favour - Türkisch Englisch Wörterbuch

favour

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

favour — Definition

Bedeutung:
iyilik, destek
Aussprache (IPA):
(AmE /ˈfeɪvər/ – BrE /ˈfeɪvə/)
Wortart:
İsim; Fiil
Synonyme:
approval
Antonyme:
disapproval

Bedeutungen von dem Begriff "favour" im Türkisch Englisch Wörterbuch : 111 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
Common Usage
favour n. iyilik
Could you do me a favour and drop off this box at Jim's?
Bana bir iyilik yapıp bu kutuyu Jim'e bırakabilir misin?

More Sentences
favour v. kayırmak
Those countries and companies that use a lot of nuclear or hydroelectric power are being favoured.
Çok fazla nükleer ya da hidroelektrik enerji kullanan ülkeler ve şirketler kayırılıyor.

More Sentences
favour n. lütuf
favour v. iyilik etmek
General
favour n. sevilme
Ronaldo is very much in favor with the media.
Ronaldo medya tarafından çok seviliyor.

More Sentences
favour n. destek
However, those in favour are not alone by any means.
Bununla birlikte destek verenler hiçbir şekilde yalnız değildir.

More Sentences
favour n. imtiyaz
The professor is clearly showing favour to her.
Profesör açıkça ona imtiyaz geçiyor.

More Sentences
favour n. fayda
This does no favours, either for Europe or for human rights.
Bu ne Avrupa'ya ne de insan haklarına hiçbir fayda sağlamamaktadır.

More Sentences
favour n. leh
The board voted in favour of the project.
Yönetim kurulu projenin lehinde oy kullandı.

More Sentences
favour n. hediye
They handed out party favours at the event.
Etkinlikte parti hediyeleri dağıttılar.

More Sentences
favour v. desteklemek
This development favoured by the report points to a crucial problem.
Raporun desteklediği bu gelişme çok önemli bir soruna işaret etmektedir.

More Sentences
favour v. tercih etmek
We favour Article 31 over Article 30.
Madde 31'i Madde 30'a tercih ediyoruz.

More Sentences
favour v. yana olmak
I am very much in favour of promoting gay rights, but not by saying that you will also get the rights you do not want.
Eşcinsel haklarının desteklenmesinden yanayım, ancak bunu istemediğiniz hakları da elde edeceğinizi söyleyerek değil.

More Sentences
Law
favour v. kayırmak
Those countries and companies that use a lot of nuclear or hydroelectric power are being favoured.
Çok fazla nükleer ya da hidroelektrik enerji kullanan ülkeler ve şirketler kayırılıyor.

More Sentences
General
favour n. lütuf
favour n. himmet
favour n. teveccüh
favour n. şeref nişanı
favour n. beğenilme
favour n. kerem
favour n. ata
favour n. atiyye
favour n. yardım
favour n. iltifat
favour n. hediye sürpriz
favour n. iltimas
favour n. kayırma
favour n. onay
favour n. lütfet
favour n. koruma
favour n. ayrıcalık
favour n. kayra
favour n. onaylama
favour n. yakınlık
favour n. dostça davranış
favour n. güleryüz
favour n. taraf
favour n. sempati
favour n. beğenme
favour n. inayet
favour n. ufak hediye (bir davete katılanlara verilen)
favour n. çehre
favour n. sevgi
favour n. taltif
favour n. rozet
favour n. armağan
favour n. kurdele
favour n. sima
favour n. himaye
favour n. taraftarlık
favour n. yüz
favour n. hak
favour n. müsaade
favour n. şeref
favour n. ruhsat
favour n. taviz
favour n. ödün
favour n. kabul
favour n. avantaj
favour n. üstünlük
favour n. çıkar
favour n. yarar
favour n. menfaat
favour n. ilgi
favour n. alaka
favour n. (özellikle kadın tarafından izin verilen) cinsel yakınlık
favour n. bir şey karşılığında seks yapma
favour n. güzellik
favour n. popüler olma
favour n. yana olma
favour v. şereflendirmek
favour v. iltimas etmek
favour v. onaylamak
favour v. yardımda bulunmak
favour v. tutmak
favour v. benzemek
favour v. kabul etmek
favour v. lütfetmek
favour v. yüreklendirmek
favour v. vermek
favour v. uygun görmek
favour v. korumak
favour v. kollamak
favour v. gözetmek
favour v. tarafını tutmak
favour v. lehte olmak
favour v. rahatlatmak
favour v. kolaylaştırmak
favour v. kıyak yapmak
favour v. daha avantajlı olmak
favour v. başarılı olma olasılığını arttırmak
favour v. başarısını arttırmak
favour v. özenli davranmak
favour v. görünüşü benzemek
favour v. bir diğerine benzemek
Law
favour n. lütuf
favour v. hoşgörmek
favour v. kollamak
favour v. taraf tutmak
Archaic
favour n. görünüş
favour n. hal
favour n. durum
favour n. görünüm
favour n. surat
favour n. şeytan tüyü
favour n. müsamaha
favour n. yüz verme
favour n. anlayış gösterme
favour n. boyun eğme
favour n. hoşgörü
favour n. göz yumma

