hard - Turc Anglais Dictionnaire

hard

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

hard — Definition

Signification:
sert, zor
Prononciation (IPA):
(AmE /hɑːrd/ – BrE /hɑːd/)
Partie du discours:
Sıfat; Zarf
Synonymes:
tough
Antonymes:
soft

Sens de "hard" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
hard adj. çetin
A couple of years ago we had a very hard winter.
Birkaç yıl önceydi, çok çetin bir kış yaşamıştık.

More Sentences
hard adj. sert
Try giving the barn door a hard pull.
Ahır kapısını sert bir şekilde çekmeyi deneyin.

More Sentences
hard adj. katı
This will provide you with the opportunity to shape the hard legislation on animal welfare.
Bu size hayvan refahına ilişkin katı mevzuatı şekillendirme fırsatı sağlayacaktır.

More Sentences
hard adv. zor
We had some hard times while my father was looking for a job.
Babam iş ararken zor dönemler geçirdik.

More Sentences
hard adj. zahmetli
General
hard adj. şiddetli
No matter how hard it snows, I have to begin my trip.
Kar ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, yolculuğuma başlamak zorundayım.

More Sentences
hard adj. ağır
Tobacco, I am sorry to say, is a hard drug, and we must have the courage to say this.
Tütün, üzülerek söylüyorum ki, ağır bir uyuşturucudur ve bunu söyleyecek cesarete sahip olmalıyız.

More Sentences
hard adj. ekşi
A hard face makes you look guilty.
Ekşi bir yüz ifadesi sizi suçlu gösterir.

More Sentences
hard adj. sağlam
However, what really stands out is the hard core of specific competences.
Bununla birlikte, asıl öne çıkan şey, belirli yetkinliklerin sağlam temelleridir.

More Sentences
hard adj. sıkı
Hard work always pays off.
Sıkı çalışma her zaman karşılığını verir.

More Sentences
hard adj. kuvvetli
The hard light of the lantern frightened the wanderers.
Fenerin kuvvetli ışığı gezginleri korkuttu.

More Sentences
hard adj. kireçli
Don't wash your delicates with hard water.
Hassas çamaşırlarınızı kireçli suyla yıkamayın.

More Sentences
hard adj. kötü
Dude, I hit my head so hard, it honestly saved my life.
Dostum, kafamı öyle kötü vurdum ki gerçekten hayatımı kurtardı.

More Sentences
hard adj. dayanıklı
A hard person never gives up!
Dayanıklı bir insan asla pes etmez!

More Sentences
hard adj. acımasız
I'm really hard on myself.
Kendime karşı çok acımasızım.

More Sentences
hard adj. acı
Is this hard fact not enough to justify a radical rethink of the policies that are currently being pursued?
Bu acı gerçek şu anda izlenen politikaların radikal bir şekilde yeniden gözden geçirilmesi için yeterli değil mi?

More Sentences
hard adj. çok
The candidate countries are working hard in order to be ready for accession.
Aday ülkeler üyeliğe hazır olmak için çok çalışıyorlar.

More Sentences
hard adj. katı
This will provide you with the opportunity to shape the hard legislation on animal welfare.
Bu size hayvan refahına ilişkin katı mevzuatı şekillendirme fırsatı sağlayacaktır.

More Sentences
hard adj. sert
Try giving the barn door a hard pull.
Ahır kapısını sert bir şekilde çekmeyi deneyin.

More Sentences
hard adj. zor
We had some hard times while my father was looking for a job.
Babam iş ararken zor dönemler geçirdik.

More Sentences
hard adj. güç
It's hard for us to think of a planet as a neighbour.
Bizim için bir gezegeni komşu olarak görmek güç.

More Sentences
hard adj. sağlam
However, what really stands out is the hard core of specific competences.
Bununla birlikte, asıl öne çıkan şey, belirli yetkinliklerin sağlam temelleridir.

More Sentences
hard adj. dikkatli
I also hope we will look very hard at our relationship with the Gulf Cooperation Council in this regard.
Ayrıca bu bağlamda Körfez İşbirliği Konseyi ile ilişkilerimize de çok dikkatli bir şekilde bakacağımızı umuyorum.

