find - Türkçe İngilizce Sözlük

find

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

find — Definition

Anlamı ve Tanımı:
bulmak, keşfetmek
Okunuş (IPA):
(AmE /faɪnd/ – BrE /faɪnd/)
Terim Türü:
Düzensiz Fiil: find (finds – found – found - finding)
Aranan veya beklenmeyen bir şeyi ortaya çıkarmayı, fark etmeyi ya da tespit etmeyi anlatan temel fiildir. Eski İngilizce findan kökünden gelir; fiziksel buluştan zihinsel keşfe uzanan geniş bir kullanım alanı vardır.
Eş Anlamlılar:
discover, locate
Zıt Anlamlılar:
lose, miss

"find" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 53 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
find f. bulmak
How she finds the energy to raise three kids is beyond me.
Üç çocuk büyütecek enerjiyi nasıl buluyor, aklım almıyor.

More Sentences
Genel
find i. buluntu
It was among the greatest archaeological finds in history.
Tarihteki en büyük arkeolojik buluntular arasındaydı.

More Sentences
find i. keşif
That old book is a real find.
O eski kitap gerçek bir keşiftir.

More Sentences
find i. ganimet
This antique coffee table is a real find!
Bu antika sehpa gerçek bir ganimet!

More Sentences
find f. anlamak
The jell was found to heal open wounds.
Jelin açık yaraları iyileştirdiği anlaşılmıştır.

More Sentences
find f. keşfetmek
I have found that I can be a strong friend in many ways.
Birçok yönden güçlü bir arkadaş olabileceğimi keşfettim.

More Sentences
find f. ulaşmak
She has made every effort to find a consensus position.
Bir uzlaşı tutumuna ulaşmak için her türlü çabayı göstermiştir.

More Sentences
find f. rastlamak
No indications of contamination were found in Kosovo during the BTF fact-finding mission.
BTF'nin bilgi toplama misyonu sırasında Kosova'da hiçbir kirlenme belirtisine rastlanmamıştır.

More Sentences
find f. çıkarmak
Her story was vindicated by a reporter, who found that the police officer had been lying.
Hikayesi, polis memurunun yalan söylediğini ortaya çıkaran bir muhabir tarafından doğrulandı.

More Sentences
find f. sağlamak
I am very pleased that we have found so broad a consensus here in this joint resolution.
Bu ortak kararda bu kadar geniş bir mutabakat sağlamış olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

More Sentences
find f. bulmak
How she finds the energy to raise three kids is beyond me.
Üç çocuk büyütecek enerjiyi nasıl buluyor, aklım almıyor.

More Sentences
find f. aramak
That's like finding a needle in a haystack.
Bu samanlıkta iğne aramak gibi bir şey.

More Sentences
find f. hissetmek
I found your family to be very warm and welcoming.
Ailenizin çok sıcak ve misafirperver olduğunu hissettim.

More Sentences
find f. karar vermek
The courts found in favour of government action with regard to the contiguous cull.
Mahkemeler, bitişik itlafla ilgili olarak hükümetin eylemi lehine karar verdi.

More Sentences
find f. tespit etmek
We also find that, in the Corbett report on which we have just voted, Rule 136 was not amended.
Ayrıca, az önce oyladığımız Corbett raporunda Kural 136'nın değiştirilmediğini de tespit ettik.

More Sentences
Teknik
find f. bulmak
How she finds the energy to raise three kids is beyond me.
Üç çocuk büyütecek enerjiyi nasıl buluyor, aklım almıyor.

More Sentences
Genel
find i. buluş
find i. netice
find i. sonuç
find i. karar
find i. bulgu
find i. hazine
find f. karara varmak
find f. erişmek
find f. arayıp bulmak
find f. geçindirmek
find f. eline geçmek
find f. sezmek
find f. bakmak
find f. deneyimlemek
find f. … olduğunu düşünmek
find f. yeniden kullanmaya başlamak
find f. geri almak
find f. geri kazanmak
find f. çabalayarak elde etmek
find f. tedarik etmek
find f. donatmak
find f. sunmak
find f. aydınlanmak
find f. ne istediğini bulmak
find f. hayatı ile ilgili farkındalık kazanmak
find f. (kendini) bir yerde bulmak
find f. icat etmek
find f. tasarlamak
find f. uydurmak
find f. (av köpeği) avını bulmak
find f. (av köpeği) avının kokusunu almak
find f. (suçlu/suçsuz) bulmak
find f. hükmüne varmak
find f. (kendini bir durumda) bulmak
find f. (kendini bir durumda) bulmak
Irregular Verb
find f. found - found
Bilgisayar
find expr. bul

