flesh - Türkçe İngilizce Sözlük

flesh

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

flesh — Definition

Anlamı ve Tanımı:
et, beden
Okunuş (IPA):
(AmE /flɛʃ/ – BrE /flɛʃ/)
Terim Türü:
İsim: flesh (uncountable)
Canlıların kas ve yumuşak dokusunu; mecazda bedensel arzuları belirtir. Eski İngilizce flǣsc kökünden gelir; somut bedenden soyut dürtülere uzanır

"flesh" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 39 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
flesh i. et
The flesh near the bones has a sweeter taste.
Kemiklere yakın etin tadı daha tatlıdır.

More Sentences
Genel
flesh i. beden
Why did God come to earth in human flesh?
Tanrı neden yeryüzüne insan bedeninde geldi?

More Sentences
flesh i. ten
The boy has red dots on his flesh.
Çocuğun teninde kırmızı noktalar var.

More Sentences
Gıda
flesh i. et
The flesh near the bones has a sweeter taste.
Kemiklere yakın etin tadı daha tatlıdır.

More Sentences
flesh i. etli kısım
Take apart the pips of the apple and put the flesh into the shaker.
Elmanın çekirdeklerini ayırın ve etli kısmını çalkalayıcıya koyun.

More Sentences
Genel
flesh i. ırk
flesh i. cisim
flesh i. nesil
flesh i. bedensel istekler
flesh i. insaniyet
flesh i. insan doğası
flesh i. şehvet
flesh i. insanlık
flesh i. soy
flesh i. kan
flesh i. vücut
flesh i. semizlik
flesh i. akraba
flesh i. yağ
flesh i. vücut yağı
flesh i. hayvan postunun iç tarafı
flesh i. ek bilgi
flesh i. detay
flesh i. ilave bulgular
flesh i. ek faktörler
flesh f. çiğ etle beslemek
flesh f. derisinden eti sıyırmak
flesh f. ayrıntılarıyla anlatmak
flesh f. şişmanlatmak
flesh f. et yedirmek
flesh f. kanatmak
flesh f. (ete) batırmak
flesh f. (silah) saplamak
flesh f. etle kaplamak
flesh f. etle örtmek
flesh f. kilo almak
flesh f. (kilo nedeniyle) şişmek
Boyacılık
flesh i. ten rengi
flesh i. turuncuya çalan soluk bir sarı tonu

