too - Türkçe İngilizce Sözlük
Geçmiş

too

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau


"too" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 17 sonuç

İngilizce Türkçe
General
too s. gereğinden çok
too s. çok
too s. aşırı
too s. çok fazla
too zf. aynı zamanda
too zf. de (dahi anlamında)
too zf. ilaveten
too zf. dahi
too zf. da
too zf. de
too zf. fazla
too zf. ayrıca
Colloquial
too zf. gayet
too zf. aslında
Technical
too zf. çok
too zf. da
too zf. fazla

"too" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 500 sonuç

İngilizce Türkçe
Common Usage
too much s. çok fazla
too funny s. çok komik
too little zf. çok az
General
being too familiar i. sululuk
ala too mountains i. alatu dağları
too much i. ziyade
too much money i. çok para
name is too short i. isim çok kısa
mee-too i. taklitçilik
too many papers i. kağıt kalabalığı
an offer too good to refuse i. reddedilmeyecek kadar iyi bir teklif
too-muchness i. çok fazla olma
too-muchness i. aşırılık
be much too tight f. dar gelmek
go too far f. ileri gitmek
go too far f. çok olmak
carry things too far f. abartmak
be too big for one's boots f. kendini bir şey sanmak
go too far f. azıtmak
be too long and untidy f. papaza dönmek
have a drop too much f. içkiyi fazla kaçırmak
get too big for one's boots f. burun şişirmek
put too much stress on f. fazlasıyla vurgulamak
be too much f. gırla gitmek
carry too far f. ileri götürmek
be only too glad f. dünden razı olmak
be too familiar with somebody f. laubali olmak
be too much for f. için çok zor olmak
be too familiar f. yüz göz olmak
go too far f. aşırı gitmek
regard as too little f. az bulmak
go too far f. çok gitmek
be too lazy to f. üşenmek
seem too much f. çok gelmek
be too big for one's boots f. burnu havada olmak
go too far f. haddini bilmemek
be too much f. çok gelmek
become too specialized f. uzmanlaşmak
cost too much f. girmek
not to put too fine a point on it f. tam anlamıyla ifade etmek
be too familiar f. laubali olmak
be too big for one's boots f. kendini dev aynasında görmek
be too noisy f. gürültü etmek
take a drop too much f. içkiyi fazla kaçırmak
be too much f. fazla gelmek
go too far f. azmak
be too clever by half f. zekasına çok güvenmek
go too far f. çizmeyi aşmak
be too particular f. ince eleyip sık dokumak
be too much for f. gücünü aşmak
be too tired to go on f. şişmek
too naughty f. düz duvara tırmanan (çocuk)
be too naughty f. düz duvara tırmanmak (çocuk)
be too fussy f. ince eleyip sık dokumak
be too big for one's boots f. burnu kaf dağında olmak
regard as too little f. azımsamak
put too much stress on f. fazla yük bindirmek (bir yapıdaki eleman)
put too much stress on f. fazla yük olmak (bir yapıdaki eleman)
go too far f. fazla olmak
go too far f. çok ileri gitmek
be too sorry to say a word f. ağzını bıçak açmamak
go too far f. haddini aşmak
be only too glad to f. dünden razı olmak
stress too much f. üzerinde çok durmak
be regarded as too little f. azımsanmak
be too expensive f. pahalıya mal olmak
consider (something) to be too much f. çok görmek
become too much for (someone) to take f. çok gelmek
be too much (for) f. çok gelmek
talk too much f. çok söylemek
(for someone) to go too far f. fazla olmak
be too much f. fazla kaçmak
go too far f. aşırıya kaçmak
spend too much f. fazla harcama yapmak
spoil food by cooking it for too long f. yemeği yakmak
go too far f. fazla ileri gitmek
lay too much stress on f. üzerinde önemle durmak
place too much stress on f. üzerinde önemle durmak
stress too much f. üzerinde önemle durmak
place too much stress on f. önemle üzerinde durmak
lay too much stress on f. önemle üzerinde durmak
stress too much f. önemle üzerinde durmak
spend too much time in front of the tv f. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
pay too much f. çok fazla para ödemek
pay too much f. dünyanın parasını ödemek
pay too much f. pahalıya mal olmak
mee-too f. rakibini taklit etmek
react too strongly f. aşırı tepki göstermek
pay too much money f. çok fazla para ödemek
be too tired to think f. (yorgunluktan) kafası durmak
be too tired to think f. (yorgunluktan) beyni durmak
bear down too hard f. bir şeyin üzerine sertçe bastırmak
make it too personal f. fazla kişiselleştirmek
fly too low f. çok alçaktan uçmak
stand up too fast f. hızla ayağa kalkmak
be too far gone to go back now f. geri dönemeyecek kadar yol almış olmak
