| Inglés | Turco | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | deal n. | anlaşma | ||
|
We made a deal with the store to sell our products there. Ürünlerimizi orada satmak üzere mağazayla anlaşma yaptık. More Sentences |
||||
| Common Usage | deal v. | iş yapmak | ||
|
The soul of commerce is upright dealing. Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır. More Sentences |
||||
| Common Usage | deal v. | davranmak | ||
|
We must deal fairly with these people. Bu insanlara karşı adil davranmalıyız. More Sentences |
||||
| Common Usage | deal v. | (bir sorunla) ilgilenmek | ||
|
We must deal directly with the problem and that is town and country planning. Sorunla doğrudan ilgilenmeliyiz ve bu da şehir ve ülke planlamasıdır. More Sentences |
||||
| Common Usage | deal n. | oyun kağıtlarını dağıtma | ||
| Common Usage | deal v. | dağıtmak | ||
| Common Usage | deal v. | ilgilenmek | ||
| General | ||||
| General | deal n. | muamele | ||
|
There is no doubt in my mind that he has been given a raw deal. Kendisine hak etmediği bir muamele yapıldığına dair hiçbir şüphem yok. More Sentences |
||||
| General | deal n. | iş | ||
|
I don't intend to make a deal with the devil. Şeytanın tekiyle iş birliği yapmaya niyetim yok. More Sentences |
||||
| General | deal n. | çam kerestesi | ||
|
This is my new deal cabinet. Bu benim çam kerestesinden yapılmış yeni dolabım. More Sentences |
||||
| General | deal n. | büyük miktar | ||
|
The gambler lost a good deal of money. Kumarbaz büyük miktarda para kaybetti. More Sentences |
||||
| General | deal n. | büyük ölçü | ||
|
They also involve a great deal of uncertainty. Ayrıca büyük ölçüde belirsizlik içerirler. More Sentences |
||||
| General | deal n. | tedavi | ||
|
The new deal will make the farmer's quality of life better. Yeni tedavi çiftçinin yaşam kalitesini daha iyi hale getirecek. More Sentences |
||||
| General | deal n. | (oyun) kağıt dağıtma | ||
|
You miscounted the cards; we need a new deal. Kartları yanlış saymışsın, yeniden dağıtmamız lazım. More Sentences |
||||
| General | deal v. | değinmek | ||
|
With regard to the administrative appropriations in the budget, I should like to deal with two more points. Bütçedeki idari ödeneklerle ilgili olarak iki noktaya daha değinmek istiyorum. More Sentences |
||||
| General | deal v. | vurmak | ||
|
The blow that this would deal to our countries could contribute to destabilising them even further. Bunun ülkelerimize vuracağı darbe, onları daha da istikrarsızlaştırmaya zemin hazırlayabilir. More Sentences |
||||
| General | deal v. | dağıtmak (iskambil kağıtlarını) | ||
|
Five cards are dealt to the player and the player is given the opportunity to hold or discard any of the cards. Oyuncuya beş kart dağıtılır ve oyuncuya kartlardan herhangi birini tutma veya atma fırsatı verilir. More Sentences |
||||
| General | deal v. | vermek | ||
|
If life deals you lemons, make lemonade. Hayat sana limonlar veriyorsa, limonata yap. More Sentences |
||||
| General | deal v. | ele almak | ||
|
Once again, the report will deal with matters of abuse of trademarks. Rapor bir kez daha ticari markaların kötüye kullanımı konularını ele alacaktır. More Sentences |
||||
| General | deal v. | satmak | ||
|
At that store, they deal in fish and meat. O mağazada balık ve et satıyorlar. More Sentences |
||||
| General | deal v. | uğraşmak | ||
|
They deal in one or more sports. Bir veya daha fazla sporla uğraşırlar. More Sentences |
||||
| General | deal v. | kağıtları dağıtmak | ||
|
It's your turn to deal. Kağıtları dağıtmak için sıra sende. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | deal n. | iş | ||
|
I don't intend to make a deal with the devil. Şeytanın tekiyle iş birliği yapmaya niyetim yok. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | deal n. | pazarlık | ||
|
Surely humanity cannot be reduced to the level of political wheeling and dealing. Şüphesiz insanlık, siyasi çark ve pazarlık düzeyine indirgenemez. More Sentences |
||||
| Trade/Economic | deal v. | iş yapmak | ||
|
The soul of commerce is upright dealing. Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır. More Sentences |
||||
| Politics | ||||
| Politics | deal n. | anlaşma | ||
|
We made a deal with the store to sell our products there. Ürünlerimizi orada satmak üzere mağazayla anlaşma yaptık. More Sentences |
||||
| Politics | deal n. | sözleşme | ||
|
Jose Mourinho has extended his deal with Real Madrid until 2016. Jose Mourinho Real Madrid ile olan sözleşmesini 2016 yılına kadar uzattı. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | deal n. | iskambil kağıtlarını dağıtma | ||
| General | deal n. | davranış | ||
| General | deal n. | miktar | ||
| General | deal n. | tacir | ||
| General | deal n. | tüccar | ||
| General | deal n. | kağıt dağıtma | ||
| General | deal n. | çam tahtası | ||
| General | deal n. | daha da fazla olma | ||
| General | deal n. | mukavele | ||
| General | deal n. | yöntem | ||
| General | deal n. | çam kalas | ||
| General | deal n. | alışveriş | ||
| General | deal n. | pay | ||
| General | deal n. | hisse | ||
| General | deal n. | çok sayıda olan şey | ||
| General | deal n. | büyük oran | ||
| General | deal n. | uyuşturucu satışı | ||
| General | deal v. | meşgul olmak | ||
| General | deal v. | uyuşturucu işi yapmak | ||
| General | deal v. | kağıt dağıtmak | ||
| General | deal v. | yerleştirmek | ||
| General | deal v. | oyun kağıdı dağıtmak | ||
| General | deal v. | alışveriş etmek | ||
| General | deal v. | paylaştırmak | ||
| General | deal v. | bölmek | ||
| General | deal v. | hakkından gelmek | ||
| General | deal v. | ticaret yapmak | ||
| General | deal v. | pazarlık etmek | ||
| General | deal v. | anlaşmak | ||
| Irregular Verb | ||||
| Irregular Verb | deal v. | dealt - dealt | ||
| Colloquial | ||||
| Colloquial | deal expr. | nefis bir olay! | ||
| Colloquial | deal expr. | tamam | ||
| Trade/Economic | ||||
| Trade/Economic | deal n. | alışveriş | ||
| Trade/Economic | deal n. | dağıtım | ||
| Trade/Economic | deal n. | fiyat (belirli bir ürün sınıfı için özel uygulanan) | ||
| Trade/Economic | deal n. | ticaret | ||
| Trade/Economic | deal v. | iştigal etmek | ||
| Trade/Economic | deal v. | ticaret yapmak | ||
| Computer | ||||
| Computer | deal expr. | dağıt | ||
| Geography | ||||
| Geography | deal n. | new jersey eyaletinde yerleşim yeri | ||
| Geography | deal n. | ingiltere'de yerleşim yeri | ||
| Basketball | ||||
| Basketball | deal n. | hücum sahasında oyuncuların pas yapması | ||