pushes - Turco Inglés Diccionario

pushes

pushes — Definition

Significado:
itmek, baskı yapmak, hamle
Pronunciación (IPA):
(AmE /pʊʃ/ – BrE /pʊʃ/)
Categoría gramatical:
Fiil: push (pushes – pushed – pushing); İsim: push (pushes)
Sinónimo:
shove, urge
Antónimos:
pull

Significados de "pushes" en diccionario turco inglés : 136 resultado(s)

Inglés Turco
Common Usage
push v. itelemek
Jenny pushed past at least 50 people to get to the exit.
Jenny çıkışa ulaşmak için en az 50 kişiyi iteleyerek geçti.

More Sentences
push v. itmek
It's your turn to push the stroller.
Puseti itme sırası sende.

More Sentences
General
push n. hücum
Ground forces are preparing a final push into the city.
Kara kuvvetleri şehre son bir hücum gerçekleştirmeye hazırlanıyor.

More Sentences
push n. çaba
The government is leading the push for better public transport.
Hükümet daha iyi toplu taşıma araçları konusunda çaba göstermektedir.

More Sentences
push n. itiş
You're going to need a push.
Bir itişe ihtiyacın olacak.

More Sentences
push n. basma (düğmeye)
The building was demolished with the push of a button.
Bina düğmeye basma ile patlatılarak yıkıldı.

More Sentences
push n. baskı
Ethereum experienced a big push in the crypto market earlier last week that resulted in a rise in ETH’s price to $165.
Ethereum, geçen hafta başında kripto pazarında büyük bir baskı yaşadı ve bu da ETH'nin fiyatının 165 dolara yükselmesine neden oldu.

More Sentences
push v. sıkıştırmak
My secretary is pushing for a promotion.
Sekreterim terfî için sıkıştırıyor.

More Sentences
push v. baskı yapmak
Clearly, Parliament and we at the Commission must push for these last steps to be completed.
Açıkçası, Parlamento ve Komisyon olarak bizler bu son adımların tamamlanması için baskı yapmalıyız.

More Sentences
push v. devam etmek
Do not give in to bullying and push ahead in your work.
Zorbalığa teslim olmayın ve işinizde ilerlemeye devam edin.

More Sentences
push v. zorlamak
Don't push him into swimming; he'll try when he's ready.
Onu yüzmeye zorlamayın; hazır olduğunda deneyecektir.

More Sentences
push v. sevk etmek
The new law is pushing small businesses into bankruptcy.
Yeni yasa küçük işletmeleri iflasa sevk ediyor.

More Sentences
push v. reklamla satmak
Most mommy bloggers get paid for pushing baby stuff.
Çoğu blog yazarı anne, reklamla bebek eşyaları satmak için para alıyor.

More Sentences
push v. saldırmak
The troops were ordered to push into the area.
Birliklere bölgeye saldırmaları emri verildi.

More Sentences
push v. yürütmek
This debate is one that we are pushing quite vigorously with our development partners.
Bu tartışma, kalkınma ortaklarımızla birlikte oldukça güçlü bir şekilde yürüttüğümüz bir tartışmadır.

More Sentences
push v. itmek
It's your turn to push the stroller.
Puseti itme sırası sende.

More Sentences
push v. bastırmak
We will push for intensive support for SMEs in future too.
Gelecekte de KOBİ'lere yönelik yoğun destek için bastıracağız.

More Sentences
push v. basmak
He pushed the button to start the washing machine.
Çamaşır makinesini çalıştırmak için düğmeye bastı.

More Sentences
push v. yollamak
Do you know how to push email on an Android device?
Bir Android cihazda nasıl e-posta yollanacağını biliyor musunuz?

More Sentences
push v. kabul ettirmeye çalışmak
Animal-rights activists are pushing to ban the capture of sea creatures.
Hayvan hakları savunucuları, deniz canlılarının yakalanmasının yasaklanmasını kabul ettirmeye çalışıyorlar.

More Sentences
push v. düşürmek
The high fees have pushed down enrolments.
Yüksek ücretler kayıtları düşürmektedir.

More Sentences
Technical
push v. bastırmak
We will push for intensive support for SMEs in future too.
Gelecekte de KOBİ'lere yönelik yoğun destek için bastıracağız.

More Sentences
Computer
push expr. it
Put it inside your dog’s mouth and push out the water.
Köpeğinizin ağzına koyun ve suyu dışarı itin.

More Sentences
Automotive
push v. itmek
It's your turn to push the stroller.
Puseti itme sırası sende.

