own - Türkçe İngilizce Sözlük

own

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

own — Definition

Anlamı ve Tanımı:
sahip olmak, kendi
Okunuş (IPA):
(AmE /oʊn/ – BrE /əʊn/)
Terim Türü:
Fiil: own (owns – owned – owning); Sıfat
Bir şey üzerinde mülkiyet veya aidiyet bildirmeyi anlatan fiil ve sıfattır. Eski İngilizce āgen kökünden gelerek kişisel sahiplik anlamına ulaşmıştır. Hukuk ve gündelik anlatılarda aidiyeti belirtir.
Eş Anlamlılar:
possess
Zıt Anlamlılar:
lack

"own" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 66 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
own f. sahip olmak
This ranch is owned by a lovely couple.
Bu çiftliğin sahibi sevimli bir çift.

More Sentences
own zm. kendi
You may be compromising your own retirement.
Kendi emekliliğinizden ödün veriyor olabilirsiniz.

More Sentences
Genel
own i. öz
She was killed by her own sister.
Öz kardeşi tarafından öldürüldü.

More Sentences
own f. kabul etmek
She eventually owned that I was right.
Sonunda haklı olduğumu kabul etti.

More Sentences
own f. sahip olmak
This ranch is owned by a lovely couple.
Bu çiftliğin sahibi sevimli bir çift.

More Sentences
own f. kolayca yenmek
Chelsea totally owned Fulham in last night's game.
Chelsea dün geceki maçta Fulham'ı kolayca yendi.

More Sentences
own s. kendine özgü
Each country has its own history.
Her ülkenin kendine özgü bir tarihi vardır.

More Sentences
own s. kendine ait
Other people's lives and games are their own.
Başkalarının hayatları ve oyunları kendilerine aittir.

More Sentences
own s. kendi
She decided to establish her own company.
Kendi şirketini kurmaya karar verdi.

More Sentences
own zf. kendi
That way you can start projects of your own.
Bu şekilde kendi projelerinize başlayabilirsiniz.

More Sentences
Teknik
own f. sahip olmak
This ranch is owned by a lovely couple.
Bu çiftliğin sahibi sevimli bir çift.

More Sentences
Genel
own i. birine ait olan şey
own i. mal
own i. mülkiyet
own f. doğrulamak
own f. tanımak
own f. malı olmak
own f. malik olmak
own f. itiraf etmek
own f. teslim etmek
own f. kabullenmek
own f. elinden tutmak
own f. -in sahibi olmak
own f. (anne hayvan) yavrusunu sahiplenmek
own f. yetkisini kabul etmek
own f. itaat etmek
own f. boyun eğmek
own f. üstünlüğünü kabul etmek
own f. güçlü olmak
own f. üstün olmak
own f. egemen olmak
own f. hakim olmak
own f. baskın gelmek
own f. daha yetenekli olmak
own f. önde olmak
own f. tahakküm kurmak
own f. esir etmek
own f. baskı kurmak
own f. hizmet ettirmek
own s. özel
own s. birine ait olan
own s. bir şeye ait olan
own s. birinin
own s. bir şeyin
own s. yakın ilişkili
own s. doğrudan ilişkili
own s. yakın akrabası olan
own s. doğrudan kan bağı bulunan
own zm. kendinin
own zm. kendisinin
Ticaret/Ekonomi
own i. risk kendi rizikosu
Bilgisayar
own i. sahip olunanları
Eski Kullanım
own f. hak iddia etmek
own f. maliki olduğunu iddia etmek
own f. hak talebinde bulunmak
own f. talep etmek
own f. kendisinin olduğunu iddia etmek
own f. onaylamak
own f. göz yummak
own f. desteklemek
Argo
own f. (özellikle video oyunu, yarışma veya maç) yenmek
own f. mağlup etmek
own f. üstün performans sergilemek
own f. (diğerlerinin gözünü korkutacak ölçüde) iyi iş çıkarmak
own f. (bilgisayar sistemine) yasa dışı süper kullanıcı erişimi sağlamak
own f. (bilgisayar sisteminde) yasa dışı yönetici yetkisi almak

