| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | while bağ. | sırasında | ||
|
While we were in Uzbekistan, we also met the British Ambassador, Craig Murray. Özbekistan'da bulunduğumuz sırada İngiliz Büyükelçisi Craig Murray ile de görüştük. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | while bağ. | iken | ||
|
Labour costs are high while at the same time there is considerable unemployment in Europe. Avrupa'da önemli ölçüde işsizlik var iken iş gücü maliyetleri de yüksektir. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | while bağ. | olduğu halde | ||
| Genel | ||||
| Genel | while i. | müddet | ||
|
Quinn waited a while before answering his text. Quinn mesajına cevap vermeden önce bir müddet bekledi. More Sentences |
||||
| Genel | while i. | süre | ||
|
I will now speak Swedish for a little while. Şimdi kısa bir süre İsveççe konuşacağım. More Sentences |
||||
| Genel | while i. | vakit | ||
|
This may take me a while. Bu biraz vaktimi alabilir. More Sentences |
||||
| Genel | while i. | zaman | ||
|
This is quite a while ago now. Bu oldukça uzun bir zaman önceydi. More Sentences |
||||
| Genel | while f. | vakit geçirmek | ||
|
They whiled away the time watching movies and eating popcorn. Film izleyerek ve patlamış mısır yiyerek vakit geçirdiler. More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | hazır | ||
|
While you are at it, check out all the ports. Hazır başlamışken tüm bağlantı noktalarını kontrol edin. More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | sırasında | ||
|
While we were in Uzbekistan, we also met the British Ambassador, Craig Murray. Özbekistan'da bulunduğumuz sırada İngiliz Büyükelçisi Craig Murray ile de görüştük. More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | esnasında | ||
|
Steiger discovered this while working on a book on space. Steiger bunu uzay hakkında bir kitap üzerinde çalıştığı esnada keşfetti. More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | -ken | ||
|
Would you take care of my dog while I'm on a business trip? Ben iş seyahatindeyken köpeğime sen bakar mısın? More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | ise | ||
|
This bike looks cool, while the other seems more comfortable. Bu bisiklet havalı duruyor, diğeri ise daha rahat gibi. More Sentences |
||||
| Genel | while bağ. | olmasına rağmen | ||
|
While there were lots to eat, she didn't offer us drinks. Yiyecek çok şey olmasına rağmen, bize içki teklif etmedi. More Sentences |
||||
| Genel | while i. | kısa zaman | ||
| Genel | while i. | (bir eylemin gerçekleştirilmesi için) gerekli zaman dilimi | ||
| Genel | while i. | (bir eylem için) harcanan çaba ve zaman | ||
| Genel | while f. | (vakti) boşa geçirmek | ||
| Genel | while f. | (vakti) hoş geçirmek | ||
| Genel | while zf. | bazen | ||
| Genel | while bağ. | oysa | ||
| Genel | while bağ. | -iken | ||
| Genel | while bağ. | -e rağmen | ||
| Genel | while bağ. | -e karşın | ||
| Genel | while bağ. | -diği halde | ||
| Genel | while bağ. | -mekle birlikte | ||
| Genel | while bağ. | halbuki | ||
| Genel | while bağ. | süresince | ||
| Genel | while bağ. | olmakla beraber | ||
| Genel | while bağ. | olduğu sırada | ||
| Bilgisayar | ||||
| Bilgisayar | while expr. | koşul | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | while i. | sıkıntılı dönem | ||