be too protective of one’s kids f. çocuklarına karşı aşırı derecede koruyucu olmak
drive the car too fast f. arabayı çok hızlı sürmek
speak too soon f. çok erken konuşmak
be too numerous to be counted f. saymakla bitmemek
go to bed too late f. çok geç yatmak
be too drunk to drive f. araba kullanamayacak/süremeyecek kadar sarhoş olmak
play too much golf f. çok fazla golf oynamak
be too old f. çok yaşlı olmak
be too old f. çok eski olmak
be too lazy to f. erinmek
take too many pills f. bir sürü hap almak
talk too proudly f. böbürlenerek konuşmak
be too old to marry f. evlenmek için çok yaşlı olmak
have a little too much to drink f. içkiyi biraz fazla kaçırmak
follow too close f. çok yakın mesafeden takip etmek
watch too much tv f. çok televizyon izlemek
watch too much tv f. çok tv izlemek
watch too much television f. çok tv izlemek
watch too much television f. çok televizyon izlemek
drink too much coke f. çok kola içmek
eat too much f. çok yemek
me-too f. (rakibin) başarılı veya ikna edici bir uygulamasını veya politikasını benimsemek
fly too close to the sun f. güneşe çok yakın uçmak
only too glad s. dünden razı
far too much s. çok fazla
only too pleased s. dünden razı
a size too big s. bir numara büyük
only too glad s. dünden hazır
too much s. fazla
too good to be true s. inanılmayacak kadar iyi
too familiar s. laubali
too funny for words s. çok komik
too naughty s. yaramaz (çocuk)
too much s. pek çok
too familiar s. küstah
too close s. çok yakın
with too little oil s. yavan
only too pleased s. dünden hazır
too much s. aşırı
too fast s. çok hızlı
too short s. çok kısa
too soft s. çok yumuşak
too large s. çok büyük
too complex s. çok karışık
too loud s. çok gürültülü
too long s. çok uzun
too slow s. çok yavaş
too few s. çok az
too deep s. çok derin
too numerous to be counted s. saymakla bitmez
too much s. çok fazla miktarda
too much s. çok fazla
too clever by half s. kaçın kurası
too clever by half s. anasının gözü
not too bad s. şöyle böyle
too young s. çok genç
too large s. çok geniş
too crowded s. çok kalabalık
too much s. haddinden fazla
too clever s. son derece zeki
too clever s. fazlasıyla zeki
too clever s. çok zeki
too sexy s. çok seksi
too hot s. çok sıcak
too busy s. aşırı meşgul
too busy s. çok meşgul
too big for one's breeches s. burnu havalarda
too big for one's breeches s. burnu havada
too risky s. çok riskli
too showy s. aşırı gösterişli/rüküş
too thin s. (gereğinden fazla) fazla zayıf
too slim s. (gereğinden fazla) fazla zayıf
too skinny s. (gereğinden fazla) fazla zayıf
not any too well s. pek o kadar iyi değil
too too s. çok çok fazla
too-careful s. gereğinden fazla dikkatli
too-generous s. çok cömert
too-generous s. alicenap
too-greedy s. aşırı obur
too hot to handle s. el değmeyecek kadar sıcak
too hot to handle s. elle tutulamayacak kadar sıcak
too hot to handle s. el yakacak kadar sıcak
too hot to handle s. dokunulamayacak kadar sıcak
me-too s. rakip tarafından desteklendiğinde başarısı kanıtlanan
me-too s. rakibinden elle tutulur bir üstünlüğü olmayan
me-too s. aynı ayarda taklit ürün olan
me-too s. taklitçilikle ilgili
me-too s. taklit etmeyle ilgili
all-too-rare s. çok ender
all-too-rare s. pek nadir
too loudly zf. bangır bangır
all too soon zf. pek erken
too soon zf. pek fazla erken
too soon zf. çok erken
too soon zf. zamanından evvel
too late zf. çok geç
all too soon zf. peki
too soon zf. çok yakın
all too soon zf. zamansız
a deal too much zf. fazlaca
too late zf. fazla geç
all too well zf. hepsi çok iyi
too often zf. aşırı sık
too often zf. çok sık
too often zf. sıklıkla
too often zf. genellikle
too often zf. fazla sık
in the not too distant past zf. çok uzak olmayan geçmişte
in the not too distant past zf. çok uzak olmayan bir zamanda
in the not too distant past zf. pek de uzak olmayan bir tarihte
in the not too distant past zf. yakın zamanda
in the not too distant past zf. çok da uzak olmayan geçmişte
too early zf. çok erken
way too zf. fazlasıyla
a little too much zf. biraz çok
all too zf. büyük ölçüde
all too zf. pek
only too zf. büyük ölçüde
only too zf. pek
only too zf. çok iyi
only too zf. gül gibi
only too zf. iyi düzeyde
only too zf. pek çok
only too zf. yerden göğe kadar
one too many zm. istenilmeyen
one too many zm. fazla gelen
me too ünl. ben de
too bad! ünl. ne yazık!
