| Englisch | Türkisch | |||
|---|---|---|---|---|
| Common Usage | ||||
| Common Usage | walk n. | yürüyüş | ||
|
The morning walk is an excellent exercise for the elderly. Sabah yürüyüşü, yaşlılar için mükemmel bir egzersizdir. More Sentences |
||||
| Common Usage | walk n. | yürüme | ||
|
Ten minutes of walking was enough for me. On dakika yürüme bana yetti. More Sentences |
||||
| Common Usage | walk v. | yürümek | ||
|
Doctors said he’d never walk again. Doktorlar bir daha yürüyemeyeceğini söyledi. More Sentences |
||||
| Common Usage | walk v. | yürüyerek gitmek | ||
|
Tom won't likely walk to work anymore. Tom artık işe yürüyerek gitmeyecektir. More Sentences |
||||
| Common Usage | walk v. | dolaşmak | ||
|
The victims are the real prisoners of terrorism; the perpetrators all too often walk free. Terörizmin gerçek mahkumları kurbanlardır; failler ise çoğu zaman serbestçe dolaşmaktadır. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | walk n. | yürünecek mesafe | ||
|
The Mondi Holiday Bellevue is located in the centre of Bad Gastein, only a short walk from the cable cars. Mondi Holiday Bellevue, Bad Gastein'in merkezinde, teleferiklere sadece kısa bir yürüyüş mesafesinde yer almaktadır. More Sentences |
||||
| General | walk n. | yürüme | ||
|
Ten minutes of walking was enough for me. On dakika yürüme bana yetti. More Sentences |
||||
| General | walk n. | gezinti | ||
|
Everett enjoyed the walk along the river. Everett nehir kenarındaki gezintiden keyif aldı. More Sentences |
||||
| General | walk v. | yürümek | ||
|
Doctors said he’d never walk again. Doktorlar bir daha yürüyemeyeceğini söyledi. More Sentences |
||||
| General | walk v. | yürüyüşe çıkarmak | ||
|
Tom goes for a walk every day. Tom her gün yürüyüşe çıkar. More Sentences |
||||
| General | walk v. | eşlik etmek | ||
|
Tom walked Mary to the gate. Tom Mary'ye kapıya kadar eşlik etti. More Sentences |
||||
| General | walk v. | dolaşmak | ||
|
The victims are the real prisoners of terrorism; the perpetrators all too often walk free. Terörizmin gerçek mahkumları kurbanlardır; failler ise çoğu zaman serbestçe dolaşmaktadır. More Sentences |
||||
| General | walk v. | gezdirmek | ||
|
Adeline goes to the park to walk the dog every morning. Adeline, köpeğini gezdirmek için her sabah parka gider. More Sentences |
||||
| General | walk v. | yürüyerek gitmek | ||
|
Tom won't likely walk to work anymore. Tom artık işe yürüyerek gitmeyecektir. More Sentences |
||||
| General | walk v. | yürütmek | ||
|
Her iPhone appears to have walked. Biri onun iPhone'unu yürütmüş gibi görünüyor. More Sentences |
||||
| General | walk v. | gezmek | ||
|
I found it pleasant walking in the country. Kırsalda gezmeyi zevkli buldum. More Sentences |
||||
| General | walk v. | götürmek | ||
|
She walked her mother to the nearest drug store. Annesini en yakın eczaneye kadar götürdü. More Sentences |
||||
| General | walk v. | dolaşma | ||
|
They took a walk across the downtown in the evening. Akşam şehir merkezinde dolaşmaya çıktılar. More Sentences |
||||
| Archaic | ||||
| Archaic | walk v. | hareket etmek | ||
|
He walked and the earth moved with him. O yürüdü ve yer de onunla hareket etti. More Sentences |
||||
| General | ||||
| General | walk n. | kaldırım | ||
| General | walk n. | yol (bahçede taş/beton) | ||
| General | walk n. | iş sahası | ||
| General | walk n. | gidiş | ||
| General | walk n. | yol | ||
| General | walk n. | otlak | ||
| General | walk n. | yürüyüş yolu | ||
| General | walk n. | gezme | ||
| General | walk n. | devriye gezme | ||
| General | walk n. | yürünecek yer | ||
| General | walk n. | hareket | ||
| General | walk n. | tur | ||
| General | walk n. | yürüyüş (tarzı) | ||
| General | walk n. | tavır | ||
| General | walk n. | gezi | ||
| General | walk n. | geziyolu | ||
| General | walk n. | parkur | ||
| General | walk v. | adımla ölçmek | ||
| General | walk v. | dolaştırmak | ||
| General | walk v. | adımlamak | ||
| General | walk v. | yaya gitmek | ||
| General | walk v. | yürüterek yormak | ||
| General | walk v. | davranmak | ||
| General | walk v. | gezinmek | ||
| General | walk v. | (hayalet) dolaşmak | ||
| General | walk v. | zihinde dolaşmak | ||
| General | walk v. | unutulmamak | ||
| General | walk v. | sürekli aklına gelmek | ||
| General | walk v. | (gemi) ilerlemek | ||
| General | walk v. | elini kolunu sallayarak girip çıkmak | ||
| General | walk v. | birlik kurmak | ||
| General | walk v. | birlikte hareket etmek | ||
| General | walk v. | uykuda gezinmek | ||
| General | walk v. | uykuda yürümek | ||
| General | walk v. | (hareketsiz bir nesne) yürür gibi hareket etmek | ||
| General | walk v. | bir yönde ilerliyormuş gibi durmak | ||
| General | walk v. | mahkemeye gitmekten ve mahkumiyetten kaçmak | ||
| General | walk v. | yürürken taşımak | ||
| General | walk v. | yürüyüş adımlarıyla dans etmek | ||
| General | walk v. | (rol) hızlı bir şekilde tekrar etmek | ||
| General | walk v. | (hayat şekli, hareket tarzı) benimsemek | ||
| Baseball | ||||
| Baseball | walk v. | (vurucu) vuruş yapmadan birinci kaleye yürümek | ||
| Archaic | ||||
| Archaic | walk v. | hareket halinde olmak | ||
| Slang | ||||
| Slang | walk v. | aklanmak | ||
| Slang | walk v. | temize çıkmak | ||
| Slang | walk v. | temizlenmek | ||
| Slang | walk v. | (birdenbire) işi bırakmak | ||