| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | time i. | kez | ||
|
It is the first time I have seen her. Bu onu ilk kez görüşüm. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | kere | ||
|
Tom hasn't seen Mary more than five or six time in the past twelve years. Tom son on iki yıldır Mary'yi beş ya da altı kereden fazla görmedi. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | vakit | ||
|
I don't have time for small talk. Havadan sudan konuşacak vaktim yok. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | defa | ||
|
For the first time, Parliament has been consulted. İlk defa Parlamentoya danışılmıştır. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | zaman | ||
|
The team has 5 minutes from time. Ekibin 5 dakika zamanı var. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | süre | ||
|
His trainer recorded the time of him. Eğitmeni onun süresini kaydetti. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | time i. | müddet | ||
| Genel | ||||
| Genel | time i. | kat | ||
|
On days with high traffic, your costs could be up to 2 times your daily budget. Trafiğin yoğun olduğu günlerde maliyetleriniz günlük bütçenizin 2 katına kadar çıkabilir. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | devir | ||
|
I am now a big kid and times have changed. Ben artık kocaman bir çocuk oldum ve devir de değişti. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | gün | ||
|
The situation is therefore getting worse all the time. Dolayısıyla durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | nihayet | ||
|
It's about time. Nihayet. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | sefer | ||
|
Time after time, we see that this is ignored in directives. Her seferinde bunun yönergelerde göz ardı edildiğini görüyoruz. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | dakika | ||
|
I therefore suggest that you wait and I shall let you know when you may take your two minutes' speaking time. Bu nedenle beklemenizi öneriyorum ve iki dakikalık konuşma sürenizi ne zaman kullanabileceğinizi size bildireceğim. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | misil | ||
|
The population of China is about eight times as large as that of Japan. Çin'in nüfusu Japonya'nınkinin 8 misli kadar büyüktür. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | zaman | ||
|
The team has 5 minutes from time. Ekibin 5 dakika zamanı var. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | süre | ||
|
His trainer recorded the time of him. Eğitmeni onun süresini kaydetti. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | çağ | ||
|
North Korea is the biggest humanitarian scandal of our time. Kuzey Kore çağımızın en büyük insani skandalıdır. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | an | ||
|
For the time being, however, the Commission does not see any alternative to using the flexibility instrument either. Ancak Komisyon şu an için esneklik aracının kullanılmasına yönelik herhangi bir alternatif görmemektedir. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | çarpı | ||
|
The least common multiple is just going to be 8 times 5. En küçük ortak kat 8 çarpı 5 olacak. More Sentences |
||||
| Genel | time i. | sıra | ||
|
Now, the time has come to focus upon the International Criminal Court's duties in The Hague. Şimdi sıra Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Lahey'deki görevlerine odaklanmaya geldi. More Sentences |
||||
| Genel | time f. | zamanlama yapmak | ||
|
We couldn't have timed this better. Daha iyi bir zamanlama yapamazdık. More Sentences |
||||
| Genel | time f. | belirli bir zamana göre planlamak | ||
|
The convention was timed for August 20th. Kongre 20 Ağustos'a planlanmıştı. More Sentences |
||||
| Genel | time f. | zamanlamak | ||
|
This one was a perfectly timed shot. Bu mükemmel zamanlanmış bir atıştı. More Sentences |
||||
| Genel | time f. | süresini ölçmek | ||
|
They timed the ball at 32 seconds. Topun süresini 32 saniye olarak ölçtüler. More Sentences |
||||
| Genel | time f. | zamanını seçmek | ||
|
Jesus chose the time He would die. İsa öleceği zamanı seçti. More Sentences |
||||
| Genel | time s. | zaman gösteren | ||
|
You may be asked to draw a clock that indicates a certain time. Belirli bir zamanı gösteren bir saat çizmeniz istenebilir. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | time i. | dönem | ||
|
Thirdly, we are holding these discussions at a time of recession. Üçüncüsü, bu görüşmeleri ekonomik durgunluğun yaşandığı bir dönemde gerçekleştiriyoruz. More Sentences |
||||
| Teknik | time i. | saat | ||
|
The time is 2.15 in the afternoon. Saat öğleden sonra 2.15. More Sentences |
||||
| Teknik | time i. | süre | ||
|
His trainer recorded the time of him. Eğitmeni onun süresini kaydetti. More Sentences |
||||
| Teknik | time i. | vakit | ||
|
