make - Turkish English Dictionary

make

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

make — Definition

Meaning:
yapmak, üretmek
Pronunciation (IPA):
(AmE /meɪk/ – BrE /meɪk/)
Part of speech:
Düzensiz Fiil: make (makes – made – made - making)
Synonyms:
create, produce
Antonyms:
destroy, dismantle

Meanings of "make" in Turkish English Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
make v. yapmak
Her self-confidence and deep experience make her a natural leader.
Özgüveni ve derin deneyimi onu doğuştan bir lider yapıyor.

More Sentences
General
make n. üretim
Apple does indeed make high quality products.
Apple gerçekten kaliteli ürünler üretiyor.

More Sentences
make n. marka
They sell all makes of cell phones.
Her marka cep telefonu satıyorlar.

More Sentences
make v. düzenlemek
They made an assault on the summit.
Onlar zirveye bir saldırı düzenlediler.

More Sentences
make v. olmak
It would make a lot more sense.
Bu çok daha mantıklı olurdu.

More Sentences
make v. sağlamak
Such a Europe must make the United States change its attitude on one key issue.
Böyle bir Avrupa, ABD'nin temel bir konudaki tutumunu değiştirmesini sağlamalıdır.

More Sentences
make v. mecbur etmek
I was made to go there.
Oraya gitmeye mecbur edildim.

More Sentences
make v. zorlamak
You can't make Tom help if he doesn't want to.
İstemiyorsa Tom'u yardım etmeye zorlayamazsın.

More Sentences
make v. düzeltmek
Tom's making his bed.
Tom yatağını düzeltiyor.

More Sentences
make v. hazırlamak
I can make dinner for all of us.
Hepimize yemek hazırlayabilirim.

More Sentences
make v. yetişmek
Luckily, we were able to make the opening session on time.
Neyse ki açılış oturumuna zamanında yetişebildik.

More Sentences
make v. ulaşmak
Thirteen songs from the One Hot Minute sessions made it to the final cut of the album.
One Hot Minute oturumlarından on üç şarkı albümün son kesimine ulaştı.

More Sentences
make v. yaptırmak
I didn't mow the lawn; I made my little brother do it instead.
Çimleri ben biçmedim; onun yerine işi küçük kardeşime yaptırdım.

More Sentences
make v. elde etmek
Liberalisation means that we will only be able to travel where entrepreneurs can expect to make a profit.
Liberalleşme, sadece girişimcilerin kar elde etmeyi bekleyebilecekleri yerlere seyahat edebileceğimiz anlamına geliyor.

More Sentences
make v. göstermek
Tom made no excuses.
Tom hiçbir mazeret göstermedi.

More Sentences
make v. tutmak
This makes us guilty of these crimes too.
Bu durum bizi de bu suçlardan sorumlu tutmaktadır.

More Sentences
make v. tamamlamak
That belt certainly makes the dress.
O kemer kesinlikle elbiseyi tamamlıyor.

More Sentences
make v. becermek
I don't know how I'll make it.
Bunu nasıl beceririm bilmiyorum.

More Sentences
make v. gitmek
The hungry boys made for the restaurant.
Aç çocuklar restorana doğru gitti.

More Sentences
make v. kılmak
Euro/US dollar exchange rate convergence certainly makes a slow curve desirable, but that cannot be controlled.
Euro/ABD doları döviz kuru yakınsaması kesinlikle yavaş bir eğriyi arzu edilir kılmaktadır, ancak bu kontrol edilemez.

More Sentences
make v. inşa etmek
There used to be a village here before the dam was made.
Baraj inşa edilmeden önce burada bir köy vardı.

More Sentences
make v. varmak
Do you not think it strange that these judgments are made?
Bu yargılara varılması sizce de garip değil mi?

More Sentences
make v. kazanmak
She wanted to make a living as a writer.
Hayatını yazar olarak kazanmak istiyordu.

More Sentences
make v. çevirmek
The Boss is back and ready to make your life a living hell.
Patron geri döndü ve hayatınızı cehenneme çevirmeye hazır.

More Sentences
make v. yaratmak
These are practical measures that will make a big difference in the short term.
Bunlar kısa vadede büyük fark yaratacak pratik tedbirlerdir.

More Sentences
make v. anlam çıkarmak
What is the consumer supposed to make of all this?
Tüketicinin tüm bunlardan ne anlam çıkarması gerekiyor?

