spare - Turc Anglais Dictionnaire

spare

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

spare — Definition

Signification:
yedek, esirgemek
Prononciation (IPA):
(AmE /spɛr/ – BrE /speə/)
Partie du discours:
İsim/Sıfat/Fiil: spare (spares – spared – sparing)

Sens de "spare" dans le Dictionnaire Turc-Anglais : 70 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
spare adj. boş (zaman)
In our spare time, we drop everything and go out of town for family gatherings.
Boş zamanlarımızda her şeyi bırakıp aile toplantıları için şehir dışına çıkıyoruz.

More Sentences
spare adj. yedek
We had a flat, so we used the spare tire.
Lastiğimiz patladı, biz de yedek lastiği kullandık.

More Sentences
spare v. kıymamak
General
spare n. yedek parça
Even if spares were available the government could not afford to repair them.
Yedek parça bulunsa bile hükümetin bunları onarmaya gücü yetmedi.

More Sentences
spare n. yedek
I got the batteries I need; the rest are spares.
İhtiyacım olan pilleri aldım; geri kalanlar yedek.

More Sentences
spare v. esirgemek
We must not spare efforts to help the central government extend its authority to the entire country.
Merkezi hükümetin yetkilerini tüm ülkeye yaymasına yardımcı olmak için çabalarımızı esirgememeliyiz.

More Sentences
spare v. vermek
Can you spare some change?
Biraz bozukluk verebilir misin?

More Sentences
spare v. harcamamak
We don't have any money to spare.
Harcayacak paramız yok.

More Sentences
spare v. kaçınmak
The candidate states have spared no effort to meet the requirements.
Aday ülkeler gereklilikleri yerine getirmek için hiçbir çabadan kaçınmadılar.

More Sentences
spare v. kurtarmak
But at least I will spare the President this speech in Latin!
Ama en azından Başkan'ı bu Latince konuşmadan kurtaracağım!

More Sentences
spare v. kurtarmak (sıkıcı bir şeyden)
We should spare ourselves the burden of loneliness.
Kendimizi yalnızlığın yükünden kurtarmalıyız.

More Sentences
spare v. ayırmak (birisi için)
Let's go for a walk; I have some time to spare.
Hadi yürüyüşe çıkalım, biraz ayıracak vaktim var.

More Sentences
spare v. bağışlamak
As a result, untold lives were improved or spared.
Sonuç olarak, anlatılmamış hayatlar iyileştirildi veya bağışlandı.

More Sentences
spare v. kurtulmak
During the earthquake, only one building was spared.
Deprem sırasında sadece bir bina hasar almadan kurtuldu.

More Sentences
spare adj. boş
We have a spare room.
Boş bir odamız var.

More Sentences
spare adj. sade
You can notice her work is spare, minimalist even.
Çalışmalarının sade, hatta minimalist olduğunu fark edebilirsiniz.

More Sentences
spare adj. ince uzun
Who is that spare fellow that just walked in?
Az önce içeri giren şu ince uzun adam da kim?

More Sentences
Technical
spare adj. yedek
We had a flat, so we used the spare tire.
Lastiğimiz patladı, biz de yedek lastiği kullandık.

More Sentences
General
spare n. arık
spare n. azlık
spare n. ihtiyat
spare n. (pil, gözlük) yedek malzeme
spare n. (bovlingde) labutların ikinci turda tamamen devrilmesi
spare n. (ikinci tur bovling atışında) tüm labutların devrilmesi
spare n. (bovlingde) spare puanı
spare v. öldürmemek
spare v. artırıp verebilmek
spare v. söylememek (tatsız bir şeyi)
spare v. tutumlu olmak
spare v. canını bağışlamak
spare v. kaçmak
spare v. vermek (zamanını, para vb'ni)
spare v. korumak
spare v. idareli kullanmak
spare v. kıyamamak
spare v. ayırmak
spare adj. yetersiz
spare adj. az
spare adj. bol olmayan
spare adj. dar
spare adj. hasis
spare adj. zayıf
spare adj. sıska
spare adj. az kullanan
spare adj. ince
spare adj. fazla (para)
spare adj. ince yapılı
spare adj. şişman olmayan
spare adj. cimri
spare adj. eli sıkı
spare adj. kullanılmayan (oda)
spare adj. kısa
spare adj. fazla
spare adj. yedekli
Technical
spare n. kalıp üzerinde kalan fazla kil
Mechanic
spare adj. fazla
Automotive
spare n. yedek lastik
Food Engineering
spare n. yemekleri az ve basit olan (beslenme tarzı)
Sport
spare n. yedek oyuncu
spare n. yedek takım oyuncusu
Archaic
spare n. gömlek patı
spare n. tutumluluk
spare n. idarelilik
spare n. tasarruf
British Slang
spare adj. üzgün
spare adj. sinirli
spare adj. mutsuz
spare adj. kederli
spare adj. endişeli
spare adj. şaşkın