Bedeutungen, die der Begriff "favour" mit anderen Begriffen im Englisch Türkisch Wörterbuch erhalten hat: 150 Ergebniss(e)

Englisch Türkisch
General
favour [obsolete] n. onaylanan şey
favour [obsolete] n. mektupla iletişim
favour [obsolete] n. muhabere
favour [obsolete] n. yüzde karakteristik özellik
party favour n. (partide misafire verilen) küçük hatıra hediyesi
party favour n. parti hediyesi
do the favour v. lütfetmek
win favour in somebody's eyes v. teveccühünü kazanmak
win somebody's favour v. gözüne girmek
do somebody a favour v. kıyak yapmak
look with favour on v. hoşgörmek
look with favour on v. hoş karşılamak
do somebody a great favour v. kıyak yapmak
do somebody a favour v. iyilik etmek
show favour v. kayırmak
fall from favour v. yıldızı sönmek
do a favour v. inayet etmek
repay a favour v. minnet altında kalmamak
be in favour of v. taraftar olmak
fall from favour v. gözden düşmek
ask a favour of somebody v. ricada bulunmak
favour with v. vermek
find favour in somebody's eyes v. gözüne girmek
show favour v. teveccüh göstermek
find favour v. rağbet görmek
bestow a favour v. iyilik etmek
do a favour v. iyilikte bulunmak
do a favour v. iyilik etmek
bestow a favour v. iyilikte bulunmak
do somebody a favour v. birine iyilik yapmak
do somebody a favour v. birine bir iyilikte bulunmak
curry favour with somebody v. -e yaranmak
curry favour with somebody v. -e yaltaklanmak
lose favour v. rağbetini kaybetmek
go out of favour v. rağbetini kaybetmek
get in favour v. rağbet görmek
do favour v. iyilik yapmak
do someone a favour v. iyiliği dokunmak
lose favour v. gözden düşmek
do a favour v. insanlık yapmak
make a decision in favour of v. lehinde karar vermek
ask a favour v. iyilik istemek
do a favour v. bir iyilik yapmak
do a favour v. iyilik yapmak
call in a favour v. (eskiden yapılmış olan) bir iyiliğin karşılanmasını / geri ödenmesini istemek
favour of v. lehte olmak
be in favour v. lehte olmak
ask for a favour v. bir iyilik istemek
do a favour v. bir iyilik yapmak
ask for a favour v. iyilik istemek
under favour of adj. münasebetiyle
under favour of adj. sayesinde münasebetiyle
out of favour adj. kabul edilmemiş
out of favour adj. gözden düşmüş
out of favour adj. istenmeyen
out of favour adj. tasvip edilmemiş
under favour of adj. sayesinde
under favour of adj. yardımıyla
by favour of adv. in aracılığıyla
by favour of adv. eliyle
by favour of adv. aracılığıyla
by favour of adv. vasıtasıyla
in favour prep. lehte
Phrasals
ingratiate oneself into someone's favour v. (birine) yaltaklanmak
ingratiate oneself into someone's favour v. birine hoş/şirin gözükmeye/ kendini sevdirmeye çalışmak
Phrases
in favour expr. tasdikli
in his favour expr. lehinde
with your favour expr. sayenizde
in favour of expr. lehinde
in favour of him expr. lehinde
in favour of expr. lehine
as a favour expr. iyilik olarak
in his favour expr. emrine
without fear or favour expr. kimseden korkmadan ve kimseye boyun eğmeden
in favour of expr. leyhine
in favour expr. kabul edilmiş
in one's favour expr. lehine
in favour expr. gözde
in my favour expr. lehimde
in one's favour expr. kendi lehine
in someone's favour expr. yararına
in someone's favour expr. lehine
Colloquial
go in one's favour v. birinin lehine karar verilmek
court favour v. yaltaklanmak
curry favour v. yaltaklanmak
court favour v. yalakalık yaparak birinin gözüne girmeye çalışmak
curry favour v. yalakalık yaparak birinin gözüne girmeye çalışmak
gain favour v. prim yapmak