More Sentences
make v. yapmak
Her self-confidence and deep experience make her a natural leader.
Özgüveni ve derin deneyimi onu doğuştan bir lider yapıyor.

More Sentences
make v. neden olmak
Moreover, this observation makes us wonder just which cells are covered by the proposed directive.
Ayrıca bu gözlem, önerilen direktifin hangi hücreleri kapsadığını merak etmemize neden olmaktadır.

More Sentences
make v. sebep olmak
Sometimes that kind of blues will make you even kill one another.
Bazen böyle bir Blues birbirinizi öldürmenize bile sebep olur.

More Sentences
make v. (ateş) yakmak
Tom made a campfire.
Tom bir kamp ateşi yaktı.

More Sentences
make v. haline getirmek
There is justification for an EU proposal to make that a crime everywhere.
AB'nin bunu her yerde suç haline getirmeye yönelik bir önerisinin haklı gerekçeleri vardır.

More Sentences
make v. uygulamaya koymak
It is easier to make plans than to put them into practice.
Planlar yapmak, onları uygulamaya koymaktan daha kolaydır.

More Sentences
make v. hayata geçirmek
Use this period wisely and make these ideas come to life.
Bu dönemi akıllıca kullanın ve bu fikirlerin hayata geçmesini sağlayın.

More Sentences
make v. kurmak
Rest assured, then, that we returned inspired by our discussions and by the contacts we made at the social forum.
Tartışmalarımızdan ve sosyal forumda kurduğumuz bağlantılardan ilham alarak geri döndüğümüzden emin olabilirsiniz.

More Sentences
make v. koymak
The first part of paragraph 10 which we support makes that absolutely clear.
Desteklediğimiz 10. paragrafın ilk bölümü bunu açıkça ortaya koymaktadır.

More Sentences
make v. belirlemek
As the draft EU constitution makes Parliament the primary legislator, Parliament must itself respect that role.
Taslak AB anayasası Parlamentoyu birincil yasa koyucu olarak belirlediğinden, Parlamento da bu role saygı göstermelidir.

More Sentences
make v. anlam vermek
I can't make sense of these sentences.
Bu cümlelere anlam veremiyorum.

More Sentences
make v. haline gelmek
Glancing through a scientific report on the status of fish stocks makes for very depressing reading these days.
Balık stoklarının durumuna ilişkin bilimsel bir rapora göz atmak bugünlerde çok iç karartıcı bir okuma haline geliyor.

More Sentences
make v. ulaşmak
Thirteen songs from the One Hot Minute sessions made it to the final cut of the album.
One Hot Minute oturumlarından on üç şarkı albümün son kesimine ulaştı.

More Sentences
make v. söylemek
Think about the lies you made to yourself.
Kendinize söylediğiniz yalanları düşünün.

More Sentences
Trade/Economic
make v. yapmak
Her self-confidence and deep experience make her a natural leader.
Özgüveni ve derin deneyimi onu doğuştan bir lider yapıyor.

More Sentences
Technical
make v. yapmak
Her self-confidence and deep experience make her a natural leader.
Özgüveni ve derin deneyimi onu doğuştan bir lider yapıyor.

More Sentences
Computer
make n. marka
They sell all makes of cell phones.
Her marka cep telefonu satıyorlar.

More Sentences
Automotive
make n. marka
They sell all makes of cell phones.
Her marka cep telefonu satıyorlar.

More Sentences
Card
make v. yakalamak
Moreover, at this rate, we will not make 1 January with the notification in the Official Journal practically speaking.
Ayrıca, bu gidişle Resmi Gazete'deki tebliğ ile 1 Ocak'ı pratikte yakalayamayacağız.

More Sentences
Slang
make v. belirlemek
As the draft EU constitution makes Parliament the primary legislator, Parliament must itself respect that role.
Taslak AB anayasası Parlamentoyu birincil yasa koyucu olarak belirlediğinden, Parlamento da bu role saygı göstermelidir.

