adil - Türkçe İngilizce Sözlük

adil

"adil" teriminin İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 40 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
adil fair s.
That would not be fair and it would not be realistic.
Bu adil ve gerçekçi olmaz.

More Sentences
adil equitable s.
Universal, equitable and non-discriminatory access to clean water is a basic human right.
Temiz suya evrensel, adil ve ayrımcı olmayan erişim temel bir insan hakkıdır.

More Sentences
adil just s.
He can help you get a just settlement of your claim.
Talebinizin adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasında onun yardımı dokunabilir.

More Sentences
Genel
adil fair s.
That would not be fair and it would not be realistic.
Bu adil ve gerçekçi olmaz.

More Sentences
adil equitable s.
Universal, equitable and non-discriminatory access to clean water is a basic human right.
Temiz suya evrensel, adil ve ayrımcı olmayan erişim temel bir insan hakkıdır.

More Sentences
adil just s.
He can help you get a just settlement of your claim.
Talebinizin adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasında onun yardımı dokunabilir.

More Sentences
adil fair-minded s.
At any rate, we should, above all, vote in favour of a fair-minded enlargement in April 2003.
Her halükarda, her şeyden önce Nisan 2003'te adil bir genişleme lehinde oy kullanmalıyız.

More Sentences
adil fairly zf.
Ginny claimed that she hadn't been treated fairly at the office.
Ginny ofiste kendisine adil davranılmadığını iddia etti.

More Sentences
Ticaret/Ekonomi
adil equitable s.
Universal, equitable and non-discriminatory access to clean water is a basic human right.
Temiz suya evrensel, adil ve ayrımcı olmayan erişim temel bir insan hakkıdır.

More Sentences
adil just s.
He can help you get a just settlement of your claim.
Talebinizin adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasında onun yardımı dokunabilir.

More Sentences
adil fair s.
That would not be fair and it would not be realistic.
Bu adil ve gerçekçi olmaz.

More Sentences
Hukuk
adil just s.
He can help you get a just settlement of your claim.
Talebinizin adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasında onun yardımı dokunabilir.

More Sentences
adil fair s.
That would not be fair and it would not be realistic.
Bu adil ve gerçekçi olmaz.

More Sentences
adil equitable s.
Universal, equitable and non-discriminatory access to clean water is a basic human right.
Temiz suya evrensel, adil ve ayrımcı olmayan erişim temel bir insan hakkıdır.

More Sentences
Genel
adil lawful s.
adil impartial s.
adil righteous s.
adil dealing justly s.
adil nondiscriminatory s.
adil even-handed s.
adil right-minded s.
adil equal s.
adil right s.
adil non-discriminatory s.
adil even s.
adil equal s.
adil even s.
adil honest s.
adil rightwise s.
adil dispassionate s.
adil dispassioned s.
adil beau s.
adil on the square s.
adil respectless s.
adil scrupulous s.
Konuşma Dili
adil juste s.
Deyim
adil even-steven s.
Ticaret/Ekonomi
adil square s.
Hukuk
adil rightful s.
Eski Kullanım
adil fayre s.

