f. bırakmak
And it is not true that the Stability and Growth Pact did not allow enough leeway for hard times.
Ve İstikrar ve Büyüme Paktı'nın zor zamanlar için yeterli hareket alanı bırakmadığı doğru değildir.

More Sentences
allow f. izin vermek
I'm not even allowed to leave my room when we have company over.
Bize misafir geldiğinde odamdan çıkmama bile izin verilmiyor.

More Sentences
allow f. müsaade etmek
Innovation happens when you build physical and psychological space that allows you to think creatively.
İnovasyon, yaratıcı düşünceye müsaade eden fiziksel ve psikolojik bir mekân oluşturduğunuzda gerçekleşir.

More Sentences
Bilgisayar
allow expr. izin ver
Please allow me to carry your bag.
Lütfen çantanı taşımama izin ver.

More Sentences
Genel
allow f. cevaz vermek
allow f. itiraf etmek
allow f. göz önüne almak
allow f. kabul etmek
allow f. indirim yapmak
allow f. koyvermek
allow f. saymak
allow f. hoş görmek
allow f. düşünmek
allow f. vermek
allow f. mahal vermek
allow f. süre vermek
allow f. kesinti olarak ayırmak
allow f. razı gelmek
allow f. sağlamak
allow f. (zaman) vermek
allow f. olanak tanımak
Hukuk
allow f. hukuken geçerli saymak
allow f. vermek
Bilgisayar
allow i. izin verilen kullanıcı sayısı
Spor
allow f. rakip takımın veya oyuncunun başarmasını engelleyememek
Eski Kullanım
allow f. övmek
allow f. onaylamak
allow f. kabullenmek