More Sentences
General
make n. biçim
make n. şekil
make n. yapılış şekli
make n. randıman
make n. yapılış
make n. mamulat
make n. verim
make n. yapım
make n. yapı
make v. kapatmak (devreyi)
make v. atamak
make v. başarıya ulaştırmak
make v. yol almak
make v. anlamak
make v. erişmek
make v. akdetmek
make v. girişmek
make v. katetmek
make v. almak (yol)
make v. olarak atamak
make v. somurtmak
make v. devirmek
make v. eylemek
make v. hesap etmek
make v. düdüklemek
make v. ilişki kurmak
make v. imal etmek
make v. işemek
make v. çiş yapmak
make v. meydana getirmek
make v. -dırmak
make v. -tirmek
make v. başlamak
make v. başlıyormuş gibi görünmek
make v. yol açmak
make v. bestelemek
make v. (eser) yazmak
make v. oluşturup aklında tutmak
make v. belirli bir duruma sokmak
make v. yasalaştırmak
make v. tesis etmek
make v. adlandırmak
make v. ilan ettirmek
make v. belirttirmek
make v. gözlemletmek
make v. istenen verimlilik standardına getirmek
make v. (tavlada) kapı almak
make v. aklı ermek
make v. … olarak görmek
make v. … olarak düşünmek
make v. bir taraftan öteki tarafa geçerek ulaşmak
make v. bir yandan öteki yana geçmek
make v. çaba göstererek yapmak
make v. yemek yemek
make v. karnını doyurmak
make v. özünü ortaya çıkarmak
make v. meydana çıkarmak için yeterli olmak
make v. iki veya daha fazla şeyin bir araya gelmesiyle oluşmak
make v. dönüşüp başka hale gelebilmek
make v. başka bir şey haline gelebilmek
make v. … olarak fayda sağlamak
make v. görevi görmek
make v. birleştirmek
make v. yola çıkmak
make v. başlamak
make v. ilerlemek
make v. yola koyulmak
make v. yükselmek
make v. artmak
make v. yayılmak
make v. etkili olmak
make v. ağırlığı olmak
Irregular Verb
make v. made - made
Colloquial
make v. suçlu teşhis etmek
make v. suçlu tespit etmek
make v. suçlu olarak tanımlamak
Trade/Economic
make n. imalat tipi
make n. yapı
make v. imal etmek
Technical
make n. elektrik devresinin kapanması
make v. meydana getirmek
Computer
make expr. yap
Electric
make v. devreyi kapatmak
Mining
make v. (madende cevher) ortaya çıkmak
make v. (madende cevher) görülmek
Agriculture
make v. (mahsul) yetiştirmek
make v. (saman) kestirip kurutturmak
Sport
make v. (bowling) atış sonrası ayakta kalan lobutları kareye çevirmek
make v. (bowling) atış sonrası ayakta kalan lobutların tamamını ikinci atışta devirmek
make v. (golf) topu çukura sokmak
Weight Lifting
make n. çeşit
Card
make v. (oyun kartlarını) karıştırmak
make v. (kart oyununda) belirli kart veya puanları kazanmak
make v. (kart oyununda) oyunu tamamlamak
make v. tanımak
make v. uğramak
Slang
make v. çiş yapmak
make v. işemek
make v. tespit etmek
make v. baştan çıkarmak
make v. ilişkiye girmek
make v. tadını çıkarmak
make v. rol yapmak
make v. taklit yapmak

