act - Turc Anglais Dictionnaire

act

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

act — Definition

Signification:
eylem, hareket, davranmak, oynamak, yasa
Prononciation (IPA):
(AmE /ækt/ – BrE /ækt/)
Partie du discours:
İsim: act (acts); Fiil: act (acts – acted – acting)
Synonymes:
deed, action, perform
Antonymes:
inaction, refrain, neglect

Sens de "act" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 114 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
act n. eylem
There was no Community directive, but even so a great Europe was formed through an important political act.
Topluluk direktifi yoktu ancak yine de önemli bir siyasi eylemle büyük bir Avrupa oluşturuldu.

More Sentences
act n. yasa
The UK Government, for example, recently introduced a human rights act.
Örneğin Birleşik Krallık Hükümeti kısa bir süre önce bir insan hakları yasası çıkarmıştır.

More Sentences
act v. davranmak
We know that it is a very small one, but it acts big.
Çok küçük olduğunu ama büyük gibi davrandığını biliyoruz.

More Sentences
act v. hareket etmek
We cannot allow him to act as judge and jury here.
Burada yargıç ve jüri olarak hareket etmesine izin veremeyiz.

More Sentences
General
act n. rol
Jane has been acting in movies since she was eleven.
Jane on bir yaşından beri filmlerde rol alıyor.

More Sentences
act n. hareket
Her acts of kindness made her popular among the elderly.
İyiliksever hareketleri onu yaşlılar arasında çok sevilen biri yapıyordu.

More Sentences
act n. davranış
It would be an act of cynicism for Member States to dilute these proposals further.
Üye Devletlerin bu önerileri daha da hafifletmesi alaycı bir davranış olacaktır.

More Sentences
act n. numara
Her crying was just an act.
Ağlaması sadece bir numaraydı.

More Sentences
act n. kanun
In the Netherlands, a ports act is to be tabled, which will improve the situation for Dutch dockers.
Hollanda'da Hollandalı liman işçilerinin durumunu iyileştirecek bir limanlar kanunu görüşülecek.

More Sentences
act n.
I caught her in the act.
Onu üstünde yakaladım.

More Sentences
act n.
I caught her in the act.
Onu üstünde yakaladım.

More Sentences
act n. faaliyet
The Court of Justice is to monitor the legality of the legislative acts.
Adalet Divanı ise yasama faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu denetlemekle görevlidir.

More Sentences
act v. harekete geçmek
We call upon the Ministers of the Interior and of Justice to act with speed.
İçişleri ve Adalet Bakanlarını süratle harekete geçmeye çağırıyoruz.

More Sentences
act v. etki etmek
The injected drug begins to act approximately ten to twelve hours after the injection.
Enjekte edilen ilaç, enjeksiyondan yaklaşık on ila on iki saat sonra etki etmeye başlar.

More Sentences
act v. numarası yapmak
Don't act innocent with me.
Bana masum numarası yapma.

More Sentences
act v. etkilemek
Triamcinolone is a long acting steroid preparation.
Triamsinolon uzun etkili bir steroid preparatıdır.

More Sentences
act v. oynamak
Sami can't sing or act.
Sami şarkı söyleyemez veya oynayamaz.

More Sentences
act v. yapmak
The Ombudsman is there, as we all know, to act as the arbiter in a fair and objective way.
Ombudsman, hepimizin bildiği gibi, adil ve objektif bir şekilde hakemlik yapmak için vardır.

More Sentences
act v. görevini yapmak
We already have people in Harare who are being groomed to act as electoral observers.
Halihazırda Harare'de seçim gözlemcisi olarak görev yapmak üzere yetiştirilen insanlarımız var.

More Sentences
act v. rolünü oynamak
Through the system of frontloading, businesses have acted as an incentive for the rapid take-up of the single currency.
Ön yükleme sistemi sayesinde işletmeler, ortak para biriminin hızla benimsenmesi için teşvik edici bir rol oynamıştır.

