neared - Türkçe İngilizce Sözlük

neared

neared — Definition

Anlamı ve Tanımı:
yakın, yaklaşmak
Okunuş (IPA):
(AmE /nɪr/ – BrE /nɪə/)
Terim Türü:
Sıfat/Zarf/Fiil
Mesafe bakımından az uzaklığı veya yaklaşma eylemini tanımlayan sözcüktür. Eski İngilizce nēah kökünden günümüze ulaşmıştır. Mekânsal ve zamansal anlatılarda yakınlığı belirtir.
Eş Anlamlılar:
close, approach
Zıt Anlamlılar:
far, distant

"neared" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 59 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
near zf. yakın
The deadline for the project is near the end of next month.
Projenin son teslim tarihi önümüzdeki ayın sonuna yakın.

More Sentences
Genel
near f. yaklaşmak
I noticed that something was different as we neared the street.
Caddeye yaklaştığımızda bir şeylerin farklı olduğunu fark ettim.

More Sentences
near f. yaklaşmak
I noticed that something was different as we neared the street.
Caddeye yaklaştığımızda bir şeylerin farklı olduğunu fark ettim.

More Sentences
near s. yandaki
The back wheel on the near side needs balancing.
Yandaki arka tekerleğe balans ayarı lazım.

More Sentences
near s. yakın
I have to attend the wedding of a near relative tonight.
Bu akşam yakın bir akrabamın düğününe katılmam gerekiyor.

More Sentences
near s. yanında
The post office is located on the near side of the road.
Postane yolun hemen yanında yer almaktadır.

More Sentences
near zf. civarında
Swollen lymph nodes are usually found near the site of an infection, tumour, or inflammation.
Şişmiş lenf düğümleri genellikle enfeksiyon, tümör ya da iltihap barındıran bölgelerin civarında olur.

More Sentences
near zf. neredeyse
The company said they changed the design, but this is near the same.
Şirket tasarımı değiştirdiklerini söyledi ama bu neredeyse aynı.

More Sentences
near zf. yakında
He lived in a town near by.
O yakındaki bir kasabada yaşıyordu.

More Sentences
near zf. yaklaşık olarak
The tax rates increased to near 20%.
Vergi oranları yaklaşık olarak %20'ye yükseldi.

More Sentences
near zf. yakınında
The camping site is located near the town.
Kamp alanı kasabanın yakınında.

More Sentences
near zf. yakın
The deadline for the project is near the end of next month.
Projenin son teslim tarihi önümüzdeki ayın sonuna yakın.

More Sentences
near zf. yanında
Yesterday I went to Denizli and I saw a rooster near the coop.
Dün Denizli'ye gittim ve kümesin yanında bir horoz gördüm.

More Sentences
near ed. yanına
Don't go near her.
Onun yanına gitme.

More Sentences
near ed. yakınında
The camping site is located near the town.
Kamp alanı kasabanın yakınında.

More Sentences
near ed. civarında
He lives near Paris.
Paris civarında yaşıyor.

More Sentences
near i. iki veya daha şeyden fazla en kestirme olanı
near f. yakınlaşmak
near f. yakınlaşmak
near s. sadık (çeviri)
near s. teklifsiz
near s. bitişik
near s. cimri
near s. eli sıkı
near s. samimi
near s. soldaki (araba/at)
near s. sıkı
near s. doğrudan
near s. kestirme
near s. çok benzeyen
near s. özellikleri çok yakın olan
near s. yakından ilişkili
near s. aslına sadık (çeviri)
near s. yan tarafında
near zf. yakınlarda
near zf. şuracıkta
near zf. hemen hemen
near zf. az kaldı
near zf. aşağı yukarı
near zf. az daha
near zf. az kalsın
near zf. yan tarafında
near zf. yan tarafta
near zf. kısa ve doğrudan
near zf. adeta
near zf. yakına
near zf. belirli bir duruma veya hale yönelik veya doğru
near zf. sanki
near zf. -den pek uzak, asla ... değil, hiç
near zf. de ... değil
near zf. beri
near zf. üzere
near zf. -e yakın
near ed. -e bitişik
near ed. -e yakın
near ed. '-e yakın
Denizcilik
near zf. rüzgara yakın
Eski Kullanım
near zf. cimrice
near zf. pintice