Meanings of "make" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
make happy v. sevindirmek
make out v. idare etmek
make up v. uydurmak
make love v. sevişmek
make an effort v. çaba göstermek
make a mistake v. hata yapmak
make thin v. inceltmek
make peace v. barış yapmak
make an effort v. çabalamak
make think v. düşündürmek
make an effort v. gayret etmek
make smaller v. küçültmek
make real v. gerçekleştirmek
make happy v. mutlu etmek
make a decision v. karar vermek
make an effort v. çaba harcamak
make sure v. emin olmak
make peace v. barışmak
make use of v. faydalanmak
make a baby v. çocuk yapmak
make life easier v. yaşamı kolaylaştırmak
make life easier v. hayatı kolaylaştırmak
make flexible v. esnekleştirmek
make regress v. geriletmek
make a soup v. çorba yapmak
General
contracts for make wills n. miras sözleşmeleri
contracts to make wills n. miras sözleşmeleri
make fit for domestic life n. ev hayatı için uygun hale getir
make central n. merkezileştirmek
the struggle to make a living n. geçim derdi
make-ready n. baskıya hazırlama
make-up base n. makyaj bazı
make-up n. doğa
make-up examination n. bütünleme
make-up n. yurt
make-up n. mizanpaj
make-up n. uydurma hikaye
make-up n. kişilik
make-up n. tertip
make-up n. yapım
make-up n. bileşim
eye make-up n. göz makyajı
make-up n. maya
make-up n. düzenleme
make-up remover n. makyaj temizleyicisi
make-up n. düzen
make-up room n. makyaj odası
make-believe n. hayal
make-up n. terkip
make-up n. makyaj malzemesi
make-believe n. hayal ürünü
make-up n. yaradılış
make-up n. tasarım
make-up n. makyaj
make-up n. süs
make-up artist n. makyajcı
make-up n. yapılış
make-up n. telafi çalışması
make-up n. plan
make-up n. yapı
make-up n. huy
make up water n. ilave su
make up water n. katma suyu
cultural make up n. kültürel doku
features that make life easier n. yaşamı kolaylaştıran özellikler
make-up news n. şişirme haber
make-up news n. uydurma haber
heavy make-up n. ağır makyaj
make-up man n. erkek güzellik uzmanı
make-up man n. erkek makyöz
ambition to make money n. para kazanma hırsı
make up kit n. makyaj takımı
make up kit n. makyaj seti
make-work n. angarya
make-up table n. makyaj masası
woman make-up artist n. kadın makyöz
woman make-up artist n. kadın makyöz
vehicle make n. araç markası
make-up artist n. makyöz
make-up artist n. makyör
make-up artist n. makyaj sanatçısı
make-up bag n. makyaj çantası
make [dialect] [uk] n. karı kocadan her biri
make [dialect] [uk] n. eşlik eden kimse
make believe n. gerçek olmayan şey
make-belief n. inanmış gibi görünme
make-believe n. yalandan inanma
make [dialect] [uk] n.
make-belief n. inanıyor gibi yapma
make-believe n. inanıyormuş gibi yapma
make [dialect] [uk] n. denk
make [dialect] [uk] n. refakatçi
make-do n. geçici çare
make [dialect] [uk] n. yarım peni
make believe n. sahte şey
make-believe n. mış gibi yapan kimse
make [dialect] [uk] n. hayat arkadaşı
make-work n. birini oyalamak için yaratılmış önemsiz iş
make-do n. temin edilemeyen bir şeyin ikamesi
make a mess of v. dağıtmak
make a show of v. gösteriş yapmak
make normal v. normal hale getirmek
be enough to make a saint swear v. dinden imandan çıkarmak
make official v. resmileştirmek
make concessions to v. taviz vermek
make bitter v. acılaştırmak
make one's life miserable v. hayatını zindan etmek
make sure v. unutmamak
make up v. uyduruvermek
make a hole in v. delmek
make a scene v. çıngar çıkarmak
make proud v. gurur vermek
make a stand for v. direnmek
struggle to make a living v. geçim derdine düşmek
make oneself accepted among v. kendini kabul ettirmek
make a bolt for it v. kaçmak
make lighter v. hafifleştirmek
make round v. yuvarlaklaştırmak
make the most of v. büyütmek
make a declaration v. ilan etmek
make lusterless v. donuklaştırmak
make limp v. aksatmak
make good v. yerine getirmek
make the bed v. yatağını toplamak
make the big buck v. parsayı götürmek
make a gaffe v. gaf yapmak
make headway v. gelişmek
make tight v. sıkılaştırmak
make somebody pay v. ödetmek
make a mistake v. hata etmek
make a sign v. işaret etmek
make firm v. sağlamlaştırmak
make a blockade v. ablukaya almak
make indistinct v. belirsizleştirmek
make inroads on v. bir payını elde etmek (bir piyasanın)
make one v. birlemek
make a plea v. dava açmak
make oneself presentable v. kendine bir çekidüzen vermek
make no concessions v. ödün vermemek
make the first sale of the day v. siftah etmek
make a murmuring sound v. mırıldanmak
make a point of v. özenmek
make capital of v. kendi çıkarına kullanmak
make fun of v. alaya almak
make lively v. canlı hale getirmek
make one's heart bleed v. kalbini kırmak
make a point of v. bir şey yapmayı ihmal etmemek
make a motion v. teklifte bulunmak
make enough to live off v. dünyalık doğrultmak
make a pig of oneself v. tıka basa yemek