More Sentences
hard adv. güçlükle
She pretended to be hard of hearing.
İşitme güçlüğü varmış gibi davrandı.

More Sentences
hard adv. zorlu
The hard work is, however, only just beginning, especially for the Commission.
Bununla birlikte, özellikle Komisyon için zorlu çalışmalar daha yeni başlıyor.

More Sentences
hard adv. sıkıca
He was pumping the pedals of the bicycle hard.
Bisikletin pedallarına sıkıca asılıyordu.

More Sentences
hard adv. kuvvetle
Tom pushed hard.
Tom kuvvetle itti.

More Sentences
hard adv. fena halde
Tom fell hard for Mary.
Tom, Mary'ye fena halde aşık oldu.

More Sentences
hard adv. sertçe
Get inside, hit him hard, get out fast.
İçeri gir, ona sertçe vur ve hemen dışarı çık.

More Sentences
hard adv. sert bir şekilde
I thought the Commission was going to come down hard on this whole issue.
Komisyon'un tüm bu meselenin üzerine sert bir şekilde gideceğini sanıyordum.

More Sentences
Technical
hard adj. güç
It's hard for us to think of a planet as a neighbour.
Bizim için bir gezegeni komşu olarak görmek güç.

More Sentences
hard adj. katı
This will provide you with the opportunity to shape the hard legislation on animal welfare.
Bu size hayvan refahına ilişkin katı mevzuatı şekillendirme fırsatı sağlayacaktır.

More Sentences
hard adj. sert
Try giving the barn door a hard pull.
Ahır kapısını sert bir şekilde çekmeyi deneyin.

More Sentences
hard adj. zor
We had some hard times while my father was looking for a job.
Babam iş ararken zor dönemler geçirdik.

More Sentences
Linguistics
hard adj. sert
Try giving the barn door a hard pull.
Ahır kapısını sert bir şekilde çekmeyi deneyin.

More Sentences
hard adj. kalın sesli
The Italian word 'Cui' has a hard 'c' in it.
İtalyanca 'Cui' kelimesinde kalın sesli bir 'c' vardır.

