measure - Türkçe İngilizce Sözlük

measure

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

measure — Definition

Anlamı ve Tanımı:
ölçmek, önlem
Okunuş (IPA):
(AmE /ˈmɛʒər/ – BrE /ˈmɛʒə/)
Terim Türü:
İsim: measure (measures); Fiil: measure (measures – measured – measuring)
Nicelik belirlemeyi ya da alınan tedbiri tanımlayan sözcüktür. Latince mensura (“ölçü”) kökünden evrilmiştir. Bilim, müzik ve politika anlatılarında farklı ama bağlantılı anlamlarla kullanılır.
Eş Anlamlılar:
gauge, step
Zıt Anlamlılar:
neglect

"measure" teriminin Türkçe İngilizce Sözlükte anlamları : 126 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
measure i. ölçü
We use metric measures in our experiments.
Deneylerimizde metrik ölçüler kullanıyoruz.

More Sentences
measure i. önlem
The city implemented new measures to reduce the traffic problem.
Şehir trafik sorununu azaltmak için yeni önlemler aldı.

More Sentences
measure i. tedbir
Today dockworkers have demonstrated against this measure outside this Parliament.
Bugün liman işçileri Parlamento önünde bu tedbire karşı gösteri düzenlediler.

More Sentences
measure f. ölçmek
I hadn't measured the window correctly, so the curtain did not fit.
Pencereyi doğru ölçmediğim için perde sığmadı.

More Sentences
Genel
measure i. miktar
They resulted in a measure of progress, but also in many regrets.
Bu toplantılar bir miktar ilerleme ve aynı zamanda birçok pişmanlıkla sonuçlandı.

More Sentences
measure i. kriter
However, in itself, competition is not a measure of fair competition.
Ancak, rekabet tek başına adil rekabetin bir kriteri değildir.

More Sentences
measure i. tedbir
Today dockworkers have demonstrated against this measure outside this Parliament.
Bugün liman işçileri Parlamento önünde bu tedbire karşı gösteri düzenlediler.

More Sentences
measure i. önlem
The city implemented new measures to reduce the traffic problem.
Şehir trafik sorununu azaltmak için yeni önlemler aldı.

More Sentences
measure i. ölçü
We use metric measures in our experiments.
Deneylerimizde metrik ölçüler kullanıyoruz.

More Sentences
measure i. metre
I need the dimensions of this table; could you bring the tape measure?
Bu masanın boyutlarına ihtiyacım var, şerit metreyi getirebilir misiniz?

More Sentences
measure i. (müzik) ölçü
The orchestra did not play the last nine measures of the song.
Orkestra şarkının son dokuz ölçüsünü çalmadı.

More Sentences
measure f. ölçüsünü almak
Please allow me to measure you.
Lütfen ölçünüzü almam için bana izin verin.

More Sentences
measure f. ölçmek
I hadn't measured the window correctly, so the curtain did not fit.
Pencereyi doğru ölçmediğim için perde sığmadı.

More Sentences
measure f. ölçüm yapmak
When measuring, you need to establish a single source of truth.
Ölçüm yaparken tek bir doğruluk kaynağı oluşturmanız gerekir.

More Sentences
measure f. ölçüsünü almak
Please allow me to measure you.
Lütfen ölçünüzü almam için bana izin verin.

More Sentences
measure f. ölçülerinde olmak
The window measures 2x2 meters.
Pencere 2x2 metre ölçülerinde.

More Sentences
Teknik
measure i. ölçü
We use metric measures in our experiments.
Deneylerimizde metrik ölçüler kullanıyoruz.

More Sentences
measure f. ölçmek
I hadn't measured the window correctly, so the curtain did not fit.
Pencereyi doğru ölçmediğim için perde sığmadı.

More Sentences
Tekstil
measure f. ölçmek
I hadn't measured the window correctly, so the curtain did not fit.
Pencereyi doğru ölçmediğim için perde sığmadı.

More Sentences
İnşaat
measure i. ölçüt
Here we have what is basically a good measure.
Burada temelde iyi bir ölçüt var.

More Sentences
Müzik
measure i. ölçü
We use metric measures in our experiments.
Deneylerimizde metrik ölçüler kullanıyoruz.