in your favour expr. sizin lehinize
do me a favour [uk/australia] expr. daha neler
Idioms
court favour v. yalakalık yapmak
curry favour v. yaltaklanmak
court favour v. yalakalık ederek birinin gözüne girmeye çalışmak
court favour v. yaltaklanmak
curry favour v. yalakalık yapmak
curry favour v. yalakalanmak
court favour v. yalakalanmak
curry favour v. yalakalık ederek birinin gözüne girmeye çalışmak
fall out of favour v. gözden düşmek
fall out of favour v. çaptan düşmek
return the favour v. iyiliğe karşılık vermek
go in someone's favour v. lehine dönüşmek
go in someone's favour v. lehine dönmek
go in someone's favour v. lehine değişmek
favour something over something else v. bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
call in a favour v. eski alacakları/borçları (iyilikleri) tahsil etmek
call in a favour v. bir zamanlar yapılmış olan bir iyiliğin karşılığını istemek
be (all) in favour of something/of doing something v. bir şeyin/bir şey yapmanın destekçisi olmak
be in favour of something/of doing something v. bir şeyden/bir şeyi yapmaktan yana olmak
be (all) in favour of something/of doing something v. bir şeyden/bir şeyi yapmaktan yana olmak
be in favour of something/of doing something v. bir şeyi/bir şeyi yapmayı desteklemek
be in favour of something/of doing something v. bir şeyin/bir şey yapmanın destekçisi olmak
be (all) in favour of something/of doing something v. bir şeyi/bir şeyi yapmayı desteklemek
load the dice in favour of someone v. durumu birinin başarılı olacağı şekilde ayarlamak
load the dice in favour of someone v. birinin lehine hile yapmak
load the dice in favour of someone v. birine dezavantaj yaratmak
out of favour adj. onaylanmamış
out of favour adj. tasdik edilmemiş
in favour of prep. lehine
in high favour expr. çok gözde
in high favour expr. çok popüler
in favour of expr. -in çıkarına
in favour of expr. -in avantajına
in favour of expr. -in yararına
in favour of expr. yararına
out of favour expr. uygun bulunmamış
out of favour expr. dışlanmış
in somebody's/something's favour expr. birinin/bir şeyin lehine/lehinde
in somebody's/something's favour expr. birinden/bir şeyden yana
in somebody's/something's favour expr. birinin/bir şeyin avantajına/yararına
Formal
ask a favour v. minnet etmek
Speaking
do me favour expr. bana bir iyilik yap
do me favour expr. bir güzellik yap
do me a favour expr. yap bana bir güzellik
do me a favour expr. bana bir iyilik yap
do me a favour! expr. bana bir iyilik yap!
let's do him a favour expr. ona bir iyilik yapalım
let's do her a favour expr. ona bir iyilik yapalım
do yourself a favour expr. kendine bir iyilik yap
can you do me a favour? expr. bana bir iyilik yapar mısın?
do me a favour and smile expr. bana bir iyilik yap ve gülümse
do us all a favour expr. bize bir iyilik yap
Trade/Economic
favour tariff n. ikramlı tarife
amount of obligations granted such as guarantees, commitments, bailments, endorsements in favour of the shareholders, participations and subsidiaries n. ortaklar, iştirakler ve bağlı ortaklıklar lehine verilen garanti, taahhüt, kefalet, aval, ciro gibi yükümlülüklerin tutarı
Law
gathering evidence in favour of the accused n. sanığın lehinde olan delillerin toplanması
relinquishment in favour of the grand chamber n. büyük daire lehine yargı yetkisinden feragat
in favour of owner expr. malik lehine
in favour of accused expr. sanık lehine
in favour of expr. lehine
Politics
opinion in favour n. olumlu görüş