| İngilizce | Türkçe | |||
|---|---|---|---|---|
| Genel | ||||
| Genel | stall i. | ahır | ||
|
He took the horse to the stall. Atı ahıra götürdü. More Sentences |
||||
| Genel | stall i. | tezgah | ||
|
We walked by a flower stall on our way here. Buraya gelirken bir çiçek tezgahının önünden geçtik. More Sentences |
||||
| Genel | stall i. | bölme (ahırda tek bir büyükbaş hayvana ait) | ||
|
This stable contains twelve stalls. Bu ahır on iki tane bölme içerir. More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | zaman kazanmak | ||
|
Mr. Peters seems to be stalling for time on the new agreement. Görünüşe bakılırsa Bay Peters yeni anlaşma konusunda zaman kazanmaya çalışıyor. More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | durdurmak | ||
|
He stalled the engine three times. Üç kez motoru durdurdu. More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | durmak (motor) | ||
|
Sales growth has stalled since January. Satışlardaki büyüme Ocak ayından bu yana durdu. More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | oyalamak | ||
|
You stall her; I'll check if the cake is ready. Sen onu oyala, ben bir bakayım pasta hazır mı. More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | ağırdan almak | ||
|
Why do we still feel that the ministers are stalling? Neden hala bakanların işi ağırdan aldığını düşünüyoruz? More Sentences |
||||
| Genel | stall f. | durmak | ||
|
After three years, this agenda is stalled; indeed, it is going backwards. Üç yılın ardından, bu gündem durmuş durumda, hatta geriye doğru gidiyor. More Sentences |
||||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | stall f. | oyalanmak | ||
|
The Commission also seems to be stalling on the other important areas, such as minimum income. Komisyon asgari gelir gibi diğer önemli alanlarda da oyalanıyor gibi görünüyor. More Sentences |
||||
| Teknik | ||||
| Teknik | stall f. | stop etmek | ||
|
Their car stalled near the back entrance. Arabaları arka girişe yakın bir yerde stop etmiş. More Sentences |
||||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | stall f. | stop etmek | ||
|
Their car stalled near the back entrance. Arabaları arka girişe yakın bir yerde stop etmiş. More Sentences |
||||
| Havacılık | ||||
| Havacılık | stall i. | ani irtifa kaybı | ||
|
Suddenly, our plane went into a stall. Uçağımız aniden irtifa kaybı yaşadı. More Sentences |
||||
| Dini | ||||
| Dini | stall i. | (kilisede) oturma alanı | ||
|
The stalls in this cathedral are known for their intricate craftsmanship. Bu katedraldeki oturma alanları incelikli işçilikleriyle bilinmektedir. More Sentences |
||||
| Genel | ||||
| Genel | stall i. | koltuk | ||
| Genel | stall i. | oyalama | ||
| Genel | stall i. | tuvalet yeri (umumi yerlerde bölmelerle ayrılmış) | ||
| Genel | stall i. | sargı (parmak) | ||
| Genel | stall i. | duş bölmesi (umumi yerlerde bölmelerle ayrılmış) | ||
| Genel | stall i. | düzen | ||
| Genel | stall i. | bahanelerle aldatma | ||
| Genel | stall i. | hız kaybetme | ||
| Genel | stall i. | vakit kazanmaya çalışma | ||
| Genel | stall i. | tezgah (pazarda/sergide) | ||
| Genel | stall i. | park yeri | ||
| Genel | stall i. | stand | ||
| Genel | stall i. | büfe | ||
| Genel | stall i. | tuvalet bölmesi | ||
| Genel | stall i. | işi savsaklama (vakit kazanmak için) | ||
| Genel | stall i. | oyalama (vakit kazanmak için birini) | ||