me too ünl. bilmukabele
the room is too cold expr. oda çok soğuk
the room is too hot expr. oda çok sıcak
the room is too noisy expr. oda çok gürültülü
the room is too small expr. oda çok küçük
the seat is too high expr. koltuk çok yüksekte
the seat is too low expr. koltuk çok alçakta
there's too much ... in it expr. çok …li
there's too much ... in it expr. çok fazla … katmışsınız
Phrases
one too many times i. birçok kereler
too (something) by half [uk] zf. acayip
too (something) by half [uk] zf. çok
too (something) by half [uk] zf. haddinden fazla/çok
too (something) by half [uk] zf. fazlasıyla
too (something) by half [uk] zf. aşırı
too (something) by half [uk] zf. gereksiz derecede çok/fazla
once too often zf. sık sık
once too often zf. sabrını taşıracak kadar
once too often zf. son raddeye kadar
this is too heavy expr. bu çok ağır
none too expr. çok değil
none too expr. çok fazla değil
none too expr. hiç de ... değil
none too expr. hiç ... değil
none too something expr. çok değil
none too something expr. çok fazla değil
none too something expr. hiç de ... değil
none too something expr. hiç ... değil
too close for comfort expr. az kalsın ayvayı yiyorduk
not to put too fine a point on it expr. açıkça söylemek gerekirse
too much information! (tmi) expr. bu kadar detaya girmene gerek yoktu!
too many cooks in the kitchen [us] expr. bir kadın tam kadın
until it's too late expr. çok geç oluncaya kadar
too long, didn't read it expr. çok uzun, okumadım
not to put too fine a point on it expr. doğrusunu söylemek gerekirse
too many expr. çok fazla miktarda
for far too brief a time expr. çok çok kısa bir süre için
far too soon expr. çok erken
too many expr. çok fazla
too many expr. fazla
too many cooks in the kitchen [us] expr. iki kadın yarım kadın
until it's too late expr. iş işten geçinceye kadar
it's never too late to do well expr. iyi yapmak için hiçbir zaman çok geç değildir
neither too easy nor too hard expr. ne çok kolay ne çok zor
neither too easy nor too difficult expr. ne çok kolay ne çok zor
don't get too big for your boots expr. kendini dev aynasında görme
don't get too big for your boots expr. kendini bir şey sanma
too many cooks in the kitchen [us] expr. nerde çokluk
too many cooks in the kitchen [us] expr. orda bokluk
not a moment too soon expr. son anda
all-too-familiar expr. pek bilindik
far too numerous expr. sayılamayacak kadar çok
all too common expr. pek bilindik
not a moment too soon expr. son dakikada
happy new year to you too expr. size de mutlu yıllar
happy new year to you too expr. sana da mutlu yıllar
one too many for expr. şaşırtan
none too soon expr. tam zamanında
none too soon expr. ucu ucuna
it is not too much to say that expr. ...dığını söylemek abartı değildir
too many cooks in the kitchen [us] expr. üç kadın hiç kadın
one too many for expr. üstün gelen
not a moment too soon expr. tam zamanında
in the not-too-distant future expr. çok uzak olmayan bir gelecekte
in the not-too-distant future expr. yakın bir zamanda
in the not-too-distant future expr. çok geçmeden
in the not-too-distant future expr. yakın gelecekte
