bahane - Türkçe İngilizce Sözlük

bahane

"bahane" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 48 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
bahane pretext i.
The team collected loads of money under the pretext of searching.
Ekip, araştırma yapma bahanesiyle çuvalla para topladı.

More Sentences
bahane excuse i.
We fear that self-handling would simply be an excuse for significant social dumping.
Kendi kendini idare etmenin ciddi bir sosyal çöplük için bahane olmasından korkuyoruz.

More Sentences
Genel
bahane pretence i.
We believe that human rights must not be violated under the pretence of the fight against terrorism.
Terörle mücadele bahanesiyle insan haklarının ihlal edilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

More Sentences
bahane excuse i.
We fear that self-handling would simply be an excuse for significant social dumping.
Kendi kendini idare etmenin ciddi bir sosyal çöplük için bahane olmasından korkuyoruz.

More Sentences
bahane blind i.
Her blinds to prevent me from entering the house were in vain.
Eve girmemi engellemek için uydurduğu bahaneler boşunaydı.

More Sentences
bahane out i.
I feel sick, so it gives me an out.
Kendimi hasta hissediyorum, bu da bana bahane oluyor.

More Sentences
bahane pretense i.
bahane evasion i.
bahane guise i.
bahane essoin i.
bahane allegation i.
bahane rise i.
bahane cover i.
bahane veil i.
bahane subterfuge i.
bahane putoff i.
bahane peg i.
bahane salvo i.
bahane handle i.
bahane cavil i.
bahane rationalization i.
bahane plea i.
bahane shift i.
bahane cloak i.
bahane cop out i.
bahane pretex i.
bahane cop-out i.
bahane put-off i.
bahane stalking-horse i.
bahane rationalisation i.
bahane humbuggery i.
bahane excusement [obsolete] i.
bahane quip i.
bahane dicaeology [obsolete] i.
bahane come-off i.
bahane difficulty i.
bahane fix i.
bahane pretension i.
bahane pretention i.
bahane pretexture [obsolete] i.
bahane stalling i.
bahane exc (excuse) kısalt.
Konuşma Dili
bahane bone in (one's) leg [obsolete] i.
bahane a bone in your leg (or head) i.
bahane a song and dance i.
bahane stalking-horse i.
Hukuk
bahane color i.
bahane colour i.