"flesh" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Genel
proud flesh i. şişlik
flesh and blood i. soy
a thorn in the flesh i. baş belası
flesh of fish i. balık eti
flesh wound i. bere
flesh and blood i. akraba
the flesh i. nefis
flesh and bone i. et ve kemik
flesh color i. ten rengi
the flesh i. nefs
flesh eater i. et yiyen
flesh wound i. sıyrık
goose flesh i. diken diken olmuş deri
the flesh i. beden
flesh fly i. yumurtalarını ete bırakan kara sinek
the cravings of the flesh i. nefis
the flesh i. vücut
flesh and blood i. nesil
the flesh i. ten
flesh and blood i. insanlık
flesh and blood i. insan doğası
a thorn in the flesh i. zorluk
flesh side i. arka yüz
flesh-color i. ten rengi
flesh-eating animals i. et yiyen hayvanlar
goose flesh i. tüyleri diken diken olmuş
human flesh i. insan eti
a wall of flesh i. etten duvar
a little flesh wound i. küçük bir sıyrık
a little flesh wound i. ufak bir sıyrık
an arm of flesh i. insan gücü
flesh meat i. kuş eti
flesh meat i. (deniz ürünleri hariç) hayvan eti
flesh side i. hayvan postunun iç tarafı
flesh and blood i. madde ve gerçeklik
mortify the flesh f. nefsin isteklerini kırmak
lose flesh f. zayıflamak
go the way of all flesh f. ölmek
flesh out f. ayrıntılı hale getirmek
put on flesh f. şişmanlamak
flesh out f. ayrıntılarıyla anlatmak
yield to flesh f. nefsine uymak
flesh out f. semirtmek
be a thorn in one's flesh f. içine dert olmak
put out a cigarette on somebody's flesh f. üzerinde sigara söndürmek
make one's flesh creep f. birinin tüylerini ürpertmek
make one's flesh creep f. tüylerini ürpertmek
get goose-flesh f. tüyleri ürpermek
eat human flesh f. insan eti yemek
shape in flesh and bones f. ete kemiğe bürünmek
flesh [obsolete] f. doyurmak
flesh [obsolete] f. tatmin etmek
flesh [obsolete] f. memnun etmek
in flesh s. semiz
without flesh s. etsiz
flesh eating s. et yiyen
in flesh s. şişman
in flesh s. etine dolgun
flesh-coloured s. tenrengi
flesh-colored s. ten rengi
flesh-colored s. tenrengi
flesh-coloured s. ten rengi
flesh-tearing s. derisi sıyrılan
flesh and blood s. kanlı canlı
flesh and blood s. yaşayan
flesh-and-blood s. hayatta olan
flesh-and-blood s. canlı
flesh and blood s. hayatta olan
flesh-and-blood s. yaşayan
flesh and blood s. canlı
flesh-and-blood s. kanlı canlı
in the flesh zf. bu dünyada
in the flesh zf. canlı
in the flesh zf. dünya gözüyle
in the flesh zf. bizzat
after the flesh zf. olası şekilde
after the flesh zf. akla yatkın olarak
Öbek Fiiller
flesh something out (with something) f. bir şeyi (bir şeyle) detaylandırmak
flesh something out (with something) f. bir şeyi (bir şeyle) tamamlamak
flesh something out (with something) f. bir şeyi (bir şeyle) ayrıntılandırmak
flesh something out (with something) f. bir şeyi (bir şeyle) genişletmek
flesh out f. tombalak olmak
flesh out f. tombullaşmak
flesh out f. şişmek
flesh out f. şişirmek
flesh out f. şekillenmek
flesh out f. kilo almak
flesh out f. kilo aldırmak
Atasözü
the spirit is willing but the flesh is weak istek var ama derman yok
Konuşma Dili
flesh and blood i. insan
flesh and blood i. insanoğlu
one's own flesh and blood i. yakın akraba
flesh and blood i. insanlık
make someone's flesh creep f. birini korkutmak
make someone's flesh crawl f. tüylerini ürpertmek
make someone's flesh crawl f. kanını dondurmak
make someone's flesh creep f. kanını dondurmak
make someone's flesh crawl f. birini korkutmak
make someone's flesh creep f. tüylerini ürpertmek
more than flesh and blood can stand expr. dayanılır gibi değil
in the flesh expr. gerçekte
more than flesh and blood can stand expr. dayanılmaz
more than flesh and blood can stand expr. çekilmez
in the flesh expr. gerçek yaşamda
in the flesh expr. kendisi
one's own flesh and blood expr. kanından
one's own flesh and blood expr. aynı kandan
in the flesh expr. etten kemikten
one's pound of flesh expr. son kuruşuna kadar
men kill animals and eat their flesh expr. insanlar hayvanları öldürüp etlerini yiyor
Deyim
a thorn in one's flesh i. karaçalı
a thorn in one's flesh i. baş belası
thorn in one's flesh i. baş belası
pound of flesh i. diyet
flesh trade i. insan ticareti
the world, the flesh, and the devil i. insanı günaha sokan/baştan çıkaran şeyler
the world, the flesh, and the devil i. nefsine yenik düşüren her şey
the world, the flesh, and the devil i. günaha sokan her şey
the world, the flesh, and the devil i. beden ve şeytan
the world, the flesh, and the devil i. yoldan/baştan çıkaran her şey
the world, the flesh, and the devil i. dünya
the way of all flesh i. ölüme yaklaşma
the way of all flesh i. tüm insanların ortak deneyimi
flesh and blood i. yalnızca bir insan vücudu
flesh and blood i. sınırları olan insan vücudu
flesh and blood i. yaşayan insan vücudu
flesh and blood i. kusurları olan insan
flesh and blood i. kanından olan kimse
flesh and blood i. kendi soyundan kimse
flesh and blood i. etten kemikten bir varlık
flesh and blood i. kusurlarıyla insan
flesh and blood i. kendi/öz akrabası
flesh and blood i. ailesinden olan kimse
flesh and blood i. gücü bir yere kadar olan insan vücudu
flesh and blood i. kendiyle aynı kanı taşıyan kimse
flesh and blood i. gerçekte var olan kimse
flesh and blood i. etten kemikten bir vücut
flesh and blood i. etten kemikten kimse
flesh and blood i. mükemmel olmayan insan
flesh and blood i. herkes gibi kusurları olan insan
flesh and blood i. kendi kanından canından kimse
flesh and blood i. kan bağı olan kimse
flesh and blood i. yüz yüze görüşülen/görülen (insan)
flesh and blood i. etten kemikten bir insan vücudu
flesh and blood i. kendi kanından kimse
flesh and blood i. yalnızca insan
flesh and blood i. hareket
flesh and blood i. etten kemikten insan
flesh and blood i. kanından canından olan kimse
flesh and blood i. aileden biri