in the not-too-distant future expr. pek yakında
in the not-too-distant future expr. çok yakında
methinks the lady doth protest too much expr. bu kadar karşı çıkıp inkar ediyorsa tam tersi de olabilir bence
methinks thou dost protest too much expr. bu kadar karşı çıkıp inkar ediyorsa tam tersi de olabilir bence
the lady doth protest too much expr. kadın biraz fazla itiraz ediyor gibi
the lady doth protest too much, methinks expr. bu kadar karşı çıkıp inkar ediyorsa tam tersi de olabilir bence
thou dost protest too much, methinks expr. bu kadar karşı çıkıp inkar ediyorsa tam tersi de olabilir bence
Proverb
too many cooks spoil the broth horozu çok olan köyün sabahı geç olur
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı olmaz
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yoktur
you are never too old to learn öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir
too little too late iş işten geçti
too little too late çok geç
too little too late bu saatten sonra artık çok zor
too little too late geçti bor'un pazarı sür eşeğini niğde'ye
too many cooks spoil the stew nerede çokluk orada bokluk
too many cooks spoil the stew horozu çok olan köyde sabah geç olur
too many cooks spoil the broth horozu çok olan köyde sabah geç olur
too many cooks spoil the broth nerede çokluk orada bokluk
you cannot have your cake and eat it too hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
have too much of a good thing sevilen şeyler çok tüketilirse eskisi kadar zevk vermeyebilir
it is never too late to learn öğrenmenin yaşı yoktur
it is never too late to learn öğrenmenin yaşı yok
you are never too old to learn öğrenmenin yaşı yok
too many chiefs, not enough indians sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa?
this too shall pass bu da geçer
too many chiefs and not enough indians sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa?
too many cooks spoil the soup horozu çok olan köyde sabah geç olur
too many cooks spoil the soup nerede çokluk orada bokluk
too many cooks spoil the broth nerede çokluk orda bokluk
the pitcher will go to the well once too often çekirge bir sıçrar iki sıçrar
the pitcher will go to the well once too often bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, üçüncüde yakalanırsın çekirge
the pitcher will go to the well once too often hiçbir şey sonsuza kadar sürmez
the pitcher will go to the well once too often sonsuza kadar şansın yaver gitmez
you can have too much of a good thing azı karar çoğu zarar
you can have too much of a good thing bu kadarı da biraz çok
you can have too much of a good thing aşırıya da kaçmamak gerek
you can have too much of a good thing bir şeyin cılkını/suyunu da çıkarmamak gerek
you can have too much of a good thing bir şeyi fazla abartmamak gerek
you can have too much of a good thing her şey ölçüsünde ve kararında güzel
(there are) too many chiefs and not enough indians emir veren çok, çalışan yok
(there are) too many chiefs and not enough indians sen ağa, ben ağa, bu ineği kim sağa?
(there are) too many chiefs and not enough indians sen ağa, ben ağa, inekleri kim sağa?