More Sentences
act v. rol oynamak
We know that it is a very small one, but it acts big.
Çok küçük olduğunu biliyoruz ama büyük bir rol oynuyor.

More Sentences
act v. rol almak
Paris Hilton has acted in several movies.
Paris Hilton birçok filmde rol aldı.

More Sentences
act v. davranmak
We know that it is a very small one, but it acts big.
Çok küçük olduğunu ama büyük gibi davrandığını biliyoruz.

More Sentences
act v. faaliyet göstermek
At the moment, dealers can only act for one manufacturer.
Şu anda, bayiler yalnızca bir üretici için faaliyet gösterebilmektedir.

More Sentences
act v. görevini yerine getirmek
Meeting in public when the Council acts in its legislative capacity is one of them.
Konseyin yasama görevini yerine getirirken halka açık olarak toplanması da bunlardan biridir.

More Sentences
Trade/Economic
act n.
I caught her in the act.
Onu üstünde yakaladım.

More Sentences
act n. kanun
In the Netherlands, a ports act is to be tabled, which will improve the situation for Dutch dockers.
Hollanda'da Hollandalı liman işçilerinin durumunu iyileştirecek bir limanlar kanunu görüşülecek.

More Sentences
Law
act n. eylem
There was no Community directive, but even so a great Europe was formed through an important political act.
Topluluk direktifi yoktu ancak yine de önemli bir siyasi eylemle büyük bir Avrupa oluşturuldu.

More Sentences
act n. hareket
Her acts of kindness made her popular among the elderly.
İyiliksever hareketleri onu yaşlılar arasında çok sevilen biri yapıyordu.

More Sentences
act n. kanun
In the Netherlands, a ports act is to be tabled, which will improve the situation for Dutch dockers.
Hollanda'da Hollandalı liman işçilerinin durumunu iyileştirecek bir limanlar kanunu görüşülecek.

More Sentences
act n. yasa
The UK Government, for example, recently introduced a human rights act.
Örneğin Birleşik Krallık Hükümeti kısa bir süre önce bir insan hakları yasası çıkarmıştır.

More Sentences
act v. hareket etmek
We cannot allow him to act as judge and jury here.
Burada yargıç ve jüri olarak hareket etmesine izin veremeyiz.

More Sentences
Politics
act n. eylem
There was no Community directive, but even so a great Europe was formed through an important political act.
Topluluk direktifi yoktu ancak yine de önemli bir siyasi eylemle büyük bir Avrupa oluşturuldu.

More Sentences
act n. hareket
Her acts of kindness made her popular among the elderly.
İyiliksever hareketleri onu yaşlılar arasında çok sevilen biri yapıyordu.

More Sentences
act n. kanun
In the Netherlands, a ports act is to be tabled, which will improve the situation for Dutch dockers.
Hollanda'da Hollandalı liman işçilerinin durumunu iyileştirecek bir limanlar kanunu görüşülecek.

More Sentences
act n. senet (devletlerarası ilişkilerde imzalanan bir antlaşma hükmü)
Declaration 35 annexed to the Final Act of the Treaty of Amsterdam serves a similar purpose.
Amsterdam Antlaşması Nihai Senedine ekli 35 sayılı Bildiri de benzer bir amaca hizmet etmektedir.

More Sentences
act n. yasa
The UK Government, for example, recently introduced a human rights act.
Örneğin Birleşik Krallık Hükümeti kısa bir süre önce bir insan hakları yasası çıkarmıştır.

More Sentences
Art
act n. perde
The play was a comedy in three acts.
Oyun üç perdelik bir komediydi.

More Sentences
Theatre
act n. perde
The play was a comedy in three acts.
Oyun üç perdelik bir komediydi.

More Sentences
act v. rol yapmak
He likes to act.
Rol yapmayı sever.

More Sentences
act v. rol oynamak
We know that it is a very small one, but it acts big.
Çok küçük olduğunu biliyoruz ama büyük bir rol oynuyor.