Sens de "spare" avec d'autres termes dans le Dictionnaire Anglais-Turc : 150 résultat(s)

Anglais Turc
Common Usage
spare part n. yedek parça
General
spare tire n. yedek tekerlek
spare time n. boş zaman
spare tire n. göbek
spare time activity n. boş zaman uğraşısı
spare time n. boş vakit
spare time activities n. boş zaman etkinlikleri
spare tyre n. yedek lastik
spare blanket n. ekstra battaniye
spare blanket n. yedek battaniye
spare seat n. boş koltuk
spare key n. yedek anahtar
spare room key n. yedek anahtar
free-spare time n. boş zaman
hot spare n. en iyi yedek
hot spare n. favori yedek
spare time activities n. boş zaman aktiviteleri
spare times n. işten arta kalan zamanlar
spare times n. boş zamanlar
spare time n. işten arta kalan zaman
spare time activities n. boş zaman faaliyetleri
auto spare parts n. oto yedek parça
spare-time activity n. boş zaman aktivitesi
spare room n. misafir odası
spare [obsolete] n. kısıtlama
spare [obsolete] n. sınırlama
spare-time activity n. kafa dağıtmak için yapılan aktivite
spare [obsolete] n. baskı
spare-time activity n. serbest zaman eğlencesi
spare [obsolete] n. affetme
spare [obsolete] n. merhamet gösterme
spare another's life v. hayatını bağışlamak
not to spare v. kıymak
spare no expense v. masraftan kaçmamak
spare no sacrifice v. fedakarlıktan kaçınmamak
spare the life of v. canını bağışlamak
spare no expense v. masraftan kaçınmamak
spare somebody's life v. canını bağışlamak
spare no cost v. masraftan kaçınmamak
spare no expense v. paraya kıymak
spare no expense (or cost/pain/effort) v. kaçınmamak
spare no expense v. paradan kısmamak
spare time v. vakit ayırmak
spare time v. zaman ayırmak
spare some time to v. vakit ayırmak
spare some time to v. zaman ayırmak
spare no expense v. hiçbir masraftan kaçınmamak
not to spare enough time v. yeterli zamanı ayırmamak
not to spare enough time v. yeterli zaman ayıramamak
spare the time for oneself v. kendine zaman ayırmak
not to spare enough time v. yeterince zaman ayıramamak
make use of one's spare time v. boş zamanını değerlendirmek
spare time and effort v. zaman ve emek ayırmak
spare one's self v. ihtiyatlı davranmak
not spare oneself v. tüm çabasını sergilemek
spare [obsolete] v. vazgeçmek
not spare oneself v. varını yoğunu ortaya koymak
spare [obsolete] v. durmak
not spare oneself v. çok uğraşmak
spare [obsolete] v. pes etmek
not spare oneself v. çok çaba sarf etmek
not spare oneself v. kendini harap etmek
spare-time adj. boş vakte ait
spare-time adj. boş vakit ile ilgili
spare-time adj. mola verilen
spare-time adj. dinlenilen
to spare adv. rezerv
to spare adv. fazla
in one's spare time adv. boş vaktinde
in my spare time adv. boş zamanlarımda
spare no expense! interj. masraftan hiç kaçınma!
Phrases
don't spare the rod expr. eti senin kemiği benim
with something to spare expr. ve üstüne de bir şey kaldı
with something to spare expr. bir şey arttı bile
and something to spare expr. ve geriye de bir şey arttı
with something to spare expr. ve geriye de bir şey arttı
and something to spare expr. ve bir şey de arttı
with something to spare expr. üstüne bir şey bile kaldı
and something to spare expr. bir şey fazlasıyla yetti
with something to spare expr. bir şey yetti de arttı
and something to spare expr. ve üstüne de bir şey kaldı
and something to spare expr. üstüne bir şey bile kaldı
and something to spare expr. bir şey yetti de arttı
with something to spare expr. bir şey fazlasıyla yetti
