deal - Turco Inglés Diccionario

deal

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

deal — Definition

Significado:
anlaşma, anlaşmak, pay
Pronunciación (IPA):
(AmE /diːl/ – BrE /diːl/)
Categoría gramatical:
İsim: deal (deals); Düzensiz Fiil: deal (deals – dealt – dealt - dealing)
Sinónimo:
agreement, handle
Antónimos:
dispute, ignore

Significados de "deal" en diccionario turco inglés : 69 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
deal n. anlaşma
We made a deal with the store to sell our products there.
Ürünlerimizi orada satmak üzere mağazayla anlaşma yaptık.

More Sentences
deal v. iş yapmak
The soul of commerce is upright dealing.
Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

More Sentences
deal v. davranmak
We must deal fairly with these people.
Bu insanlara karşı adil davranmalıyız.

More Sentences
deal v. (bir sorunla) ilgilenmek
We must deal directly with the problem and that is town and country planning.
Sorunla doğrudan ilgilenmeliyiz ve bu da şehir ve ülke planlamasıdır.

More Sentences
deal n. oyun kağıtlarını dağıtma
deal v. dağıtmak
deal v. ilgilenmek
General
deal n. muamele
There is no doubt in my mind that he has been given a raw deal.
Kendisine hak etmediği bir muamele yapıldığına dair hiçbir şüphem yok.

More Sentences
deal n.
I don't intend to make a deal with the devil.
Şeytanın tekiyle birliği yapmaya niyetim yok.

More Sentences
deal n. çam kerestesi
This is my new deal cabinet.
Bu benim çam kerestesinden yapılmış yeni dolabım.

More Sentences
deal n. büyük miktar
The gambler lost a good deal of money.
Kumarbaz büyük miktarda para kaybetti.

More Sentences
deal n. büyük ölçü
They also involve a great deal of uncertainty.
Ayrıca büyük ölçüde belirsizlik içerirler.

More Sentences
deal n. tedavi
The new deal will make the farmer's quality of life better.
Yeni tedavi çiftçinin yaşam kalitesini daha iyi hale getirecek.

More Sentences
deal n. (oyun) kağıt dağıtma
You miscounted the cards; we need a new deal.
Kartları yanlış saymışsın, yeniden dağıtmamız lazım.

More Sentences
deal v. değinmek
With regard to the administrative appropriations in the budget, I should like to deal with two more points.
Bütçedeki idari ödeneklerle ilgili olarak iki noktaya daha değinmek istiyorum.

More Sentences
deal v. vurmak
The blow that this would deal to our countries could contribute to destabilising them even further.
Bunun ülkelerimize vuracağı darbe, onları daha da istikrarsızlaştırmaya zemin hazırlayabilir.

More Sentences
deal v. dağıtmak (iskambil kağıtlarını)
Five cards are dealt to the player and the player is given the opportunity to hold or discard any of the cards.
Oyuncuya beş kart dağıtılır ve oyuncuya kartlardan herhangi birini tutma veya atma fırsatı verilir.

More Sentences
deal v. vermek
If life deals you lemons, make lemonade.
Hayat sana limonlar veriyorsa, limonata yap.

More Sentences
deal v. ele almak
Once again, the report will deal with matters of abuse of trademarks.
Rapor bir kez daha ticari markaların kötüye kullanımı konularını ele alacaktır.

More Sentences
deal v. satmak
At that store, they deal in fish and meat.
O mağazada balık ve et satıyorlar.

More Sentences
deal v. uğraşmak
They deal in one or more sports.
Bir veya daha fazla sporla uğraşırlar.

More Sentences
deal v. kağıtları dağıtmak
It's your turn to deal.
Kağıtları dağıtmak için sıra sende.

More Sentences
Trade/Economic
deal n.
I don't intend to make a deal with the devil.
Şeytanın tekiyle birliği yapmaya niyetim yok.

More Sentences
deal n. pazarlık
Surely humanity cannot be reduced to the level of political wheeling and dealing.
Şüphesiz insanlık, siyasi çark ve pazarlık düzeyine indirgenemez.

More Sentences
deal v. iş yapmak
The soul of commerce is upright dealing.
Ticaretin ruhu dürüst iş yapmaktır.

More Sentences
Politics
deal n. anlaşma
We made a deal with the store to sell our products there.
Ürünlerimizi orada satmak üzere mağazayla anlaşma yaptık.