More Sentences
General
push n. sıkışık durum
push n. kampanya
push n. sıkıntı
push n. hamle
push n. arka çıkan kimse
push n. zor durum
push n. kitle
push n. topluluk
push n. sürme
push n. kakma
push n. grup
push n. sıkıştırma
push n. çete
push n. torpil
push n. dürtüş
push n. kakış
push n. zorlama
push n. atak
push n. ihtiyaç
push n. düğme
push n. gayret
push n. itme
push n. dürtme
push n. engelleri aşan ilerleme
push n. mızrakla dürtükleme
push n. hayvanın tos vurması
push n. ısrar
push n. zorla yaptırma çabası
push n. saldırganca enerji
push n. güçlü ve etkili girişim
push n. güçlü teşvik
push n. itici güç
push n. kalabalık
push n. izdiham
push n. yığın
push n. bastırma
push n. presleme
push n. içindekileri dışarı atmak için karın kaslarını germe
push n. beraberlik durumunda bahisçinin kar veya zarar etmediği bahis
push v. uyuşturucu satmak
push v. dürtüşmek
push v. dayanmak
push v. sürmek
push v. çaba harcamak
push v. basmak (düğme vb'ne)
push v. kakmak
push v. uğraşmak
push v. merdiven dayamak
push v. zorla kabul ettirmek
push v. dürtmek
push v. iteklemek
push v. ıkınmak
push v. doldurmak
push v. sıkış sıkış yapmak
push v. engellere rağmen yapmak
push v. herkese inat başarmak
push v. çıkıntılı hale getirmek
push v. yapıştırmak
push v. miktarını/ölçüsünü değiştirmek
push v. artış sağlamak
push v. olağan sınırların ötesine zorlamak
push v. dara düşürmek
push v. zora sokmak
push v. gidişatını yönlendirmek
push v. işletmek
push v. (fikir veya sistem olarak) mümkün olduğunca geliştirmek
push v. (yaş veya sayı olarak) yaklaşmak
push v. itiş kakış yapmak
push v. engellere rağmen ilerlemek
push v. cesurca mücadele etmek
push v. öne çıkmak
push v. çıkıntı yapmak
push v. miktarca yükselmek
push v. kapsamı artmak
push v. aşırı özgüvenle hareket etmek
push v. (coğrafi şekil) uzanmak
push v. (doğumda bebeğin ilerlemesi için) ıkınmak
push v. (iş faaliyeti) kapsamını genişletmek
push v. yakınına gelmek
push v. (birinin bir şeyi yapması için) başının etini yemek
push v. (tomurcuk, filiz) saksıdan çıkarak baş vermek
push v. risk alarak şansını zorlamak
push v. (malın) torbacılığını yapmak
push v. ittirmek
push v. aşağı çekmek
push adj. itmeye yarayan
push adj. itme işlevi olan
push adj. itmeli
push adj. ittirmeli
push adj. itilerek çalıştırılan
push adj. itilen
Colloquial
push expr. itiniz
Trade/Economic
push v. bir şeyi sattırmaya çalışmak
Computer
push n. itme
push n. veri öğesini bir yığının en üstüne ekleme
push n. sunucunun talep beklemeksizin bir istemciye veri göndermesi
push v. (veri öğesini) yığının en tepesine eklemek
push expr. zorla
Automotive
push v. önden kaymak
Military
push n. müzikle beraber yer yer ileri çıkmayı içeren yürüyüş ya da talim manevrası
Sport
push n. sert itme darbesi
push v. (topa) kullandığı elle aynı yöne doğru vurmak
Card
push n. rakibi daha yüksek teklif vermeye zorlayan teklif
push v. (rakibi) daha yüksek ve riskli olabilecek bir teklife teşvik amacıyla teklif vermek
push v. rakibi zorlayacak şekilde deklare yapmak
push v. her şey dahil şeklinde bahse girmek
Photography
push v. eksik pozlamayı telafi etmek veya kontrastı artırmak için (fotoğraf filmini) açındırmak
Archaic
push v. (hayvan) tos vurmak
push v. sivri uçlu silahla dürtüklemek
push v. yara yara ilerlemek
push v. (düşmanın) üzerine ilerlemek
Slang
push n. kereste kampında ustabaşı

Significados de "pushes" con otros términos en diccionario inglés turco: 150 resultado(s)

