fact - Türkçe İngilizce Sözlük

fact

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

fact — Definition

Anlamı ve Tanımı:
olgu, gerçek, vakıa
Okunuş (IPA):
(AmE /fækt/ – BrE /fækt/)
Terim Türü:
İsim: fact (facts)
Doğrulanabilir biçimde gerçek olan bilgiyi veya durumu tanımlayan terimdir; kanaat ve yorumdan ayrıştırıcı bir ağırlık taşır. Latince factum (“yapılmış şey; gerçekleşmiş olay”) kökünden gelir; modern kullanımda fact, bilimsel yöntemde gözleme dayalı doğrulanabilirliği, hukukta ise “case facts” gibi bağlamlarla olay örgüsünün somut zeminini ifade eder.
Eş Anlamlılar:
reality, truth, datum
Zıt Anlamlılar:
fiction, falsehood, opinion

"fact" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 22 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
fact i. durum
I think that this fact is very serious.
Bu durumun çok ciddi olduğunu düşünüyorum.

More Sentences
fact i. olay
The resolution provides a clear analysis of the facts that resulted in the Prestige disaster.
Karar, Prestige faciasıyla sonuçlanan olayların net bir analizini sunmaktadır.

More Sentences
fact i. gerçek
We learned interesting facts about our universe.
Evrenimiz hakkında ilginç gerçekler öğrendik.

More Sentences
fact i. olgu
That this is a disaster is a matter of actual fact.
Bunun bir felaket olduğu gerçek bir olgudur.

More Sentences
fact i. gerçek
We learned interesting facts about our universe.
Evrenimiz hakkında ilginç gerçekler öğrendik.

More Sentences
fact i. gerçek olay
Most of what he writes is based on fact.
Yazdıklarının çoğu gerçek olaylara dayanıyor.

More Sentences
Hukuk
fact i. gerçek
We learned interesting facts about our universe.
Evrenimiz hakkında ilginç gerçekler öğrendik.

More Sentences
fact i. olay
The resolution provides a clear analysis of the facts that resulted in the Prestige disaster.
Karar, Prestige faciasıyla sonuçlanan olayların net bir analizini sunmaktadır.

More Sentences
Teknik
fact i. gerçek
We learned interesting facts about our universe.
Evrenimiz hakkında ilginç gerçekler öğrendik.

More Sentences
Dilbilim
fact i. olgu
That this is a disaster is a matter of actual fact.
Bunun bir felaket olduğu gerçek bir olgudur.

More Sentences
Genel
fact i. unsur
fact i. olgusal gerçek
fact i. vak’a
fact i. vakıa
fact i. vaka
fact i. hakikat
fact i. gerçek durum
fact i. çarpınım
fact i. hadise
fact i. nitelik
fact i. bulgu
Hukuk
fact i. davanın maddi unsurları