More Sentences
General
hard n. cırtlak ve kalitesiz görünüm veren renklendirici
hard adj. nasırlı
hard adj. inatçı
hard adj. çok soğuk (mevsim/hava)
hard adj. ters
hard adj. kazık
hard adj. acı (su)
hard adj. berk
hard adj. zahmetli
hard adj. sert (içki)
hard adj. faal
hard adj. tıkız
hard adj. cimri
hard adj. merhametsiz
hard adj. zalim
hard adj. çirkin
hard adj. ekşimiş
hard adj. pinti
hard adj. tehlikeli ve bağımlılık yapan (madde)
hard adj. kalpsiz
hard adj. yakın
hard adj. sert (söz)
hard adj. anlaşılmaz
hard adj. şefkatsiz
hard adj. eziyetli
hard adj. müşkül
hard adj. hasis
hard adj. özenli
hard adj. enerjik
hard adj. haşin
hard adj. gerçekçi
hard adj. tartışma götürmez
hard adj. uzlaşılmaz
hard adj. hasara yol açan
hard adj. saldırıya açık
hard adj. kararlı
hard adj. gerçeğe uygun
hard adj. doğrulanmış verilere dayalı
hard adj. niceliksel verileri kullanan
hard adj. mayalı
hard adj. kalıcı
hard adj. bozulmayan
hard adj. basılı
hard adj. matbu
hard adj. becerikli
hard adj. kullanışlı
hard adj. damıtılmış (içki)
hard adj. fanatik
hard adj. partizan
hard adj. en ince detayına kadar araştıran
hard adj. alkolik
hard adj. alkol düşkünü
hard adj. kurutulmuş
hard adj. sert ağaçtan yapılmış
hard adj. sert odunlu
hard adj. tek renkli (tüyler)
hard adj. normal sıcaklıklarda dökülemeyecek kadar katı olan (yağ)
hard adj. doğa bilimlerinin metodu olan
hard adj. doğa bilimlerinde öğretilen
hard adv. aşırı ölçüde
hard adv. aşırı
hard adv. pek
hard adv. şiddetle
hard adv. büyük bir gayretle
hard adv. hızla
hard adv. zorla
hard adv. büyük gayretle
hard adv. zorluk çıkaracak şekilde
hard adv. büyük hasar verecek şekilde
hard adv. yakın
hard adv. titizlikle
hard adv. ciddiyetle
hard adv. ağır ve isteksiz bir şekilde
hard adv. ısrarlı bir şekilde
hard adv. alçak gönüllü bir şekilde
hard adv. sade bir şekilde
hard adv. büsbütün
hard adv. tamamıyla
hard adv. aşırı kullanıma dayanacak şekilde
Trade/Economic
hard adj. metal (para)
hard adj. yüksek ve sabit (fiyatlar)
hard adj. elde etmesi güç
hard adj. çok rağbet gören
hard adj. kendi değeri olan (değerli şey)
hard adj. sınırlı ve yüksek faiz oranlı (kredi)
hard adj. ekonomik buhranlı
Politics
hard adj. siyasi olarak aşırı
Media
hard adj. ciddi haberlere odaklanmış
Technical
hard adj. kolayca kırılmayan
hard adj. sağlam takviye edilmiş
hard adj. aşırı kuvvetlendirilmiş yeraltı sığınaklarında yer alan (nükleer füzeler)
hard adj. yavaşlatıcısız yapılan (uzay aracının inişi)
hard adj. sivri uçlu bir ışık kaynağından iletilen (ışık)
hard adj. demanyetize etmesi zor
hard adj. manyetize etmesi zor
Textile
hard adj. pürüzsüz (kumaş)
Marine
hard n. son hadde kadar
hard adv. alabanda
Gastronomy
hard adj. (ekmek ) bayat
Physics
hard adj. çok yüksek enerjili
hard adj. tesirli
hard adj. neredeyse tam (vakum)
Chemistry
hard adj. biyolojik bozunmaya dayanıklı
Linguistics
hard adj. damaksıllaşmayan
hard adj. ses tellerini titretmeden üretilen
Photography
hard adj. kontrast oluşturan
hard adj. çok kontrastlı
Bookbindery
hard adj. ciltli
Slang
hard n. krek kokain
hard n. penisin sertleşmesi
hard n. ağır iş
hard n. zorlu iş
hard adj. açık seçik
hard adj. müstehcen