"adil" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

Türkçe İngilizce
Yaygın Kullanım
adil olmayan unfair s.
adil değil unfair s.
Genel
adil yargılama fair trial i.
adil tutum fair conduct i.
adil düzen fair order i.
adil yargılama fairness i.
adil tutum fair approach i.
adil düzen just order i.
adil anlaşma fair agreement i.
adil fiyat equitable price i.
adil çözüm just resolution i.
adil ceza just punishment i.
adil fiyat fair price i.
adil oyun fair play i.
adil bölüşüm fair distribution i.
adil teklif fair offer i.
adil dövüş fair fight i.
adil rekabet fair competition i.
fazlaca dürüst ve adil olma religiousness i.
adil tahmin fair estimate i.
adil muamele equity i.
adil olmama undeservedness i.
adil olmama unequity i.
adil kimse zaddik i.
adil tutum fair attitude i.
adil ve makul kullanım şartıyla telifli eserlerin belirli kısımlarının telif izni alınmaksızın kullanılabileceğini öngören yasal doktrin fair use i.
adil ve eşit muamele fair shake i.
adil ve onurlu davranış fair play i.
adil takas giffgaff [dialect] [uk] i.
şikayetleri araştıran, bulguları raporlayan ve adil çözümlerin sağlanmasına yardımcı olan kimse ombudsman i.
adil yaklaşım doom [obsolete] i.
adil olmayan rekabet cross i.
adil olmayan yaklaşım injustice i.
adil olmayan durum inequity i.
adil davranmak treat fairly f.
adil bir şekilde davranmak do justice f.
adil olmak be fair f.
adil olmamak be unfair f.
(bir şeyi) kendi çıkarları doğrultusunda hileli veya adil olmayan yollarla değiştirmek manipulate f.
adil değil not fair s.
adil olmayan uncharitable s.
adil olmayan undeserved s.
adil olmayan uneven [obsolete] s.
adil olmayan unequal s.
adil olmayan unlevel s.
kati suretle adil olan rhadamanthine s.
son derece engin ve adil green s.
adil değerlendirmeye dayanmayan insincere s.
adil görünen plausible s.
adil oyun şartlarını ihlal eden dirty s.
adil olmayan bir yargıya yönlendiren prejudicial s.
adil ve şeffaf olmayan indirect s.
adil bir şekilde justly zf.
adil bir şekilde impartially zf.
adil bir şekilde fairly zf.
adil biçimde squarely zf.
adil şekilde rightfully zf.
adil bir şekilde equitably zf.
adil olmayan bir şekilde uncharitably zf.
adil bir şekilde handily zf.
adil olmayan bir şekilde wrong zf.
adil bir biçimde rightly zf.
adil bir şekilde rightwise [rare] zf.
adil bir şekilde clean zf.
adil bir şekilde conscionably zf.
adil bir şekilde cleanly zf.
adil olmayan bir şekilde foul zf.
adil olmayan bir şekilde foully zf.
adil biçimde fairly zf.
Atasözü
adil takas hırsızlık değildir a fair exchange is no robbery
Konuşma Dili
adil olmayan şey horse pucky [us] i.
adil mücadele square go [scotland] i.
adil dövüş square go [scotland] i.
adil olmamak be rather steep f.
birine adil davranmamak do someone dirty f.
adil olmayan over the score s.
(eleştiriyi yapan kişinin kendisine bakarak) adil olmayan bir eleştiri! that's rich! expr.
adil bir eleştiri değil! that's rich! expr.
(eleştiriyi yapan kişinin kendisine bakarak) adil olmayan bir eleştiri that's rich [uk] expr.
Deyim
adil anlaşma square deal i.
adil anlaşma fair deal i.
adil davranış a fair shake i.
adil davranma a fair shake i.
genellikle ulaşılmasını zor kılmak için bir durum içerisinde adil olmayan bir şekilde kuralların değiştirilmesi shifting the goalposts i.
genellikle ulaşılmasını zor kılmak için bir durum içerisinde adil olmayan bir şekilde kuralların değiştirilmesi moving the goalposts i.
adil tutuklama a righteous collar i.
adil tutuklama righteous collar i.
adil koşullarda mücadele etme a fair field and no favor [dated] i.
adil şartlarda mücadele a fair field and no favor [dated] i.
adil şartlar fair do's i.
adil muamele fair do's i.
adil olmayan davranış dirty pool i.
bir yarıştaki/mücadeledeki adil koşullar a fair field and no favor [dated] i.
adil bir ortam a fair field and no favor [dated] i.
adil yargılama a fair hearing i.
adil bir anlaşma a fair deal i.
adil muamele a fair deal i.
adil savunma a fair hearing i.
adil oturum a fair hearing i.
adil söz hakkı a fair hearing i.
adil duruşma a fair hearing i.
adil şartların olduğu bir durum/ortam a level playing field i.
adil bir pazarlık a square deal i.
adil bir anlaşma a square deal i.
adil fırsat even break [us] i.
adil muamele even break [us] i.
adil fırsat even break [us] i.
adil muamele even break [us] i.
adil muamele even break i.
birine adil davranmak do justice to somebody f.
birine adil davranmak do somebody justice f.
adil davranmak to give a square deal f.
(birine) dürüst ve adil davranmak play fair/straight (with somebody) f.
adil oynamak/davranmak play straight f.
birinin adil davranmasını sağlayabilmek keep someone honest f.
pek/hiç adil olmamak be a bit steep f.
pek/hiç adil olmamak be rather steep f.
pek adil olmamak be a bit steep f.
adil kazanç sağlamak earn (or turn) an honest penny f.
adil kazanç sağlamak earn an honest penny f.
pek/hiç adil olmamak be a bit/rather steep f.
adil davranmamak be not playing the game f.
birine/bir şeye adil davranmak do justice to someone or something f.
birine adil davranmak do right by somebody [old-fashioned] f.
birine/bir şeye adil davranmak do someone or something justice f.
birine/bir şeye adil davranmak do someone or something justice f.
adil muamele görmek get a fair shake f.
birine adil davranmak give someone a fair shake f.
(birine) adil muamele göstermek give (one) an even break f.
adil bir ortam sağlamak level the field f.
adil bir şekilde even-steven zf.
adil bir şekilde by rights expr.
bu hiç adil değil that's not cricket expr.
bu hiç adil değil it's not cricket expr.
Konuşma
adil değil it is not fair expr.
bu hiç adil değil that's not fair expr.
bu hiç adil değil it's not fair expr.
yeterince adil that is fair enough expr.
bu hiç adil değil! no fair! expr.
bu hiç adil değil! that isn't fair! expr.
bu hiç adil değil! this isn't fair! expr.
pek de adil bir alışveriş değil bu it just doesn't seem like a fair trade expr.
adil görünmüyor it doesn't seem fair expr.
bu adil değil that is unfair expr.
Ticaret/Ekonomi
adil fiyat just price i.
adil neden just cause i.
adil hisse fair share i.
adil ticaret fair trade i.
adil değer fair value i.
adil fiyat fair price i.