"neared" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
come near f. yanaşmak
Genel
near future i. yakın
near east i. yakındoğu
near east i. yakın doğu
the near east i. yakın doğu
near beer i. hafif bira
the near side i. beri
near future i. yakın gelecek
near of kin i. yakın akraba
near-death experience i. ölüme yakın deneyim
near and far visual space i. yakın ve uzak görme alanı
a small town near a lake i. gölün kıyısında küçük bir kasaba
near-death experience (nde) i. ölüme yakın deneyim
near east i. orta doğu
near [scottish] i. böbrek
near east i. genellikle lübnan, suriye, ırak, israil, ürdün, suudi arabistan ve arap yarımadası'nın diğer ülkeleri de dahil olmak üzere güneybatı asya ülkelerini kapsadığı düşünülen coğrafi bölge
near-nudity i. kısmi çıplaklık
near horse i. İki atın çektiği at arabasında sol taraftaki at
near-nudity i. fazla kıyafet giymeme
near-death patient i. ölüme yakın hasta
draw near f. yanaşmak
draw near f. yaklaşmak
come near f. yaklaşmak
come near f. yakınlaşmak
draw near f. sokulmak
keep something near at hand f. el altında bulundurmak
draw near f. yakınlaşmak
take place near the top f. ilk sıralarda yer almak
be placed near the top f. ilk sıralarda yer almak
near the end f. sona yaklaşmak
near miss f. ramak kalmak
get near f. yaklaşmak
be near f. yakın olmak
be near f. yaklaşmak
near at hand s. yakın
as near as s. kadar yakın
near infrared s. yakın kızılaltı
near at hand s. hazır
near letter quality s. mektup niteliğine yakın
near the knuckle s. münasebetsiz
near-by s. yakın
very near s. ha oldu ha olacak
nr (near) s. yakın
near-coastal s. kıyıya yakın
near threatened s. yakın tehdit (altında)
near-blind s. büyük ölçüde kısıtlı görüş mesafesine sahip
near-blind s. gözü bozuk
near-blind s. neredeyse kör
near-blind s. kısmen kör
near-impossible s. imkansıza yakın
near threatened s. neredeyse tehdit altında
far and near zf. her yerde
in the near future zf. yakın gelecekte
in the near future zf. yakın zamanda
near here zf. bu civarda
as near as possible zf. mümkün olduğu kadar yakın
near-by zf. yanında
near-by zf. yakınında
near term zf. yakın gelecekte
near term zf. kısa vadede
near the door zf. kapının yanına
near [obsolete] zf. daha yakın
near at hand ed. yanında
as near as ed. kadar
the car is near junction number ... expr. araba … numaralı kavşağın yakınında
the car is near exit number ... expr. araba … numaralı çıkışın yakınında
Öbek Fiiller
come near to f. ulaşmaya çok az kalmak
come near to f. yaklaşmak
go near (to) someone or something f. birinin/bir şeyin yakınına gitmek
go near (to) someone or something f. birine/bir şeye yaklaşmak
İfadeler
as near as dommit expr. çok yakın
Atasözü
don't go near the water until you learn how to swim bilmediğin işe kalkışma/girişme
don't go near the water until you learn how to swim bir şeyi öğrenmeden yapmaya çalışma
don't go near the water until you learn how to swim iyice hazır olmadan bir işe kalkışma
Konuşma Dili
near miss i. kıl payı atlatma
a near miss i. kılpayı
a near miss i. ucu ucuna
near thing i. felakete ramak kalması
near thing i. neredeyse hezimetle, felaketle veya başarısızlıkla neticelenecek olan şey
near thing i. ucu ucuna veya kıl payı farkla kurtulma
a close (or near) thing i. kıl payıyla kurtulunan olay
a close (or near) thing i. ucu ucuna kurtulunan olay
a close (or near) thing i. ucuz yırtılan durum
a close (or near) thing i. ucuz atlatılan durum
a close (or near) thing i. kıl payıyla atlatılan durum
a near disaster i. neredeyse bir felaket
near to home f. hassas noktasına dokunmak
go near (someone or something) f. (birinin/bir şeyin) yakınına gitmek
go near (someone or something) f. (birine/bir şeye) yaklaşmak
go near f. yaklaşmak
go near f. yakınına gitmek
near to the mark s. kabul sınırını aşmış
near miss expr. ucuz kurtulma
near to the mark expr. hemen hemen doğru
a near miss expr. kılı kılına
from near and far expr. her bir yerden
from near and far expr. dört bir yandan
from far and near expr. dört bir yandan
from far and near expr. her bir yerden
near at hand expr. elinin altında
near at hand expr. o yakınlarda
nowhere near expr. neredeyse hiç
nowhere near expr. yeterli olmaktan çok uzak
near miss expr. ramak kala
as near as dammit expr. her açıdan
as near as dammit expr. neredeyse tamamen
as near as dammit (or damn it) expr. neredeyse tamamen
as near as dammit (or damn it) expr. her açıdan
as near as dammit expr. tıpkısının aynısı
as near as dammit (or damn it) expr. tıpkısının aynısı
near enough [uk] expr. takriben
near enough [uk] expr. hemen hemen
near enough [uk] expr. aşağı yukarı
near enough [uk] expr. yaklaşık
near enough [uk] expr. neredeyse
Deyim
near and dear to someone i. kalbinin bir parçası
a near thing i. ucuz kurtulunan durum
a near thing i. ucuz kurtulunan durum
near thing i. ucu ucuna
near thing i. kıl payı
a near thing i. ucuz yırtılan durum
a near thing i. ucuz yırtılan durum
a near thing i. ucuz atlatılan durum
near thing i. az farkla
a near thing i. ucuz atlatılan durum
a near thing i. kıl payıyla olma/olmama
a near thing i. kıl payıyla kurtulunan durum
a near thing i. kıl payıyla kurtulunan durum
a near thing i. ucu ucuna olma/olmama
a near thing i. az bir farkla olma/olmama
near-beer i. alkol oranı düşük bira
near-beer i. hafif bira
be near the knuckle f. bel altı olmak
near one's heart f. hep düşünmek
near one's heart f. çok yakın olmak
near one's heart f. sürekli aklında olmak
have a near miss f. ucuz atlatmak
have a near miss f. kılpayı kurtulmak
have a near miss f. ucuz kurtulmak
have a near miss f. kıl payı atlatmak
draw near to f. yanına yaklaşmak
draw near to f. yaklaşmak
be near to somebody’s heart f. tam kalbinden geçen gibi olmak
be near to somebody’s heart f. birisine hitap ediyor olmak
be near to somebody’s heart f. tam kalbine seslenmek
be near to somebody’s heart f. düşkün olmak
be near to somebody’s heart f. bayılmak
be near to somebody’s heart f. sevilen/değer verilen kişi ya da şey olmak
sail near the wind f. tehlikede/risk alarak hareket etmek
sail near the wind f. tehlikeli sularda yüzmek