More Sentences
deal n. sözleşme
Jose Mourinho has extended his deal with Real Madrid until 2016.
Jose Mourinho Real Madrid ile olan sözleşmesini 2016 yılına kadar uzattı.

More Sentences
General
deal n. iskambil kağıtlarını dağıtma
deal n. davranış
deal n. miktar
deal n. tacir
deal n. tüccar
deal n. kağıt dağıtma
deal n. çam tahtası
deal n. daha da fazla olma
deal n. mukavele
deal n. yöntem
deal n. çam kalas
deal n. alışveriş
deal n. pay
deal n. hisse
deal n. çok sayıda olan şey
deal n. büyük oran
deal n. uyuşturucu satışı
deal v. meşgul olmak
deal v. uyuşturucu işi yapmak
deal v. kağıt dağıtmak
deal v. yerleştirmek
deal v. oyun kağıdı dağıtmak
deal v. alışveriş etmek
deal v. paylaştırmak
deal v. bölmek
deal v. hakkından gelmek
deal v. ticaret yapmak
deal v. pazarlık etmek
deal v. anlaşmak
Irregular Verb
deal v. dealt - dealt
Colloquial
deal expr. nefis bir olay!
deal expr. tamam
Trade/Economic
deal n. alışveriş
deal n. dağıtım
deal n. fiyat (belirli bir ürün sınıfı için özel uygulanan)
deal n. ticaret
deal v. iştigal etmek
deal v. ticaret yapmak
Computer
deal expr. dağıt
Geography
deal n. new jersey eyaletinde yerleşim yeri
deal n. ingiltere'de yerleşim yeri
Basketball
deal n. hücum sahasında oyuncuların pas yapması

