| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Yaygın Kullanım | ||||
| Yaygın Kullanım | reach f. | ulaşmak | ||
|
We were on vacation when the news reached us. Haber bize ulaştığında tatildeydik. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | reach f. | erişmek | ||
|
Tom and Mary finally reached their destination. Tom ve Mary sonunda hedeflerine eriştiler. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | reach f. | uzanmak | ||
|
When I was a kid, my hair reached down to my knees. Çocukken saçlarım dizlerime kadar uzanırdı. More Sentences |
||||
| Yaygın Kullanım | reach f. | ermek | ||
| Genel | ||||
| Genel | reach i. | erişim | ||
|
In the free market their global reach gives them unprecedented options. Serbest piyasada küresel erişimleri onlara eşi benzeri görülmemiş seçenekler sunmaktadır. More Sentences |
||||
| Genel | reach i. | yetişme | ||
|
The top shelf is beyond my reach. En üst rafa yetişemiyorum. More Sentences |
||||
| Genel | reach i. | kavrayış | ||
|
I think this book is beyond his reach. Bu kitabın onun kavrayışının ötesinde olduğunu düşünüyorum. More Sentences |
||||
| Genel | reach i. | yetki alanı | ||
|
This issue is beyond the reach of local governments. Bu konu yerel yönetimlerin yetki alanının dışında. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | vermek | ||
|
We were convicted together and now we ask you to reach a decision for us all. Hep birlikte mahkum olduk ve şimdi sizden hepimiz adına bir karar vermenizi istiyoruz. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | uzanmak | ||
|
When I was a kid, my hair reached down to my knees. Çocukken saçlarım dizlerime kadar uzanırdı. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | kavuşmak | ||
|
He doesn't dare to reach for fame. O, şöhrete kavuşmaya cesaret edemiyor. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | ulaşmak | ||
|
We were on vacation when the news reached us. Haber bize ulaştığında tatildeydik. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | yetişmek | ||
|
Patty was so short that she couldn't reach the branch. Patty o kadar kısaydı ki dala yetişemedi. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | gelmek | ||
|
Clearly, we have not reached the end of the process. Açıkçası, sürecin sonuna gelmiş değiliz. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | varmak | ||
|
I reached New York by dawn. New York'a şafak vaktinde vardım. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | (yaşa) gelmek | ||
|
I've reached the age when I'm supposed to make a living. Hayatımı kazanmam gereken yaşa geldim. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | (karara) varmak | ||
|
We must reach a decision before it is too late. Çok geç olmadan bir karara varmalıyız. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | iletişim kurmak | ||
|
Mike could hardly reach Linda; she had been withdrawn and pensive lately. Mike Linda'ya güçlükle iletişim kurabildi, son zamanlarda içine kapanık ve dalgındı. More Sentences |
||||
| Genel | reach f. | telefonla ulaşmak | ||
|
Have you spoken to mum lately? I haven't been able to reach her. Son zamanlarda annemle konuştunuz mu? Ona ulaşamıyorum da. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | reach f. | erişmek | ||
|
Tom and Mary finally reached their destination. Tom ve Mary sonunda hedeflerine eriştiler. More Sentences |
||||
| Teknik | reach f. | varmak | ||
|
I reached New York by dawn. New York'a şafak vaktinde vardım. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | reach i. | alan | ||
| Genel | reach i. | erim | ||
| Genel | reach i. | ulaşılabilecek uzaklık | ||
| Genel | reach i. | menzil | ||
| Genel | reach i. | bir ırmağın bükülmeyen düz kısmı | ||
| Genel | reach i. | saha | ||
| Genel | reach i. | erişme | ||
| Genel | reach i. | uzanma | ||
| Genel | reach i. | kavrama gücü | ||
| Genel | reach i. | ulaşma | ||
| Genel | reach i. | bir aletin yetişebileceği uzaklık | ||
| Genel | reach i. | uzatma | ||
| Genel | reach i. | topun menzili | ||
| Genel | reach i. | elin erişebileceği uzaklık | ||
| Genel | reach i. | varma | ||
| Genel | reach i. | varış | ||
| Genel | reach i. | kapsam | ||
| Genel | reach i. | kapsama alanı | ||
| Genel | reach i. | yetki sınırları | ||
| Genel | reach i. | etki alanı | ||
| Genel | reach f. | uzatmak | ||
| Genel | reach f. | çarpmak | ||
| Genel | reach f. | dayanmak | ||
| Genel | reach f. | ermek | ||
| Genel | reach f. | değmek | ||
| Genel | reach f. | basmak | ||
| Genel | reach f. | idrak etmek | ||
| Genel | reach f. | etkilemek | ||
| Genel | reach f. | yetmek | ||
| Genel | reach f. | uzanıp vermek | ||
| Genel | reach f. | isabet ettirmek | ||
| Genel | reach f. | bulmak | ||
| Genel | reach f. | vasıl olmak | ||
| Genel | reach f. | geçirmek (yumruk) | ||
| Genel | reach f. | iletişim sağlamak | ||
| Genel | reach f. | dokunmak | ||
| Genel | reach f. | -e yetişmek | ||
| Genel | reach f. | irtibat kurmak | ||
| Genel | reach f. | etkilemek | ||
| Genel | reach f. | tesir etmek | ||
| Genel | reach f. | miktarında olmak | ||
| Genel | reach f. | tutarına ulaşmak | ||
| Genel | reach f. | haberleşmek | ||
| Medya | ||||
| Medya | reach i. | yayınlanan programın ulaşabildiği izleyici ya da dinleyici yüzdesi | ||
| Reklam | ||||
| Reklam | reach i. | reklamverenin kampanyada ulaşmayı planladığı hedef kitlenin miktarı | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | reach i. | aracın arka dingilini ön ile bağlayan yatak mili veya bağlantı direği | ||
| Otomotiv | reach i. | vida boyu | ||
| Demiryolu | ||||
| Demiryolu | reach i. | vagon dingili | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | reach i. | volta seyrinde bir rüzgara seyredilen yol | ||
| Denizcilik | reach f. | omurgaya dik esen rüzgarla yol almak | ||
| Spor | ||||
| Spor | reach f. | vurmak (eskrim, boks vb.) | ||