"fact" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
in fact zf. doğrusu
in fact zf. aslında
Genel
social fact i. sosyal olgu
matter of fact i. vaka
accessory before the fact i. suç ortağı
law and fact i. hukuk ve gerçek
recital of fact i. ifade
an accomplished fact i. olmuş bitmiş bir şey
accomplished fact i. başarılmış olay
accomplished fact i. emrivaki
fact sheet i. özet
matter of fact i. olgu
juridical fact i. hukuki hadise
naked fact i. çıplak gerçek
bare fact i. çıplak gerçek
attorney in-fact i. vekil
social fact-process-reality i. sosyal olgu
social fact-process-reality i. sosyal vakıa
social fact-event i. sosyal olay
social fact-event i. sosyal hadise
fact film i. belgesel film
scientific fact i. bilimsel gerçek
crystal-clear fact i. su götürmez gerçek
an indisputable fact i. tartışmasız bir gerçek
a known fact i. bilinen bir gerçek
simple fact i. yalın gerçek
fact of nature i. doğa olayı
a simple fact i. basit bir gerçek
the blunt fact i. kör gerçek
cold fact i. somut gerçek
cold fact i. yalın gerçek
presentation of fact i. gerçeğin yansıtılması/sunulması
unavoidable fact i. kaçınılmaz gerçek
hard fact i. aksi kanıtlanamaz gerçek
hard fact i. inkar edilemez gerçek
an undeniable fact i. inkar edilemez bir gerçek
bare fact i. açık olaylar
bare fact i. olduğu gibi
bare fact i. çıplak gerçekler
absolute fact i. salt gerçek
dry fact i. ilgi çekmeyen bilgi
key fact i. ana unsur
key fact i. temel unsur
statement of fact i. gerçeğin beyanı
statement of fact i. gerçeğin dile getirilmesi
quick fact i. kısa özet bilgi
fact or details i. gerçek yada detaylar
historical fact i. tarihsel olgu
fact finder i. bağımsız araştırmacı
fixed fact i. temeli sağlam etken
fixed fact i. yerleşik olgu
fixed fact i. sabit olgu
fun fact i. ilginç bilgi
quick fact i. kısa bilgi
quick fact i. hap bilgi
quick fact i. özet bilgi
become fact f. gerçekleşmek
face the fact f. gerçekle yüzleşmek
face the fact f. hakikatle yüzleşmek
take account of the fact that... f. ...olgusunu/unsurunu/gerçeğini dikkate almak
put down to the fact f. ortaya koymak
matter of fact s. gerçekçi
matter-of-fact s. gerçekçi
matter-of-fact s. heyecandan uzak
fact-finding s. kanıt toplayan
matter-of-fact s. duygusuz
matter-of-fact s. maddi
matter-of-fact s. sakin
matter-of-fact s. soğukkanlı
fact-driven s. olaylara dayalı
fact-driven s. gerçeklere dayalı
grounded in actual fact s. gerçeklere dayanan
grounded in fact s. gerçeklere dayanan
fact-based s. gerçek
fact-based s. gerçeğe dayanan
fact-based s. gerçeğe dayalı
contrary to fact s. gerçeklere karşı çıkan (hipotez)
in fact zf. hatta
in fact zf. oysa
as a matter of fact zf. işin doğrusu
in fact zf. gerçekten
as a matter of fact zf. nitekim
as a matter of fact zf. doğrusu
in point of fact zf. aslında
in fact zf. gerçekte
in sober fact zf. hakikatte
as a matter of fact zf. doğrusunu isterseniz
in sober fact zf. aslında
in fact zf. bilfiil
as a matter of fact zf. zaten
in point of fact zf. aslını sorarsan
in actual fact zf. gerçekte
in point of fact zf. aslını ararsan
as a matter of fact zf. doğruyu söylemek gerekirse
in point of fact zf. gerçekten
as a matter of fact zf. aslında
in point of fact zf. gerçekte
as a matter of fact zf. hatta
in the fact zf. gerçekte
regardless of the fact that zf. karşın
as a matter of fact zf. hakikaten
as a matter of fact zf. sahiden
as a matter of fact zf. gerçekten
as a matter of fact zf. aslına bakarsak
in fact zf. aslına bakılırsa
as a matter of fact zf. aslına bakılırsa
in fact zf. aslına bakarsak
as a matter of fact zf. aslına bakarsan
starting from the fact that zf. gerçeğinden hareket ederek
as a matter of fact zf. haddizatında
as a matter of fact zf. gerçekte
as a matter of fact zf. gerçek şu ki
in fact zf. adeta
as a matter of fact zf. aslına bakıldığında
as a matter of fact zf. aslına bakarsanız
as a matter of fact zf. hakikatte
as a matter of fact zf. şu bir gerçek ki
as a matter of fact zf. işin aslı
as a matter of fact zf. doğrusunu istersen
in fact zf. doğrusu
as a matter of fact zf. esasen
in fact zf. filhakika
despite the fact that bağ. karşın
despite the fact that bağ. karşın her ne kadar
ignoring the fact that bağ. bir tarafa atarsak
except for the fact that bağ. … bir yana
in view of the fact that bağ. göz önünde bulundurarak
ignoring the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
due to the fact that bağ. -den dolayı
dismissing the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
despite the fact that bağ. her ne kadar
discounting the fact that bağ. bir tarafa bırakırsak
in spite of the fact that bağ. her ne kadar
dismissing the fact that bağ. saymazsak
discounting the fact that bağ. saymazsak
in spite of the fact that bağ. karşı
the fact is that bağ. gerçek şudur ki
given the fact that bağ. göz önünde tutulursa
given the fact that bağ. göz önüne alınacak olursa
given the fact that bağ. eğer
considering the fact that bağ. gerçeğinden hareket ederek
despite the fact that bağ. -e rağmen
except for the fact that bağ. bir yana
in spite of the fact that bağ. gerçeğine rağmen
considering the fact that bağ. gerçeğinden hareketle
taking account of the fact that... bağ. ...olgusunu/unsurunu/gerçeğini dikkate alarak
in spite of the fact that bağ. karşın
İfadeler
owing to the fact that expr. -den dolayı
by reason of the fact that expr. nedeniyle
the fact remains that expr. bununla birlikte şu var ki