"own" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
on one's own zf. kendi kendine
Genel
own funds i. öz kaynaklar
master of his own destiny i. kendi gemisinin kaptanı
dealing own account i. kendi hesabına işlem yapma
conversion to one's own use i. kendi malı gibi kullanma
one's own fault i. kendi suçu
one's own choice i. onun tercihi
one's own preference i. onun tercihi
one's own choice i. kendi tercihi
one's own preference i. kendi tercihi
own weight i. ölü yük
own weight i. zati yük
deliberate injury to one's own body i. kendi kendini sakatlama
rotation of the earth around its own axis i. dünyanın kendi etrafında dönmesi
rotation of the earth around its own axis i. dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesi
own discretion i. kendi takdiri
his/her own fault i. kendi hatası
one's own record i. kendi rekoru
someone's own signature i. kendi imzası
one's own stormy inner world i. kendi fırtınalı iç dünyası
one's own child i. öz evlat
one's own child i. öz çocuk
right to own property i. mülkiyet hakkı
roll-your-own cigarettes i. sarma sigara
roll-your-own cigarettes i. kişinin kendi sardığı sigara
own right i. (birinin) kendi meziyeti
own right i. (birinin) kendi hesabı
own right i. (birinin) kendi başarısı
own right i. (birinin) kendi hakkı
own right i. (birinin) kendi çabası
get one's own back f. intikamını almak
take the law into one's own hands f. hakkını kendi eliyle almak
be on one's own f. başkasından yardım görmeden geçinmek/rızkını kazanmak
keep one's own counsel f. fikirlerini kendine saklamak
determine one's own destiny f. kendi kaderini tayin etmek
feather one's own nest f. küpünü doldurmak
hold one's own f. dayanmak
get one's own back f. öcünü almak
be one's own man f. başına buyruk olmak
feather one's own nest f. avantadan para kazanmak
be thrown back on one's own resources f. yalnızca kendi yetenekleriyle idare etmek zorunda kalmak
come of one's own accord f. ayağı ile gelmek
look after one's own benefits f. çıkarlarını gözetmek
be on one's own f. kendi kendini geçindirmek
stand on one's own legs f. kimseye muhtaç olmamak
own up f. itiraf etmek
have one's own back on somebody f. intikamını almak
have the devil's own luck f. ballı olmak
get one's own back f. hıncını almak
be on one's own f. başının çaresine bakmak
own something in common f. aynı şeye sahip olmak
paddle one's own canoe f. kendi işini kendi görmek
hold one's own f. yerini korumak
hold one's own f. eski durumunu korumak
look out for one's own interests f. çıkar gözetmek
have one's own back f. intikamını almak
go one's own way f. bildiğini okumak
take one's own way f. bildiğini okumak
live in a world of one's own f. kendi dünyasında yaşamak
blow one's own horn f. böbürlenmek
be afraid of one's own shadow f. kendi gölgesinden korkmak
know one's own mind f. kendi fikrini bilmek
be on one's own f. yalnız başına kalmak
look after one's own interests f. çıkarlarını gözetmek
leave someone to his own devices f. birini kendi haline bırakmak
be one's own man f. yerini korumak
live in one's own world f. kendi aleminde yaşamak
get one's own back f. acısını çıkarmak
look out for one's own interests f. çıkarlarını gözetmek
go one's own way f. bildiğinden şaşmamak
take the law into one's own hands f. intikamını almak
be afraid of one's own shadow f. gölgesinden korkmak
know one's own mind f. ne istediğini bilmek
make a rod for one's own back f. kaşınmak
get one's own back on somebody f. intikamını almak
have one's own way f. kendi bildiğini okumak
serve one's own interests f. kendi çıkarlarına hizmet etmek
sing one's own praises f. övünmek
come into one's own f. kendini göstermek
stand on one's own two feet f. kendi yağıyla kavrulmak
stand on one's own feet f. kendi yağıyla kavrulmak