a little too late is much too late biraz bile gecikse iş işten geçmiş olur/demektir
a little too late is much too late gecikme gecikmedir
a little too late is much too late gecikmenin azı çoğu yoktur
too busy fighting alligators to drain the swamp ağaçlara bakarken ormanı görememek
too busy fighting alligators to drain the swamp küçük şeylerle/ayrıntılarla meşgul olmaktan asıl amacı kaçırmak/ıskalamak
too busy fighting alligators to drain the swamp küçük şeylerle/ayrıntılarla uğraşmaktan bir türlü sadede gelememek
too busy fighting alligators to drain the swamp ağaçlara bakarken ormanı görememek
too busy fighting alligators to drain the swamp küçük şeylerle/ayrıntılarla meşgul olmaktan asıl amacı kaçırmak/ıskalamak
too busy fighting alligators to drain the swamp küçük şeylerle/ayrıntılarla uğraşmaktan bir türlü sadede gelememek
it is never too late to repent zararın neresinden dönersen kardır
more than enough is too much gereğinden fazla çok fazla demektir
more than enough is too much yeterinden fazlası çok fazla demektir
more than enough is too much yeterinden/gereğinden fazlası aşırıya kaçmaktır
more than enough is too much ihtiyaç fazlası aşırı demektir
more than enough is too much ihtiyaç fazlasıysa gereksizdir
too much of anything is good for nothing her şeyin fazlası zarar
you can't eat your cake and have it (too) hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
you can't have your cake and eat it(, too) hem pastam dursun hem karnım doysun diyemezsin
Colloquial
too many chores i. bir sürü angarya iş
too many attempts i. çok sayıda girişim
too many attempts i. birçok girişim
the not-too-distant future i. yakın zaman
the not-too-distant future i. yakın gelecek
the not-too-distant future i. çok da uzak olmayan gelecek
miss too much f. burnunda tütmek
have had one too many f. içkiyi fazla kaçırmış olmak
have had one too many f. çok sarhoş olmak
have had one too many f. çok içmiş olmak
have too f. yapmış olmak
have too f. bir şeyi yapmış olmak
put too much on (something) f. (bir şeye) gereğinden fazla anlam yüklemek
put too much on (something) f. (bir şeyi) gereğinden fazla ciddiye almak
put too much on (something) f. (bir şeye) aşırı tepki göstermek
put too much on (something) f. (bir şeyi) olduğundan fazla önemsemek
put too much on it f. çok fazla titizlenmek
put too much on it f. çok fazla üstüne düşmek
put too much on it f. gereğinden fazla önemsemek/ciddiye almak
know too much f. çok fazla şey/ayrıntı bilmek
know too much f. çok fazla bilgisi olmak
know too much f. gereğinden fazla şey/ayrıntı bilmek
know too much f. çok fazla önemli bilgiye sahip olmak
know too much f. bilmemesi gereken şeyleri bilmek
know too much f. öylece salınıp hayatına normal devam etmesine izin verilemeyecek kadar fazla şey bilmek
be too f. öyle olmak/yapmak
be too many for f. için çok fazla olmak
be too many for f. için çok sayıda olmak
be too many for (someone) f. (biri) için çok fazla olmak
be too many for (someone) f. (birinin) baş edemeyeceği kadar çok olmak
be too many for (someone) f. (birinin) gücünü/kapasitesini aşmak
be too much (for somebody) f. (birinden) daha iyi/güçlü olmak
be too much (for somebody) f. (birini) alt etmek
be too much (for somebody) f. (birini) yenmek
be too much (for somebody) f. (birine) üstün gelmek
be too much (for somebody) f. (birini) aşmak
be too much (for somebody) f. (birinin) gücünün/kapasitesinin üstünde olmak
be too much (for somebody) f. (biri için) fazla olmak
be too much (for somebody) f. (biri için) sinir bozucu olmak
be too much (for somebody) f. (biri için) zor olmak
be too much (for somebody) f. (birinin) yapabileceğinin üstünde/fazlası olmak
be too much (for somebody) f. (biri için) dayanılmaz/katlanılmaz olmak
be too much (for somebody) f. (biri için) kabul/tahammül edilemez olmak
carry too far f. abartmak
carry too far f. fazla uzatmak
have had a few (too many) f. içkiyi fazla kaçırmak
have had a few (too many) f. sarhoş olmak
have had a few (too many) f. çok içmek
have had a few (too many) f. kafayı bulmak
too-too s. aşırı
too-too s. makul sınırın ötesinde
too-too s. abartılı
none-too-pleasant s. hiç keyifli görünmeyen
none-too-pleasant s. hiç zevkli olmayan
all-too-obvious s. çok bariz
too drunk to drive s. arabayı süremeyecek kadar sarhoş
too easy s. çok kolay
one too many s. haddinden fazla içmiş
too easy s. oldukça kolay
too-too zf. gereğinden fazla
too-too zf. haddinden fazla
too-too zf. bokunu çıkararak
a bit too much zf. çok fazla
a bit too much zf. haddinden fazla
a bit too much zf. aşırı
a bit too much zf. abartı
too early zf. çok erken
you're too much! expr. fazla oldun!
you're too much! expr. çok hoşsun/komiksin!
you're too much! expr. çok sıktın!
too big for one’s boots expr. aşırı gururlu
too big for one’s boots expr. aşırı kibirli
one too many expr. birbiri ardına (içki vb)
all too often expr. beklenenden çok daha fazla
without putting too fine a point on it expr. bu konu üzerinde (çok/gereğinden) fazla durmadan
all too familiar expr. çok tanıdık
isn't it too late? expr. çok geç olmadı mı?