I don't have time for small talk. Havadan sudan konuşacak vaktim yok. More Sentences |
||||
| Teknik | time i. | zaman | ||
|
The team has 5 minutes from time. Ekibin 5 dakika zamanı var. More Sentences |
||||
| Tekstil | ||||
| Tekstil | time i. | moda | ||
|
Televisions with vacuum tubes are regarded as being behind the times. Tüplü televizyonlar modası geçmiş olarak görülüyor. More Sentences |
||||
| Dilbilim | ||||
| Dilbilim | time i. | zaman | ||
|
The team has 5 minutes from time. Ekibin 5 dakika zamanı var. More Sentences |
||||
| Askeri | ||||
| Askeri | time i. | sıra | ||
|
Now, the time has come to focus upon the International Criminal Court's duties in The Hague. Şimdi sıra Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Lahey'deki görevlerine odaklanmaya geldi. More Sentences |
||||
| Spor | ||||
| Spor | time i. | zaman | ||
|
The team has 5 minutes from time. Ekibin 5 dakika zamanı var. More Sentences |
||||
| Müzik | ||||
| Müzik | time i. | ölçü | ||
|
A good rhythm and time are essential for a good song. İyi bir şarkı için iyi bir ritim ve ölçü şarttır. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | time i. | posta | ||
| Genel | time i. | dem | ||
| Genel | time i. | mühlet | ||
| Genel | time i. | ahit | ||
| Genel | time i. | usul | ||
| Genel | time i. | devre | ||
| Genel | time i. | devran | ||
| Genel | time i. | uygun zaman | ||
| Genel | time i. | aralık | ||
| Genel | time i. | tempo | ||
| Genel | time i. | asır | ||
| Genel | time i. | vade | ||
| Genel | time i. | yol | ||
| Genel | time i. | ömür | ||
| Genel | time i. | fırsat | ||
| Genel | time i. | doğum zamanı | ||
| Genel | time i. | ölüm zamanı | ||
| Genel | time i. | ecel | ||
| Genel | time i. | boş vakit | ||
| Genel | time i. | dinlence | ||
| Genel | time i. | serbestlik | ||
| Genel | time i. | varış zamanı | ||
| Genel | time i. | mevcut koşullar | ||
| Genel | time i. | döneme özgü durum | ||
| Genel | time i. | çıraklık dönemi | ||
| Genel | time i. | hapis cezası | ||
| Genel | time i. | sezon | ||
| Genel | time i. | unutulmayan deneyim | ||
| Genel | time f. | hızını ölçmek | ||
| Genel | time f. | ayarlamak | ||
| Genel | time f. | belirli bir zamana göre ayarlamak | ||
| Genel | time f. | uydurmak | ||
| Genel | time f. | kurmak | ||
| Genel | time f. | belirli bir zamana denk getirmek | ||
| Genel | time f. | belirli bir zamana rastlatmak | ||
| Genel | time f. | tempo tutmak | ||
| Genel | time f. | süre tutmak | ||
| Genel | time f. | saat tutmak | ||
| Genel | time f. | temposunu belirlemek | ||
| Genel | time f. | -in zamanını ölçmek | ||
| Genel | time f. | saymak | ||
| Genel | time f. | eylemin istenen şekilde gerçekleşmesi için (mekanik parçayı) kurmak | ||
| Genel | time f. | zamanını ayarlamak | ||
| Genel | time s. | vakitli | ||
| Genel | time s. | zamana ilgili | ||
| Genel | time s. | zamana ait | ||
| Genel | time s. | zamanı kaydeden | ||
| Genel | time s. | belirli bir zamana ayarlı | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | time i. | birim zaman cinsinden sabit ücret oranı | ||
| Ticaret/Ekonomi | time i. | saatlik ödenen tutar | ||
| Ticaret/Ekonomi | time s. | gelecekte belirli bir vakitte ödenebilen | ||
| Ticaret/Ekonomi | time s. | şartların uzatılabileceği (anlaşma) | ||
| Ticaret/Ekonomi | time s. | taksitle ödenecek olan | ||
| Ticaret/Ekonomi | time s. | taksitli | ||
| Hukuk | ||||
| Hukuk | time i. | mehil | ||
| Hukuk | time i. | önel | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | time i. | müddet | ||
| Teknik | time f. | senkronize etmek | ||
| Televizyon | ||||
| Televizyon | time i. | günlük yayın süresi | ||
| Edebiyat | ||||
| Edebiyat | time i. | şiirde ölçü birimi | ||
| Edebiyat | time i. | zamanı sembolize eden kel, sakallı ve kum saati tutan yaşlı adam figürü | ||
| Felsefe | ||||
| Felsefe | time i. | (platon felsefesinde) olaylardan ayrı var olan mutlak gerçeklik | ||
| Felsefe | time i. | (aristo felsefesinde) hareketin ölçülebilir yönü | ||
| Felsefe | time i. | (kant felsefesinde) sezgilerin zihinden bağımsız olmayan öncül formu | ||
| Coğrafya | ||||
| Coğrafya | time i. | saat dilimi hesaplama sistemi | ||
| Coğrafya | time i. | illinois eyaletinde yerleşim yeri | ||
| Jeoloji | ||||
| Jeoloji | time i. | jeolojik dönem | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | time i. | nöbet | ||
| Askeri | time i. | askerlik süresi | ||
| Spor | ||||
| Spor | time i. | oyun veya yarışma sırasında oyunun resmi olarak durdurulması | ||
| Müzik | ||||
| Müzik | time i. | ritim | ||
| Müzik | time i. | tempus | ||
| Fotoğrafçılık | ||||
| Fotoğrafçılık | time i. | fotoğraf makinesinde pozlama yapan deklanşör ayarı | ||
| Argo | ||||
| Argo | time i. | cinsel açıdan yakınlaşma süreci | ||
| Argo | time i. | tavlama becerisi | ||
| Argo | time i. | cümbüş | ||
| Argo | time i. | içki alemi | ||