More Sentences
Genel
measure i. yol
measure i. endaze
measure i. mevzun
measure i. mertebe
measure i. derece
measure i. had
measure i. vezin
measure i. şiir ölçüsü
measure i. oran
measure i. hudut
measure i. kanun
measure i. ölçme birimi
measure i. sınır
measure i. hudut
measure i. limit
measure i. ağır tempoda dans
measure i. yeterli veya uygun miktar
measure i. yeterli veya uygun derece
measure i. verilen miktar veya derece
measure i. orantılı pay
measure i. uygun pay
measure i. kontenjan
measure i. aşırı olmayan kapsam veya derece
measure i. yersiz olmayan pay
measure i. oran gözetme yetkisi
measure i. kendini zapt etme yetisi
measure i. ılımlılık
measure i. aşırıya gitmeme
measure i. gözlem veya muhakeme sonucu bir kimseye veya bir şeye atfedilen karakter, beceri veya büyüklük
measure i. (bir kimseden veya durumdan) beklenilen şey
measure i. dağıtılan tedavi miktarı ve türü
measure i. doğrudan ölçülemeyen, gözlemlenemeyen veya temsil edilemeyen bir şeyi ölçme veya belirtme aracı
measure i. adım
measure i. önerilen yasama işlemi
measure i. ölçüm sistemi
measure i. ölçüsü alınmış belirli miktar
measure i. iki cisim veya nokta arasındaki kesin mesafe
measure i. cetvel
measure i. ölçü çubuğu
measure i. taktik
measure i. strateji
measure i. gösterge
measure i. mülkün değerini tayin etmek için kullanılan şey
measure f. süzmek
measure f. ayarlamak
measure f. endazeye vurmak
measure f. dikkatle bakmak
measure f. karşılaştırmak
measure f. endazelemek
measure f. ölçüleri ... olmak
measure f. tartmak
measure f. uydurmak
measure f. ölçümden geçirmek
measure f. ölçüsünde olmak
measure f. ölçüm almak
measure f. belirli bir ölçüde olmak
measure f. belirli bir ebatta olmak
measure f. (değer) takdir etmek
measure f. kıyaslamak
measure f. mukayese etmek
measure f. bir kurala veya standarda göre düzenlemek
measure f. yönetmek
measure f. ölçme aracı olmak
measure f. bir şeyin ölçüsü olmak
measure f. göstergesi olmak
measure f. ölçüyle paylaştırmak veya dağıtmak
measure f. yaklaşık tahminde bulunmak
measure f. dikkatle düşünmek
measure f. dikkatle seçmek
measure f. düşünüp taşınmak
measure f. kestirmek
measure f. tahmin etmek
measure f. saptamak
measure f. belirlemek
measure f. yarıştırmak
measure f. çatıştırmak
measure f. ölçüme olanak vermek
measure f. ölçerek işaretlemek
measure f. ölçerek almak
measure f. bir şeyin birim büyüklüğünü tahmin etmek
Hukuk
measure i. yasa
measure i. tüzük
measure i. nizam
measure i. kanun
measure i. karar
Teknik
measure i. ölçü aleti
İnşaat
measure i. ölçüm
Matematik
measure i. bir sayının tam böleni
measure i. mukayese dayanağı
measure i. payda
measure i. matematiksel kurallara uygun bir kümeye negatif olmayan bir sayı atayan fonksiyon
Kimya
measure i. ölçme
Biyokimya
measure i. ölçek
Jeoloji
measure i. damar
measure i. katman
measure i. birbiriyle ilişkili katmanlar
Spor
measure i. bir eskrimcinin atağa geçerek rakibine ulaşabileceği mesafe sınırı
Müzik
measure i. iki ölçü çizgisi arasında yapılan müzik
measure i. ölçü çizgisi
measure i. ezgi
measure i. melodi
Matbaa
measure i. sayfa genişliği
measure i. yazı sütunu
Eski Kullanım
measure f. kat etmek
measure f. bir yandan öbür yana geçmek

"measure" teriminin diğer terimlerle kazandığı İngilizce Türkçe Sözlükte anlamları : 150 sonuç