be on one's own responsibility f. yaptığı şeyden kendisi sorumlu olmak
be the master of one's own destiny f. kendi kaderini tayin etmek
be one's own master f. başına buyruk olmak
know one's own mind f. kararlı olmak
know one's own mind f. emin olmak
get one's own way f. kendi bildiğini okumak
be in control of one's own destiny f. kendi kaderini tayin etmek
be in a world of one's own f. kendi dünyasında yaşamak
get one's own back f. cezalandırmak
look after one's own comfort f. rahatına bakmak
feather one's own nest f. köşeyi dönmek
pay back in one's own coin f. misilleme yapmak
be preoccupied with one's own troubles f. kendi derdine düşmek
stand on one's own legs f. ayakları üzerinde durmak
stand on one's own legs f. kendi ayakları üstünde durmak
have one's own back on f. acısını çıkarmak
have one's own back on f. acısını çıkartmak
get one's own back on f. acısını çıkartmak
get one's own back on f. acısını çıkarmak
own the values of f. değerlere sahip çıkmak
be unduly attached to one's own opinions f. kendi fikirlerine sıkı sıkıya bağlı olmak
determine one's own future f. kendi geleceğini belirlemek
set up one's own business f. kendi işini kurmak
be on one's own f. tek başına olmak
own share f. hisse sahibi olmak
own share f. hissesi olmak
act in one's own name f. birinin adına hareket etmek
cut one's own throat f. kendi bindiği dalı kesmek
own share f. hisseye sahip olmak
stand on one's own feet f. kendi ayakları üzerinde durmak
rotate around one's own axis f. kendi ekseni etrafında dönmek
turn around one's own axis f. kendi ekseni etrafında dönmek
blow one's own horn f. yüksekten atmak
make a rod for one's own back f. başını belaya sokacak işler yapmak
look one's own perspective f. (olaya) kendi açısından bakmak
own partially f. kısmen sahip olmak
own partly f. kısmen sahip olmak
take the law in one's own hands f. ipleri eline almak
take the law in one's own hands f. dizginleri eline almak
hold for one's own account f. kendi hesabına alıkoymak
leave people to their own devices f. insanları kendi hallerine bırakmak
have a mind of one's own f. kendi fikrine sahip olmak
have a mind of one's own f. kendi düşüncesine sahip olmak
give somebody a taste of their own medicine f. aynıyla mukabele etmek
give somebody a dose of their own medicine f. kendi silahıyla vurmak
give somebody a taste of their own medicine f. aynı şekilde karşılık vermek
give somebody a dose of their own medicine f. aynıyla mukabele etmek
give somebody a dose of their own medicine f. aynı şekilde karşılık vermek
give somebody a dose of their own medicine f. biriyle anladığı dilden konuşmak
give somebody a taste of their own medicine f. kendi silahıyla vurmak
give somebody a taste of their own medicine f. biriyle anladığı dilden konuşmak
become one's own boss f. kendi patronu olmak
become one's own boss f. kendisinin patronu olmak
be one's own boss f. kendi patronu olmak
be one's own boss f. kendisinin patronu olmak
toot one's own horn f. kendini övmek
murder one's own sister f. kendi kız kardeşini öldürmek
come into its own f. hakkını kazanmak
come into its own f. yerine gelmek
meet one's own needs f. kendi ihtiyacını karşılamak
pay from one's own pocket f. kendi cebinden karşılamak
endanger one’s own existence f. varlığını tehlikeye atmak
be one's own boss f. kendi kendisinin patronu olmak
handle the crisis in his own way f. krizle kendi yöntemiyle baş etmek
deal with the crisis in his own way f. krizle kendi yöntemiyle baş etmek
handle the crisis in his own way f. krizle kendi yöntemiyle başa çıkmak
deal with the crisis in his own way f. krizle kendi yöntemiyle başa çıkmak
break one's own record f. kendi rekorunu kırmak
humiliate a father in front of his own daughter f. bir babayı kendi kızının gözleri önünde küçük düşürmek