Inglés Turco
General
push up n. şınav
push factors n. iten faktörler
push chair n. bebek arabası
push rod n. itici mil
push-bike n. bisiklet
push-bicycle n. bisiklet
push-up bra n. göğüsleri alttan destekleyerek dik ve yukarda görünmelerini sağlayan sütyen
push-off n. başlangıç
push-button n. tuş
push-up n. şınav
push-button telephone n. tuşlu telefon
push button n. basma düğme
push bolt n. sürgü
push button n. elektrik düğmesi
push button n. basmalı anahtar
push button n. buton
push button n. basmalı düğme
push pen n. basmalı kalem
push button n. zil düğmesi
push pin n. raptiye
push starting n. arabanın iterek çalıştırılması
push starting n. arabayı iterek çalıştırma
pull-push toy n. çekmeli itmeli oyuncak
push cycle [uk] n. pedallı motorsuz bisiklet
push [uk] n. kovulma
push [uk] n. görevden alınma
push plow n. bahçe pulluğu
push [dialect] [uk] n. sivilce
push [dialect] [uk] n. kan çıbanı
push bicycle [uk] n. pedallı motorsuz bisiklet
push [dialect] [uk] n. çıban
push through n. tüfek deliğini temizleyen cihaz
push [australia] n. kabadayı çetesi
push-up n. misk sıçanlarının suya erişmek için kullandığı donmuş su bitkisi kütlesi
push-pull microphone n. bas-çek mikrofon
push around v. itip kakmak
push up v. artırmak
push away v. itip defetmek
push for v. şiddetle talep etmek
push down v. aşağı itmek
push into v. sokuşturmak
push roughly v. iteklemek
push someone out v. safdışı etmek (birini)
push off v. defolmak
push about v. zorluk çıkarmak
push forward v. ilerletmek
push in v. itip içeri sokmak
push on v. ilerlemek
push up v. yukarı sürmek
push and shove v. itip kakmak
push someone out of v. birini iterek (bir yerden) çıkarmak
push somebody for v. zorlamak
push someone out v. bertaraf etmek (birini)
push one another v. itişmek
push down v. bastırmak
push one's luck v. şansını zorlamak
push out v. dışarı itmek
push off v. satmak
push for v. ısrarla istemek
push off v. elden çıkarmak
push off v. çekip gitmek
push up v. yükseltmek
push the boat out v. kesenin ağzını açmak
push repeatedly v. itelemek
push something on someone v. bir şeyi birine zorla kabul ettirmek
push something through v. bir şeyi kabul ettirmek
push back v. geriye itmek
push against v. abanmak
push one's way into v. araya sıkışmak
give somebody the push v. kovmak
give somebody the push v. işten atmak
push someone into depression v. depresyona sokmak
push down price v. fiyatı düşürmek
push down one's price v. fiyatını indirmek
push the limit v. limiti zorlamak
push down price v. fiyatı indirmek
push something to forefront v. ön plana çıkartmak
push down one's price v. fiyatını düşürmek
push up v. yukarı itmek
push up v. yükseltmek (fiyat)
push up v. fiyatları yukarı çekmek
push the limits v. sınırlarını zorlamak
push up the cost v. maliyeti yükseltmek
push the limits v. şartları zorlamak
push up the cost v. maliyet artırmak
push down the prices v. fiyatları düşürmek
push down the price v. fiyatı aşağı çekmek
push up the cost v. maliyet arttırmak
push down the prices v. fiyatları aşağı çekmek
push back v. geri itmek
push on a rope v. boşa uğraşmak
push up the cost v. maliyeti artırmak
push something to forefront v. önplana almak
push something to forefront v. ön plana almak
push the button v. düğmeye basmak
push the button v. butona basmak
push the limit v. sınırı zorlamak
push along a pushchair v. bebek arabası kullanmak
push a pushchair v. bebek arabası kullanmak
push aside v. arka plana atmak
push the limits v. sınırları zorlamak
push down the price v. fiyatı (aşağı) çekmek
push for v. can atmak
push out v. kovmak
push in v. iterek sokmak
push along v. gitmek
push along v. kaçmak
push out v. başından atmak
push for v. arzulamak
push the limits v. limitleri zorlamak
push one's way through v. kalabalığı yararak ilerlemek
push ahead with v. (ile) ilerlemeye devam etmek
push ahead with v. (ile) ilerlemek
push on v. hızlandırmak
push on v. çabuklaştırmak
push someone's button v. birisini sinirlendirmek
push someone's button v. üstüne gitmek
push someone v. birisini sinirlendirmek
push someone v. üstüne gitmek
push around v. kabadayılık etmek
push around v. (birisini) sindirmek
push around v. gözünü korkutmak
push something into the background v. ikinci plana atmak
push something into the background v. geri plana atmak
push oneself beyond one’s boundaries v. sınırlarını zorlamak
push someone’s feet up with one’s hands v. elleriyle birini ayaklarından kaldırarak yukarıya doğru itmek
push paper v. bürokrasiyle uğraşmak
push paper v. kağıt işlerini halletmek
push one's personal limits v. sınırlarını zorlamak
push the prices sky-high v. fiyatları aşırı yükseltmek
push one's patience v. birinin sabrını zorlamak
push to the limits v. sınırları zorlamak
push into crime/push somebody into a crime v. suça itmek
push the reservation v. rezervasyonu ileri bir tarihe ertelemek
push an agenda v. davasını/fikrini kabul ettirmeye çalışmak
push off v. geciktirmek
push away v. (nahoş bir şeyi) düşünmemeye çalışmak
push out v. itip çıkarmak
push through v. kabule zorlamak
push past v. bir süre sessizlikten sonra (konuşmayı veya durumu) sürdürmeye zorlamak
push off v. ötelemek
push away v. zihninden uzaklaştırmak
push off v. geri çekilmeye zorlamak
push along v. üzerine gitmek
push away v. arkadaşlığa sıcak bakmamak
push away v. kendinden soğutmak
push aside v. dikkate almamak
push aside v. değerlendirmeye almamak
push out v. çıkıntı yaptırmak
push through v. (yasa) zorla geçirmek