| Genel | stall i. | (ingiliz şapelinde) yüksek rütbeli şövalyelere tahsis edilen oturma yeri | ||
| Genel | stall i. | (yankesicinin) kurbanı etkisiz hale getiren suç ortağı | ||
| Genel | stall i. | üçkağıt | ||
| Genel | stall i. | hile | ||
| Genel | stall i. | dalavere | ||
| Genel | stall i. | numara | ||
| Genel | stall i. | kurnazlık | ||
| Genel | stall i. | çakallık | ||
| Genel | stall i. | cin fikirlilik | ||
| Genel | stall i. | orkestra | ||
| Genel | stall i. | orkestra koltuklarında oturan seyirciler | ||
| Genel | stall i. | stant | ||
| Genel | stall f. | saplanmak | ||
| Genel | stall f. | hızı kesilerek düşmek | ||
| Genel | stall f. | arızalanarak stop etmek (motor) | ||
| Genel | stall f. | hızı kesilmek | ||
| Genel | stall f. | savsaklamaya çalışmak | ||
| Genel | stall f. | arızalanıp stop etmesine yol açmak (motorun) | ||
| Genel | stall f. | geciktirmek | ||
| Genel | stall f. | kaçamak yanıt vermek | ||
| Genel | stall f. | ahırdaki bölmeye kapatmak (hayvanı) | ||
| Genel | stall f. | stop ettirmek | ||
| Genel | stall f. | oyalamaya çalışmak | ||
| Genel | stall f. | istop ettirmek | ||
| Genel | stall f. | (kilise veya şapelde) göreve getirmek | ||
| Genel | stall f. | (kilise veya şapelde) bir makama atamak | ||
| Genel | stall f. | kara saplanmak | ||
| Genel | stall f. | çamura batmak | ||
| Genel | stall f. | kirlenmek | ||
| Genel | stall f. | bir yan kesiciye yancılık etmek | ||
| Genel | stall f. | bir yan kesicinin suç ortağı olmak | ||
| Genel | stall f. | bir yan kesici ile iş birliği yapmak | ||
| Genel | stall f. | duraksamak | ||
| Genel | stall N. | tezgâh | ||
| Konuşma Dili | ||||
| Konuşma Dili | stall f. | ayak sürümek | ||
| Ticaret/Ekonomi | ||||
| Ticaret/Ekonomi | stall i. | satış yeri | ||
| Ticaret/Ekonomi | stall i. | ufak dükkan | ||
| Teknik | ||||
| Teknik | stall i. | sürat kaybı | ||
| Teknik | stall i. | uçağın havada tutunabilme yeteneğini kaybetmesi | ||
| Teknik | stall i. | cevherin pişirildiği açık alan | ||
| Otomotiv | ||||
| Otomotiv | stall i. | kavrama fazı | ||
| Demiryolu | ||||
| Demiryolu | stall i. | lokomotif deposunda kompartıman | ||
| Havacılık | ||||
| Havacılık | stall i. | perdövites | ||
| Havacılık | stall i. | uçağın irtifa kaybı | ||
| Havacılık | stall i. | uçağın havada irtifa kaybı | ||
| Havacılık | stall f. | hız kaybedip düşmek (uçak) | ||
| Havacılık | stall f. | (uçak veya kanadı) perdövitese sokmak | ||
| Havacılık | stall f. | (uçak veya kanadının) kaldırma kuvvetini azaltmak | ||
| Havacılık | stall f. | perdövitese girmek | ||
| Denizcilik | ||||
| Denizcilik | stall i. | perdövites (tekne) | ||
| Maden | ||||
| Maden | stall i. | (maden alanında) tünel girişi | ||
| Maden | stall i. | (madende) kömür çıkarılan tünel | ||
| Dini | ||||
| Dini | stall i. | (kilisede) protokol için ayrılmış ön sıra | ||
| Dini | stall i. | kilise şanselinde sabit oturma alanı | ||
| Dini | stall i. | kilise bankı | ||
| Dini | stall i. | (cermen paganistlerince hazırlanan) iç mekan sunağı | ||
| Askeri | ||||
| Askeri | stall i. | perdövites | ||
| Spor | ||||
| Spor | stall f. | (basketbolda rakibin sayı kazanmasını önlemek için) top ile oynamaya devam etmek | ||
| Spor | stall f. | (basketbolda rakibin sayı kazanmasını önlemek için) top sahipliğini sürdürmek | ||
| Eski Kullanım | ||||
| Eski Kullanım | stall f. | duraklı besleme yöntemi ile şişmanlatmak | ||
| Eski Kullanım | stall f. | duraklı besleme yöntemi ile kilo aldırmak | ||