Sens de "hard" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
hard disk n. sabit disk
work hard v. didinmek
become hard v. sertleşmek
General
a hard nut to crack n. çetin ceviz
hard labor n. ağır ceza
hard work n. sıkı çalışma
hard cash n. nakit
hard cyder n. elma suyu
hard core n. çekirdek kadro
hard coal n. madenkömürü
hard hat n. geri kafalı kimse
hard currency n. tedavüldeki para
hard core n. çekirdek
hard tack n. galeta
hard coal n. antrasit
hard case n. çetin ceviz
hard labour n. kürek cezası
hard drink n. sert içki
hard cider n. elma suyu
hard money n. peşin para
hard drive n. hard sürücü
hard boiled egg n. çok kaynamış yumurta
hard money n. demir para
hard line n. talihsizlik
hard nut to crack n. çetin ceviz
hard look n. sert bir bakış
hard luck n. şanssızlık
hard biscuit n. galeta
hard cash n. nakit para
a hard nut to crack n. demir leblebi
hard labour n. ağır ceza
hard sledding n. zorlanma
hard line n. şanssızlık
hard water n. acı su
hard work n. ağır iş
hard shoulder n. otoyol kenarlarındaki acil durak yerleri
hard cash n. trinko para
hard hat n. miğfer
die hard n. kandırılmaz
hard cash n. peşin para
hard hat n. kask
hard cider n. elma şarabı
hard liner n. ödün vermeyen
hard glass n. sert cam
hard money n. nakit
hard roe n. balık yumurtası
hard wheat n. durum buğdayı
hard times n. müşkül zamanlar
hard copy n. basılı kopya
hard materials n. sert malzemeler
hard disk management n. hard disk yönetimi
hard times n. zor günler
hard times n. kötü günler
hard knocks n. zor zamanlar
hard worker n. çok çalışan kimse
hard worker n. köle gibi çalışan kimse
hard life n. zor hayat
hard hat n. inşaat kaskı
hard conditions n. ağır şartlar
hard tail chopper n. arka süspansiyonu olmayan
hard hyphen n. istenen kısa çizgi
hard evidence n. kesin delil
hard evidence n. sağlam delil
hard row to hoe n. çetin ceviz
hard-line n. ödünsüz davranış
hard-boiled egg n. katı yumurta
hard-line n. katı tutum
hard-boiled egg n. lop yumurta
die-hard n. gerici
hard-fought battle n. sıkı kavga
hard-line n. şanssızlık
hard-line n. talihsizlik
die-hard n. eski kafalı kimse
hard-liner n. ödün vermeyen
die-hard n. tutucu kimse
hard-on n. ereksiyon
hard-up family n. düşük gelirli aile
hard-hit n. ağır hasar görmüş
hard-liner n. taviz vermeyen
hard core n. dolgu
hard crash n. örseleyen çöküm
hard water n. acısu
hard core n. blokaj
hard water n. sert su
hard core n. çakıl dolgusu
hard cash n. madeni para
hard currency n. sağlam para
hard soap n. sert sabun
hard water n. kireçli su
hard drug n. sert uyuşturucu
hard drug n. ağır uyuşturucu
hard-packed snow n. sertleşmiş kar kitlesi
hard copy n. saklanabilir kopya
hard worker n. köle gibi çalışan
a hard object n. sert bir obje
a hard object n. sert bir cisim
hard liquor n. sert içki
hard candy n. akide şekeri
hard work n. zor iş
hard times n. zor zamanlar
a hard woman n. zor kadın
cleaning of hard surfaces n. sert yüzeylerin temizlenmesi
hard surfaces n. sert yüzeyler
hard-won trust n. zor kazanılmış güven
hard-earned trust n. zor kazanılmış güven
a hard period n. zorlu bir süreç
a hard period n. zorlu bir dönem
a hard language n. zor bir dil
a hard mission n. zor görev
a hard task n. zor görev
hard question n. zor soru
hard effort n. yoğun çaba
hard fact n. aksi kanıtlanamaz gerçek
hard fact n. inkar edilemez gerçek
hard hat n. baret
hard science n. müspet ilim
hard truths n. acı gerçekler
hard job n. zor iş
ask a really hard question n. ahiret suali sormak
ask a really hard question n. ahiret sorusu sormak
hard bread n. kraker
hard-working accountant n. çalışkan muhasebeci
hard condition n. zor koşul
hard condition n. zor şart
hard bargain n. sıkı pazarlık
a hard slap n. okkalı bir tokat
hard data n. rakamlara/somut delillere dayalı bilgi
hard data n. somut veri/bilgi
hard-hat suit n. sert dalış giysisi
hard wheat n. sert buğday
hard science n. pozitif bilim
hard reality n. acı gerçek
hard-line approach n. radikal yaklaşım
hard-line approach n. sert yaklaşım
hard person n. zor insan
the hard way n. zor yoldan
blow-hard n. böbürlenen ve palavracı kimse
hard [uk] n. sert plaj
hard sell n. bir şeyi almaya direnen kimse
hard lines [uk] n. kötü şans
hard feeling n. husumet
hard case n. pişkin suçlu
hard hat n. melon şapka
hard rock n. kuvvetli kimse
hard launch n. resmi lansman
hard pan n. killi toprak tabakası
hard pan n. sert toprak tabakası
hard core n. bir grupta değişime karşı çıkanlar
hard [scotland] [uk] n. nekes
hard case n. ısrarla suç işleyen kimse