İngilizce Türkçe
Yaygın Kullanım
tape measure i. şerit metre
beyond measure zf. ölçüsüz
Genel
square measure i. yüzölçümü
positive measure i. pozitif ölçüt
linear measure i. uzunluk ölçüsü
steel tape measure i. çelik metre
liquid measure i. sıvı ölçeği
made to measure i. ısmarlama yapılmış elbise
a land measure of 1000 square metres i. dönüm
land measure i. kara ölçüsü
full measure i. tam ölçü
security measure i. emniyet tedbiri
tape measure i. mezür
log measure i. tomruk ölçeği
liquid measure i. sıvı ölçüsü
measure space i. ölçüm uzayı
liquid measure i. sıvı oylum ölçüsü
measure theory i. ölçüm kuramı
half measure i. uzlaşma
tape measure i. çelik metre
tape measure i. mezura
gender empowerment measure i. cinsiyeti güçlendirme ölçüsü
short measure i. eksik ölçü
safety measure i. emniyet tedbiri
unit of measure i. ölçü birimi
counter measure i. karşı önlem
outcome measure i. sonuç ölçümü (istatistik)
measure taken i. alınan tedbir
last measure i. son ölçüm
land measure i. arazi ölçüm
additional measure i. ilave tedbir
legal measure i. yasal tedbir
contingency measure i. beklenmedik durum önlemi
tape measure i. şeritmetre
performance measure i. performans ölçümü
made-to-measure i. (giysi) ısmarlama
measure of safety i. emniyet tedbiri
measure of safety i. güvenlik önlemi
yard measure i. bir yardalık ölçü
safety measure i. güvenlik önlemi
apothecary's measure i. eczacı ölçüsü
taking measure i. önlem alma
desperate measure i. aşırı önlem
defensive measure i. savunma önlemi
measure of the last resort i. başvurulacak en son çare
preventive measure i. önleyici tedbir
remedial measure i. iyileştirici önlem
conditional measure i. koşullu önlem
half measure i. yarım yamalak
response measure i. mukabil tedbir
corrective measure i. ıslah edici önlem
administrative measure i. idari tedbir
mitigation measure i. azaltma tedbiri
mitigation measure i. azaltma önlemi
measure of trust i. güven ölçüsü
common measure i. dört dörtlük ölçü
lineal measure i. uzunluk ölçüsü
denial measure i. düşman durdurucu tedbir
denial measure i. düşman engelleme yöntemi
cloth measure i. kumaş ölçüsü
counter-measure i. karşı önlem
strict measure i. sıkı önlem
solid measure i. bir hacim birimi
fundamental measure i. ölçüm sistemlerinin temelini oluşturan dört büyüklükten her biri
measure up f. istenilen ölçülere uygun olmak
take measure f. tedbir almak
measure up f. istenen ölçülerde olmak
measure a land f. arazi ölçmek
measure out f. ölçüp ayırmak
give somebody short measure f. eksik vermek
measure up to f. kadar iyi olmak
measure in fathoms f. kulaçlamak
measure by the turkish yard f. arşınlamak
measure somebody's blood pressure f. tansiyonunu ölçmek
measure by the span f. karışlamak
measure up f. için yeterli nitelikte olmak
measure up f. istenene uygun olmak
measure the length (of something) f. boyunu ölçmek
measure the length (of something) f. boy ölçmek
measure up f. beklenen kriterlere uymak
take measure f. önlem almak
measure length f. uzunluk ölçmek
measure up f. -e yeterli olmak
make to measure f. ölçüye uygun dikmek
make to measure f. verilen ölçülerin aynısını dikmek
sell by measure f. ölçüyle satmak
measure the back length f. sırt ölçüsünü almak
measure the back length f. sırt uzunluğunu ölçmek
measure the performance f. performansı ölçmek
measure the performance f. performans ölçmek
measure a person's blood pressure f. tansiyonunu ölçmek
measure risk f. risk ölçmek
measure the size f. ölçü almak
measure the size of f. ölçüsünü almak
measure again f. tekrar ölçmek
have hard measure f. baskıyla üstesinden gelmek
take one's measure f. ölçüp tartmak
take one's measure f. bir kişinin karakterini tanımak
made-to-measure s. ısmarlama
made to measure s. ölçüsüne uygun
made to measure s. tıpatıp uygun
in a measure zf. bir dereceye kadar
beyond measure zf. son derece
for good measure zf. fazladan
beyond measure zf. hadden aşırı
beyond measure zf. haddinden fazla
beyond measure zf. sonsuz
beyond measure zf. çok fazla
in some measure zf. bir dereceye kadar
in some measure zf. kısmen
for good measure zf. ek olarak
beyond measure zf. hadsiz hesapsız
beyond measure zf. aşırı derecede
as a precautionary measure zf. tedbir amaçlı
in large measure zf. büyük ölçüde/oranda
in great measure zf. büyük ölçüde/çapta
in no small measure zf. büyük ölçüde
in no small measure zf. büyük çapta
in no small measure zf. büyük oranda
Öbek Fiiller
measure up f. değerini kanıtlamak
measure up f. beklenen düzeye ulaşmak
measure up f. istenilen seviyeye gelmek
measure up f. kendini kanıtlamak
measure out f. ölçüsünü almak
measure up to f. benzeri olmak
measure up f. istenilen ölçülere uygun olmak
measure up to f. aynı düzeyde olmak
measure up f. gerek duyulan niteliklere uygun olmak
measure up to f. aynısı olmak
measure someone against someone else f. birbiriyle kıyaslamak/karşılaştırmak
measure something off f. boyunu/uzunluğunu ölçmek
measure someone up against someone f. mukayese etmek
measure up f. istenen kriteri karşılamak
measure off f. sınırlarını belirlemek
measure out f. yönetmek
measure off f. planını yapmak
measure up (to) f. aynısı olmak
measure out f. dağıtmak
measure up (to) f. aynı düzeyde olmak
measure off f. sınırlarını çizmek
measure out f. paylaştırmak
measure up f. (bir şeyin) boyutunu ölçerek tespit etmek
measure up (to) f. kadar iyi olmak
measure (something) off f. (bir şeyin) çevresini/sınırlarını belirlemek
measure (someone or something) (up) against (someone or something else) f. (birini/bir şeyi birbiriyle/bir şeyle) mukayese etmek
measure against f. ile boy ölçüştürmek
measure (someone or something) (up) against (someone or something else) f. (birine/bir şeye göre birinin/bir şeyin) boyunu/ölçülerini hesaplamak
measure against f. ile mukayese etmek
measure (something) off f. (bir şeyin) ölçüsünü almak
measure (someone or something) (up) against (someone or something else) f. (birinin/bir şeyin biriyle/bir şeyle) ölçüsünü karşılaştırmak