Significados de "deal" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
a great deal of money n. çok para
big deal n. büyük mesele
big deal n. büyük iş
big deal n. çok önemli
good deal n. birçok
great deal n. çok şey
good deal n. iyi el
no big deal n. önemsiz şey
square deal n. dürüst pazarlık
fair deal n. dürüst pazarlık
square deal n. insaflı davranış
someone with a great deal of experience n. feleğin çemberinden geçmiş
a big deal n. büyük marifet
deal at arm's length with someone n. bir işlemin tarafların birbirleriyle ilişkisi yokmuş gibi yürütülmesi
unfair deal n. haksız muamele
unfair deal n. kazık (yeme)
unfair deal n. üçkağıt
same deal as before n. önceki anlaşmanın aynısı
last minute deal n. son dakika anlaşması
negotiated deal n. müzakere edilerek varılan anlaşma
two-for-one deal n. bir alana bir bedava
binding deal n. bağlayıcı anlaşma
attempt to deal n. anlaşma girişimi
new deal n. yeniden değerlendirme
great deal n. çok sayı
great deal n. büyük miktar
package deal n. teklif veya aday kabulünün bir diğerinin kabulüne dayandırılması
package deal n. anlaşma paketi ile sağlanan hizmet ve ürünler
four-deal bridge n. dört el oynanan bir briç çeşidi
deal something out v. paylaştırmak
make a deal v. anlaşma sağlamak
do a deal v. anlaşmaya bağlamak
make a deal v. uzlaşmak
deal out v. dağıtmak
strike a deal v. anlaşma yapmak
give someone a raw deal v. birine haksızlık etmek
deal with v. hakkından gelmek
deal somebody a blow v. oturtmak
deal in v. ticareti yapmak
make a deal v. anlaşma yapmak
deal with something v. ilgili olmak
deal with v. üstesinden gelmek
deal a blow to v. darbe indirmek
do a deal v. anlaşma sağlamak
make a deal v. anlaşmaya bağlamak
deal with v. baş etmek
deal with something v. hakkında olmak
make a deal v. anlaşma gerçekleştirmek
close the deal v. anlaşmaya varmak
deal in something v. ticareti yapmak
deal with the matter v. konuyla ilgilenmek
make a deal v. kontrat yapmak
do a deal v. anlaşma gerçekleştirmek
deal with v. ile alışveriş etmek
deal with v. müşterisi olmak
make a great deal of noise v. patırtı etmek
deal in something v. alıp satmak
deal with v. halletmek
deal a blow v. geçirmek
give to deal v. indirmek
deal with v. uğraşmak
deal with v. gerekeni yapıp üstesinden gelmek
deal with v. ile ilgilenmek
deal with the problem from many aspects v. konuyu çeşitli açılardan ele almak
pull a fast deal v. hileli iş yapmak
deal somebody a blow v. yumruk atmak
deal a blow at somebody v. yumruk atmak
attract a great deal of attention v. yoğun ilgi görmek
deal with a (subject/matter) entirely v. bütün olarak ele almak
make a big deal out of something v. problem haline getirmek
make a big deal out of something v. sorun haline getirmek
turn it into a big deal v. sorun haline getirmek
turn it into a big deal v. problem haline getirmek
deal in small wares v. tuhafiyecilik yapmak
deal with a customer v. müşteriyle ilgilenmek
deal with a customer v. bir müşteriyle ilgilenmek
make a deal with v. ile anlaşmak
deal death blow v. büyük darbe vurmak
deal major blow v. büyük darbe vurmak
deal big blow v. büyük darbe vurmak
deal major blow v. ağır darbe indirmek
deal great blow v. ağır darbe indirmek
deal big blow v. ağır darbe indirmek
deal with v. alışveriş yapmak
deal in v. alıp satmak
deal with v. ticaret yapmak
deal with v. iş yapmak
deal with someone personally v. özel olarak ilgilenmek
deal with someone privately v. özel olarak ilgilenmek
deal with v. -e değinmek
deal with v. -i idare etmek
deal at arm's length with someone v. biriyle araya mesafe koyarak iş yapmak
deal at arm's length with somebody v. biriyle araya mesafe koyarak iş yapmak
deal in goods v. sağlam addedilmek
make a deal with v. karşılıklı anlaşmaya varmak
attract a great deal of attention v. çok dikkat çekmek
close a deal v. işi bitirmek
close a deal v. anlaşmaya varmak
reach a deal v. anlaşmaya varmak
deal in v. meşgul olmak
deal in options v. primli işler yapmak
deal with v. hesap görmek
deal by v. muamele etmek
deal in commodities v. mal ticareti yapmak
deal with the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle başa çıkmak
deal with the crisis in his own way v. krizle kendi yöntemiyle baş etmek
make some sort of deal to get it back v. geri almak için bir çeşit anlaşma yapmak
receive a great deal of attention v. büyük ilgi görmek
extend the deal v. kontratı uzatmak
extend the deal v. sözleşmeyi uzatmak
deal with what happens v. ne olursa olsun gerekeni yapıp hakkından gelmek
deal with what happens v. olanla başa çıkmak
have a deal v. anlaşmak
try to get a deal on something v. ucuza kapatmaya çalışmak
deal with v. muhatap olmak
ask for a deal v. fiyatta indirim istemek
settle on a deal v. bir anlaşmaya varmak
deal with something v. biri şeyin hakkından, üstesinden gelmek
deal in futures v. malların gelecekteki değeri hakkında spekülasyon yapmak
deal with a problem v. bir problemle uğraşmak
a great deal of adj. pek çok
a great deal of adj. epey
a good deal of adj. epey
great deal of adj. çok miktarda
a good deal of adj. birçok
deal-prone adj. anlaşma eğilimli
a good deal adv. pek çok
a great deal adv. pek çok
a good deal adv. bir hayli
a great deal adv. çok
a good deal adv. birçok
a great deal adv. bir hayli
a good deal adv. çok
a deal too much adv. fazlaca
a good deal adv. hayli
a great deal adv. hayli
big deal! interj. hıh
Phrasals
deal by v. davranmak
deal in v. uygulamak
deal someone into something v. birini bir şeye dahil olmak
deal someone out of something v. kart oyunlarında kart dağıtırken birini es geçmek
deal someone into something v. birini bir işe, projeye katmak
deal someone in v. birini bir şeye dahil olmak
deal someone out of something v. birini bir şeyden çıkarmak
deal (one) into (something) v. (birini bir işe, projeye) katmak
deal someone in v. birini bir işe, projeye katmak
deal someone in v. kart oyunlarında birine kağıt dağıtmak
deal someone out v. kart oyunlarında kart dağıtırken birini es geçmek
deal someone out v. birini bir şeyden çıkarmak
deal (one) in v. (birini) bir işe, projeye katmak