More Sentences
General
act n. fiil
act n. amel
act n. resmi yazı
act n. yapılmış bir şey
act n. ameliye
act n. rol yapma
act n. akt
act n. bir şeyi yapma işi
act n. sahne
act n. etkileme
act n. etki
act n. edim
act n. muamele
act n. gösteri grubu
act n. (oyunda) perde
act n. kayıt
act n. gösteri yapan grup
act n. gösteri grubu
act n. kısa gösteri
act n. ufak gösteri
act n. (tiyatro oyununda) bölüm
act n. tez/bitirme projesi savunmak
act n. yapmacık davranış
act n. yapmacık hareket
act n. gerçekleşme
act n. olma
act n. (oyun) perde
act n. gösteri
act n. sanatçı
act n. rol icabı hareket
act v. işlemek
act v. davranışta bulunmak
act v. oynamak (rol)
act v. numara yapmak
act v. tesir etmek
act v. yalandan yapmak
act v. (rol) oynamak
act v. davranış sergilemek
act v. etkimek
act v. -e etkimek
act v. etkisini göstermek
act v. temsil etmek
act v. sahnelenmeye uygun olmak
act v. sahnelenebilir olmak
act v. sahnelenmeye elverişli olmak
act v. karar verip harekete geçmek
act v. (davranmak) hareket etmek
act v. iş yapmak
act v. (kafa/idrak vb) çalışmak
act v. etkin olmak
act v. sonuç almak
act v. başarmak
act v. elde etmek
act v. yalancıktan yapmak
act v. gösteriş yapmak
act v. (öyleymiş gibi) davranmak
act v. mış gibi davranmak
act v. oyunculuk yapmak
Trade/Economic
act n. akit
act n. yasama kararı
Law
act n. fiil
act n. olay
act n. yasal eylem
Politics
act n. belge
act n. fiil
act n. işlem
Computer
act n. edim
Chemistry
act v. etkimek
Theatre
act n. bölüm
act n. fasıl
act n. oyun
Slang
act n. ayak
act n. cinsel ilişki

