| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | fiddle i. | dolandırıcılık | ||
|
Nobody anticipated Amanda was on the fiddle. Kimse Amanda'nın dolandırıcılık peşinde olduğunu tahmin etmemişti. More Sentences |
||||
| Genel | fiddle i. | keman | ||
|
When he brings along his fiddle, his friends love him playing a tune. Yanında kemanını getirdiğinde, arkadaşları onun şarkı çalmasına bayılıyor. More Sentences |
||||
| Genel | fiddle f. | üzerinde oynama yapmak | ||
|
Mr. Edwards was directed to fiddle the books to avoid the tolls. Geçiş ücretlerinden kaçınmak için Bay Edwards'a defterler üzerinde oynama yapması talimatı verilmiş. More Sentences |
||||
| Genel | fiddle f. | keman çalmak | ||
|
Brian was too shy to fiddle in front of a big audience. Brian büyük bir dinleyici kitlesinin önünde keman çalamayacak kadar utangaçtı. More Sentences |
||||
| Genel | fiddle f. | kurcalamak | ||
|
Kenneth kept fiddling with the cables for his headphones. Kenneth kulaklıklarının kablolarını kurcalamaya devam etti. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | fiddle i. | keman | ||
|
When he brings along his fiddle, his friends love him playing a tune. Yanında kemanını getirdiğinde, arkadaşları onun şarkı çalmasına bayılıyor. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | fiddle f. | keman çalmak | ||
|
Brian was too shy to fiddle in front of a big audience. Brian büyük bir dinleyici kitlesinin önünde keman çalamayacak kadar utangaçtı. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | fiddle f. | üzerinde oynama yapmak | ||
|
Mr. Edwards was directed to fiddle the books to avoid the tolls. Geçiş ücretlerinden kaçınmak için Bay Edwards'a defterler üzerinde oynama yapması talimatı verilmiş. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | fiddle i. | katakulli | ||
| Genel | fiddle i. | üçkağıt | ||
| Genel | fiddle i. | dalavere | ||
| Genel | fiddle i. | korkuluk | ||
| Genel | fiddle i. | zahmetli iş | ||
| Genel | fiddle i. | (mecazen) amelelik | ||
| Genel | fiddle f. | ayrıntılarla ilgilenmek | ||
| Genel | fiddle f. | vaktini boşa harcamak | ||
| Genel | fiddle f. | aylaklık etmek | ||
| Genel | fiddle f. | dolandırmak | ||
| Genel | fiddle f. | dalavere yapmak | ||
| Genel | fiddle f. | oyalanmak | ||
| Genel | fiddle f. | parmak tıkırdatmak | ||
| Genel | fiddle f. | gergin bir şekilde evirip çevirmek | ||
| Genel | fiddle f. | beceriksizce onarmaya çalışmak | ||
| Genel | fiddle f. | karışmak | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | fiddle f. | aylaklık etmek | ||
| Konuşma Dili | fiddle f. | ayrıntılarla ilgilenmek | ||
| Konuşma Dili | fiddle f. | dalavere yapmak | ||
| Konuşma Dili | fiddle f. | vaktini boşa harcamak | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | fiddle i. | masa yalpalığı | ||
| Denizcilik | fiddle i. | kötü havada masadakilerin kayıp düşmesini önlemek için masaya konan bariyer | ||
| Deniz Biyolojisi | ||||
| Deniz Biyolojisi | fiddle i. | iğne | ||