with something to spare expr. ve bir şey de arttı
and something to spare expr. bir şey arttı bile
in spare time expr. boş zamanda
in spare time expr. boş vakitte
with time to spare expr. zaman artırarak
with time to spare expr. erkenden
with time to spare expr. zamanından önce
Proverb
spare the rod and spoil the child kızını dövmeyen dizini döver
spare rod and spoil the child kızını dövmeyen dizini döver
spare the rod and spoil the child dayak cennetten çıkmadır
Colloquial
spare change n. bozukluk
spare someone's feelings v. üzmekten kaçınmak
have (something) to spare v. ayıracak/paylaşacak (bir şeyi) olmak
have something to spare v. fazladan bir şeyi olmak
have something to spare v. ayıracak/paylaşacak bir şeyi olmak
have to spare v. fazladan (bir şeyi) olmak
have to spare v. ayıracak/paylaşacak (bir şeyi) olmak
spare (one) (something) v. (birini bir şeyi) dinlemekten azat etmek
spare (one) (something) v. (birini bir şeyi) dinlemek zorunda bırakmamak
spare (one) (something) v. (birini bir şeyle) uğraşmak zorunda bırakmamak
spare me! expr. hadi be sen de!
spare the crow! expr. inanmıyorum!
spare the crow! expr. hadi be!
spare the crow! expr. hadi ya!
can you spare a dime? expr. (bana vereceğin) bozuk paran var mı?
can you spare a dime? expr. (bana vereceğin) bozukluğun var mı?
and to spare expr. fazlasıyla yetti
and to spare expr. ve arttı
and to spare expr. ve üstüne bir şey bile kaldı
and to spare expr. arttı bile
and to spare expr. ve üstüne bir şey de kaldı
and to spare expr. yetti de arttı
Idioms
spare tire n. gereksiz tip
a spare tyre n. koca göbek
spare tire n. koca göbek
spare tire n. dış kapının mandalı
a spare tyre n. (mecazen) balkon
spare tire n. zurnanın son deliği
spare tire n. hiçbir işe yaramayan kişi
spare tire n. fazlalıktan ibaret
spare tire n. gereksiz/lüzumsuz kişi
spare no effort v. tüm yolları denemek
spare no effort v. elinden geleni yapmak
spare someone's blushes v. utandırmamaya çalışmak
spare someone's blushes v. birini utandırmaktan kaçınmak
spare someone's blushes v. birisini utandırmaktan kaçınmak
spare a thought for v. bir başkasının durumunu düşünmek
go spare v. tepesi atmak
be going spare v. arta kalmak
be going spare v. (kimsenin) istemediği olmak
spare no effort to do something v. (bir konuda) elinden geleni yapmak
spare no effort to do something v. elinden geleni esirgememek
spare someone's life v. hayatını bağışlamak
spare at the spigot and spill at the bung v. ufak tefek şeylerde cimrilik yaparken bir taraftan da büyük miktarda israf veya savurganlık yapmak
spare at the spigot and spill at the bung v. ufak tefek şeylerde cimrilik yaparken bir taraftan da kontrolsüzce büyük miktarda para harcamak
go spare [uk] v. boşa çıkmak
go spare [uk] v. yedeğe ayrılmak
go spare [uk] v. kullanıma müsait olmak
be going spare v. fazla olmak
be going spare v. sahibi olmamak
be going spare v. kimsenin olmamak
be going spare v. boşta olmak
spare no expense/pains/trouble (in doing something) v. (bir şey yapmak için) gereken parayı/zamanı/emeği harcamak
spare no expense/pains/trouble (in doing something) v. (bir şey yapmak için) gereken parayı/zamanı/emeği harcamaktan kaçınmamak
spare no expense/pains/trouble (in doing something) v. (bir şeyi yapmak için) hiçbir masraftan/harcamadan kaçınmamak
spare no expense/pains/trouble (to do something) v. (bir şey yapmak için) gereken parayı/zamanı/emeği harcamak