"find" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
find out f. bulmak
find out f. keşfetmek
find out f. anlamak
find out f. ortaya çıkarmak
find out f. öğrenmek
find out f. bulgulamak
Genel
archaeological find i. arkeolojik bulgu
enclosed please find shipping documents i. sevkiyatla ilgili belgeler ekte tarafınıza sunulmaktadır
find the lady i. bul karayı al parayı oyunu
find strange f. yadırgamak
find fault with f. kusur bulmak
find guilty f. suçlu çıkarmak
find strange f. garipsemek
find unexpectedly f. gökte ararken yerde bulmak
find (something) strange f. acayibine gitmek
find a pretext f. bahane bulmak
find a way out f. çözüm bulmak
find a way f. yolunu bulmak
find fault f. kusur bulmak
be unable to find a job f. bir baltaya sap olamamak
find a solution f. çözüme ulaştırmak
find something impressing f. beğenmek
find somehow f. bulup buluşturmak
find pleasure in f. lezzet almak
find a way to (do something) f. çare aramak
find a pretext f. bahane uydurmak
find something contrary to f. aykırı bulmak
not to find it in one's heart f. gönlü razı olmamak
find insufficient f. az görmek
find a companion f. arkadaş bulmak
find somebody out f. suçüstü yakalamak
find the right person to do a job f. adamını bulmak
find fault with f. kulp takmak
find strange f. yabansımak
find unjust f. haksız bulmak
try to find f. aramak
find time to do something f. eli değmek
find (something) strange f. tuhafına gitmek
find something incongruous with f. aykırı bulmak
find difficult f. güç gelmek
find a way f. çare bulmak
find pleasure in f. zevk almak
find (something) strange f. garibine gitmek
find exaggerated f. abartılı bulmak
find a fault in everything f. armutun sapı üzümün çöpü var demek
find one's tongue f. dili çözülmek
find something difficult f. ağır gelmek
find a middle course f. orta yol bulmak
find a way f. formül bulmak
find a clue f. ipucu bulmak
find difficult f. gücümsemek
find one's tongue f. dillenmek
find a way out f. yolunu bulmak
find a solution f. çözüme ulaşmak
find the very man f. tam adamına düşmek
find odd f. yadırgamak
find a remedy f. derman bulmak
find a place to live f. başını sokmak
find something meaningless f. anlamsız bulmak
be unable to find a meaning in f. mana verememek
find something easy f. kolayına gelmek
find a suitable opportunity f. punduna getirmek
find fault f. hata bulmak
find something hurtful f. acı gelmek
find fault with f. hata bulmak
find favour in somebody's eyes f. gözüne girmek
find irrelevant f. anlamsız bulmak
find an easy way f. kolayını bulmak
find a friend f. arkadaş bulmak
find (something) odd f. acayibine gitmek
find an opportunity f. fırsat bulmak
find something odd f. yadırgamak
find no way out f. çaresiz kalmak
find a way to do something f. bir şeye çare bulmak
find something strange f. yadırgamak
find a compromise f. orta yol bulmak
find something meaningful f. anlamlı bulmak
find the means f. çare bulmak
find something sympathetic f. bir şey birinin hoşuna gitmek
can't find a solution f. işin içinden çıkamamak
find employment f. iş bulmak
find a compromise f. bir orta yol bulmak
find a remedy f. çare bulmak
find very easily f. eliyle koymuş gibi bulmak
try to find f. aramaya çalışmak
find a solution f. çözüme kavuşturmak
find a hubby f. koca bulmak
find someone ugly f. çirkin bulmak
(for an idea) to find a niche in one's mind f. aklında yer etmek
find one's legs f. toparlamak
find fault with f. kabahat bulmak
find guilty f. suçlu bulmak
find a way to f. formül bulmak
find voice in f. dile getirilmek
find voice in f. ifade edilmek
find favor f. rağbet görmek
find favour f. rağbet görmek
find approval f. rağbet görmek
find unnecessary f. gerek duymamak
find unnecessary f. gerek görmemek
find it necessary f. gerekli görmek
find necessary f. gerekli görmek
find it sufficient f. yeterli görmek
find it sufficient f. yeterli bulmak
find adequate f. yeterli görmek
find adequate f. yeterli bulmak
find enough f. yeterli görmek
find enough f. yeterli bulmak
find reasonable f. aklına yatmak
find logical f. aklına yatmak
find the time do (something) f. eli değmek
find the time do (something) f. eli ermek
find the time do (something) f. eli erişmek
find an opportunity do something f. meydanı boş bulmak
find someone attractive f. çekici bulmak
find one's value f. değer bulmak
try to find an answer f. çare bulmaya çalışmak
not to find its value f. değerini bulmamak
try to find a solution f. çare bulmaya çalışmak
try to find a remedy f. çare bulmaya çalışmak
find the right way f. doğru yolu bulmak
find the right thing to do f. doğruyu bulmak
find the correct path f. doğru yolu bulmak
find direction f. yön bulmak
find meaningful f. anlamlı bulmak
find meaning f. anlam bulmak
find meaning f. anlam kazanmak
find meaning f. anlamını bulmak
find something unnecessary f. lüzumsuz görmek
find true love f. gerçek aşkı bulmak
find something necessary f. gerekli görmek
find something absurd f. saçma bulmak
find something unnecessary f. gereksiz görmek
find the answer f. cevabını bulmak
find place f. yer bulmak
find the answer f. cevabı bulmak
find something absurd f. saçma gelmek
find something necessary f. lüzumlu görmek
find a caretaker f. bakıcı bulmak
find someone beautiful f. güzel bulmak
find something beautiful f. güzel bulmak
find faulty f. hatalı gelmek
find inspiration f. ilham bulmak
find erroneous f. hatalı gelmek
find something necessary f. gerek duymak
find someone responsible f. sorumlu tutmak
find out the subject f. konuyu öğrenmek
find an opportunity f. karşısına fırsat çıkmak
find something pleasurable f. zevkli görmek
find the balance f. dengeyi bulmak