"allow" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
allow to enter f. içeri almak
allow of f. meydan vermek
allow rest f. oturtmak
allow immigrants f. göç almak
allow to succeed f. rast getirmek (Allah)
allow to be f. izin vermek
allow to f. izin vermek
allow (something to happen) f. meydan vermek
not to allow f. meydan vermemek
allow for f. hesaba almak
allow to succeed f. rast getirmek
allow oneself be led by the nose f. sakalı ele vermek
allow bail f. kefaletle serbest bırakmak
not to allow anybody to speak ill of someone f. toz kondurmamak
allow of f. olanak tanımak
allow in f. içeri almak
allow (something happen) f. meydana bırakmak
allow for f. yer vermek
not allow f. mahal bırakmamak
not allow f. mahal vermemek
allow (something) happen f. yer vermek
allow to move freely f. engel olmamak
allow to act without restraints f. engel olmamak
allow someone freedom f. özgürlük tanımak
allow of f. olanak sağlamak
allow for tare f. darasını düşmek
allow a compensation f. bağış yapmak
allow a compensation f. telafi yoluna gitmek
not to allow enough time for f. yeterince zaman ayıramamak
allow for f. imkan tanımak
allow for f. izin vermek
allow for f. müsamaha göstermek
allow for f. fırsat vermek
allow someone in f. içeri girmesine müsaade etmek
allow someone in f. birisini içeri almak
allow someone up f. kalkmasına izin vermek
allow someone into a place f. içeri girmesine müsaade etmek
allow someone into a place f. birisini içeri almak
not allow something to happen f. meydan vermemek
allow something to happen f. meydan vermek
allow the death penalty f. ölüm cezasına izin vermek
allow someone to pass f. geçmesine izin vermek
allow maximum mobility f. maksimum hareketlilik sağlamak
allow for maximum mobility f. maksimum hareketlilik sağlamak
allow for f. olanak sağlamak
not allow to enter the country f. ülkeye giriş izni vermemek
allow room f. imkan vermek
allow someone f. birine izin vermek
allow time f. zaman ayırmak
allow somebody to do something f. birinin bir şey yapmasına izin vermek
allow of f. izin vermek
allow of f. kabul etmek
allow [dialect] f. niyetli olmak
allow [obsolete] f. (hak) tanımak
allow [dialect] f. olduğuna inanmak
allow [dialect] f. öne sürmek
allow [dialect] f. düşünmek
allow [dialect] f. söylemek
Öbek Fiiller
allow for f. süre tanımak
allow for f. zaman tanımak
allow for f. biraz daha beklemek
allow for f. tolerans göstermek
allow for f. biraz daha sabretmek
allow of (something) f. (bir şeye) izin vermek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine izin vermek
allow for someone f. birine de yetecek şekilde planlamak
allow for f. önden düşünmek
allow someone or something into a place f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine izin vermek
allow into a place f. bir yere kabul etmek
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi içeri almak
allow someone or something into a place f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine müsaade etmek
allow into a place f. bir yere girmesine müsaade etmek
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi içeri kabul etmek
allow for something f. bir şey olasılığını düşünerek plan yapmak
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir şeyden/yerden) içeri geçmesine izin vermek
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi bir yere almak
allow for f. yeterli miktarda bölmek
allow for f. önceden göz önünde bulundurmak
allow something for something f. bir şey için uygun miktarda bir şey ayırmak
allow of (something) f. (bir şeye) olanak sağlamak
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) almak
allow for f. yeterince ayırmak
allow (one) up f. (birinin) kalkmasına izin vermek
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine müsaade etmek
allow of (something) f. (bir şeye) olanak tanımak
and allow someone or something in f. birinin/bir şeyin içeri geçmesine izin vermek
allow for someone f. birini hesaba katmak
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri almak
allow something for something f. bir şey için uygun zamanı, parayı, yeri ayırmak
allow into a place f. bir yerden içeri geçmesine izin vermek
and allow someone or something in f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine izin vermek
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine izin vermek
allow something for something f. bir şeyi göz önünde bulundurmak
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir şeyden/yerden) içeri geçmesine izin vermek
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi bir yere kabul etmek
allow into a place f. bir yerden içeri kabul etmek
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi içeri almak
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi içeri kabul etmek
allow for something f. bir şeyi hesaba katmak
allow into a place f. bir yere girmesine izin vermek
allow into a place f. bir yere almak
allow something for something f. bir şeye yer/pay bırakmak
allow for f. yeterli miktarda paylaştırmak
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri almak
allow something for something f. bir şey için bir şey ayırmak
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine müsaade etmek
allow something for something f. bir şey için bir şeyi hesaba katmak
allow someone or something into a place f. birinin/bir şeyin içeri geçmesine izin vermek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri kabul etmek
allow for something f. bir şeyi hesaba katarak hareket etmek/davranmak
allow for someone f. birini hesaba katarak davranmak/hareket etmek
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) kabul etmek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) kabul etmek
allow up f. kalkmasına izin vermek
allow for f. önceden planlamak
allow of (something) f. (bir şeye) meydan vermek
and allow someone or something in f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine müsaade etmek
allow of (something) f. (bir şeyi) mümkün kılmak
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri kabul etmek
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi bir yere almak
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi bir yere kabul etmek
allow something for something f. bir şey için bir şeyi düşünerek hareket etmek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) almak
allow into a place f. bir yerden içeri almak
allow for f. yeterli miktarda paylaştırmak
and allow someone or something in f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine müsaade etmek
allow into a place f. bir yerden içeri almak
allow into a place f. bir yere almak
and allow someone or something in f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine izin vermek
allow of (something) f. (bir şeyi) mümkün kılmak
allow for something f. bir şey olasılığını düşünerek plan yapmak
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine izin vermek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir yere/bir şeye) girmesine müsaade etmek
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi içeri kabul etmek
allow for someone f. birini hesaba katmak
allow (one) up f. (birinin) kalkmasına izin vermek
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi içeri almak
allow into a place f. bir yerden içeri kabul etmek
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi içeri kabul etmek
allow for f. yeterince ayırmak
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri kabul etmek
allow (someone or something) in (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) kabul etmek
allow up f. kalkmasına izin vermek
allow something for something f. bir şeyi göz önünde bulundurmak
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birinin/bir şeyin bir şeyden/yerden) içeri geçmesine izin vermek
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir yere/bir şeye) almak
and allow someone or something in f. birini/bir şeyi bir yere kabul etmek
allow someone or something into a place f. birini/bir şeyi bir yere almak
allow someone or something into a place f. birinin/bir şeyin bir yere girmesine izin vermek
allow (someone or something) into (something or some place) f. (birini/bir şeyi bir şeyden/yerden) içeri kabul etmek