"bahane" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 114 sonuç

Türkçe İngilizce
Genel
sudan bahane lame excuse i.
bahane ile oyalama foot dragging i.
kötü bahane pathetic excuse i.
uzun uzadıya yapılan açıklama veya bahane song and dance i.
tartışmaya bahane arayan kimse caviler i.
tartışmaya bahane arayan kimse caviller i.
yersiz bahane chicanery i.
saçma bahane flimsy excuse i.
yermeye bahane arayan eleştirmen mome [obsolete] i.
işin üstünü örtmeye yarayan bahane cover-up i.
bürokratik işlemleri bahane edip işten kaytaran kimse sea lawyer i.
bahane etme pretend i.
bahane sunma pretend i.
bahane etmek pretend f.
bahane uydurmak allege an excuse f.
bahane etmek plead f.
uydurmak (bahane) manufacture f.
bahane aramak cavil f.
bahane uydurmak feign an excuse f.
bahane aramak seek a pretext f.
bahane uydurmak find a pretext f.
bahane bulmak find a pretext f.
bahane uydurmak concoct an excuse f.
bahane bulmak rationalize f.
bahane etmek allege f.
bahane etmek pretending f.
bahane uydurmak make up an excuse f.
bahane göstermek give as a pretext f.
bahane göstermek provide somebody with an excuse f.
bahane göstermek give something as an excuse f.
bahane göstermek make up an excuse f.
bahane uydurmak pretext f.
bahane üretmek allege as a pretext f.
bahane üretmek pretext f.
bahane uydurmak allege as a pretext f.
bahane bulmak rationalise f.
ırksal nedenleri bahane ederek saldırı yapmak race-bait f.
bahane aramak quibble f.
(bahane olarak) fakirliği öne sürmek poormouth f.
bahane etmek pretex [obsolete] f.
bahane uydurmak make an excuse f.
bahane arama caviling s.
ufak (bir bahane) slight s.
bahane arayan caviling s.
bahane arama cavilling s.
bahane arayan cavilling s.
bahane edilmeyen unpleaded s.
bahane kabul etmeyen excuseless s.
bahane ederek on the pretext that zf.
bahane ederek on the excuse that zf.
bahane arar şekilde cavilingly zf.
İfadeler
en ufak bahane ile on the slightest pretext expr.
Atasözü
sert bir eylemi haklı çıkarmak için bahane bulmak kolaydır it is easy to find a stick to beat a dog
Konuşma Dili
uzun uzadıya yapılan açıklama veya bahane a song and dance i.
(birine) bir bahane yaratmak give (someone) an out f.
bahane etmek use as an excuse f.
yardım veya bağış istendiğinde söylenen bir bahane I gave at the office expr.
(kaza veya kaza tehlikesi durumunda bir araç sürücüsü tarafından bir bisikletliye ya da motor sürücüsüne bahane olarak söylenen) pardon görmedim/seni fark etmedim smidsy (sorry, mate, I didn't see you) [uk] expr.
Deyim
bana bahane gösterme but me no buts i.
sudan bahane lame excuse i.
sudan bahane thin excuse i.
sudan bahane sorry excuse i.
kaçış için bahane ticket i.
üşengeçlik yüzünden uydurulan anlamsız bahane bone in (one's) leg [obsolete] i.
üşengeçlik yüzünden uydurulan anlamsız bahane a bone in your leg (or head) i.
söylenmek/eleştirmek için bahane stick to beat (someone or something) with i.
kızmak/söylenmek/eleştirmek için bahane a rod to beat somebody with i.
söylenmek/eleştirmek için bahane a stick with which to beat someone [brit] i.
kızmak/söylenmek/eleştirmek için bahane a stick to beat somebody with i.
kızmak/söylenmek/eleştirmek için bahane stick to beat (someone or something) with i.
asıl derdini anlatmak için bir şeyi bahane olarak kullanmak a peg on which to hang something i.
asıl derdini anlatmak için bir şeyi bahane olarak kullanmak a peg on which to hang (something) i.
asıl derdini anlatmak için bir şeyi bahane olarak kullanmak a peg to hang (something) on i.
(birini) azarlamak/paylamak için bahane a stick to beat somebody with i.
(birini) azarlamak/paylamak için bahane a rod to beat somebody with i.
(birini) azarlamak/paylamak için bahane stick to beat (someone or something) with i.
bahane ederek azarlama/paylama stick to beat (someone or something) with i.
bahane ederek azarlama/paylama a stick to beat somebody with i.
bahane ederek azarlama/paylama a rod to beat somebody with i.
bahane ederek azarlama/paylama a stick to beat someone with [uk] i.
(birini) azarlamak/paylamak için bahane a stick to beat someone with [uk] i.
(birini) azarlamak/paylamak için bahane a stick with which to beat someone [uk] i.
bahane ederek azarlama/paylama a stick with which to beat someone [uk] i.
sağlık problemlerini bahane ederek siyasi bir yükümlülükten kaçma diplomatic flu i.
sağlık durumunu bahane etme diplomatic flu i.
birine kızmak/söylenmek/eleştirmek için bahane a rod to beat somebody with i.
birine kızmak/söylenmek/eleştirmek için bahane a stick to beat somebody with i.
bahane ederek azarlama/paylama a rod to beat somebody with i.
birini azarlamak/paylamak için bahane a rod to beat somebody with i.
bahane ederek azarlama/paylama a stick to beat somebody with i.
birini azarlamak/paylamak için bahane a stick to beat somebody with i.
yalanlarla dolu bir hikaye, bahane a tissue of lies i.
(birisine) inandırıcı olmayan bir bahane sunmak give someone a song and dance f.
birini bahane etmek use someone as an excuse f.
bir şeyi bahane etmek use something as an excuse f.
hasta olduğunu söyleyip (ya da bahane edip) işe gitmemek report in sick f.
hasta olduğunu söyleyip (ya da bahane edip) işe gitmemek call in sick f.
bahane yutturmaya çalışmak feed (one) a line f.
bahane uydurmak cop a plea f.
(birini/bir şeyi bir şey için) bahane olarak kullanmak use (someone or something) as an excuse (for something) f.
(birini/bir şeyi bir şey için) bahane etmek use (someone or something) as an excuse (for something) f.
bahane sunmak say for oneself f.
sudan (bahane) sorry-ass s.
boş (bahane) sorry-ass s.
Konuşma
bahane bulunmaz beyond exception expr.
bütün gece hasta bir arkadaşla ilgilenmek zorunda kaldım (bahane olarak söylenir) I was up all night with a sick friend expr.
daha fazla bahane duymak istemiyorum I want to hear no more excuses expr.
daha fazla bahane duymak istemiyorum I don't want to hear any more excuses expr.
bahane üretmeyi kes stop making excuses expr.
Ticaret/Ekonomi
enflasyonu bahane ederek gerekenden fazla fiyat artışı yapılması greedflation i.
Psikoloji
bahane bulmak rationalise f.
Eski Kullanım
yersiz bahane cavillation i.
Argo
büyük bir felaketi bahane ederek halkı normalde kabul etmeyeceği liberal ekonomik politikalara geçirme disaster capitalism i.
Modern Argo
insanların hasta olduklarını saklamak için kullandıkları bir bahane allergy season i.