Sens de "act" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
act up v. teklemek
act up v. yaramazlık yapmak
General
one act plays n. tek perdelik oyunlar
act of god n. Allahın işi
sexual act n. cinsel birleşme
act of god n. ortaya çıkması önceden kestirilemeyen olay
ratification act n. onay kanunu
illocutionary act n. edimsel eylem
criminal act n. cezai suç
act of god n. doğal afet
procedural act n. adli işlem
children act n. çocuk davranışı
volitional act n. istemli hareket
the necessity to act in conformity of the instructions of the chief responsible for the protection of the building n. bina korunma amirinin talimatlarına uyma zorunluluğu
reflex act n. refleks hareket
failure to act n. hareketsizlik
improper act n. halt
act of filling n. dolduruş
terrorist act n. terörist eylem
act of congress n. yasa
act of oblivion n. genel af
act of grace n. af
sexual act n. cinsel ilişki
performative act n. edimsel eylem
act of god n. zorlayıcı neden
act of adaptation n. uyum senedi
failure to act n. işlemden kaçınma
act of state n. devlet kanunu
act of grace n. bağışlama
final act n. son senet
chivalrous act n. cesur davranış
last act n. son perde
traffic act n. trafik nizamnamesi
citizenship act n. vatandaşlık kanunu
act of war n. savaş nedeni
act of violence n. şiddet olayı
act of war n. savaşın çıkmasına neden olan olay
act of violence n. şiddet eylemi
act of writing n. yazım
class act n. çok kaliteli/etkileyici kimse
clean air act n. havanın temiz tutulması kanunu
act of god n. takdir-i ilahi
speech-act theory n. söz eylem kuramı
one-act plays n. tek perdelik oyunlar
speech-act n. konuşma edimi
speech-act n. söz edimi
speech-act n. söz eylem
constitutional act n. anayasal kanun
act number n. kanun sayısı
hostile act n. hasmane hareket
hostile act n. düşmanca davranış
act of charging with crime n. suçlama
ability to act n. rol becerisi
ability to act n. rol yeteneği
ability to act n. rol kabiliyeti
final act n. kapanış dosyası
circus act n. sirk gösteresi
circus act n. sirk numarası
the act of writing n. yazma edimi
volstead act n. volstead yasası
a deliberate act of terrorism n. kasıtlı bir terör saldırısı
double act n. iki kişilik gösteri
opening act (us) n. konser öncesi ana grup öncesi çıkan grup
opening act (us) n. ön grup
supporting act [uk] n. ön grup
supporting act [uk] n. konser öncesi ana grup öncesi çıkan grup
warm-up act (us) n. ön grup
warm-up act (us) n. konser öncesi ana grup öncesi çıkan grup
part of the act n. rol icabı
act of god n. tabii afet
violent act n. şiddet eylemi
act of terrorism n. terör eylemi
act of contrition n. tövbe etme
act of contrition n. pişmanlık duyma
act of terrorism n. terörizm
balancing act n. (sirk) denge hareketi
balancing act n. (sirk) denge gösterisi
balancing act n. karşıt grup, fikir veya faaliyetlerin dikkatle dengelenmesini gerektiren durum
riot act n. şiddetli kınama
second act n. ikinci perde
immoral act n. ahlaksız eylem
immoral act n. ahlaksız davranış
support act n. esas gösteriden önce performans sergileyen sanatçı
support act n. açılış sanatçısı
fail to act v. savsaklamak
put on an act v. rol yapmak
act childishly v. çocukluk etmek
act modestly v. tevazu göstermek
act insolently v. küstahlık etmek
act up v. arıza çıkarmak
act in a particular manner v. davranış sergilemek
act out v. dışa vurmak
act on behalf of v. adına hareket etmek
act as v. başkasının vazifesini yapmak
act rude v. kabalık etmek
act a fool v. aptal gibi davranmaya başlamak
act a part v. rol almak
act justly v. adalet göstermek
begin to act crazily v. çılgınlaşmak
act in accordance with the instructions v. talimatlara uyarak hareket etmek
act foolishly v. delilik etmek
act against one's principles v. prensiplerinin dışına çıkmak
commit an illegal act v. suç işlemek
act improperly v. aykırı davranmak
read the riot act to v. çıkışmak
act against v. aksine hareket etmek
be caught in the act v. iş üstünde yakalanmak
act as a witness v. şahitlik etmek
act on impulse v. aklına eseni yapmak
act with solidarity v. dayanışmak
act by rote v. ezbere yapmak
act on principle v. prensip olarak yapmak
act as a prostitute v. fuhuş yapmak
act as interpreter v. tercümanlık etmek
act incongruously v. aykırı davranmak
act stupidly v. akılsızlık etmek
act up v. yaramazlık etmek
act foolishly v. cahillik etmek
act stingily v. hasislik etmek
act on a suggestion v. yapılan teklife göre davranmak
act by rote v. ezbere hareket etmek
act rough v. hoyratlık etmek
act foolishly v. düşüncesizlik etmek
act up v. sorun çıkarmak
act thoughtfully v. hesaplı hareket etmek
act well v. iyi rol yapmak
act according to one's whims v. aklına eseni yapmak
be caught in the act of burglary v. hırsızlık yaparken yakalanmak
act greedily v. açgözlülük etmek
act obstinate v. aksilik etmek
put on an act v. caka satmak
act on v. etkilemek
act crazily v. delilenmek
act a part v. rol oynamak
act selfishly v. bencillik etmek
act weird v. tuhaf davranmak
act avuncular v. amcalık etmek
act tactless v. densizlik etmek
act upon instructions v. talimatlara uymak
act wisely v. akıllı davranmak
act stupidly v. enayilik etmek
act peevishly v. aksilenmek
act on someone's advice v. birinin sözüne uymak
put on an act v. hava atmak
act the fool v. salağı oynamak
act the fool v. salağa yatmak
act without thinking v. aklına eseni yapmak
act up v. gösteriş yapmak
act as a witness v. tanıklık etmek
act as v. gibi davranmak