not too early expr. çok erken olmasın
sorry dude too long didn't read it (tldr) expr. çok uzundu okumadım dostum
too much expr. çok fazla
isn't it too late? expr. çok geç değil mi?
too weak to survive expr. hayatta kalamayacak kadar zayıf
all too often expr. her zamankinden çok daha fazla
one too many expr. fazlasıyla
eat one's cake and have it too expr. hem pastam dursun hem karnım doysun
one too many expr. fazlalık
too easy expr. fazlasıyla kolay
have one's cake and eat it too expr. hem karnım doysun hem pastam dursun
eat one's cake and have it too expr. hem karnım doysun hem pastam dursun
have one's cake and eat it too expr. hem pastam dursun hem karnım doysun
too soon to talk about expr. hakkında konuşmak için çok erken
people say I talk too much expr. insanlar çok konuştuğumu söyler
one too many expr. içkiyi fazla kaçırmış
too big for one’s boots expr. kendini bir şey zanneden
I have too much at stake expr. kaybedecek çok şeyim var
one too many expr. kalabalık eden
not too long ago expr. kısa süre önce
all too often expr. olması gerekenden daha çok
sorry dude too long didn't read it (tldr) expr. okumadım kardeş durumumuz yoktu
too much water under the bridge expr. o günler geride kaldı
too big for one’s boots expr. kendini çok beğenmiş
isn't it too late? expr. saat çok geç değil mi?
tomorrow may be too late expr. yarın çok geç olabilir
all too often expr. umulandan daha çok
three days could be too late expr. üç gün çok geç olabilir
tomorrow might be too late expr. yarın çok geç olabilir
a (damn) sight too (something) expr. çok
a (damn) sight too (something) expr. çok fazla
a (damn) sight too (something) expr. epey
a (damn) sight too (something) expr. öylesine
a (damn) sight too (something) expr. aşırı
a (damn) sight too (something) expr. aşırı derecede
a (damn) sight too (something) expr. zibil gibi
a (damn) sight too (something) expr. inanılmaz derecede/sayıda
none too clever expr. hiç zeki değil
none too happy expr. hiç mutlu değil
too funny for words expr. çok komik
too funny for words expr. kelimelerle anlatılamayacak/ifade edilemeyecek kadar komik
too sad for words expr. çok üzücü
too sad for words expr. kelimelerle anlatılamayacak/ifade edilemeyecek kadar üzücü
do too expr. tabii ki
do too expr. olmaz olur mu
do too expr. yapmaz, etmez olur muyum
didn't care too hard expr. pek karşı çıkmamış
didn't care too hard expr. pek itiraz etmemiş
didn't care too hard expr. pek umursamamış
didn't care too hard expr. fark etmez
didn't care too hard expr. umurunda değil
too hot to hold (someone) expr. (birisi) için tehlikeli bir yer
too hot to hold (someone) expr. polis kaynayan yer
too hot to hold (someone) expr. (bir kaçağın/suçlunun) barınamayacağı yer
too hot to hold (someone) expr. (bir kaçağın/suçlunun) fark edilmeden yaşamasının mümkün olmadığı yer
too hot to hold (someone) expr. (birinin) barındırılmayacağı yer
too hot to hold you expr. senin için tehlikeli bir yer
too hot to hold you expr. polis kaynayan yer
too hot to hold you expr. bir kaçak/suçlu olarak barınamayacağın yer
too hot to hold you expr. bir kaçağın/suçlu olarak fark edilmeden yaşamanın mümkün olmadığı yer
too hot to hold you expr. barındırılmayacağın yer
not too hot expr. çok iyi değil
not too hot expr. çok da iyi değil
not too hot expr. tamamen/çok sağlıklı değil
not too hot expr. çok iyi durumda değil
not too hot expr. o kadar da iyi değil
not too hot expr. sanıldığı kadar iyi değil
not too hot expr. pek/çok iyi değil
not too hot expr. pek/çok iyi durumda değil
not too hot expr. pek/çok sağlıklı değil
if it sounds too good to be true, it probably is expr. eğer kulağa gerçek olamayacak kadar iyi geliyorsa, muhtemelen gerçek değildir